Türkiye Emlak Katılım Bankası tekrar faaliyete başlayacak!

Bakan Kurum; “93 yıllık tarihi olan Türkiye Emlak Katılım Bankası ‘nın tekrar faaliyete başlaması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz.” dedi.

Türkiye Emlak Katılım Bankası

“Türkiye Emlak Katılım Bankası ‘nın tekrar faaliyete başlaması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz.”

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Türkiye Emlak Katılım Bankası ‘nın tekrar faaliyete başlaması için yoğun çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.


AA Muhabiri Ayşe Şensoy Boztepe’nin haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Antalya’da bir otelde
“2023’e Doğru Türkiye’de Çevre ve Şehirciliğin Geleceği İstişare Toplantısı” düzenlendi. Toplantının açılışında Bakan Kurum bir dizi açıklamalarda bulundu. Kurum, Bakanlık olarak 2023’te ekonomide ve ihracatta öncü, şehircilikte dünya markası ve çevre duyarlılığında örnek bir Türkiye hedeflediklerini belirtti.

Kurum, Bakanlık olarak kültüre ve medeniyete uygun, yaşanabilir şehirlerin inşası için atılan küçük veya büyük tüm adımları her zaman desteklediklerini vurguladı.

Bugün dünyada ülkelerin değil, şehirlerin yarıştığını vurgulayan Kurum, dolayısıyla şehirlerin yaşam kalitesini bugünkü seviyeden daha yukarıya çıkarmanın öncelikli hedefleri olduğunu ifade etti.

Kurum sözlerine şu şekilde devam etti;

“Önümüzdeki 5 yıllık dönemi doğru planlarsak, bu planlama çalışmalarını daha uzun vadeye yayarsak, şehirlerimizin geleceği adına çarpık kentleşmeye ‘Dur’ diyebiliriz.

Türkiye Emlak Katılım Bankası yeniden hizmete girecek

Türkiye Emlak Katılım Bankası nın 93 yıllık mirası ve tarihi olduğuna işaret eden Kurum, bankanın kurulmasıyla sektörün ithalatını azaltmayı hedeflediklerini vurguladı. Bakan devamında şu bilgileri verdi;

“Bankanın tekrar faaliyetlerine başlaması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Bankanın temel stratejilerini, müşteriye ulaşacağı kanalları ve sunacağı hizmet gruplarını belirledik. Nihai noktaya geldik.

BDDK’ye faaliyet izni için başvurumuzu yaptık. Çok yakın zamanda faaliyet iznini alarak Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Türkiye Emlak Katılım Bankası’nı hizmete açmayı hedefliyoruz. 93 yıllık Emlak Bankası’nı yeniden hayata geçirerek sektörümüze katkı sağlayacağız. Bu vesileyle hem kentsel dönüşüm projelerinde uygun kredi imkanı sağlayacak, hem de ülkemizde ithal edilen malların yerli üretimine katkı sağlayacak süreci başlatmış olacağız.”

Bakan Kurum, TOKİ‘nin özellikle son yıllardaki ürettiği konutlardan yaklaşık yüzde 95’inin sosyal konut niteliğinde olduğunu ifade etti. Kurum, Türkiye’deki birinci el konut satışında TOKİ’nin payının 2018’de yüzde 7,7 olduğunu vurguladı.

Kurum, “Hedefimiz yıl bazında 50 bin konutu ihale etmek ve bu 50 bin konutun satışını gerçekleştirmektir. TOKİ tarafından inşası bitirilen 138 projede toplam 52 bin konutun 2019 yılının ilk üç ayında teslim etmeyi planlıyoruz.

Emlak Konut ile daha önce yaptığımız “Türkiye için Kazanç Vakti” kampanyasına benzer yeni kampanyalar yapacağız. 2023 yılına kadar 250 bin bağımsız bölümün üretimini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum, 2023’te Türkiye’deki tüm hava, su ve deniz kirliliğinin kaynağında engellendiği, tüm atıkların geri dönüştürüldüğü veya arıtıldığı, kirliliğe karşı mücadelede “tam dijitalleşmeye geçmiş, her sorunun tek noktadan hızlıca çözüldüğü” tertemiz bir Türkiye hedeflediklerini sözlerine ekledi.

Borçların Yeniden Yapılandırılmasına ‘Makul Bir Süre’ Kavramı!

Şirketlerin bankalara olan borçlarının yeniden yapılandırılması ile ilgili BDDK tarafından 15 Ağustosta yürürlüğe giren yönetmeliğe ‘makul bir süre’ kavramı eklendi.

Borçların Yeniden Yapılandırılmasına ‘Makul Bir Süre’ kavramı geldi

15/8/2018 tarihli ve 30510 sayılı Finansal Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yönetmelik

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)‘nın 15/8/2018 tarih ve 30510 sayı ile Resmî Gazete’de yayımlanan Finansal Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yönetmeliği, bugünkü Resmi Gazete‘de yayımlandığı üzere aşağıdaki şekilde değişikliğe gidilmiştir.

NTV Ekonomi Servisi‘nin haberine göre yeni yönetmelikte, yeniden yapılandırılma isteyen şirketin borçlarını bankalara geri ödeme kabiliyetinin tespit edilmesi şartına ‘makul bir süre‘de ödeme hükmü eklenmiş oldu.

21 Kasım 2018 tarih ve 30602 sayı ile Resmi Gazete’de yayımlanan değişikliğin;

2. maddesine göre; Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(1) Finansal yeniden yapılandırma kapsamına alınacak borçluların, mali durumlarının ve bu kapsamda borçlarının yeniden yapılandırılması veya yeni bir itfa planına bağlanması sonucunda borçlarını makul bir süre içinde geri ödeme kabiliyeti kazanacağının tespit edilmesi şarttır. Bu tespitin yapılmasına ilişkin esas ve usuller Çerçeve Anlaşmalarında gösterilir. Borçlarını geri ödeme kabiliyeti kazanamayacağına kanaat getirilen borçlular finansal yeniden yapılandırma kapsamına alınamaz.

(2) Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmalarını imzalayacak alacaklılar adına finansal yeniden yapılandırma kapsamına alınacak borçluların mali durumunun tespiti, bu Çerçeve Anlaşmalar ile belirlenecek kuruluşlar tarafından yapılır.

3. maddesine göre Yönetmeliğin 5 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(3) Çerçeve Anlaşmaları kapsamında bir borçluyla yapılan sözleşmenin Çerçeve Anlaşmalarını imzalayan alacaklı kuruluşların alacaklarının üçte ikisini oluşturan çoğunluğu tarafından imzalanması halinde, Çerçeve Anlaşmalarını imzalayan alacaklı kuruluşların tamamı tarafından alacakların yeniden yapılandırılması zorunludur.

(4) Yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların finansal yeniden yapılandırma sürecine katılmalarına ilişkin usul ve esaslar Çerçeve Anlaşmalarıyla belirlenir. Bunlar, talepleri halinde Alacaklı Kuruluşların rızasına ve kabul nisaplarına bağlı olmaksızın finansal yeniden yapılandırmaya dahil olabilirler.

Yeniden yapılandırma sürecine, yurt dışı kredi kuruluşlarıyla uluslararası kurumların da katılması sağlandı.

Faiz Oranları ile ilgili kısıtlama kalktı

Dünya Gazetesi‘nden Hüseyin Gökçe’nin yorumuna göre yönetmelikteki en önemli değişiklik, yeniden yapılandırılan borçlara uygulanacak faiz oranlarıyla ilgili kısımlarda yapıldı. 15 Ağustos 2018’de yayınlanan yönetmeliğin, 9’uncu maddesinin 2’nci fıkrası yürürlükten kaldırıldı. Bu fıkra, borçlulara piyasa faizinin altında faiz uygulanamayacağı ve ilave finansman sağlanamayacağını öngörüyordu.

Türk İnşaat Sektörü Alarm Veriyor!

Türkiye’de yaklaşık iki milyon kişiye istihdam sağlayan İnşaat Sektörü, düşen konut satışları nedeni ile zor günler geçiriyor. Hükümet, alarm veren inşaat sektörü için yardım paketi hazırlamayı planlıyor.

Türk İnşaat Sektörü Alarm Veriyor

Ülke ekonomisinin son 15 yılındaki itici gücü olan Türk İnşaat Sektörü alarm veriyor

Yaklaşık olarak 2 milyondan fazla insana istihdam sağlayan Türk İnşaat Sektörü, iç talepteki durgunluk nedeni ile konut satışlarının her ay yaklaşık yüzde 10 düştüğü günümüzde alarm veriyor. İnşaat şirketlerinin bankalara olan borcunun 370 milyar TL’yi aştığı sektörde, Türkiye genelinde 800 bin konutun elde kaldığı ifade ediliyor.

Hükümet, geçtiğimiz yıl itibariyle yaklaşık 3 trilyon liralık büyüklüğe ulaşan, GSYH’nin yüzde 7,4’üne karşılık gelen dev bir sanayi haline gelen inşaat sektörünü bu durumdan çıkarabilecek bir destek paketini gündeme aldı. Ancak uzmanlar bu paketin işe yarayacağından kuşkulu.

Suni destek ile bir yere kadar

Konu ile ilgili Ekonomist Uğur Gürses DW Türkçe’ye açıklamalarda bulundu. Bu 15 yıllık dönemde Türk inşaat şirketlerinin uzun vadeli, bol ve ucuz kredi bulmakta hiç zorlanmadığını belirten Gürses;

“Sektör, uzun süre aylık yüzde 1 faizle kredi kullanma imkanına kavuştu. Bu da toplumdaki konut talebini körükledi ve sonunda bir inşaat patlaması yaşandı. Ancak bu pembe tablo, 2016 yılı ile birlikte tersine dönmeye başladı. 15 Temmuz darbe girişimi ve takibinde yaşanan siyasi gelişmeler ile birlikte ekonomide ortaya çıkan bozulma, o döneme kadar iyice kabaran konut fiyatlarının düşüşe geçmesinin önünü açtı. Yabancı sermaye akımının giderek azalması sonucunda inşaat sektörü çok ciddi finansman sorunu yaşamaya başladı. Bu sorunu aşmak için özellikle 2018 yılında birçok konut kampanyası düzenlendi.” dedi.

Gürses, en büyük destekçilerinin kamu bankaları olduğu bu suni destek kampanyalarının, eğer vatandaştan gelecek bir talep yoksa, piyasayı canlandırmak için yeterli olamayacağını vurguluyor.

İnşaat Şirketlerinin borçları 372 milyar TL’yi buldu

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) Eylül 2018 verilerine göre toplam kredilerin yaklaşık yüzde 15’ini, inşaat sektörüne verilen kredi miktarı oluşturuyor. 217 milyar Türk Lirası nakdi kredi kullanan inşaat şirketleri, teminat mektubu karşılığı da 155 milyar TL kredi kullanmış.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2018 Eylül ayında Türkiye genelinde konut satışları,  bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.2 oranında azalarak 127 bin 327 oldu. Bunun yanında ilk kez satılan konut sayısının da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14 azaldığı görülüyor.

Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin hazırladığı Eylül 2018 Sektör Raporu’nda yer alan şu tespitler inşaattaki büyük tehlikeyi ortaya koyuyor;

  • Yılın ikinci çeyreğinde İnşaat sektörü ile Türkiye ekonomisinin büyümesi arasındaki paralellik önemli ölçüde kayboldu.
  • İnşaat sektöründe çeyrek dönemlerde üst üste süren hızlı büyüme, yerini çok ciddi yavaşlamaya bıraktı.
  • İnşaat sektörü güven endeksi, ölçülmeye başlandığı 2010 yılından bu yana en düşük seviyesine indi.

800 bin konut elde kaldı

Son günlerde basında, Hazine ve Maliye Bakanlığı‘nın, yürüttüğü çalışma kapsamında Emlak Konut‘un kendi değerlediği fiyat ile stoktaki konutları satın alarak şirketlerin borç sorununu çözecek bir kaynak yaratacağı haberleri yer aldı. Plana göre;

  • satış bedelinin yüzde 70’i ile firmaların banka borcu ödenecek,
  • yüzde 30’luk kısım ise firmalara verilerek kendi işlerinde kullanılması sağlanacak.

Ekonomi yönetimi tarafından yalanlanmamakla birlikte henüz resmi olarak da açıklanmayan bu yöntem, acaba inşaat sektörünü içinde bulunduğu kriz ortamından çıkarabilecek mi?

İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) ve Teknik Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım bu konuyla ilgili DW Türkçe’ye açıklamada bulundu. Durbakayım, Hazine ve Maliye Bakanlığı‘nın konut sektörüne yönelik bir envanter çalışması başlattığını ve bu konuda inşaat sektöründen de bilgi istediğini belirtti.

Yeni ruhsatlar alımlarında yüzde 50 düşüş var

Durbakayım, Türkiye genelinde şu anda yaklaşık olarak 800 bin konutun elde kaldığını, bu konuda hükümetin ne tür bir adım atacağını henüz bilmediklerini ifade etti.

Durbakayım; “Ancak hükümetin çıkaracağı envanter sonrasında ortaya koyacağı plan ve programla bu konutların 3-5 ayda satılabilmesini bekliyoruz.” şeklinde değerlendirdi.

Sektördeki sorunun yalnızca elde kalan konutlar olmadığını ifade eden İNDER Başkanı, yeni yatırımlarda da sorun olduğuna işaret etti. Son yıllara kadar yıllık 1,3 milyon adetlere varan konut satışlarına ulaştıklarını hatırlatan Durbakayım, Türkiye’de son 1 yılda yeni alınan inşaat ruhsatlarında yüzde 50’ye varan bir gerileme olduğunun altını çizdi.

Bunun yanında tüm inşaat malzemelerine ortalama yüzde 60 zam geldiğini dile getiren Durbakayım, bu maliyet artırıcı gelişmelere rağmen konut fiyatlarına zam yapamadıklarını vurguladı.

Bu durum Bankacılık Sektörü için de bir tehdit

İnşaat sektöründen gelen temkinli açıklamalara rağmen, ‘inşaat şirketlerinin kredi borcu’ sorunu acil bir eylem planını zorunlu kılmakta.

Bu konuda Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe de DW Türkçe’ye konuştu. İnşaat sektörünün diğer sektörlerle yakın ilişkisi olduğunu ifade eden Karatepe, konut stoğu konusundaki sıkıntıların tüm alanlarda hissedilen bir sıkıntı haline gelmiş olduğunu vurguladı.

Karatepe, İnşaat şirketlerinin bugün itibariyle 372 milyar TL’yi bulan borçlarını ödeyemez hale geldiklerine dikkat çekti. Prof. Karatepe;

“Çok ciddi olan bu kredi riski, bankacılık sektörünü de tehdit eder bir hale geldi. Buna karşın dünyada hiçbir ülke satılmayan konutları kamu kaynakları ile satın alma yoluna giderek, halka ilave borç yaratacak bir sonuca yol açmayı göze alamaz. Şayet bu uygulama hayata geçerse, inşaat sektörünün borçlarını üstüne almak suretiyle devlet, ortaya çıkan sorunların faturasını vatandaşa çıkarmış olur. Peki o zaman devlet, yarın satılamayan otomobilleri de mi satın alacak? Ekonomideki mevcut sorunları bu şekilde palyatif çözümlerle değil, krizin yaşandığı gerçeğini kabul etmek suretiyle gerçekçi çözümler üreterek aşabiliriz.” dedi.

Kaynak; © Deutsche Welle Türkçe‘den Aram Ekin Duran

Konkordato Sonun Başlangıcı mı Demek?

Son dönemde yüzlerce işverenin peşpeşe başvurduğu Konkordato, firmalar için sonun başlangıcı mı demek oluyor? 2018 yılı yazından itibaren hızla artan döviz kuru ve buna bağlı kredi faizleri, şirketlere katlanan borçlar olarak yansıdı.

Konkordato

Son günlerde iç piyasada başgösteren nakit sıkışıklığı dolayısıyla içlerinde bazı köklü firmalar dahil, borçlarını vadesinde öyemeyecek hale geldi. Bazı firmalar için Konkordato, sonun başlangıcı mı demek?

2018 yılı yazından itibaren hızla artan döviz kuru ve buna bağlı kredi faizleri, şirketlere katlanan borçlar olarak yansıdı. Son dönemde yüzlerce işverenin peşpeşe başvurduğu Konkordato, firmalar için sonun başlangıcı mı demek oluyor? 

OHAL sürecinde kaldırılan iflas erteleme kanununa Mart ayında alternatif olarak çıkarılan konkordatoya hem de borçlu hem de alacaklı başvurabiliyor.

Konkordato teorik olarak, borçluya borcunun bir kısmını ödemek üzere alacaklısıyla uzlaşarak iflastan kurtulma şansı tanıyabiliyor. Bu sayede alacaklı da, borçlunun iflası durumunda tahsil edemeyeceği parasının en azından belli bir kısmını tahsil edebilme imkanı buluyor. Bu durumdaki birçok borçlu, ‘Borç Yapılandırma Anlaşması’ anlamına gelen Konkordato başvurusu için soluğu mahkemelerde alıyor.’Borç Yapılandırma Anlaşması’ iflası önlemeye yetecek mi?

Uzmanlara göre, her iki taraf da iyi niyetli olsa dahi, tek başına konkordato benzeri hukuki düzenlemeler, nakit sıkışıklığı yaşayan birçok şirketi iflastan kurtarmaya yetmeyebilir.

Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Atalay’a göre, sorunun kök sebebine inilmesi gerekir. Zira Atalay, temel sorunu bulup, ona karşı çözüm üretmedikçe, konkordato sonu ötelemekten başka bir işe yaramayacağı kanaatinde.

Atalay; “Geçmişte her kriz sonrasında icra iflas hükümlerinde belli revizyonlar oldu. Ekonomik sorunlar hukuki düzenlemeyle bir yere kadar ertelenebilir. 2001 krizinin aksine bugün piyasada belirgin bir ödeme güçlüğü var. 2019 yılının ikinci yarısına kadar yüksek miktarda finansman sağlanması gerekir. Aksi taktirde ciddi iflaslar olacaktır,” uyarısında bulundu.

Atalay, ciddi bir likidite darlığının yaşandığı gerçeğiyle devlet, acilen bankalara verilecek desteklerle KOBİ’lere ucuz finansman sağlayıcı tedbirler alması gerektiğini belirtti.

Başvuran Firma sayısı 3 binden fazla

Sektörel olarak inşaat, gıda, giyim ve perakende ana sektörlerinin başı çektiği konkordatoya şu ana kadar başvuran şirket sayısının 3 binden fazla olduğu tahmin ediliyor. Alt sektörler arasında restoran zinciri, AVM, ayakkabı, ambalaj ve lojistik firmaları yer alıyor.

Mahkeme, başvurudan sonraki beş ay içinde karar vermek zorunda. Karardan sonra başarılı olması beklenen taraflara, en fazla altı ay uzatılabilmek kaydıyla bir yıla kadar kesin mühlet veriliyor. Sonuçta tüm süreç en fazla 23 ayı bulabiliyor. Davanın reddedilmesi halinde, borçluya uygulanan koruma tedbiri kalkıyor ve mahkeme borçlunun iflasına karar veriyor.

Konkordatoya başvuran şirketlerin yarıdan fazlasının tüm bu süre alınsa dahi kapanma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Atalay; “Çoğunun yeterli öz sermayesi yok, dış finansman kaynaklı çalışıyorlar. Bu şekilde zaman kazanmak nakit girişi demek olmayabilir. Kârlılık oranlarının hızla azaldığı ve düşük faizli kredi bulmanın neredeyse imkânsız olduğu bir ortamda işlerin zamanla düzelmesini beklemek fazla iyimserlik olur.” dedi.

Sıra işten çıkarmalara geldi

Atalay, piyasadaki farklı sektörlerden işletmelerin işten çıkarmalara başladığına dikkat çekerek, nakit sıkışıklığı sorununun çözülememesi halinde domino etkisi yapabileceğini vurguladı. Atalay; “Muhtemel bir iflas dalgası başta alacaklıları etkilerken, istihdam kaybından, tedarik ve dağıtım zincirinin bozulmasına, batık kredilere ve piyasada tekelleşmeye kadar zincir reaksyion etkisi yaratabilir.” dedi.

Türkiye’nin önde gelen gıda ve içecek firmalarına ambalaj üreten Rosti Tebplast kurucusu Abdullah Teber de; “Sektörde bir yaprak dökümünün rekabetçiliği ciddi manada tırpanlamasından korkuyoruz. Belli gıda dallarında birbirine rakip, on yılların tecrübesine sahip Türk firmaların borç yükünden dolayı artık ayakta duramaz hale geldiğini üzülerek görüyoruz,” dedi.

Neredeyse tüm sektörlerde finansman maliyetlerinin şirketlerin faaliyet karlarının üzerine çıktığını belirten İstanbul Hazır Giyim Ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) üyesi Hikmet Tanrıverdi de; “Sanayici açısından durum daha kritik. Bankalardan kredi almak çok daha zorlaştı. 24 milyon lira borcu ve buna karşın 126 milyon lira alacağı olan bir işletmenin konkordatoya başvurduğunu biliyorum. Piyasada ciddi bir nakit akışı sıkıntısı var.” dedi.

Ekonomist Ali Rıza Özalp, öz kaynak açığı olan firmaların icra baskısına maruz kalmamak için konkordatoya yöneldiğini belirtti. Mevcut durumu bankaların aktif kalitesini bozan makro ekonomik bir sorun olarak nitelendiren Özalp, konkordatonun revize edilmesi gerektiğini savundu. Özalp; “BDDK’nın Haziran 2018 dönemi raporuna göre gayri nakdi krediler toplamı 761 milyar Türk Lirası. Bu tutarın 460 milyar lirası da döviz cinsi üzerinden. Gerçekten borç tasfiyesi yapmak isteyen işletmelerin konkordato talepleri, bankalar tarafından da desteklenecektir,” dedi.

5-6 bin Avukat, Konkordato işlemlerine müdahil oldu

Avukat Satılmış Şahin; “Piyasa aktörleri 2 seneye kadar işler düzelir umuduyla çaresiz bir şekilde çözüm yolları arıyor. Bize gelen vakaların bazıları çok vahim, şirketler bankalardan ek süre istiyor, yanıt gelmezse konkordatoya gidiyorlar.

Son günlerde 250 milyon liranın üstünde borç miktarıyla konkordato başvuruları arttı. Yakında bu kervana 3-5 milyar liralık borçlu holdinglerin de katılma ihtimali var. İyi niyetle getirilmiş bir sistem olmasına rağmen konkordato ne kadar başarılı olur, göreceğiz.” dedi.

Şahin, yakın zamana kadar Türkiye genelinde iflasın korunması davalarına en fazla 50 uzman avukat bakarken, şimdi 5-6 bin avukatın bu işlemlere müdahil olmaya başladığını belirtti.

Konkordato ne demek?

Konkordato, İtalyancada uzlaşma, anlaşma manasına gelmektedir. Alacaklının da borçlunun da yerel Asliye Ticaret Mahkemesi‘ne başvurarak talep edebildiği konkordato, genel manada borçlu ile alacaklı arasında yapılan ve mahkeme kararıyla bağlayıcı hale gelen yeniden yapılandırma anlaşması olarak tanımlanıyor.

Esasını 1881 yılına dayanan İsviçre iflas erteleme kanunundan alan 7101 nolu Konkordato Kanunu, mart ayında Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Kanunda Borçlu Başvuru Süreci; “borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir” şeklinde açıklanıyor.

Borçlunun iflası durumunda alacaklarının tamamını alamama riskinin farkında olan alacaklılar genellikle alacaklarının belli bir kısmından vazgeçebiliyor. Konkordato ilan eden şirket bu sürede mallarını, taşınmazlarını satamıyor.

İşsizlik Sigortası kanunu uyarınca işçilerinin üç aylık ücreti Ücret Garanti Fonu’ndan ödeniyor.Kişi, firma adına da şahsi konkordatoya da başvurabiliyor.

Kaynak; https://tr.euronews.com/2018/10/08/konkordato-bazi-firmalar-icin-sonun-baslangici-mi