ORAN, 200 milyon liralık kalkınma desteği sağladı!

ORAN, Orta Anadolu illeri olan Kayseri, Sivas ve Yozgat’a yönelik 200 milyon liraya yakın bir yatırım oluşmasını sağladı.

ORAN (Orta Anadolu Kalkınma Ajansı)

ORAN, 200 milyon liralık kalkınma desteği sağladı

ORAN (Orta Anadolu Kalkınma Ajansı) Genel Sekreter Vekili Ahmet Emin Kilci, ajans desteğiyle Kayseri, Sivas ve Yozgat’ta 8 yılda 200 milyon liralık yatırım yapıldığını ifade etti.

AA muhabirinin yaptığı habere göre Orta Anadolu illerine yönelik faaliyet gösteren ORAN, mali, fizibilite, teknik ve güdümlü proje destekleriyle Kayseri, Sivas ve Yozgat illerinin kalkınmasını hedefliyor.

2009 yılında kurulmuş olan ORAN tarafından Ar-Ge faaliyetleri desteklenmek suretiyle yatırımcılara bölge potansiyellerine en uygun yatırım imkanı sunulmakta. Bu sayede bölgenin başta ekonomik olmak üzere; sosyal, kültürel, turistik ve teknolojik olarak birçok boyutta kalkınması sağlanıyor.

Başkan Vekili Kilci, Kayseri, Sivas ve Yozgat illerinin kalkınmasına destek olmak istediklerini vurguladı. Kilci, şunları kaydetti:

“Ajansımızın temel amacı bölgedeki üç ilimizin diğer bölgelerle olan kalkınmışlık farkını gidermektir. Bu anlamda ORAN’ın mali destekler yoluyla, yatırımcılara iyi bir ortam sunmak gibi bir misyonu var. Bunun dışında bölgedeki çeşitli kurumlarla proje fikirleri oluşturuyoruz.

ORAN son 8 yılda; 63 milyonu KOBİ‘lere, 50 milyon civarı da kamu kurumlarına olmak üzere 113 milyonun üzerinde destek sağladı. Bu destekle üç ilimizde 200 milyon liraya yakın yatırım oluştu. Biz mali desteklerle özellikle KOBİ’lerden yenilikçi, Ar-Ge’ye dayalı, bölgemize katma değer sağlayacak projeler bekliyoruz.

Desteklerimiz tarım, turizm, sanayi gibi çeşitli alanlara yönelik olarak devam ediyor.

Bunların yanında eğitim için de 2 milyon lira gibi bir teknik destek sağladık.”

Proje kültürü oluşturmaya çalşıyoruz.

Kilci, ORAN olarak 2019 yılı için halihazırda projelerin bulunduğunu ve o projelerin de destek sağlanarak hayata geçirileceğini bildirdi;

  • Yozgat’a hayvan hastanesi,
  • Kayseri’ye fuar merkezi,
  • Sivas’a sanayi ve kent müzesi.

Kilci, ajansın bölgeye sağladığı en büyük desteğin proje kültürünün oluşturulması olduğunu belirtti. Kilci,

“Ajansın ilk yıllarında çok az başvuru alıyorduk ancak bu sayı giderek artmaya başladı. Sadece mali desteklerde 2 bin 500’e yakın başvuru yapıldı. Bu başvuruların 700’den fazlasına destek verdik.” şeklinde ifade etti.

Bölgede iyi bir uyum içerisinde çalıştıklarını ve çeşitli faaliyetlerle ekonomiye destek verdiklerini ifade eden Kilci, bölge sanayisinin verimliliğini artırma ve sosyal kalkınma anlamında da çalışmalar yürütmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.

4 Bin Yıl Önce Kadınlar Ticaret Yapıyordu!

Kayseri de bulunan, Anadolu’nun en eski uluslararası ticaret merkezi Kültepe Ören Yeri’nde çıkan belgelere göre, 4 bin yıl önce Kadınlar ticaret yapıyordu. Bu amaçla kullanmak üzere kendi adlarına mühür basmışlardı.

Kültepe Ören Yeri’nde 4 bin yıl önce kadınlar ticaret yapıyordu

4 bin yıl önce Kadınlar Ticaret yapıyordu

Anadolu‘nun en eski uluslararası ticaret merkezi, Asur Ticaret kolonisi Kaniş-Karum‘da kazılarda ortaya çıkan belgelere göre, 4 bin yıl önce kadınlar ticaret yapıyordu. Kadınların, ticari anlaşmalarında kullanmak üzere kendi adlarına mühür bastıkları ortaya çıktı.

Hititlerin Anadolu’da kurduğu ilk kent olan Kültepe Ören Yeri, Kayseri-Sivas Karayolu‘nun 24’üncü kilometresindedir. Kentin kalıntısı olan höyük ve etrafında onu saran Karum‘dan oluşan ören yerinde programlı ve sistemli kazı çalışması, 1948 yılında başladı.

İlk sistemli kazı 1948 yılında başladı

Kazılarda elde edilen 4 bin yıl önceye ait çivi yazılı tabletler Anadolu‘da kadının ticarette, sosyal hayatta, ekonomide nasıl bir rol oynadığını gösteriyor. Anadolu arkeolojisinin önemli ismi Prof. Dr. Tahsin Özgüç, 1948 yılında başlayan, 2005 yılındaki ölümüne kadar kesintisiz 55 yıl devam eden kazılara başkanlık etti.

Kültepe’de kazılar, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu başkanlığında sürdürülüyor. Kazı çalışmalarında bugüne kadar 23 bin 500 çivi yazılı tablet, 20 bin adet de arkeolojik eser bulundu. Bu yıl 26 Haziran’da başlayan kazı çalışmaları geçtiğimiz ay sona erdi.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi‘nin desteğiyle sürdürülen bu yılki kazılarda; 2’si tablet 76 eser ile 4 bin-4 bin 500 yıllarında yapılmış idari yapıların köşeleri ortaya çıkarıldı. Asur ticaret kolonilerinin başkenti Kaniş Krallığı‘nın merkezi Kültepe’de, toplamda 23 bin 500 civarında bulunan çivi yazılı belgeler, Anadolu yerlilerinin sosyal hayatına dair ışık tutmakta.

Kaniş Krallığı‘nın merkezi Kültepe Ören Yeri

Kayseri Büyükşehir Belediyesi ‘Şehir’ dergisi

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, bu konudaki birikimlerini Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Şehir’ dergisine yazdı.

Kulakoğlu yazısında; “Bu çağda Anadolu’da kadın ve erkek eşitliği sosyal hayatın özünü oluşturmaktadır. Kadın, iş ve yönetimde de bu sistem içinde kendine yer bulmuştur. Devletin başında kraliçenin görev alması gibi. Yerliler arasındaki kadın ve erkek eşitliğini kanıtlayan evlenme ve boşanma mukaveleleri, karşılıklı anlaşma esasına göre düzenlenmişlerdir. Evli kadınlar, kendi adlarına anlaşma yapar, onları mühürlerlerdi.

Birçok borç belgesi karı-koca tarafından mühürlenmiştir. Alacaklı, borçlunun eşini de borçlu sayar, onun garantisini isterdi. Kadınlar, evli veya bekâr olsunlar, kontrata dayanan anlaşmalara ve hukuki işlere karışırlardı. Bu durum, Anadolu’da o tarihlerde kadına verilen değeri ortaya koydu.” dedi.

Kültepe, Dünyanın ilk Organize Ticaret Merkezi

Anadolu tarihini 6000 yıl önceye dayandıran belgelerin gün ışığına çıkarıldığı Karum’dan oluşan Kültepe Ören Yeri; yönetim binalarının, dini yapıların, ev, dükkan ve atölyelerin kalıntılarından oluşuyor.

Asurların kurduğu büyük ticaret kolonileri Karumların merkezi Kültepe’deki Karum’du ve diğerlerini buradan yönetiyordu. Anadolu’daki ilk yazılı tabletler, dünyanın ilk organize ticaret merkezi olan Kültepe’de bulundu. Asur çivi yazısı ile oluşan bu tabletler arasında, zamanın tüccarlarının, halkının ve yöneticilerinin siyasi ve hukuki ilişkilerini gözler önüne seren mektuplar, senetler, mühürler ve anlaşma metinler yer aldı.

Ticaret yolu üstünde stratejik öneme sahip Kültepe, bu özelliğini yüzlerce yıl sürdürmüş. Kayseri’nin Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde İpek Yolu’nun bir parçası, günümüzde de Türkiye’nin ticaret alanında en aktif şehirlerinden olması da Kültepe ile başlayan bu ticari hareketliliğin devamı olmuştur.

Dünyaca meşhur açık hava müzesi

Dünyaca meşhur bu açık hava müzesi, ilk olarak 1881’de dikkat çekti, 1925’te Kültepe’nin önemli bölümlerinden biri olan Karum keşfedildi. 1948 yılından beri Türk Tarih Kurumu ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına bölgede yapılan kazılar sonucu Kültepe’de Asur, Genç Hitit, Helen, Roma, Pers ve Tabal dönemlerine ait eserler ve bulgular ele geçirildi.

Günümüzden 4 bin yıl önce Anadolu’da kadının önemli bir yere sahip olduğunun çivi yazılı tablet ve mühürlerden anlaşıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, ‘Kültepe tabletlerinde 4 bin yıl önce, Anadolu’da ve Mezopotamya’da kadının hem ailedeki yeri hem ekonomik faaliyetleri ve hem de idari görevleri çok açık bir şekilde ortaya konmaktadır.

Şehir devletlerinin yönetimlerinde kralların yanında kraliçelerin de söz sahibi oldukları hakkında çeşitli metinler bulunmaktadır. Bu konuda çok dikkate değer bir tablet yukarıda bahsedilen mahkeme zaptının tutulduğu tablettir. Burada Anadolu’da ismi belirtilmemiş bir krallığın kral ve kraliçesinin yan yana, kendilerine gelen heyeti kabulleri ve kararları anlatılmaktadır’ dedi.

Kadınların Yönetimdeki Rolü

Kulakoğlu, kadınlarla ilgili tabletlerden çıkan bölümleri şöyle sıraladı; “Kaniş-Kārumu’nda oturmuş Asurlu tüccarlarla bunların Asur’daki kadın yakınları arasındaki yazışmalar, bazı kadınların, kocalarının veya kardeşlerinin yanında aktif bir biçimde ticarî hayatın içinde yer aldıklarını ortaya koymaktadır. Erkek karşısında hukuku gözetilen ve ülke yönetiminde söz sahibi olan kadınlar ticaret yapıyordu.

Çeşitli ticarî konuların dile getirildiği bazı mektuplardan karı-koca, baba-oğul veya kardeşler arasındaki yazışmalarda, bazen asıl konu dışına çıkılarak satır aralarına sıkıştırılmış bazı ifadelerden bu tüccar aile fertlerinin birbirleriyle ilişkileri, aralarındaki anlaşmazlıklar ve çıkar çatışmaları hakkında bilgi sahibi oluyoruz.”

‘Eldeki evlenme-boşanma kayıtlarından, tarihi devirlerin başlangıcında Anadolu’da kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduklarını biliyoruz. Asurlular Anadolu’da yerli bir kadınla evlenebiliyorlardı. Bu durumda ikinci bir eş almaları yasaklanmıştı. Ancak, Asur’da ‘qadiştum’ denilen bir kadınla belki geçici bir evlilik yapabilecekleri kaydedilmektedir.

Kültepe’de bulunmuş Kt. v/k 77 no’lu bir mektupta, mektubu yazan Azia isimli şahıs üç kardeşine, Asur’daki kız kardeşlerinin, babalarının vasiyetnamesini öğrenmek için kendisini taciz ettiğini bildirmektedir. Mektubun devamından anlaşıldığına göre, kız, Anadolu’daki ağabeylerinin gelmedikleri bahanesiyle oyalanmakta ve herhalde, babalarından kalan bazı mallar kendisinden gizlenmek istenmektedir.’

Kaynak; https://www.dha.com.tr/foto-galeri/kadinlar-4-bin-yil-once-ticari-anlasma-yapip-muhur-basiyordu/haber-1605936/p-1

Kent, Van Depremi İzini 7 Yılda Sildi!

2011 yılında meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Van Depremi sebebiyle büyük zarar gören kent, 7 yıllık sürede yapılan yatırımlarla depremin izini sildi.

23 Ekim 2011 Van Depremi

2011 Van Depremi, şehre çok büyük zarar verdi

23 Ekim 2011 yılında meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Van Depremi, şehre çok büyük zarar verdi. Aradan geçen 7 yıllık süre sonunda Van’da depremin izleri silindi. Yapılan yatırımlarla Van, bölgenin en gelişmiş illerinden birisi haline geldi.

Van’da depremden bu yana 17 bin 489 konut tamamlanmak suretiyle depremzedelere teslim edildi. 12 bin köy evinin büyük çoğunluğu da tamamlandı.

Barınma İhtiyaçları karşılandı

Tüm Türkiye depremin ardından Van için seferber oldu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok bakan, siyasetçi ve sivil toplum kuruluşu çalışanları kente geldi.

Depremden kısa süre sonra yerinde yaptıkları çalışmalar ile yetkililer koordinasyonu sağladılar. İlk etapta arama kurtarma çalışmalarına ağırlık veren uzmanlar, ardından depremzedelerin barınma ve yaşamsal ihtiyaçlarını gidermeye çalıştı.

Artçı sarsıntıların devam etmesi sebebiyle birçok vatandaşın evlerine girememesi üzerine, ilk etapta 75 bin çadır geçici barınma amaçlı vatandaşlara dağıtıldı.

Depremzedelerin çaresizliğine ve soğuk havanın olumsuz etkisine karşı devlet, çadır kentlerin ardından 29 bin 500 konteynerden oluşan 35 konteyner kent kurdu.  Bu vesileyle vatandaşlarun geçici barınma imkanı ihtiyacı karşılanmış oldu. sağladı.

Çadır kentlere ve hasarsız raporu verilen evlerine yerleşen depremzedeler, Kurban Bayramı’nın 4. gününe denk gelen 9 Kasım’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki ikinci depremle bir kez daha sarsıldı.Yeni bir şehir kuruldu

Konu ile ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada AFAD İl Müdürü Osman Uçar, depremin ardından yapılan çalışmalarla Van’da adeta yeniden bir şehir kurulduğunu ifade etti.

Uçar; “Vatandaşların mağduriyeti fazla bekletmeden giderildi. Yaşanılan felaketin boyutu, ekonomik ve sosyal alanda, sosyolojik anlamda çok büyüktü. Çevre düzenlemeleriyle, parklarıyla, spor salonlarıyla daha güzel bir kent ortaya çıktı. Devletimizin desteği ile bu sorunlar en aza indirildi.” dedi.

TOKİ konutlarında 19 bin 826 personel 24 saat esasına dayalı çalıştı. Konutlar yapılırken çevre düzenine de büyük önem verildi. Konutların bulunduğu alanlarda 1 milyon 48 bin 523 metrekarelik bölge yeşil alan olarak değerlendirildi ve bu bölgelere 16 bin 650 ağaç dikildi.

Van Depremi

Van’ın Tabanlı Köyü’nde 23 Ekim 2011 tarihinde 6,7 büyüklüğünde meydana gelen depremde 604 vatandaş hayatını kaybetmiş, 4 binden fazla kişi de yaralanmıştı. Sarsıntıdan dolayı 2 bin 262 enkaz oluşmuştu.

Meydana gelen şiddetli depremi Hakkari, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Kars, Muş, Bitlis, Siirt, Batman, Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi çevre iller de hissetti. Depremin hissedildiği sözkonusu bölgelerde binalar yıkıldı, elektrik ve telefon hatları da kesildi.

23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Van Depremi, Anadolu‘da Cumhuriyet tarihi boyunca meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçti.

 

Komana Pontika Antik Kenti Tarihi MÖ 3.Yüzyıla Uzanıyor!

Tokat’ta bu yıl yürütülen Komana Pontika Antik Kenti kazı çalışmalarında, bilinen tarihin 1300 yıl öncesine, MÖ 3. yüzyıl Helenistik dönemine kadar uzandığı saptandı.

Komana Pontika Antik Kenti

Komana Pontika Antik Kenti

Tokat‘taki Komana Pontika Antik Kenti bölgesinde 10 yıldır sürdürülen kazı çalışmalarının bu seneye ait kısmı tamamlandı. Hamamtepe‘nin üst kısmında bu yıl kazı çalışmaları, Bizans dönemi yapılarının altında yürütüldü. Yapılan kazılarda, antik kentin bilinen tarihinden bin 300 yıl öncesine ait Helenistik dönem yerleşimine dair izlere rastlandı.

AA muhabirinin yaptığı habere göre; Ege Denizi’nde bulunan Girit Adası üzerindeki Knossos Kenti‘ne ait MÖ 3. yüzyıl sikkesi, adak terrakottaları (pişmiş toprak), siyah firnisli (vernik) Attika seramikleri ve olası 5. yüzyıl Efes seramiği, buluntular arasında en çarpıcı olanlarıdır.

Üretim, Ticaret ve Tarım Merkezi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi Yerleşim Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas yaptığı açıklamada, antik kentteki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Erciyas, şu ana kadar sürdürülen çalışmalar ile Komana’nın, özellikle Ortaçağ’daki merkezi rolünün ortaya çıktığını ifade etti. Buna göre antik kentin 12. ve 14. yüzyıllar arasına tekabül eden Danişmend ile Selçuklu Devleti idaresinde önemli bir üretim merkezi, ticaret merkezi ve tarım merkezi olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Burcu Erciyas, bu dönemde Komana‘nın zengin tarım topraklarında çeşitli meyve ve sebzeler, tahıl ile yemişler üretildiğini söyledi.

Zengin bir mutfağa sahip olan bölgede; gıda, seramik, cam, metal ve kemik obje üretimi yapıldığını ifade eden Erciyas, bu yerleşim alanından uzak bölgelerle ticaret yapıldığının saptandığını dile getirdi.

Prof. Dr. Erciyas; “Niksar yolu üzerinde stratejik bir konumda olan Komana Pontika Antik Kenti; ticaret kervanları, askeri konvoylar ve seyyahların uğrak yeri olmasını sağlamış. Bizans döneminden itibaren devam eden dini önemi bu alanın kalkınmaya devam etmesine vesile olmuş.” dedi.

Komana Pontika Antik Kenti’nin tarihi, bilinenden bin 300 yıl daha geriye gitti

Bu seneki kazı çalışmalarının 40 gün sürdüğünü belirten Erciyas; “Bu yılki kazılarda Helenistik dönem yerleşimine dair mimari kalıntılara ve arkeolojik buluntulara rastlandı. Bu da antik kentin tarihini bin 300 yıl daha geriye götürmektedir. Bugüne kadar yalnızca yüzeyde ve çok az sayıda rastlanılan bu tür buluntuların arkeolojik kontekstlerde ortaya çıkması, Komana’nın Mitridat Krallığı‘nın kült merkezi olarak karakterini ortaya koyacaktır.

10. yılına geldiğimiz kazı çalışmalarında bu elde ettiğimiz buluntular ile Komana’daki yerleşimin 3 bin yıllık kronolojisini ortaya koyabileceğiz. Komana her ne kadar Karadeniz kıyısından içeride, dağların arkasında kalsa da özellikle kült merkezi olması sebebiyle Ege Bölgesi ile ilişkilerini Karadeniz kıyısındaki Helenistik dönem yerleşimleri Amisos, Sinope gibi yerler üzerinden sürdürmüş olmalıdır.” şeklinde ifade etti.

Komana Pontika Antik Kenti

Kaynaklara göre, Mitridat Krallığı‘nın yönetiminde önemli bir kültür merkezi olan ve Roma İmparatorluğu döneminde de özerkliğini koruyan Komana Pontika, Ana Tanrıça Ma’ya adanmış kutsal bir alandı.

Aynı zamanda ticaret merkezi olan bölge, o dönemde kutsal alanda düzenlenen festivaller, zengin pazar yeri ve kenti çevreleyen verimli arazisiyle Anadolu‘nun tüm bölgelerinden ziyaretçi çekiyordu.

ODTÜ, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Tokat Valiliği tarafından desteklenen Komana Pontika Antik Kenti Arkeolojik Araştırma Projesi, Orta Karadeniz yöresinin klasik çağ kenti Komana Pontika’nın konumunu belirlemek ve kentsel dokusunu anlamak amacıyla 2004 yılında uygulamaya konulmuştu.

Gümenek Hamamtepe bölgesindeki yüzey araştırmalarının ardından antik kentin gün yüzüne çıkartılması için kazı çalışmaları 10 yıl önce başlatılmıştı.

Üsküdar-Çekmeköy Metrosu Ne Zaman Açılacak?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Mevlüt Uysal, bir dizi açıklamalarda bulunduğu televizyon programında, ‘Üsküdar-Çekmeköy Metrosu ne zaman açılacak’ sorusuna da yanıt verdi.

Üsküdar-Çekmeköy Metrosu

İBB Başkanı Uysal, Üsküdar Çekmeköy Metrosu kapsamında toplamda 3 deneme sürüşü yapıldığını belirterek, en son deneme sürüşünün de problemsiz bir şekilde tamamlandığını ifade etti.

Habertürk’te Veyis Ateş’in sorularını yanıtlayan İBB Başkanı Mevlüt Uysal, Üsküdar-Çekmeköy Metrosu Projesindeki son durum hakkında bilgi verdi. İstanbul‘a yönelik projelerini anlatan Uysal, İBB Başkanı olacağını tahmin ettiğini belirtti. 

Bütçemizin Önemli Kısmını Ulaşıma Ayırdık

Başkan Uysal; “İstanbul’da bizi vatandaş göreve getiriyor. Vatandaş için problem olan bir şeye çözüm üretiyorsak görevimizi yapmış oluyoruz. Dünyada İstanbul gibi başka bir şehir yok. İstanbul’un en büyük sorunu da trafik. Dünyaya göre ulaşımda başarısız sayılmayız. Fakat yapacak daha çok işimiz var. Bütçemizin önemli kısmını ulaşıma ayırdık.” şeklinde konuştu.

Üsküdar-Çekmeköy Metrosu

İstanbul’da yapılan ilk sürücüsüz metro olduğunu vurgulayan Uysal, yalnızca metronun yapımının değil, daha sonra sistemin yürümesinin de önemli olduğunu vurguladı.

Uysal; “İkinci kısım haziran ayı sonunda açılacak demiştik. Prosedür gereği, yapımcı firmanın işini tamamlamasını takiben deneme sürüşlerine geçildi. Sonra da uygun görülürse ‘Bu çalışabilir’ deniyor, Sürücüsüz olduğu için 3 sefer deneme sürüşü yapıldı. En son deneme sürüşü de problemsiz şekilde yapıldı. Üsküdar-Çekmeköy Metrosu‘nun ikinci etabı en geç bu ay sonu açılmış olacak.” dedi.

İstanbul’da Ekmeğe Zam Olur Mu?

Soruyla ilgili Uysal, “Halk Ekmek, fiyatları ve kaliteyi dengelemek suretiyle İstanbul’un ekmeğinin yüzde 10’unu üretiyor. Ekmeğin fiyatı 1.25 TL ilan edildi. Fiyatı suistimal eden olursa gereği yapılır.” dedi.

Geri Dönüşüm Projeleri

Başkan Uysal, “Sıfır Atık Projesi kapsamında çalışmalar sürüyor. Vatandaşlarımızın destek vermesi lazım.” dedi.

Sokak Hayvanları için Vetbüs Projesi

Uysal, sokak hayvanlarına yönelik başlatılan çalışmaya ilişkin yaptığı açıklamada, hayvanların standart yaşamlarının devam ettirmeleri için merkezler olduğunu ifade etti.

Uysal; “Vetbüs de seyyar hastane. Bir trafik kazası oldu, sokak hayvanı yaralandı diyelim. Vetbüs gidiyor, yerinde ameliyatla müdahalesi gerekiyorsa ameliyat ediliyor, bakımı yapılıyor.” şeklinde konuştu.

Yaşlılara Yönelik Bakım Hizmeti

Uysal, “153 üzerinden arayan herkes ilgili birime bağlanabilir. Eve hizmet veriyoruz. Bir ekip tarafından evin temizliği yapılıyor. Kişiye özel bakım hizmeti veriliyor. Sokakta yürümek isteyen kaldırımdan, otobüsle gitmek isteyen otobüs hizmeti istiyor. Evinden çıkamayıp, ‘Benim hizmetim ayağıma gelmeli’ diyenlerin de kapısını çalıp hizmeti ayağına götürmek zorundayız.” dedi.

Aday Olacak mısınız?

Uysal, “Ben bir hedef koyarak buraya talip olmadım. Bunun en nihayetinde kararını verecek olan partimizin yetkili organlarıdır. Bana da tekrar görev verildiği taktirde bunu en iyi şekilde yerine getirmeye gayret ederiz.” şeklinde konuştu.

Üsküdar-Çekmeköy Metrosu Güzergahı

Üsküdar-Ümraniye-Çekmeköy-Sancaktepe Metro Hattı kapsamında, Üsküdar ile Çekmeköy istasyonları arasında yer alan yaklaşık 17 km uzunluğunda tünel, toplam 16 adet istasyon, yaklaşık 2,7 km’lik depo sahası bağlantı tüneli, depo sahası ve bakım alanı ve binaları bulunmaktadır. 126 vagonun hizmet vereceği hat tamamlandıktan sonra Üsküdar-Sancaktepe arası 27 dakikaya inecek.

Üsküdar istasyonunda Marmaray ile entegre olacak olan Üsküdar-Çekmeköy Metrosu sayesinde Anadolu ve Avrupa kıtaları arasında da rahat erişim imkanı sağlanacak. Altunizade İstasyonu ile de Metrobüs’e bağlanacak olan metro hattının tüm istasyonlarında karayolu toplu taşıma sistemlerine erişim imkanı bulunacak.

Bu hatın daha sonra Sultanbeyli üzerinden Sabiha Gökçen Havalimanı‘na bağlanması planlanıyor.

İstasyonlar;

  • Üsküdar,
  • Fıstıkağacı,
  • Bağlarbaşı,
  • Altunizade,
  • Kısıklı,
  • Bulgurlu,
  • Ümraniye,
  • Çarşı,
  • Yamanevler,
  • Çakmak,
  • Ihlamurkuyu,
  • Altınşehir,
  • İmam  Hatip Lisesi,
  • Dudullu,
  • Necip Fazıl,
  • Çekmeköy-Sancaktepe

Kaynak; http://www.hurriyet.com.tr/gundem/ibb-baskani-uysal-uskudar-cekmekoy-metrosu-bu-ay-sonu-acilmis-olacak-40980741

Atatürk Üniversitesi DAG Projesi Devam Ediyor!

Atatürk Üniversitesi ATASAM bünyesindeki Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) Projesi devam ediyor.

Atatürk Üniversitesi ATASAM DAG Projesi

Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi bünyesinde devam eden Doğu Anadolu Gözlemevi projesi, bittiğinde turizme de katkı sunacak.

Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) projesi, Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) bünyesinde, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Atatürk Üniversitesi desteğiyle yürütülmektedir.

Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çomaklı, “Atatürk Üniversitesi DAG Projesi ‘nin araştırma geliştirme amaçlı inşa edilmesinin yanında, 2020’den sonra turizm anlamında dünyanın buraya akmasına vesile olacağına inanıyoruz.” dedi.

Rektör Çomaklı, rektör yardımcıları Prof. Dr. Ayhan Çelik, Prof. Dr. Fuat Gündoğdu, Prof. Dr. Medine Güllüce, Prof. Dr. Sezai Ercişli ve DAG Proje Koordinatörü Astrofizikçi Doç. Dr. Cahit Yeşilyaprak ile birlikte heyet olarak inşaatı devam eden gözlemevi inşaatında incelemede bulundu. DAG Projesi, 3170 rakımlı Konaklı Karakaya Tepeleri’nde inşa edilmektedir.

İlk Kez Kırmızı Ötesi Gözlem Yapacak

İncelemenin sonunda gazetecilere açıklamada bulunan Prof. Çomaklı, DAG Projesi’nin 2012 yılında başladığını, Türkiye‘nin en büyük araştırma projesi  olduğunu vurguladı.

Projede 4 metre çapında teleskobun kullanıldığını ifade eden Rektör; “DAG Projesi, Avrupa’nın kurulu en büyük çaplı ve Türkiye’nin en büyük çaplı teleskobuna sahip olacak. DAG, ilk kez kırmızı ötesi gözlem yapabilen, son teknolojiyle donatılmış uluslararası bir gözlemevi olacak. DAG, sahip olduğu teknolojiler ve ekibin bilgi, birikim ve deneyimleri, farklı alanlarda çalışan diğer ulusal ve uluslararası kuruluşlara hizmet verebilecek donanıma ve potansiyele sahip olacak.” dedi.

Çomaklı, DAG projesinin diğer aşamalarının da aynı kurumsal destekle başlatıldığını, bu kapsamda üniversite yerleşkesinde DAG’a hizmet vermesini planladıkları Optomekatronik Araştırma Laboratuvarı yani OPAL için 150 dönümlük arazi tahsis edildiğini söyledi.

Dünya Buraya Akacak

Rektör, inşası devam eden gözlemevinin Avrupa’nın ve Türkiye’nin en büyük çaplı gözlemevi olmasından ziyade, çok büyük bir AR-GE merkezi olacağını vurguladı. Daha şimdiden kendileriyle iş birliği yapmak isteyen ülkelerin bulunduğunu ifade eden Çomaklı, projenin bir de turistik yanının olduğunu dile getirdi.

Çomaklı; “Biz inşallah gerek araştırma geliştirme gerekse turizm sektörü anlamında 2020’den sonra dünyanın buraya akacağına inanıyoruz.” şeklinde konuştu.

O Yükseklikte Hava Koşulları da Zor

Projede iki adet dairesel duvar bulunduğunu belirten Doç.Dr. Yeşilyaprak, 1 milimetre çapta bir hassasiyetle çalışıldığını ifade etti. Yeşilyaprak, 130 ton ağırlığında hareketli bir kubbeyi taşıyacak olduğu için oldukça zahmetli bir iş olduğunu belirtti.

Koordinatör Yeşilyaprak, Teleskobu taşıyacak olan kubbenin kendisi de titreşim yapmayacak ve titreşimi teleskoba da yansıtmayacak bir hassasiyette olması gerektiğini ifade etti.

Yeşilyaprak; şunları söyledi: “Teleskobun betonu da yaklaşık 300 tonluk bir ekipman, teleskobun bütün üniteleri üzerine yüklendiğinde. O da hareket ettiğinde titreşim üretmemesi için dış duvarla içerideki dairesel duvar birbirinden bağımsız. O yüzden öndeki servis binamız bu binalara temas etmiyor. Bunun nedeni kesinlikle titreşim üretmemesi gerekliliğiydi. Çünkü titreşim astronomik olarak bir gök cismini gözlemlediğinizde trilyon kilometrelik bir fark yaratabilir ve kıpraşmaya neden olacağı için bütün bunlar hassas şekilde yapıldı. 

Hava koşullarını da gözönünde bulundurmak gerek. 3 bin 100 metrede çalışmak oldukça zor. 2 sene içinde prjeyi bitirmeyi planlıyoruz. Bir aksilik olmazsa 2020’nin sonbaharına doğruda ilk ışığı almayı hedefliyoruz.” dedi.

Muhabir: Muhammet Mutaf

Ahilik Kültürü ve Ahi Evran

Anadolu topraklarının Türkleşmesi ve İslamlaşmasının manevi mimarlarının başında Ahi Evran-ı Veli gelir. Ahilik, Osmanlı’nın beylikten cihan-şümul Osmanlı İmparatorluğu haline gelmesindeki en önemli teşkilatlardandır. Ahilik Kültürü, asırlardır Anadolu’yu aydınlatmaya devam ediyor.

Ahilik

Ahilik Kültürü nedir?

Ahilik KültürüAA muhabirinin, Kırşehir Valiliği ve Ahi Evran Üniversitesi kaynaklarından derlediği bilgilere göre  ;

Anadolu Ahiliğinin kurucusu olan Ahi Evran-ı Veli, 1171 yılında İran’ın Batı Azerbaycan bölgesinde bulunan Hoy kasabasında doğdu.

Anadolu topraklarının Türkleşmesi ve İslamlaşmasının manevi mimarlarının başında Ahi Evran-ı Veli gelir.

Ahilik, 1200’lü yıllarda Ahi Evran Veli tarafından o dönemde Anadolu’ya göç eden Türkmenlere aş ve iş imkanı sağlamak amacıyla kuruldu. Bir taraftan da insanları iyi ve vasıflı birer birey olarak yetiştirmeyi amaçlamıştı.

Özellikle Anadolu’da göçebe Türk boylarının yerleşik hayata geçmesi ve Müslümanlaşmasını sağlayacak birçok önemli işlev üstlenen Ahi birliklerinin tarihi kökleri bin yıl öncesine kadar dayanır.

Ahi Evran, özellikle esnafa İslamiyeti anlatmak suretiyle onların dünyevi ve uhrevi hayatlarını dengeli ve düzenli hale getirmeleri için çaba sarfetti. Kayseri‘de deri işleme atölyesini (debbağ) kurdu. Bu yönüyle sanatkar ve zanatkarlar tarafından çok sevilen Ahi Evran-ı Veli, Kayseri’yi istila etmeye çalışan Moğollara karşı savunma amaçlı Ahileri teşkilatlandırdı.

Ahi Evran ilerleyen yıllarda bir dönem Konya ve Denizli‘de de bulunmuştur. 1206 yılında o dönemdeki ismi “Gülşehri” olan Kırşehir’e göç ederek, Türkmen nüfusa tekke ve zaviyelerde iş ve aş temin etme faaliyetlerinde bulunmuştur.

Ahi Evran, 32 çeşit esnafı teşkilatlandırmak suretiyle, temellerini atmış olduğu Ahilik sisteminin, zaman içerisinde Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında sanatını icra eden bütün esnaflara yayılmasını sağlayacaktır.

Hem Dünyevi hem de Uhrevi bir Sistem

Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi ve eski Ahilik Kültürünü Araştırma Merkezi Müdürü Kazım Ceylan konu ile ilgili ayrıntılı bilgi verdi. Kazım Ceylan, yurt içinde ve eski Osmanlı coğrafyasındaki ülkelerde olmak üzere Ahilik Kültürü ile ilgili 200’den fazla konferans vermiştir. Ceylan; “Ahilik Kültürü, 13. yüzyılda Kırşehir‘de ortaya çıkan, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında etkili olan dünyevi ve uhrevi bir sistemdir. Ahiliğin 740 kuralı var. Bunlar derece derece uygulanıyordu. Mesela 124 kuralı çıraklara uygulanırdı. Ondan sonrası da kalfalara, ahilere ve şeyhlere uygulanırdı. Çok ince kurallar bunlar. Ahiler 27 farklı alanda vakıf kurarak topluma hizmet etmişlerdir. Ahiliğin dayandığı dört temel esas; akıl, ahlak, bilim ve çalışmaktır.” şeklinde  konuştu.

Ahi Evran Veli kimdir?

Ahilik Kültürü

Ahi Evran, 1171 yılında Azerbaycan‘ın Hoy şehrinde doğmuş ve 1262 yılında Kırşehir’de vefat etmiştir. Asıl adı Nasıruddin Mahmud Ahi Evran bin Abbas‘dır. Ahi Evran-ı Veli, ilk eğitimini Hoy’da alıp Ahmet Yesevi‘nin talebelerinin sohbetlerinde bulunmuştur. Hacı Bektaş-ı Veli ve Hz. Mevlana ile aynı dönemde yaşamıştır.

Ahi Evran’ın adı kayıtlara; Nasir üd-din EbüI-Hakäyik Mahmud El Hoy olarak geçmiştir. Evran ismi ise herkesi korkutan yılanın onu görünce sakinleşmesi sebebiyle insanlar tarafından anılmaya başlanmıştır.

Ahi Evran, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen bir alperendir. Denizli, Konya ve Kayseri gibi şehirleri gezerek Ahilik teşkilatının kurulması ve yayılmasında önemli rol oynamıştır. Ahi Evran, Osmanlı Devleti zamanında kazanmış olduğu ‘esnafın piri’ ünvanı, Anadolu, Rumeli, Balkanlar ve Kırım’a kadar yayılmıştır.

Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelen sanatkâr ve tüccarların dayanışmasını sağlayan Ahi Evran, onlar arasında sağlam bir birlik oluşturarak kaliteli mal üretmelerini teşvik etmiştir. Daha sonra Kırşehir’e yerleşerek vefat edinceye kadar burada yaşamıştır. Günümüzdeki esnaf odalarının temeli Ahi Evran tarafından atılmıştır.

Zengin Osmanlı Toprakları

İnsanlar yüzyıllardır; ticaret yapma, farklı kültürleri tanıma veya araştırma yapma gibi farklı nedenlerle seyahat ederler. Zengin Osmanlı toprakları da bu seyyahların ilgisini çekerdi. Ancak bu zengin topraklara girmek o kadar da kolay değildi.

Osmanlı İmparatorluğu

Zengin Osmanlı Topraklarını ziyaret için verilen “seyahat izinleri”

Kültürel ve dini ziyaretler için çok zengin bir coğrafyaya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu, Batı ile Doğuyu birbirine bağlayan, dünyanın en önemli ticaret güzergahı üzerindeydi. Kudüs, Mısır, Doğu Roma, Yunan kentleri, Anadolu ve Mezopotamya gibi tarihe damgasını vurmuş en önemli medeniyetlerin topraklarına hükmediyordu.

Bundan dolayı Osmanlı Toprakları birer cazibe merkeziydiler. Fakat Yabancıların veya Osmanlı halkının, zengin Osmanlı topraklarına seyahat edebilmeleri için “Mürur Tezkeresi” veya “Yol Emri” denilen ‘seyahat izinleri’ almaları zorunluydu. Ancak bu şekilde ülkeyi güvenle ziyaret edebilirlerdi.

‘Seyahat İzinleri’ ne zaman başladı?

İlk kez 1463 yılında, Fatih Sultan Mehmet Han döneminde, Franko Bohaniç adlı bir gayrimüslime ailesiyle birlikte Osmanlı Toprakları’na “il-can mektubu” denen emirle yerleşme izni verildi.

Osmanlı topraklarını ziyaret etme izinleri ise, 1535 yılında Fransa’ya verilen ayrıcalıklar ile başladı;

“Yukarıda adı geçen Büyük hükümdar ve Fransa kralı adına, her birinin hayatları süresince ve krallıkları, beylikleri, eyaletleri, kaleleri, beldeleri, limanları, iskeleleri, denizleri, adaları ve şimdi ellerinde bulunan ve sahip oldukları ve ilerde olacakları yerler için, adları geçen hükümdarların bütün uyruklarından isteyenler silahlı ve silahsız gemileriyle birbirlerinin limanlarında, şehirlerinde ve herhangi memleketinde ticaretleri ve malları için dolaşabilsinler ve gelebilsinler…”

Osmanlı’yı ziyaret için verilen izinler

18-19. yüzyıllarda, bir yabancı Osmanlı sınırları içinde seyahat edebilmek için, İstanbul’da görevli elçilere başvuru yapardı. Elçilikten alınan yazı ve padişahın emriyle “Yol emri” verilirdi. Görevliler sorduğunda seyahat eden kişi bu belgeyi ibraz ederdi. Ulaşım için kullanılacak bu belgeler 1831 yılına kadar kadılar tarafından düzenlenirdi.

Mürur Tezkeresinde; seyahat edecek kişinin adı, nereye gideceği, yaşı, boyu, sakal, bıyık ve göz rengi gibi fiziksel özellikleri yer alırdı. Aynı zamanda bu belgelerin kaç adet verildiği, karşılığında alınan ücret defterlere kaydedilirdi. Bu gelirler daha sonra hazineye gönderilirdi.

Ticaret yapmak için ülkeye gelenlere ise ‘ticaret yol emri-hükmü’ adında seyahat izinleri verilirdi.

Ülkede düzenlenen panayırlar için de izin almak gerekirdi. Her yıl 8 Eylül’de Silivri’de Meryem Ana Panayırı yapılırdı. Seyahat iznini taşıması koşuluyla panayıra kara ve deniz yoluyla çok sayıda ziyaretçi gelirdi.

Seyahat Kanunları

10 Şubat 1841 tarihinde çıkarılan Men-i Mürur Nizamnamesi ile ülke içinde yapılacak seyahat, düzenlemeler ile teminat altına alındı.

Nizamnamede yer alan 5, 8 ve 9. maddeler yabancıların ülke içindeki dolaşımıyla ilgiliydi.

Kara yoluyla gelecek olan ziyaretçiler gittikleri şehirlerde bulunan görevli memura elindeki izni imzalatmalıydı.

Deniz yoluyla İstanbul’a gelenler ise elinde bulunan belgeleri Haliç’te gemide bekleyerek gelecek olan memura imzalatırdı.

Kaynak; https://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/zengin-osmanli-topraklarini-ziyaret-icin-verilen-seyahat-izinleri-383042.html

Assos, UNESCO Kalıcı Listesini Hedefliyor!

Assos, Aristoteles’in felsefe okulu kurduğu, Antik Çağ’ın en önemli liman kentleri arasında yer alıyor olmakla, ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor.

Assos UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde

Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içindeki Assos Antik Kenti, Antik Çağ‘ın en önemli liman kentlerinden biri olarak, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline geldi.

Assos Antik Kenti Kazı Heyeti ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentin geçen yıl UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi‘ne alındığını söyledi.

UNESCO listesine girebilmek için 2014 yılında başvurduklarını belirten Arslan, “2017 yılında  hem milletvekillerimizin ve valiliğimizin, hem de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün destekleriyle bunu başardık” dedi.

UNESCO Kalıcı Listesi hedefte

UNESCO Kalıcı Listesini Hedefliyor

Bu konuda Arslan; “Bunlardan biri akropol üzerindeki Athena Tapınağı çünkü bu tapınak Anadolu’da milattan önce 6. yüzyıl dediğimiz dönemden Dor düzeni tek örnek. O yüzden ünik bir eser. Assos aslında bu tek kriterle girebilirdi. İkinci olarak kentte tarihe mal olmuş kişilerin yaşamış olması bu kriterler için önemli. Bu kriterle de geçici listeye girilebilir. Platon‘un öğrencileri, başta Aristoteles olmak üzere Assos’ta 3 yıl yaşamış olmaları ve burada faaliyet göstermelerini önemli bir olay olarak belirledik ve bunu böyle sunduk. Üçüncü kriterimiz de Assos Anadolu‘daki ya da dünyadaki en iyi korunmuş örnek. Bunu bizden önceki araştırmacılar sık sık vurgulamış çünkü Assos ilk kurulduğu bronz çağında tabii küçük bir yerleşme var. Arkaik döneminden itibaren bir kent haline geliyor.”

Bizans ve Osmanlı dönemlerinden günümüze kadar burada yaşamın kesintisiz sürdüğünü dile getiren Arslan, “Assos’ta Helenistik Çağ dediğimiz milattan önce 1’den sonraki süreçte kentte çok büyük imar faaliyetleri olmamış. Yaşam devam ediyor ama eski yapılar kullanılmaya devam ediyor.” diye konuştu.

Hedef Kalıcı Liste

Bundan sonraki süreçte amaçlarının UNESCO Dünya Kültür Miras Kalıcı Listesi‘ne girmek olduğunu ifade eden Arslan, bunun için gün saydıklarını ifade etti. Ancak kalıcı listeye girebilmek için bekleyen kalabalık bir liste olduğunu belirten Arslan, şunları kaydetti:

“Bu çalışma uzun süreçli ve biraz da zahmetli bir iş. Umarım Assos, bu kalıcı listeye girerek hak ettiği yeri alır çünkü kent sadece arkeolojik kalıntıların değil, köy mimarisi, limanı, denizi, doğasıyla ülkemizin gözde merkezlerinden bir tanesi haline geliyor. Bölgeyi ziyaret eden kişi sayılarına baktığımızda da Assos’un önemini görebiliyoruz. Geçen yıla göre daha fazla ziyaretçi geldi. Bizim kazı çalışmaları, onarımlar, restorasyonlar, Bakanlığımız yapmış olduğu karşılama ve çevre düzenleme faaliyetleri tamamlandığı zaman hem ekonomik açıdan bu kent ve ülke daha fazla gelir sağlayacak hem de gelen ziyaretçilerimiz bu kentte rahat bir şekilde dolaşacak ve yeterince bilgi alarak ayrılabilecek. Bu çalışmalarda Bakanlığın yanında özellikle bizim kazılarımızın uzun süre yürütülmesinde en büyük katkıyı İÇDAŞ sağlıyor. Ana sponsorumuz İÇDAŞ. Onların sayesinde aslında biz çok uzun süreler çalışabiliyoruz.”

Assos

Çanakkale Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün kayıtlarında Assos ile ilgili şu bilgiler yer alıyor:

“Assos, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırlarında bulunan antik bir liman kentidir. Aynı zamanda da bir öğretim merkezi olarak biliniyor. İlk çağın ünlü filozofu Aristoteles’in bir felsefe okulu kurduğu, zooloji, biyoloji ve botanik konularında da önemli araştırmalar yaptığı Assos, sur duvarlarıyla korunan, yuvarlak ve kare kulelerle desteklenen antik kentte kazı çalışmaları 1980’den beri yürütülüyor. Tiyatro, agora, meclis binası, liman, nekropol ve gymnasiondan oluşan antik kentte bulunan Athena Tapınağı, Arkaik Çağ‘da inşa edilmiş Anadolu’nun en eski Dor tapınaklarından biri olarak biliniyor.”