Assos, UNESCO Kalıcı Listesini Hedefliyor!

Assos, Aristoteles’in felsefe okulu kurduğu, Antik Çağ’ın en önemli liman kentleri arasında yer alıyor olmakla, ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor.

Assos UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde

Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içindeki Assos Antik Kenti, Antik Çağ‘ın en önemli liman kentlerinden biri olarak, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline geldi.

Assos Antik Kenti Kazı Heyeti ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentin geçen yıl UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi‘ne alındığını söyledi.

UNESCO listesine girebilmek için 2014 yılında başvurduklarını belirten Arslan, “2017 yılında  hem milletvekillerimizin ve valiliğimizin, hem de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün destekleriyle bunu başardık” dedi.

UNESCO Kalıcı Listesi hedefte

UNESCO Kalıcı Listesini Hedefliyor

Bu konuda Arslan; “Bunlardan biri akropol üzerindeki Athena Tapınağı çünkü bu tapınak Anadolu’da milattan önce 6. yüzyıl dediğimiz dönemden Dor düzeni tek örnek. O yüzden ünik bir eser. Assos aslında bu tek kriterle girebilirdi. İkinci olarak kentte tarihe mal olmuş kişilerin yaşamış olması bu kriterler için önemli. Bu kriterle de geçici listeye girilebilir. Platon‘un öğrencileri, başta Aristoteles olmak üzere Assos’ta 3 yıl yaşamış olmaları ve burada faaliyet göstermelerini önemli bir olay olarak belirledik ve bunu böyle sunduk. Üçüncü kriterimiz de Assos Anadolu‘daki ya da dünyadaki en iyi korunmuş örnek. Bunu bizden önceki araştırmacılar sık sık vurgulamış çünkü Assos ilk kurulduğu bronz çağında tabii küçük bir yerleşme var. Arkaik döneminden itibaren bir kent haline geliyor.”

Bizans ve Osmanlı dönemlerinden günümüze kadar burada yaşamın kesintisiz sürdüğünü dile getiren Arslan, “Assos’ta Helenistik Çağ dediğimiz milattan önce 1’den sonraki süreçte kentte çok büyük imar faaliyetleri olmamış. Yaşam devam ediyor ama eski yapılar kullanılmaya devam ediyor.” diye konuştu.

Hedef Kalıcı Liste

Bundan sonraki süreçte amaçlarının UNESCO Dünya Kültür Miras Kalıcı Listesi‘ne girmek olduğunu ifade eden Arslan, bunun için gün saydıklarını ifade etti. Ancak kalıcı listeye girebilmek için bekleyen kalabalık bir liste olduğunu belirten Arslan, şunları kaydetti:

“Bu çalışma uzun süreçli ve biraz da zahmetli bir iş. Umarım Assos, bu kalıcı listeye girerek hak ettiği yeri alır çünkü kent sadece arkeolojik kalıntıların değil, köy mimarisi, limanı, denizi, doğasıyla ülkemizin gözde merkezlerinden bir tanesi haline geliyor. Bölgeyi ziyaret eden kişi sayılarına baktığımızda da Assos’un önemini görebiliyoruz. Geçen yıla göre daha fazla ziyaretçi geldi. Bizim kazı çalışmaları, onarımlar, restorasyonlar, Bakanlığımız yapmış olduğu karşılama ve çevre düzenleme faaliyetleri tamamlandığı zaman hem ekonomik açıdan bu kent ve ülke daha fazla gelir sağlayacak hem de gelen ziyaretçilerimiz bu kentte rahat bir şekilde dolaşacak ve yeterince bilgi alarak ayrılabilecek. Bu çalışmalarda Bakanlığın yanında özellikle bizim kazılarımızın uzun süre yürütülmesinde en büyük katkıyı İÇDAŞ sağlıyor. Ana sponsorumuz İÇDAŞ. Onların sayesinde aslında biz çok uzun süreler çalışabiliyoruz.”

Assos

Çanakkale Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün kayıtlarında Assos ile ilgili şu bilgiler yer alıyor:

“Assos, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırlarında bulunan antik bir liman kentidir. Aynı zamanda da bir öğretim merkezi olarak biliniyor. İlk çağın ünlü filozofu Aristoteles’in bir felsefe okulu kurduğu, zooloji, biyoloji ve botanik konularında da önemli araştırmalar yaptığı Assos, sur duvarlarıyla korunan, yuvarlak ve kare kulelerle desteklenen antik kentte kazı çalışmaları 1980’den beri yürütülüyor. Tiyatro, agora, meclis binası, liman, nekropol ve gymnasiondan oluşan antik kentte bulunan Athena Tapınağı, Arkaik Çağ‘da inşa edilmiş Anadolu’nun en eski Dor tapınaklarından biri olarak biliniyor.”

Tarihi Şeytan Köprüsü Asfalttan Arındırıldı!

Van Muradiye ilçesindeki 19’uncu yüzyılda inşa edilen Tarihi Şeytan Köprüsü üzeri asfalt kaplanmıştı. Büyük tepkiye neden olan beton asfalt, dün akşam saatlerinde başlatılan çalışmalarla müteahhit tarafından söküldü.

Tarihi Şeytan Köprüsü

İlçe merkezine yaklaşık 6 kilometre uzaklıkta Bend-i Mahi Çayı üzerine yaklaşık 200 yıl önce inşa edilen ve halen çevredeki birçok köye ulaşımın sağlandığı tarihi köprü üzerine dökülen asfalt, tepkilerin ardından müteahhit firmanın işçilerince söküldü. Dün akşam saatlerinde başlatılan söküm çalışmaları kısa sürede tamamlandı. İş makineleriyle kesilen asfalt, işçiler tarafından küreklerle kazındı.

Konuyla ilgili dün açıklama yapan ÇEKÜL Vakfı Van Gölü Havzası Bölge Koordinatörü mimar Şahabettin Öztürk, köprünün, Van‘ın önemli tarihi mirasları arasında yer aldığını belirtmişti. Tarihi yapıların önemine değinen Öztürk, yapılanın, yasal anlamda suç olduğunu kaydetti. “Tarihi yapıların mimari dokusuna uygun ve 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun yapısına uygun uygulama yapılması gerekir. Asfalttan görsel olarak kaçınmak gerekir. Orijinalde moloz taş kaplama olması gerekirken, asfalt bu ilgili yasaya aykırıdır. Bu tarihi yapılar, önemli yapılardır. Kültür varlığı niteliğinde yapılardır. Gelecek kuşaklara bırakılması çok önemlidir” demişti.

Şahabettin Öztürk, zarar görmemesi için tarihi köprünün giriş- çıkışlarına, yüksek tonajlı araçların geçişinin önlenmesi için tabela konulması gerektiğini de dile getirmişti.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/tarihi-kopruye-dokulen-asfalt-sokuldu/haber-1597495

Van Gölü Kirlilikten Kurtuluyor

Van Gölü ‘nün kirlilikten kurtarılması için büyük öneme sahip olan “Van Merkez İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi”nin inşaat çalışmaları sürüyor.

Van Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (VASKİ) tarafından Van Gölü’nde yaşanan kirliliğin önüne geçebilmek için hazırlanan proje kapsamındaki çalışmalar devam ediyor.

Yaklaşık 87 milyon liraya ihalesi yapılan ve gölün kirlilikten kurtarılması için büyük öneme sahip “Van Merkez İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi” projesi kapsamında inşaat çalışmaları sürüyor.

VASKİ Genel Müdürü Ali Tekataş ve Doğa Gözcüleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayşegül Bitiktaş proje çalışmalarının sürdürüldüğü İskele Mahallesi‘ndeki şantiyeyi ziyaret ederek bilgi aldı.

Tekataş, burada yaptığı açıklamada, projenin tamamlanmasıyla teknoloji ve kapasite olarak Türkiye’nin en büyük ileri arıtma tesisini kuracaklarını belirterek, “Şu anda Van Gölü kirliliği ile ilgili bir algı çalışması var. Yüzüncü Yıl Üniversitesi kirlilikle ilgili açıklamayı yaptı. O kirliliğin sebebinin alglerin patlamasından kaynaklandığını açıkladı.” dedi.

Gölde kirliliğin yeni başlamadığını, geçmişten bu yana devam ettiğini anlatan Tekataş, mevcut arıtma tesisinin yıllar boyunca tam kapasiteli çalıştırılamadığını vurguladı.

Tekataş, şehrin atıklarının yüzde 75’inin yıllardır arıtılmadan göle akıtıldığını ifade etti. Halkın parasını halka hizmet için harcadıklarını vurgulayan Tekataş, “335 milyon liralık borca rağmen bunu yapıyoruz. Hem bu projeleri yapıyoruz hem de onların (eski belediye yönetimi) bıraktığı borçları ödüyoruz. Van Gölü; gerek kültür, gerek turizm, gerekse de tarih açısından Van‘ın ve Türkiye‘nin en büyük değeridir. Biz bu değere kıymet veriyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafındanrestorasyon çalışmalarının 2005’te başladığı, 2007 yılında “Anıt Müze” vasfıyla ziyarete açıldığı tarihi Akdamar Kilisesi de Van Gölü Akdamar Adasında bulunuyor” diye konuştu.

Dernek Başkanı Bitiktaş da gölde yaşayan inci kefalinin geleceğinin bu projeye bağlı olduğunu söyledi.

Van Gölü’nün Türkiye’nin en temiz göllerinden biri olduğuna işaret eden Bitiktaş, “Arıtma tesisi göl için hayati önem taşıyor. Şu anda kullanımda olan arıtma tesisi ne yazık ki çalışmıyor. Yeni yapılmaya başlanan tesisin bir an önce faaliyete geçip tam kapasiteyle çalışması gerekiyor. Gölün korunması için atılan önemli bir adım olarak görüyoruz.” dedi.

Kaynak: AA  https://www.trthaber.com/haber/turkiye/van-golunu-kirlilikten-kurtaracak-proje-383404.html

Ünlü Alman Devinden Türkiye Açıklaması

Dünyaca ünlü Alman devinden Türkiye açıklaması geldi. Almanya’nın önemli araştırma şirketlerinden Trevo Trend Genel Müdürü Matthias Lange; “Türkiye çok cazip bir ülke, son dakika rezervasyonlarında da çok yoğun, çok yüksek bir talep var. Türkiye’ye önümüzdeki haftalarda da yüzde 100’ün üzerinde bir doluluk bekliyoruz” dedi.

ünlü Alman

TÜRKİYE’Yİ, KIŞ DESTİNASYONU OLARAK DA GÖRÜYORUZ

Bu yılın 7 ayında geçtiğimiz yıla göre Türkiye‘ye gelen Alman sayısı yüzde 20 artışla 2 milyon 321 bine ulaştı. Türk turizmindeki yükseliş Almanları da şaşırttı. Almanların önde gelen turizmcileri de daha çok vatandaşlarının Türkiye’ye geleceği müjdesini verdi.

Lange, Türk turizmi ile ilgili geleceğe dönük önemli bilgiler verdi. İstanbul’un Barcelona ile birlikte Ağustos ayındaki otel rezervasyon taleplerinde önde olduğunu belirten Lange, “Kışlık destinasyonlara bakarsak; Türkiye’yi, aynı zamanda kış destinasyonu olarak görüyoruz. Kasım ve Mart ayına bakıyoruz burada da sorgulama tıklamaları yüzde 103 artmış; bir önceki yıla göre yani kış turizmi içinde çok yüksek. İspanya Kanarya Adaları olduğu için birinci sırada” dedi.

TÜRKİYE FİYATLAR NEDENİYLE ÇOK CAZİP

Türkiye’ye önümüzdeki haftalarda da yüzde 100’ün üzerinde bir doluluk beklediklerini dile getiren Matthias Lange, “Bu artışın bir sebebi var; fiyatlar nedeniyle Türkiye çok cazip bir ülke. Son dakika rezervasyonlarında da çok yoğun çok yüksek bir talep var” diye konuştu. Conrad da, “Türkiye’nin bu kadar hızlı bir şekilde tekrar döneceğini tahmin etmiyordum açıkçası” dedi.

Öger Tour Genel Müdürü Songül Rosati de, “Trend iyi; 2019 senesi 2015 rakamlarına ulaşacak gibi” dedi ve ekledi:

“Kimse Türkiye’nin bu kadar hızlı dönüş gerçekleştirebileceğini tahmin etmiyordu. Biz bu yıl ek kapasiteleri de devreye soktuk. “Dolayısıyla 2015 rakamlarının peşindeyiz. Kış dönemi Türkiye’nin müdavimlerinin devreye girdiği dönem. 2019 yılının rezervasyonları da açıldı. Dolayısıyla önümüzdeki yıl için olumlu şeyler söyleyebilirim.”

100 BİNLİK KAPASİTEYİ DE DE DEVREYE SOKTUK

TUI Batı Avrupa Kontrat Müdürü Hasan Öztürk Kaynak da, “Türkiye’de otelciler son 2 yılda yaşanan zorluklara rağmen çok kaliteli işler çıkardılar” dedi ve ekledi:
“Türkiye müşteri memnuniyeti bağlamında hep bizde ilk üçe giriyor. Bu yaz için şunları söylemek istiyorum; Türkiye çok başarılı şekilde geri döndüğü için biz sezon başında 100 binlik kapasiteyi de devreye soktuk.”

ALMANYA, AVRUPA’NIN SEYAHAT TERCİHLERİNİ DE ETKİLİYOR

Alman turist sayısında 5 milyonun geçilip geçilmeyeceği ile ilgili Bentour Genel Müdürü Deniz Uğur şunları söyledi:
Benim öngörüm bu rakamın ulaşılabileceği ama 5 milyon mu 4 milyon mu bu önemli değil aslında benim için önemli olan kaliteli turistlerin gelmesi.”
TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da, “Almanya önemli bir pazar; çünkü, Avrupa’nın seyahat tercihlerini de etkileyen bir pazar. Dolayısıyla Almanya’daki artış gerçekten çok umut verici. Gerçekten de geçen seneye göre yüzde 20 artış var. Bu yıl Almanya’dan 4.5 milyon turisti yakalamayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Alman turistler, Ege ve Akdeniz sahillerine, Kuşadası ve Bodrum gibi tatil beldelerine çok rağbet ediyorlar.

Kaynak; https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2018/09/05/almanlardan-son-dakika-turkiye-karari-turkiyeyi-o-listeye-eklediler

Tarihi Yoros Kalesi Soyulmuş!

İstanbul Beykoz’da yer alan tarihi Yoros Kalesi kazı deposunun 2 Şubat 2015 günü soyulduğu ortaya çıktı. 2013 ve 2014 yılındaki arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan tam 661 eserin hırsızlar tarafından çalındığı tespit edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2018 yılında konuyla ilgili başlattığı soruşturmada bir sonuç elde edilemedi.

Tarihi Yoros Kalesi

Tarihi Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı sırtlarında bulunmakta ve yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hürriyet’in yapmış olduğu habere göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi’nin işbirliğinde 2010’dan bu yana arkeolojik kazı çalışmaları yürütülüyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın tarafından sürdürülen kazılarda bugüne kadar çok sayıda tarihi eser ortaya çıkarıldı. Prof. Yalçın, 2013 yılında verdiği mülakatta “uluslararası bilim camiasının kazı sonuçlarını beklediğini” ileri sürmüştü. Ancak o çalışmalar bir gece hırsızların kalenin içindeki kazı deposunu soymasıyla sekteye uğradı. 2 yıllık kazı çalışması sonucunda bulunan 661 eser ortadan kayboldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 7 Şubat 2015 gecesi Yoros Kalesi arkeolojik kazılarına ait kazı deposunun kapısının mühürü ve kilidi kırıldı. Bu durum ertesi gün kazı bekçisi tarafından bildirildi. Daha önce 2010 yılında da kalenin Bizans dönemine ait mermer kitabesi çalınmış, bir evin ahırında gömülü olarak bulunmuştu.

ÇALINAN ESERLERDEN HİÇBİR İZ YOK

2015 soygunu emniyet tarafından soruşturuldu ancak hiçbir ize rastlanmadı. Kazı ekibi 2013 yılı kazısına ait 233 eser, 2014 yılına ait 428 eser olmak üzere toplam 661 eserin kayıp olduğunu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirdi. Bakanlık, soyguna ilişkin üç yıl boyunca soruşturma başlatmadı. Bakanlık resmi internet sitesinden eserlerin fotoğraflarını paylaşarak koleksiyonerleri uyardı.

Soygundan üç yıl sonra şubat ayında açılan soruşturma sonucunda eserlerle ilgili herhangi bir ize rastlanmadı. Soygunun nasıl olduğu ve içerden yardım alınıp alınmadığı belirlenemedi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kayıp eserler, çeşitli niteliklerinden ötürü etütlük malzeme olarak ayrılan eserlerden olup bazısının çok küçük parçalar halinde formsuz nitelikte, aralarında pişmiş toprak kap (kulp, dip, ağız, gövde, kapak parçaları), kandil parçaları, lüle ve parçaları, sikke, mermi kovanları ve metal objeler şeklinde tanımlanabilen malzemelerden oluştuğu bilinmektedir. Söz konusu kayıp eserlerin bulunabilmeleri için yurtiçinde ve yurtdışında gerekli duyuruları yapılmıştır.”

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/yoros-kalesini-soydular/haber-1597209

Kapalıçarşı 557 Yıllık Tarihiyle Adeta Müze

Kapalıçarşı 557 yıllık tarihiyle adeta bir müze konumunda. Yüzlerce yıllık geçmişiyle öne çıkan Kapalıçarşı, sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin de en önemli kültür, tarih ve turizm mekanlarından biri olarak cazibesini koruyor.

Kapalıçarşı yaşayan müze

Fatih Sultan Mehmet Hanın İstanbul’u fethinden sonra Osmanlı Devleti‘nin ekonomik açıdan gerçekleştirdiği en önemli projelerinden Kapalıçarşı’nın temeli, 1461‘de atıldı.

Osmanlı‘nın Doğu-Batı Kuzey-Güney arasındaki çok yönlü ve etkin bir rekabetin denetlenip dengelendiği büyük bir mekanizma haline gelen Kapalıçarşı, Fatih Sultan Mehmet’in, Ayasofya‘ya gelir getirmesi amacıyla Cevahir ve Sandal bedestenlerini kurdurmasıyla oluştu.

2 bin 500’ü aşkın dükkan bulunuyor

Kanuni Sultan Süleyman‘ın ahşap yaptırarak daha da büyük hale getirdiği çarşıda, eskiden zenginlerin mücevher, kıymetli maden, kürk ve silah gibi değerli eşyalarının yanı sıra devlet hazinesinin büyük kısmının da muhafaza edildiği biliniyor.

Çarşı, estetik tasarımı sayesinde adeta dev ölçülü bir labirenti andırmaktadır. Sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin hem turizm hem de ticari anlamda çekim merkezi durumunda. 40 bin metrekare üzerine kurulan çarşıda, 2 bin 500‘ü aşkın dükkan bulunuyor.

Altuncular, Basmacılar, Fesçiler, Halıcılar ve İplikçiler gibi satılan ürünlere göre isimlendirilen 60 sokağın yer aldığı, üzeri dam ve kubbelerle örtülü çarşıda, 22 kapı ve 29 han bulunuyor.

20’den fazla yangın yaşandı

20 Kasım 1651‘den itibaren 26 Kasım 1954’e kadar 20’yi aşkın yangın geçiren ve depremlere maruz kalan çarşı, 1894’teki İstanbul depreminden sonra yapılan tadilatlarla bugünkü halini aldı.

Çarşu-ı Kebir yani Büyük Çarşı diye anılan bu mekan, günümüzde yaşayan müze olarak da görülüyor.

Eskiyle yeni bir arada

İstanbul’a gelen ve alışveriş yapmak isteyen turistlerin ilk uğrak noktası Kapalıçarşı’da, halıdan çantaya, tekstil ürünlerinden altın ve gümüş takılara, antikalardan çinilere ve hediyelik eşyalara kadar her şey satılıyor. Çarşıda, yeme içme alanında hizmet eden mekanlar da bulunuyor.

Kültür, tarih ve alışveriş merkezi olan 557 yıllık Kapalıçarşı, eskiyle yeniyi, gelenekselle moderni bir arada barındırıyor.

Birçok medeniyetin kütür ve sanatının yer aldığı, Ahilik kültürünün hala yaşatılmaya çalışıldığı çarşıda, konserler ve defileler de düzenlenirken, zaman zaman dizi ve sinema filmleri de çekiliyor.

Günde ortalama 135 bin kişi ziyaret ediyor

Kapalıçarşı Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kurtulmuş, Ayasofya Camii’nin vakfiyesi olarak 1461 yılında gelir getirmesi amacıyla kurulan çarşının, daha sonra vakıflar aracılığıyla özel mülkiyete de geçtiğini söyleyerek, şöyle konuştu:

“557 yıllık tarih, kültür, turizm ve alışveriş merkezi. 40 bin metrekare üzerine kurulan 2 bin 500 mağazası, 22 kapısı bulunan, günde ortalama 135 bin kişinin ziyaret ettiği, iş yaptığı, gezdiği bir merkez. Dünyada bunca yıllık merkezler sadece müze statüsünde ama burası hem tarih hem turizm hem kültür ve alışveriş merkezi olarak hizmet veriyor.”

Çatının yüzde 90’ı tamamlandı

Çarşının zamanla tadilat ve tamiratlara ihtiyacı olduğunu, bunun için de değişik dönemlerde müdahaleler yapılarak restorasyondan geçirildiğini vurgulayan Kurtulmuş, “yıpranan tarihi ve kültürel varlıkların korunmasını ve yaşatılmasını” düzenleyen 5366 sayılı kanunla restorasyon sürecinin başladığını anlattı.

Kurtulmuş, 2 yıl içerisinde yapılan restorasyonla çatının yaklaşık yüzde 90’ının tamamlandığını, izolasyon işlemlerinin gerçekleştirildiğini belirterek, şunları söyledi:

“Çatı restorasyonu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği ve Fatih Belediyesi 30 milyon liralık bir bütçe kullandı. Çarşının çatı restorasyonu yıl sonuna kadar tamamlanacak. Çarşının yeraltıyla ilgili de İSKİ, kanalizasyonun düzenlenmesi için 10 milyon lira civarında bütçe kullanarak yer altında özel bir teknolojiyle stent takılarak yeni bir düzenleme yaptı. Eskiden yağmur yağınca caddelerden su akardı. Şimdi bunlar kontrol altına alındı. 2019 başında çarşıdaki tadilat ve tamiratlar tamamlanmış olacak.”

“Yaşam merkezi”

Fatih Kurtulmuş, çarşının iç beden duvarlarında da restorasyon yapılması gerektiğini anlatarak, bu konunun çarşıdaki mağazaların dışında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü de ilgilendirdiğini, hükümetin de desteğiyle kemerlerde ve çatının iç bölümlerinde de tadilat ve tamirat yapılması gerektiğini belirtti.

Mısır Çarşısı‘ndaki gibi bir restorasyonun Kapalıçarşı’da da uygulanması gerekiyor” diyen Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Burası tarihi, turistik, kültürel ve alışveriş bakımından bir yaşam merkezi. Kapalıçarşı yaşayan bir organizma. Bu popülaritesini bugün de koruyor ve daha uzun yıllar koruyacak.” Kapalıçarşı 557 yıllık tarihiyle adeta bir müze konumundadır.

En ufak tadilat için izin almak gerekiyor

Çarşıda boya yapılması, duvara çivi çakılması için bile Fatih Belediyesi‘nin bünyesindeki Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEP) ile büyük değişimler için Anıtlar Kurulu’ndan izin almak gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, esnafın da bu konuda duyarlı olduğundan bahsetti.

Kapalıçarşı esnafında Ahilik geleneğinin hakim olduğunu belirten Kurtulmuş, bunu devam ettirmeye çalıştıklarını söyledi.

Kurtulmuş, çarşıda kuyumcular ağırlıklı olmak üzere dericiler, halıcılar, turistik eşya ve tekstil ürünleri satan dükkanların yer aldığını anlattı. Örücüler gibi eski mesleklere göre çarşı kapılarının ve sokak isimlerinin adlandırıldığını belirten Kurtulmuş, çarşının yüzyılların esnaf çeşitliliğini bugün de devam ettirdiğini vurguladı.

100 yıllık halıcı

Kapalıçarşı

Dedesinin 1918’de Kapalıçarşı’da açtığı halıcı mağazasını işleten 89 yaşındaki Şemsettin Şengör, 6 yaşında girdiği dükkanda hala çalışıyor.

Çarşının tarihi dokusu ve atmosferinden vazgeçemeyen Şengör’ün mağazasında, Türkiye’nin her yerinde dokunan halı ve kilimler satılıyor.

Dünyanın en serin yeri olarak tanımladığı Kapalıçarşı’yı, adeta evi gibi gören Şengör, “Buranın atmosferinden ayrılmak istemedim. Hem öyle bir yapısı var ki insanı cezbetmiş. Sabah içeri giriyorum ‘oh’ diyorum. Yani ben cennete geldim” dedi.

El dokuması halılar sattıklarından bahseden Şengör, “Makine halısı kapıdan içeriye giremez. En iyi halı diye de birşey yok. Yüzlerce çeşit halı var. Mesela Isparta’nın, Kayseri’nın, Uşak’ın, Sivas’ın, Konya’nın en iyisi çok güzeldir” diye konuştu.

“Ayakta kalmamı sağlayan genç kuşak”

Çarşıda “Gramofon Baba” denilen gramofon tamircisi 74 yaşındaki Mehmet Öztekin ise, 6 yaşında babasına çıraklık yapmak için girdiği Kapalıçarşı’dan vazgeçemeyenlerden biri.

Artık kendi çocukluğundaki gibi çırakların, ustaların kalmadığını belirten Öztekin, gramofon tamirciliğini öğrencilerine öğreterek ve koleksiyoncu yetiştirerek mesleğini yaşatmaya çalışıyor.

Öztekin, kendi yaşlarındakilerin değil de aksine gençlerin gramofona ilgi gösterdiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Düşünecek olursanız gramofonlarla birlikte bir yaşam sürdürmüş, onlarla geçmişi ve hatıraları olan bizim kuşağının gelmesi gerekir ama tam tersi. Genç kuşak gramafonlara sahip çıktı. Şu anda da beni ayakta tutan 55-60 sene ne ise ayakta kalmamı sağlayan bu genç kuşak oldu. Ben 50 seneden fazladır Kapalıçarşı’dayım. Buranın en eski esnaflarından biriyim. Bu atmosferi daha fazla iş yapacağım tercihine yedirmem, bu atmosferin içerisinde gramofonu yaşadım, yaşattım. Oksijeni güzel ormanların, ağaçların içerisinde alırsınız. Benim oksijenim, bu atmosferin içerisinde.”

Kaynak; AA, https://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/557-yillik-tarihiyle-yasayan-muze-kapalicarsi-382882.html

Sultan Abdülhamid Mirası Hastanede Temizlik Başladı!

Hadımköy’de bulunan ve bakımsızlıktan harabeye dönen Sultan Abdülhamid mirası hastanede temizlik çalışmaları başladı.

Sultan Abdülhamid Han mirası Hadımköy Askeri Hastanesi

DHA dünkü haberinde tarihi Hadımköy Askeri Hastanesi’ndeki sözkonusu ilgisizliğe dikkat çekmişti.

Bugün bir grup asker, hastaneye gelerek çevrede güvenlik önlemi aldı. Ardından hastane içinde ve çevresinde temizlik çalışmaları başladı. Habere göre 127 yıllık tarihi yapının içinde elektrik kablosundan kalorifer peteğine kadar birçok eşya hırsızlar tarafından çalınmıştı. 1891 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından, Hadımköy Hastane Mahallesi’ne yaptırılan Hadımköy Askeri Hastanesi, Balkan Savaşı ve Çanakkale Savaşı sırasında önemli bir rol üstlenmiş ve 1985 yılına kadar askeri hastane olarak hizmet vermişti.

2012’den sonra kaderine terk edilen tarihi hastane binası bir dönem evsizlerin ve madde bağımlılarının meskeni olmuştu.

DHA‘nın dün haber yapmasıyla harekete geçen yetkililer, tarihi ve kültürel anlamda çok şey ifade eden Sultan Abdülhamid’in mirası Hadımköy Askeri Hastanesi’nde temizlik çalışmalarına başladılar.

‘Hadımköy Askeri Hastanesi Koruma Projesi’ konulu tez

Bu konuda 2015 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi  (İTÜ), Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Lisansüstü Programı çerçevesinde Gülsüm Tanyeli ve Melis Sabuncuoğlu tarafından bir Yüksek Lisans tezi hazırlanmıştır; 

Bu tez kapsamında İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, Hadımköy Mahallesi, 1058 parselde yer alan Hadımköy Askeri Hastanesi konu alınmıştır. Çalışma kapsamında yapının tarihi ve mimari özellikleri araştırılarak, günümüzdeki durumu ayrıntılı olarak belgelenmiş, çeşitli kaynak araştırmaları yapılarak restitüsyon çizimleri hazırlanmış ve yapının korunup, günümüz koşullarına uyum sağlayarak varlığını sürdürebilmesi için gerekli müdahale ve öneriler geliştirilmiştir. 19. Yüzyıl askeri mimari örneklerinden olan Hadımköy Askeri Hastanesi’nin yapımına 1887 yılında başlanmış, 1891 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından kullanıma açılmıştır. Yapının içinde yer aldığı Hadımköy, Osmanlı döneminde İstanbul dışı yerleşim bölgesidir. Tescilli ağaçların bulunduğu parsellerle bir bütün olan hastane, farklı dönemlerde tahliye hastanesi, kışla ve revir gibi olarak kullanılmıştır. Cepheleri özgün niteliğini genel anlamda korumasına rağmen plan şeması oldukça müdahale görmüş, ek mekânlar yapılmıştır. Kat döşemeleri betonarmeye çevirilmiş, ihtiyaçlar doğrultusunda ısıtma ve tesisat sistemi döşenmiştir. Kullanıldığı dönemde düzenli olarak bakım ve tadilat görmüş olan yapının özgün plan şemasına ait izleri okumak oldukça zordur.

Hadımköy Askeri Hastanesi korunuyor

Günümüzde kullanılmamakta olan yapı ve bahçesi Hadımköy Kışla Komutanlığı tarafından korunmaktadır. İstanbul’da az sayıda örneği kalan askeri hastane mimarisinin araştırılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından da önem taşıması sebebiyle, söz konusu yapı tez konusu olarak seçilmiştir. Tez çalışması yedi ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, kapsamı ve kullanılan çalışma yöntemleri anlatılmıştır. İkinci bölümde yapının bulunduğu Hadımköy’ün konumu, tarihsel, sosyal ve ekonomik gelişimi ile mimari özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde Osmanlılarda sağlık kurumlarının gelişimi, askeri tıp tarihi ve askeri hastanelere değinilmiş, günümüzde İstanbul’da mevcut olan askeri hastane örnekleri ile askeri hastanelerin genel mimari özellikleri incelenmiştir.

Dördüncü bölümde Hadımköy Askeri Hastanesi’nin konumu ve tarihçesi incelenmiş, mevcut durumu detaylıca anlatılarak, strüktür, malzeme ve bozulma tespitleri yapılmıştır. Beşinci bölümde, çeşitli bilgiler ışığında restitüsyon çizimleri geliştirilmiş, altıncı bölümde de yapının restorasyon projesine yer verilmiştir. Restorasyon projesi ile birlikte yapının onarımına ilişkin müdahaleler tanımlanmıştır. Restorasyon kararları doğrultusunda yapının sağlık hizmeti işlevinin korunması önerilmiştir.

Tahtakale’ye ismini Veren Kalenin Burcu Gün Yüzüne Çıktı

İstanbul’un en bilinen ticaret merkezleri arasında yer alan tarihi Tahtakale’nin isminin bölgedeki Bizans kalesinden geldiği bildirildi.

tarihi Tahtakale

İstanbul‘un önemli ticaret merkezlerinden olan Tahtakale semtinin, ismini bölgedeki tarihi Bizans Kalesi’nden aldığı öğrenildi. O dönem gözetleme kulesi olarak kullanılan kalenin burcu günümüzde atölye olarak kullanıldığı görülmektedir.

Tahtakale ve çevresi, İstanbul’un fethedilmesiyle geçmiş asırlarda dünyanın önemli ticaret merkezleri arasına girmiş ve günümüzde de ticaret yoğunluğunun yaşandığı bölgelerin başında gelmektedir. Ticaret erbaplarının yanı sıra tarihi yapılarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Tahtakale’nin adı ülke genelinde birçok şehirde semt ismi olarak da kullanılıyor.

Semtin adı Arapça “Taht-al Kal’a” kelimesinden geliyor

Şehir ve Kültür Dergisi Genel Yayın Yönetmeni araştırmacı-yazar Mehmet Kamil Berse, şehirler, kültürler ve medeniyetler üzerine yaptığı araştırmalarla Tahtakale’ye adını veren kaleyi tespit etti. Bizans döneminde yaptırıldığı öne sürülen kalenin sadece gözetleme kulesi olarak kullanılan burcunun günümüze taşınabildiğini belirleyen Berse, Tahtakale semtinin adını, Arapça kale altı-kale çevresi anlamına “Taht-al Kal’a” kelimesinden aldığını tespit etti.

Burcun Büyük Valide Han’ın mütemmim yapılarından, günümüzde Sağır Han olarak bilinen Sagir Han’ın (küçük han) kuzeydoğu iç duvarına yakın yerde bulunduğunu belirten Berse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu burcun bazı tarihi kayıtlarda Eiren kulesi olarak adlandırıldığını söyledi.

Valide Han’ın altında kale kalıntılarının da olabileceğine işaret eden Berse, doğma büyüme İstanbullu olarak kendisi gibi birçok insanın merak ettiği konuya açıklık getirdiğini vurguladı.

“Kalenin ayakta kalması bizim için çok değerli”

Tahtakale adının söz konusu burçtan geldiği konusunda araştırmalarla kesin kanaat getirdiğini aktaran Berse, şöyle konuştu:

“Bir Osmanlı eserinin içinde bir Bizans yapısının olması ve bağımsızlığını koruyor gibi olması oranın bir kale olduğunu gösteriyor. Zaten görünümü de bir kale burcu gibi. O beni çok heyecanlandırdı. Bunu araştırmam gerektiğini düşündüm.

Semavi Eyice bu ülkede önemli bir Bizantologtur. O zaman hayattaydı, geçen sene Aralık ayıydı. Kendisini ziyaret ettim, durumdan bahsettim. O kaleyle ilgili bütün malumatı biliyor. Hatta ‘ben bununla ilgili bir maddeyi İslam Ansiklopedisi‘ne yazdım. Tahtakale olarak yazmadım ama senin dediğin doğrudur, ben o taraftan düşünmedim’ dedi. ‘O kale aslında Bizans‘tan kalma bir Eiren Kalesi’dir.

Eiren Kalesi‘ni de Sultanahmet‘teki Bizans Sarayı‘nın bir koruma karakolu gibi, muhafız karakolu gibi düşünebilirsiniz’ dedi. Orası aslında bir kale karakoldur, orada ucu görünen de artık üstü tıraşlanmış burçlarından biridir. Ayakta kalması da bizim için çok değerlidir.”

“Bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var”

Osmanlı İmparatorluğu‘nda semt isimlerinin muhakkak bir yere dayandırıldığını dile getiren Berse, şunları kaydetti:

“Osmanlı şehirlerinde şunu görürsünüz, bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var. Eskiden gelen semt, sokak ya da mahalle adlarına baktığınızda ‘ne alaka’ diyebilirsiniz ama araştırdığında sizi bir yere götürür.

Mesala Ayvansaray‘da bir sokaktan geçiyorum adı Külhan Sokak. Hamamların külhanları olur. Etrafa baktım bir hamam göremedim. Sokağın adı külhan ise o çevrede mutlaka bir hamam vardır. Sonra orada yaşlı birine rastladık. ‘Buralarda hamam var mı?’ diye sorduk, ‘Evet, burada hamam vardı. Eskimişti yerine bina yapıldı’ dedi. O isim orada olmasa orada tarihi bir hamamın varlığından haberimiz olmayacak. Buraya bu isim konulunca Tahtakale ismi ki Osmanlı’nın fethinden sonra bu semtler kurulurken buralara mutlaka bir özelliğinden dolayı bu isimler verilmiş. O tarihte buradaki kale büyük bir ihtimalle ayaktaydı.

Yani belki tahrip de olmuş olabilir ama o devrin insanları aşağıda bir yerleşim yeri olunca, Bizans devrinde adı belki farklı olabilir ama bizim dönemimizde buraya bir isim verilecekse ne demişlerdir, ‘kale var burada, altında da iş yeri var. Buranın adı Tahtakale‘dir.’ Buradan yola çıktığımızda bu kaleye ulaşabilirsiniz. Yoksa tahtadan bir kale ararsanız bulamazsınız.”

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tahtakaleye-ismini-veren-kalenin-burcu-gun-yuzune-cikti/1239846

Nef YKB Erden Timur ‘dan Sosyal Medya Açıklaması Geldi!

Nef Yönetim Kurulu Başkanı Erden Timur, sarı-kırmızılı takımla adı geçen Anthony Modeste ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Nef YKB Erden Timur

Nef YKB Erden Timur, sosyal medya hesabı kullanmadığını ve Galatasaray’a her zaman hizmet etmeye hazır olduklarını dile getirdi. 

Nef YKB Erden Timur, Emre Akbaba‘nın Galatasaray‘a gelişinde büyük rol üstlenmişti. Timur, sosyal medyada yazılanların kendisi ile ilgisi olmadığını ve şahsi hesabı bulunmadığını kaydederek, “Şirketim adına açılan kurumsal hesap haricinde sosyal medyada şahsıma ait bir hesabım yoktur. Transferde gündemde olan isimleri bende görüyorum. Gerekli görüldüğü zaman ana sponsoru olduğumuz Galatasaray‘a her zaman hizmet etmeye hazırız.” dedi.

Kaynak; DHA

Selimiye Camisi Bayram Boyunca Doldu Taştı

Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camisi, Kurban Bayramı tatilinde ilgi odağı oldu.

Edirne Selimiye Camisi

Kurban Bayramı tatilinde Edirne’ye gelen yerli ve yabancı turistler, Selimiye Camisi‘ne yoğun ilgi gösterdi.

Mimar Sinan’ın ustalık eseri ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camisi, bayram tatilinde ilgi odağı oldu. Çeşitli illerden gelen vatandaşlar, yurt dışında yaşayan Türkler ve yabancı turistler mimari şaheseri ziyaret etti.

Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bayram tatilinde kentteki ve Saros Körfezi’ndeki otellerin dolduğunu söyledi.

Ege ve Akdeniz kıyılarına gitmeyenlerin tatilini kısa turlar yaparak Edirne ve Trakya’daki tatil yörelerinde geçirdiği belirten Hacıoğlu, “Kısa turlarla Edirne’ye gelenler UNESCO Kültür Mirası Selimiye’yi görmeden gitmediler. Bayramdan önce 150 bin ziyaretçi beklediğimizi belirtmiştik ancak gördüğümüz kadarıyla ziyaretçi sayısı bizim beklentimizin iki katına çıktı.” diye konuştu.

Selimiye Camisi önemli bir kültür ve ibadet merkezi

Selimiye Camisi’nin önemli bir kültür ve ibadet merkezi olduğunu ifade eden Hacıoğlu, şunları kaydetti:

“Selimiye Camimizi 300 bin kişi ziyaret etti. Çok şükür bu yıl hem anavatana gelirken hem de giderken gurbetçilerimiz camimize uğradılar. Dolayısıyla bu da ayrı bir memnuniyet oluşturdu. Bu hem kentimizin ekonomisine hemde turizmine büyük katkı sağladı. Selimiye ile tarihi camilerimiz de çok sayıda ziyaretçi aldı. Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü Turizm Enformasyon Büromuz bayramın birinci gününden itibaren açıktı ve görevlilerimiz Edirne’ye gelen tarihi ve turistik yerleri görmek isteyenleri bilgilendirdi.”

“Selimiye inanç turizminin merkezi”

Selimiye Camisi İmam Hatibi ve müezzini Yusuf Serenli de Selimiye Camisi’nin hem ibadet hem de kültürel anlamda çok önemli bir cami olduğunu söyledi.

Selimiye’nin inanç turizminin merkezi olduğunu belirten Serenli, “Camimiz hem yurt içi hem de yurt dışından çok sayıda ziyaretçi alıyor ancak bayram dolayısıyla bu sayı daha da arttı. Bu dönemde gurbetçilerimiz yaşadıkları ülkeye dönerken camimizi ziyaret edip memlekete veda ettiler. 24 saat bu yoğunluk devam ediyor. Her yaş grubundan ziyaretçimiz var. Çocuklar, büyükler, orta yaşlılar herkes Selimiye’de. Selimiye’deki turizm hareketliliği kente de ekonomi anlamında katkı sağlıyor.” diye konuştu.

“Müthiş güzellikte ve mimaride”

İstanbul’dan gelen Aziz Yurt da Selimiye Camisi’ni yıllardır merak ettiğini, ziyaret etmenin bu yıl nasip olduğunu ifade etti.

Kars’tan gelen Serhat Ekinci ise bayram tatili dolayısıyla Edirne’de bulunduğunu belirterek, “Selimiye çok güzel bir cami, tarihi güzellikleri açıkça gösteriyor.” diye konuştu.

Selimiye Camisi’ni “müthiş güzellikte ve mimaride” diye tanımlayan Kasım Sezer de “Daha önce gelmiştim ama her geldiğimde Selimiye’yi görmeden, burada ibadet etmeden Edirne’den ayrılmam. Rabb’im burayı yapanlardan ve yaptıranlardan razı olsun.” şeklinde konuştu.

Ahmet Tezcan da yıllık iznini Türkiye’de geçirdiğini ve Almanya‘ya dönmeden önce Selimiye Camisi’ni ziyaret ettiğini kaydetti.

EDİRNE – CİHAN DEMİRCİ