Aydos Kalesi, İstanbul’un Fethinin Başladığı Yer!

İstanbul’un Fethi’nin başladığı yer olarak bilinen Aydos Kalesi, restorasyon çalışmalarının tamamlanıp ziyaretçilerle buluşacağı günü bekliyor.

Aydos Kalesi

Yenileme çalışmalarının devam ettiği Kale, havadan görüntülendi.

İstanbul ili Sultanbeyli ilçesi sınırları içerisinde bulunan Aydos Kalesi, İstanbul’un Fethi’nin başladığı yer olarak bilinmektedir.
İHA muhabiri Mustafa Biçer‘in yaptığı habere göre;  yenileme çalışmalarının devam ettiği Aydos Kalesi’ndeki çalışmalar, havadan görüntülendi.

İstanbul’un en yüksek tepesi konumundaki Aydos Ormanı‘nın zirvesinde bulunan kalede, çalışmalar 5 yıldır sürüyor.

Aydos Kalesi‘nin11 ve 12. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir.

Yenileme çalışmaları bittikten sonra Aydos Kalesi tekrar turizme kazandırılacak.

Aydos Kalesi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından, Sultanbeyli Belediyesi sınırları içinde yer alan Aydos Kalesi’nde kazılar yürütülmektedir. Kale adını, üzerine konumlandığı Aydos Dağı olarak anılan tepeden almaktadır.

Aydos adının, Yunanca kartal anlamı taşıyan “aetos” tan dönüştüğü düşünülmektedir. Dış duvarlarından itibaren 26.000 m²’lik bir alanı kaplayan Kale, 325 m yüksekliğinde bir tepede yer alır ve diğer kaleler gibi bulunduğu bölgeye hâkim bir konumdadır.

Plan itibariyle, topografyaya uygun bir biçimde kuzeydoğu-güneybatı konumunda yerleştirilmiş olup oval bir forma sahiptir. Kalenin savunmasını güçlendirmek için kademeli bir şekilde yerleştirilmiş iç ve dış sur olmak üzere ikili sur sistemine sahiptir. 

11. yüzyılda askeri ve siyasi açıdan zayıflayan Bizans Devleti‘nin, tüm Anadolu‘da Türklere karşı bir savunma ağı oluşturulduğu bilinmektedir. Bu dönemde Bizans İmparatorluğu’nun, Anadolu’daki başlıca imar faaliyetini kaleler oluşturmaktadır.

Aydos Kalesi’nin ilk imar faaliyetlerinin de kazı sırasında ele geçen 11-12. yüzyıla ait küçük buluntulardan yola çıkılarak bu dönemde gerçekleştiği düşünülmektedir.

Başkale olarak adlandırılan burcun dış kaplama sisteminden yola çıkılarak 13-14. yüzyıllarda eklendiği, dolayısı ile 13-14. yüzyıllarda Kale’de yeni bir imar faaliyeti olduğu söylenebilir.

Kahin Tepe, Karadeniz’in İlk Taş Atölyesi mi?

Kastamonu ili Araç ilçesinde bulunan Kahin Tepe, Karadeniz’in ilk taş atölyesi olabilir. Yürütülen Kahin Tepe kazısında bulunan taş işliğin, Karadeniz’in ilk taş atölyesi olduğu düşünülüyor.

Kastamonu Araç Kahin Tepe

Kastamonu Araç Kahin Tepe

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kastamonu Müze Müdürlüğü başkanlığında, bu yıl Kastamonu’nun Araç ilçesi, Kahin Tepe mevkisinde başlayan kazı çalışmaları sürüyor.

Kazıya, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden 25 öğrencinin yanı sıra 6 arkeolog ve bir mimar da katılıyor. Yürütülen kazının danışmanlığını, Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Protoistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin yapıyor.

AA muhabirine yaptığı açıklamada, çalışmalarını Başköy yakınlarındaki baraj kurtarma kazısı olarak yürüttüklerini söyleyen Ayengin, Kahin Tepe‘nin konum olarak stratejik bir yerde bulunduğunu ifade etti.

Ayengin sözlerine şöyle devam etti; “Bölgedeki yerleşim yeri, önünden Araç Çayı’nın geçtiği, ovaya hakim bir alana konuşlanmış. Kahin Tepe‘nin önünden geçen bu su kaynağı, bölgenin besin ekonomisine katkı sağlamakla birlikte, bölgenin savunmasını da kolaylaştıran bir yapıya sahip. Kahin Tepe kazı çalışmalarına bu yıl başladık.”

Yapılan ilk kazılarda Erken Tunç Çağı yerleşmesine rastladıklarını ifade eden Ayengin, bu yerleşimin aynı zamanda bir sur sistemiyle desteklenmiş olduğunu aktardı. Ayengin;

“Bu yıl sur sisteminde de çalışmalarımız oldu. Tepenin doğu tarafındaki kazı ve sondaj çalışmalarında ‘taş işlik’ alanına rastladık. Burada sürtme taş endüstrisinin hemen hemen bütün aşamalarını takip edebileceğimiz bir işlik ile karşı karşıya kaldık.” dedi.

Kastamonu’da Paleolitik Çağ‘dan beri yerleşimler olduğunu bildiklerini, Kahin Tepe kazısının bu verileri tamamlayacağını anlatan Ayengin, yapılacak karbon testlerinden sonra bölgeye ilişkin kesin tarihin ortaya çıkacağını aktardı.

Ayengin, Karadeniz Bölgesi‘nde ilk kez böyle bir alana rastladıklarını dile getirdi. Bu bulguların bölge için önemli olan ‘taş işlik alanları’ olduğunu aktaran Ayengin, bugüne kadar bölgede hiç taş işlik alanı kazılmadığını aktardı. Ayengin, kazı çalışmalarından, burada sadece alet edevat değil, taştan boncuklar, mermerden bilezikler gibi süs eşyalarının da üretildiğini anladıklarını vurguladı.

Bu Bölgenin Ticaret Merkezi

Ayengin, “Bu ‘taş işlik alanı’nda o kadar çok üretilmiş alet var ki, bu ürünlerin sadece burada kullanılmış olması mümkün değil. Burada üretilip başka yerlere satıldığını ve buranın bir ticaret merkezi olduğunu düşünüyoruz.” şeklinde değerlendirdi.

Gizemli Sivas Çifte Minareli Medrese!

1271 yılında İlhanlılar döneminde yaptırılan Sivas Çifte Minareli Medrese eyvan kısmında yapılan kazı çalışmalarında, gizli bir tünel girişi bulundu.

Tarihi Sivas Çifte Minareli Medrese

8 asırlık Tarihi Sivas Çifte Minareli Medrese

Sivas‘ta, 1271 yılında İlhanlılar döneminde yaptırılan ve şehrin simgesi haline gelen Sivas Çifte Minareli Medrese nin eyvan kısmında yapılan kazı çalışmalarında, gizli bir tünel girişi bulundu.

İlhanlıların büyük veziri Sahip Şemseddin Cüveyni tarafından 1271 yılında Sivas’a yaptırılan ve bugün Selçuklu Parkı içinde bulunan Çifte Minareli Medrese’nin eyvan kısmında yeniden düzenlenmesi için kazı çalışması yapıldı.

Kazı yapılan bölgede tesadüfen bir tünel ucu bulundu. Yaşanan gelişme heyecanla karşılandı. Vakıflar Bölge Müdürlüğü bünyesinde bulunan eserde önümüzdeki günlerde kapsamlı bir çalışma gerçekleştirilmesi planlanıyor. Tünelin nereye açıldığının belirlenmesi için kazı projesi hazırlandığı öğrenildi.

Sivas’ta yıllardır, tarihi kent kalesinden şehre inen bir tünel olduğu ve ucunun şehrin farklı noktalarına uzandığı söylentisi mevcuttu. Tünel girişinin ortaya çıkması ile bu iddiaların doğru olduğu yönünde sosyal medya paylaşımları yapılmaya başlandı.

Sivas’taki tarihi medrese gizemini koruyor.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/tarihi-medresenin-altinda-tesadufen-gizli-tunel-bulundu/haber-1605197

Tarihi Hamama Çelik Konstrüksiyon Takviye Yapıldı!

Çanakkale ili Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınındaki 2 bin yıllık tarihi Herodes Atticus Hamamı, ‘Çelik Konstrüksiyon’ ile takviye edildi.

Çelik Konstrüksiyon Takviye

Alexandria Troas Antik Kenti

Çanakkale‘nin Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınında yaklaşık 2 bin yıl önce Romalılar zamanında inşa edilen Alexandria Troas Antik Kenti‘nde bulunan Herodes Atticus Hamamı‘nın kemerleri yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Sözkonusu kemerler, çelik konstrüksiyon karkaslarla desteklenmek suretiyle yıkılmaktan kurtarıldı.

Roma kolonisi olduktan sonra bir liman kentine dönüşen Alexandria Troas, Çanakkale Boğazı‘nın çıkışında yer almaktadır. Alexandria Troas, M.S. 1. ve 4. yüzyıllar arasında giderek büyümek ve güçlü bir ekonomiye sahip olmak suretiyle 100 bin civarında bir nüfusa ulaştı. Ekonomisi 4. yüzyıl sonrası giderek zayıflayan kent, gittikçe küçülmek suretiyle, 9. yüzyıl sonunda büyük oranda terk edildi.

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında şunlar bulunmakta;

  • Antik kentin merkezi konumundaki forum içinde bulunan polygonal yapı,
  • podyumlu salon,
  • podyumlu tapınak,
  • Odeion,
  • Kryptoportikus,
  • Hellenistik Stoa
  • antik kentin geneline yayılmış diğer yapılardan olan;  
    •  Herodes Attikus Hamamı,
     
    • Nymphaion ve Doğu Kapısı
     
    • ve tiyatro.

Tarihi yapının barındırdığı yüksek kemerler ise zamanla yıpranmak suretiyle yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış.

Kemerler güneşin batışı ve manzara seyri için kullanıldı”

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Alexandria Troas Kazı Başkanı Doç. Dr. Erhan Öztepe, hamamın, Roma imparatorlarından Hadrian’ın yakın arkadaşı Atinalı Herodes Atticus tarafından yaptırıldığını ifade etti.

Öztepe, 19. yüzyılın sonundaki şiddetli depremde Hamam yapısı üzerinde bulunan kemerlerin büyük zarar gördüğünü ifade etti.

Öztepe; “Bu yapı, Anadolu’da Roma dönemine ait bilinen en büyük hamamdır. Zaman içerisinde haliyle yıpranmış. Biz kazı çalışmalarını 2011 yılında devraldıktan sonra bu konuya daha da yoğunlaştık. Kemerler statik açıdan çok sıkıntılıydı. Kemerlerin üzerine çıkılmak suretiyle güneşin batışının seyredildiği bir geleneğe dönüşen bu bölge günümüzde amacı dışında kullanılmış, Vatandaşların bu şekilde tahribatı da buradaki statik yıpranmayı hızlandırmış.” dedi.

Kemerleri ayakta tutma imkanına bulduk

Bu konuda çeşitli önlemler aldıklarını dile getiren Öztepe, bu önlem çalışmaları kapsamında kemerlerin çelik konstrüksiyon ile takviye edilmesi konusunda bir proje geliştirdiklerini aktardı.

Öztepe; “Projenin hayata geçirilmesi konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bize destekte bulundu. 2018 kazı sezonu öncesi İÇDAŞ ile bakanlığımızın da olurlarıyla bir sponsorluk desteği sözleşmesi imzaladık. Bu protokol çerçevesinde kemerlerin çelik konstrüksiyon ile alttan desteklenmesi çalışmasını gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Böylece kemerleri uzunca bir süre ayakta tutma imkanına kavuştuk. Bir taraftan kültür varlıklarımızın korunmasını sağlamış olduk. Diğer yandan da ileriye dönük bu kemerlerin sökülüp yeniden inşa edilmesi için bir alt yapı oluşturmuş durumdayız. Görevimiz sadece kazmak ve bilgiye ulaşmak değil, aynı zamanda da onları korumak.” dedi.

Hamam ve kemerlerde bunu gerçekleştirdilerini ifade eden Öztepe, burada daha yapılacak çok iş olduğunu ifade etti. Önümüzdeki süreçte hamamın belli bölümünün ziyarete açılmasının sağlanabileceğini aktaran Öztepe, kemerlerde yapılan bu Çelik Konstrüksiyon takviye çalışmasının bu yönüyle de çok önemli olduğunu vurguladı.

İstanbul’un Fethi’ni Hazırlayan Zafer; II. Kosova Savaşı!

Prof. Dr. Emecen; “II. Kosova Savaşı, Macarların Balkanlar’daki etkisinin sonunu oluşturdu ve Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi. Bu başarı ‘İstanbul’un Fethi’ni hazırladı.” dedi.

II. Kosova Savaşı

II. Kosova Savaşı, savaşın nedenleri ve sonuçları  

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Emecen, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığını pekiştiren ve 570 yıl önce gerçekleşen II. Kosova Savaşı ile ilgili AA muhabirine bilgi verdi. Emecen, savaşın nedenlerini ve taraflar açısından doğurduğu sonuçları şu şekilde ifade etti;

“Güçlü bir devlet olarak Orta Avrupa ile Balkanlar arasında bir kalkan durumunda bulunan Macar Krallığı‘nı, Osmanlı‘nın Balkanlar’a doğru yayılması yakından ilgilendiriyordu. Osmanlı ve Macar orduları arasında ilk ciddi hesaplaşma 1442-1443’te gerçekleşti ve bu mücadelede Osmanlıları, Macarlar tarafından geriletildi.” dedi.

Emecen, bir yıl sonra aradaki anlaşmanın tek taraflı bozulması üzerine, 1444 yılında Varna‘da gerçekleşen büyük meydan savaşında Macarların yenilgiye uğradığını ifade etti. Bu yenilginin Macarların Balkan siyasetini sona erdirmediğini ifade eden Emecen, bilakis Mohaç‘a kadar devam edecek yeni bir süreci başlattığını vurguladı.

Hunyadi Papa’ya başvurdu

Emecen; “Macarların büyük kumandanı ve kral vekili Janos Hunyadi, Varna’daki yenilginin rövanşı için hazırlıklara başladı ve kendisine yakın olan Tuna boyundaki prensliklerle ittifak oluşturmaya çalıştı. Janos Hunyadi, daha önceki savaşta olduğu gibi Türkleri Balkanlar’dan atmak amacıyla yeni girişeceği mücadeleye bir Haçlı Seferi görüntüsü vermek istedi. Bunun için Papa‘ya, Venedik’e, Aragon ve Napoli krallıklarına başvurmuş, ancak bunlardan olumlu bir cevap alamamıştı.” dedi.

Bu sırada II.Murad’ın, iç problemlerini halledip Varna Savaşı‘ndan elde ettiği başarının rüzgarıyla muhalif kesimi sindirdiğini ifade eden Emecen, Sultan II.Murad’ın Arnavutluk’ta baş gösteren İskender Bey’in isyanı ile ilgilenmekte olduğunu söyledi.

Emecen, 1448 Temmuz ayında Osmanlı ordusunun Arnavutluk’ta bulunduğunu ve Kocacık Hisarı‘nın zaptından sonra Akçahisar kuşatmasıyla meşgul olduğu sırada, Hunyadi’nin İskender Bey ile de birleşmek üzere temas kurduğunu belirtti.

Hunyadi’nin büyük kısmını Macarların oluşturduğu toplam 30-35 bin kişilik ordusu ile Balkanlar’a indiğini ifade eden Emecen, ilave olarak 8 bin Eflak gücü ile Alman ve Çekler’den oluşan paralı askerlerin de Macar ordusuna katıldığını dile getirdi.

Hunyadi’nin aynı anda Sırp despotu Djuradj Brankovic ile de ittifak kurmak istediğini aktaran Emecen, ancak Sırp despotunun aralarında eskiye dayanan bir gerginlik ve Osmanlı baskısı nedeniyle buna yanaşmayıp topraklarından geçmesini de istemediğini kaydetti.

Emecen devamında; “Ancak Hunyadi Eylül ayı sonlarında Sırp topraklarına girip Morava vadisine yöneldi. II. Murad, Arnavutluk seferindeyken onun hareketini öğrenip kuvvetlerini Sofya‘da toplayarak Macarları karşılamak üzere Kosova Ovası‘na doğru ilerledi. Osmanlı ordusunun asker sayısı en iyimser tahminle 50 bin dolayındaydı. Hunyadi’nin ordusu çok iyi donanmış ve son derece düzenli birliklerden oluşuyordu. Osmanlılar ise öncekinden farklı olarak sağ kanatta Anadolu, sol kanatta Rumeli süvarileri ve ortada azeb ve yeniçerilerin koruması altında padişahın bulunduğu merkez güçlerden oluşan bir düzende sıralanmıştı. Yine merkezde süvari hücumlarına karşı kalkanlı ve mızraklı askerlerden oluşmuş bir müdafaa hattı hendek çevresine kurulmuş ve bunun etrafına develer konulmuş, toplar dizilmişti.” dedi.

Savaşın üçüncü günü Macar ordusu yok oldu

Emecen, 17 Ekim Perşembe günü Macar süvarilerinin hücumu ile başlayan II. Kosova Savaşı‘nın, önce her iki tarafın birbirinin gücünü anlamaya yönelik çarpışmalarda bulunduğunu kaydetti. Emecen; “Osmanlılar, Anadolu askerinin yer aldığı kolu savaşa sokmayıp dinlendirdi. Ertesi günü sabah süvari saldırısı tekrar başladı. Süvariler, yeniçerilerin tuttuğu orta hatta kadar geldiler ve burada durduruldular. Macarlar hattı yardılarsa da yeniçeriler çekilmeyip bunların etrafını çevirdiler ve arkadan destek almalarını önleyip imha ettiler. Dinlenmiş Osmanlı kuvvetleri de Macar ordusunun sol kolunu çembere alarak bozguna uğrattı. Eflak kuvvetleri ise savaş meydanını terk etti. Savaşın üçüncü günü Macar ordusu tamamen yok olmuştu.” dedi.

Emecen, muharebede Macar ordusunun önemli kumandanlarının çoğunun esir alındığını ve Hunyadi’nin kaçtığını belirtti. Yardım için gelen İskender Bey’in ancak savaşın sonuna yetiştiğini ve mağlubiyet haberi üzerine geri çekildiğini bildiren Emecen, Hunyadi’nin ise savaş arabalarının koruması altında savaş meydanından kaçıp, kuzeydeki topraklarına dönerken Sırplar tarafından esir alındığını, sonra serbest bırakıldığını aktardı.

II. Kosova Savaşı’nın Osmanlılar ve Macarlar açısından sonuçları

II. Kosova Savaşı ‘nın Osmanlılar ve Macarlar açısından sonuçlarını değerlendiren Emecen; “II. Kosova Meydan Muharebesi, Macarların Balkanlar’daki etkisinin bir bakıma sonunu oluşturdu. Buna karşılık Osmanlı hakimiyetinin sarsılmazlığını pekiştirdi. Eflak üzerindeki Macar nüfuzu sarsıldı ve bu kesimde Osmanlılar öne çıkmaya başladı.

Ayrıca Varna Savaşı ile burada kazanılan başarı, ileride Balkanlar’da oluşması muhtemel yeni bir ittifak ve askeri yardımı engelleyici bir etki yaparak İstanbul‘un Fethi‘ni daha yakın hale getirdi.” şeklinde ifade etti.

Batı Karadeniz Bölgesi’nin Efes’i Heyecan Uyandırıyor!

Düzce ilinde bulunan Prusias ad Hypium Antik Kenti, “Batı Karadeniz Bölgesi’nin Efes’i” olarak adlandırılmakta. Antik kentte yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkan zengin mimari, arkeologları heyecanlandırıyor.

Batı Karadeniz Düzce Konuralp Mahallesi

Prusias ad Hypium Antik Kenti’nde çalışmalar sürüyor

AA muhabirinin yaptığı habere göre; Batı Karadeniz bölgesi, Düzce ili Konuralp mahallesinde bulunan, tarihi milattan önce üçüncü yüzyıla kadar dayanan Prusias ad Hypium Antik Kenti bölgesinde kazı çalışmaları sürüyor. Antik kent alanına zamanla yeni yapılar inşa edilmiş olsa da, antik tiyatro, surlar, su kemerleri ve Roma köprüsü gibi yapıların da yer aldığı toprak altı zenginliği bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş.

Kazılardan çıkarılan eserler, Müzede sergileniyor

Bölgede yapılan kazı çalışmalarından çıkarılan eserlerden bazıları, belde girişindeki 3 teşhir salonu, iki depo, laboratuvar ve idari bölümden oluşan müzede sergileniyor.

Düzce Üniversitesi (DÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi ve Kazı Bilimsel Danışmanı Doç. Dr. Emre Okan yaptığı açıklamada, bu yıl temmuz ayında başlayan kazı çalışmalarının devam ettiğini aktardı. Okan;

“Bu seneki kazı çalışmalarında ekipler çok gayretli çalışıyorlar ve güzel materyaller ortaya çıkartıyorlar. Geçen sene ortaya çıkan Geç Roma yapısındaki kazıya iç kısmın kazımı ile devam ettik. Duvarını tamamen ortaya çıkardık.” dedi.

Tiyatronun Tonozlu Geçidi komple açıldı

Bu yapının içinden çıkan malzemelere bakıldığında, bu yapının bir kemik içliği olma ihtimalinin olduğunu ifade eden Okan, onun dışından tiyatronun tonozlu geçidinin komple açıldığı bilgisini verdi. Okan devamında;

“Tiyatronun orkestraya çıkışını bulduk. Bu alanda 19. ve 20. yüzyılın başlarındaki evlere ait, tiyatronun mimari malzemesini kullandığı taşlardan oluşan bir duvar ortaya çıktı. Bu olay işlerimizi biraz yavaşlattı. Gelecek yıl için umut veren buluntularla karşı karşıyayız. Bu yılın sonuna kadar hava şartları müsait olduğu sürece kazıları devam ettirmek istiyoruz.” dedi.

Prusias ad Hypium Antik Kenti

Bölge engin Mimariye sahip

Okan, bölgenin çok zengin mimariye sahip olduğunu ifade ederek, taş işçiliğinin ve mimarinin ön plana çıktığını vurguladı. Okan;

“Bu yörede daha önce yaşayan insanlar, farkında olmadan tarihi tiyatronun altyapısını korumuş. Buraya tarım amacıyla yığdıkları toprak, alttaki mimariyi büyük oranda muhafaza etmiş.” dedi.

Kazı ilerledikçe bizim heyecanımız da artıyor

Ortaya çıkacak tiyatronun hem mimari hem de estetiğiyle bölgenin adından en çok söz ettirecek mimari buluntularının başında geleceğini aktaran Okan, bu bölgedeki kazı ilerledikçe arkeologlar olarak kendilerinin heyecanlarının arttığını ifade etti.

Okan, ilk dönemlerde “Hypios” ve “Kieros” adları verilen, tarihi geçmişi MÖ 3. yüzyıla kadar uzanan bölgenin, Bithynler Kralı I. Prusias tarafından ele geçirildiğini aktardı.

Krallığı vasiyetle bıraktı

Bithyn halkı, zengin ve gösterişli bir yaşam sürmeleriyle bilinmekteydi. Şehri birçok abidelerle süsleyen ve şehre kralın adına izafeten “Prusias” ismini veren halk, bu zengin ve görkemli hayatları sebebiyle iflas etti. Daha sonra krallığını vasiyet yoluyla Romalılara bıraktı.

Latin kültürünün tesiri altına Roma hakimiyetine giren şehir, zengin mimarisine daha da zenginlik katmak suretiyle “Prusias ad Hypium” adıyla yaşayışına devam etti.

Daha sonra Bizans hakimiyetine geçen bölge, Osman Gazi’nin beyliği sırasında Osmanlı hakimiyetine katıldı. Osman Gazi’nin bölgeyi Konuralp Bey hakimiyetine vermesinin ardından bölge bugünkü adıyla Konuralp olarak belirlendi.

Bölgede bulunan 100 metre uzunluğa ve 74 metre genişliğe sahip antik tiyatro halk arasında “40 Basamaklar” adıyla bilinmektedir.

Tiyaronun yarım daire biçimindeki oturma alanı, aslan pençesi figürleriyle süslenmiş basamakları, kemerli geçitleri ve sahnesinin bir bölümü günümüze kadar ulaştı.

Kaynak; https://www.posta.com.tr/bati-karadenizin-efesi-arkeologlari-heyecanlandiriyor-haber-fotograf-2059023

Hasankeyf Müzesi, Tarihe Yapılan Yolculuk!

Batman ili Hasankeyf ilçesinde 2013 yılında inşasına başlanan Hasankeyf Müzesi 1’inci Etap Teşhir çalışmaları tamamlanmak suretiyle ziyarete açıldı.

Hasankeyf Müzesi

2013 yılında Batman, Hasankeyf’te inşaatına başlanan Hasankeyf Müzesi Birinci Etap Teşhir Alanı ziyaretçileriyle buluştu.

DHA muhabirinin yaptığı habere göre, Hasankeyf Müzesi teşhir alanında paleolitik, neolitik, kalkolitik, tunç, demir ve ortaçağ dönemlerine ait eserler; kronolojik düzende, ait oldukları döneme ilişkin görsel canlandırmalarla ziyaretçilerine tarihte yolculuk yapıyormuş hissi uyandıracak şekilde tasarlandı.

2013 yılında yapımına başlanan Hasankeyf Müzesi birinci etap teşhir çalışmaları tamamlandı. Bölgenin en önemli tarihi ve turistik yerlerinden olan Hasankeyf‘te yaklaşık 6 yıldır süren çalışmalar sonunda müze ziyaretçilere açıldı.

Batman Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet İhsan Aslanlı, eserlerin her şeyin o dönemde yaşanıyormuş hissi uyandıracak şekilde tasarlandığını belirterek, “Ilısu Barajı HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma Kurtarma çalışmaları kapsamında yürütülen arkeolojik kazılarda çıkarılan tarihi eserler, Hasankeyf Müzesi‘ne taşındı. 8 bin 150 metrekare alana sahip olan Hasankeyf Müzesi, bölgemizin arkeolojik değerlerini yansıtmada büyük hizmetler sunacaktır.” dedi.

Birinci Etap Teşhir Alanı Ziyarete Açıldı

Aslanlı, sonuçlanan Birinci Etap Teşhir Alanı çalışmaları ile 700 metrekarelik alanın hizmete açıldığını belirtti.

Hasankeyf Müzesi’nde;

  • 19 adet vitrinde jeolojik taşlar
  • 3 adet vitrinde paleolitik dönem eserler
  • 18 adet vitrinde de neolitik dönem eserleri yer alıyor.

Bu alanda bir köy yerleşmesi ve neolitik dönem ev maketi de bulunuyor.

Müzede paleolitik, neolitik, kalkolitik, tunç, demir ve ortaçağ dönemlerine ait eserler sergilenecek. Teşhir edilen eserler, kronolojik düzende, ait oldukları döneme ilişkin görsel canlandırmalarla ziyaretçilerine o dönemde yaşıyormuş hissi uyandıracak.

Müzede binlerce yıl önce Dicle Nehri kenarındaki mağaralarda yaşayan insanların yaşam tarzları da mum heykellerle canlandırılmaktadır.

Müze inşaatında ikinci etap teşhir çalışmaları devam etmektedir.

Kültür ve Türizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü‘nün Kamuoyu Duyurusu

Bakanlığımıza bağlı Batman İli Hasankeyf İlçesinde “Hasankeyf Müzesi Müdürlüğü” adı altında bir müze kurulmasına yönelik çalışmalar başlamıştır.

Anılan müzenin müdürlük olarak işlevlendirilmesi amacıyla başlatılan işlemler tamamlanmamakla birlikte “Batman Hasankeyf Müzesi ile Arkeopark Teşhir Tanzimi ve Çevre Düzenlemesi İşi” kapsamında müzenin giriş katının 2018 yılı Mart ayı içerisinde açılması planlanmaktadır.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/kultursanat/hasankeyf-muzesinde-tarihe-yolculuk/haber-1604479

Komana Pontika Antik Kenti Tarihi MÖ 3.Yüzyıla Uzanıyor!

Tokat’ta bu yıl yürütülen Komana Pontika Antik Kenti kazı çalışmalarında, bilinen tarihin 1300 yıl öncesine, MÖ 3. yüzyıl Helenistik dönemine kadar uzandığı saptandı.

Komana Pontika Antik Kenti

Komana Pontika Antik Kenti

Tokat‘taki Komana Pontika Antik Kenti bölgesinde 10 yıldır sürdürülen kazı çalışmalarının bu seneye ait kısmı tamamlandı. Hamamtepe‘nin üst kısmında bu yıl kazı çalışmaları, Bizans dönemi yapılarının altında yürütüldü. Yapılan kazılarda, antik kentin bilinen tarihinden bin 300 yıl öncesine ait Helenistik dönem yerleşimine dair izlere rastlandı.

AA muhabirinin yaptığı habere göre; Ege Denizi’nde bulunan Girit Adası üzerindeki Knossos Kenti‘ne ait MÖ 3. yüzyıl sikkesi, adak terrakottaları (pişmiş toprak), siyah firnisli (vernik) Attika seramikleri ve olası 5. yüzyıl Efes seramiği, buluntular arasında en çarpıcı olanlarıdır.

Üretim, Ticaret ve Tarım Merkezi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi Yerleşim Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas yaptığı açıklamada, antik kentteki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Erciyas, şu ana kadar sürdürülen çalışmalar ile Komana’nın, özellikle Ortaçağ’daki merkezi rolünün ortaya çıktığını ifade etti. Buna göre antik kentin 12. ve 14. yüzyıllar arasına tekabül eden Danişmend ile Selçuklu Devleti idaresinde önemli bir üretim merkezi, ticaret merkezi ve tarım merkezi olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Burcu Erciyas, bu dönemde Komana‘nın zengin tarım topraklarında çeşitli meyve ve sebzeler, tahıl ile yemişler üretildiğini söyledi.

Zengin bir mutfağa sahip olan bölgede; gıda, seramik, cam, metal ve kemik obje üretimi yapıldığını ifade eden Erciyas, bu yerleşim alanından uzak bölgelerle ticaret yapıldığının saptandığını dile getirdi.

Prof. Dr. Erciyas; “Niksar yolu üzerinde stratejik bir konumda olan Komana Pontika Antik Kenti; ticaret kervanları, askeri konvoylar ve seyyahların uğrak yeri olmasını sağlamış. Bizans döneminden itibaren devam eden dini önemi bu alanın kalkınmaya devam etmesine vesile olmuş.” dedi.

Komana Pontika Antik Kenti’nin tarihi, bilinenden bin 300 yıl daha geriye gitti

Bu seneki kazı çalışmalarının 40 gün sürdüğünü belirten Erciyas; “Bu yılki kazılarda Helenistik dönem yerleşimine dair mimari kalıntılara ve arkeolojik buluntulara rastlandı. Bu da antik kentin tarihini bin 300 yıl daha geriye götürmektedir. Bugüne kadar yalnızca yüzeyde ve çok az sayıda rastlanılan bu tür buluntuların arkeolojik kontekstlerde ortaya çıkması, Komana’nın Mitridat Krallığı‘nın kült merkezi olarak karakterini ortaya koyacaktır.

10. yılına geldiğimiz kazı çalışmalarında bu elde ettiğimiz buluntular ile Komana’daki yerleşimin 3 bin yıllık kronolojisini ortaya koyabileceğiz. Komana her ne kadar Karadeniz kıyısından içeride, dağların arkasında kalsa da özellikle kült merkezi olması sebebiyle Ege Bölgesi ile ilişkilerini Karadeniz kıyısındaki Helenistik dönem yerleşimleri Amisos, Sinope gibi yerler üzerinden sürdürmüş olmalıdır.” şeklinde ifade etti.

Komana Pontika Antik Kenti

Kaynaklara göre, Mitridat Krallığı‘nın yönetiminde önemli bir kültür merkezi olan ve Roma İmparatorluğu döneminde de özerkliğini koruyan Komana Pontika, Ana Tanrıça Ma’ya adanmış kutsal bir alandı.

Aynı zamanda ticaret merkezi olan bölge, o dönemde kutsal alanda düzenlenen festivaller, zengin pazar yeri ve kenti çevreleyen verimli arazisiyle Anadolu‘nun tüm bölgelerinden ziyaretçi çekiyordu.

ODTÜ, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Tokat Valiliği tarafından desteklenen Komana Pontika Antik Kenti Arkeolojik Araştırma Projesi, Orta Karadeniz yöresinin klasik çağ kenti Komana Pontika’nın konumunu belirlemek ve kentsel dokusunu anlamak amacıyla 2004 yılında uygulamaya konulmuştu.

Gümenek Hamamtepe bölgesindeki yüzey araştırmalarının ardından antik kentin gün yüzüne çıkartılması için kazı çalışmaları 10 yıl önce başlatılmıştı.

Samsun Müzesi Dalga Formuyla İlgi Çekiyor!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Samsun Müzesi, dalga formuyla ilgi çekiyor.

Samsun Müzesi

50 milyon lira maliyetle yaptırılan Samsun Etnografya ve Arkeoloji Müzesi, dalga şeklindeki yapısıyla dikkati çekiyor.

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Samsun Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa 50 milyon lira maliyetle yaptırılmaktadır.

Mimar Alişan Çakıroğlu ve Ilgın Avcı tarafından dalga formunda tasarlanan, bu yılki Ulusal Mimarlık Proje Ödülü‘ne layık görülen Samsun Etnografya ve Arkeoloji Müzesi‘nin Atatürk Bulvarı’ndaki inşaat çalışmaları devam ediyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yılında açılması planlanan Samsun Müzesi’nde, yaklaşık 18 bin tarihi eseri sergilenecek.

Tamamlandığında Türkiye’nin sayılı, Karadeniz’in ise en büyük müzesi olacağını ifade eden Kültür ve Turizm İl Müdürü Adnan İpekdal, yaptığı açıklamada müzenin, barındırdığı özellikler bakımından ilgi çekeceğini ifade etti. İpekdal;

“Genel görünümünü seyrettiğimizde iki dalganın çarpışması şeklinde bir form ortaya çıkacak. Türkiye’de yapılan müzeler içinde çok önemli olan düzayak gezilebilme özelliğine sahip. Yaklaşık 15 bin metrekare kapalı alan içinde kafeteryası ve lokantası gibi sosyal alanlarına ilave olarak 500 kişilik konferans salonu bulunacak. Amisos Hazineleri başta olmak üzere birçok eser müzede sergilenecek.” dedi.

Dalga Formu ile Karadeniz’i çağrıştıracak

İpekdal, 50 milyon lira bedelli Samsun Müzesi projesinin 40 milyon lirasının Kültür ve Turizm Bakanlığı, 10 milyon lirasının da Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlandığını aktardı.

İpekdal, devamında; “2019 Ocak sonu gibi müze inşaatımız tamamlanmış olacak. Yüksekçe bir yerden bakıldığında müze, iki dalganın birbirine girmesi şeklinde görülecek. Mimarlarımız çalıştıkları bölgenin kültürü, tarihi ve doğasıyla ilgili şekiller verme konusunda da maharetliler. Dolayısıyla Karadeniz Bölgesi‘nde Samsun’umuzda yapılan bu müzeye böyle dalgalı bir formu uygun görmüşler. Tasarımını biz de beğendik. Tamamlandığında formunu beraber göreceğiz. Bizde ‘Denizler durulmaz dalgalanmadan’ derler. Estetik güzel bir eseri Samsun‘umuza kazandırmış olacağız.” dedi.

Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürü Ali Sarıalioğlu ise Samsun Müzesi projesinin 22 dönümlük bir arazi üzerine inşa edildiğini aktardı.

Sarıalioğlu, “Müze 15,6 metre yüksekliğinde yatay mimariye sahip. Yaklaşık olarak yüzde 60 Osmanlı ve Selçuklu tarihi, yüzde 40’lık kısmı da mitolojik döneme kadar uzanan Samsun tarihini içerecek. Müzemizde çocuk müzesi kısmı, kütüphane, 480 kişilik konferans salonu ile büyük bir restoran olacak.

Hedefimiz, Samsun gençliğini müzeye getirip hem tarihi bilinci aşılamak hem de coğrafyayı sevdirmek. Müze konsepti içerisinde tarihi, arkeolojik ve etnografik bilgilerin yanı sıra dinozorlar çağına kadar coğrafya bilgilerinin de içerisinde bulunduğu sunum gerçekleşecek. Gelen ziyaretçiler müzeyi gezerken kütüphaneden de yararlanabilecek. Restoranında misafiri ağırlayabilecek.” ifadelerini kullandı.

Türk Hava Kurumu (THK)’nda Revizyon Şart!

Esenyurt Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Erdal Dursun; “Havacılıkta yepyeni bir vizyon için yola çıktık. Türk Hava Kurumu (THK)’nda revizyon şart” dedi.

Türk Hava Kurumu (THK)

Dursun; “Prensipte dünyanın en büyük finansal yapılarıyla anlaştık. Şu anda ihtiyacımız olan tek şey yönetime gelebilmek.” dedi.

Türk Hava Kurumu (THK)’nun 3 yılda bir yapılan olağan Genel Kurulu bu sene 13-14 Ekim’de gerçekleştirilecek. Seçimlerde İstanbul Esenyurt Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Erdal Dursun da başkanlığa aday.

Uzun yıllar THK’ya hizmet eden Dursun, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, havacılıkta yepyeni bir vizyon için yola çıktıklarını ve bu seçimlerde oldukça iddialı olduklarını ifade etti.

Türk Hava Kurumu (THK) Başkan Adayı Erdal Dursun soruları cevapladı;

Öncelikle, kurban derisi ile tanıdığımız THK‘nın esas görevi nedir?  Türk Hava Kurumu, 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti olarak kurulmuş, sonrasında THK adını almış güzide bir teşekküldür.

THK’nın esas görevi; başta amatör ve sportif havacılık olmak üzere sivil havacılık faaliyetlerini geliştirmektir. Bu faaliyetlerini Türkiye genelindeki şubeleri vasıtasıyla yaygınlaştırır.

Ancak THK bu olaya odaklanamadığı için, bugüne kadar hep deri toplayan ve fitre-zekât zarfları dağıtan bir organizasyon olarak bilindi.

Neden mevcut gidişata ‘dur’ demek istiyorsunuz? 

Mevcut yönetim liyakatsiz bir insan kaynakları politikası izlemektedir. Kurumumuza kira geliri sağlayan değerli gayrimenkullerimiz şu anda satılmakta ve gelecek dönemde de satışa devam etmek için planlama yapmakta.

Peki, biz ne yapacağız? Zarar eden faaliyetleri derhâl sonlandırmak suretiyle “küçülerek büyüme” stratejisini uygulayacağız. Alın teri döken şube başkanlarımız ve yönetim kurullarımız genel merkez yönetimi karşısında ötekileştirilmek suretiyle işâdeta unutulmuş.

Bizim dönemimizde Genel Başkan, ulaşılmaz bir yönetici olmayacak.

Şayet seçilirseniz, yol haritanız ne olacak? 

Her şeyden önce Türk Hava Kurumu‘nun bağımsız denetim kuruluşlarınca en ince ayrıntısına kadar denetlenmesini sağlayacağım. Böylelikle karanlık ve kangrenli bölgeleri daha hızlı ve tarafsız şekilde tespit edeceğiz. Sonraki adımda ise bu noktalara gerekli neşteri vuracağız. “Müteşebbis Şubeler Projesi” adıyla bir uygulama başlatacağız.

Kendisini var eden şubeler sayesinde ülke içerisindeki mevcudiyetini muhafaza ederken, bizim yönetimimizde “Kamusal İş Birliği ve Etkin Koordinasyon Stratejisi”, “Nitelikli İnsan Gücü Modeli”, “Kurum İmajını Yükseköğretimle Güçlendirme Strateji” şeklinde özgün ve katma değerli yöntemler uygulanacak.

Şube Başkanlarına yönelik en önemli ve özgün 2 icraatımızı genel kurul salonunda açıklayacağız.  Açıklamadan sonra yer yerinden oynayacak.

”Türk Hava Kurumu (THK)’nın hasret duyduğu dönemlere kavuşmasına sayılı günler kaldı” demişsiniz. Biraz açar mısınız?

Kurumun görevdeki mevcut yönetimle hiçbir zaman başarıya ulaşabileceğine inanmıyoruz. THK’nın bu kriz ve kaos ortamından kurtulmasının tek alternatifi biziz. Bu darboğazı, 24 saat çalışma esasına dayanan bir tempoyla aşacağız. Prensipte dünyanın en büyük finansal yapılarıyla anlaştık. Şu anda ihtiyacımız olan tek şey yönetime gelebilmek.

Bu seçimi neden “son şans” olarak görüyorsunuz?

Çünkü Türk Hava Kurumu yönetimi şu anda, gayrimenkul satışına dayalı idare şekli uyguluyor. Bu haliyle bir dönem daha ayakta kalma takati kesinlikle yoktur. Bu gidişatı değiştirmek ve profesyonel bir yönetim oluşturmak için 45’inci Büyük Genel Kurul son şans.

Yeniliğe hasret kaldık

Dursun; “Kendimizi ve niyetimizi en doğru şekilde seçim günü oy kullanacak delegelere anlatmaya çalışıyoruz. Olabildiğince şeffaf ve farkındalık oluşturacak veriler paylaşmaya gayret sarf ediyoruz. Bu doğrultuda coşku, şevk ve heyecan hisseden bir kitlenin desteğini arkamıza aldık.

Kamuoyunun nabzını tutmak amacıyla oluşturulan online anket uygulamalarında ise mevcut yönetimin yaklaşık on katı kadar bir tercih desteği aldık. Bu durum doğru yolda olduğumuzun bir göstergesi mahiyetindedir. Ben ve ekibimin yeni yönetimin en güçlü adayı olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.” dedi.