Komana Pontika Antik Kenti Tarihi MÖ 3.Yüzyıla Uzanıyor!

Tokat’ta bu yıl yürütülen Komana Pontika Antik Kenti kazı çalışmalarında, bilinen tarihin 1300 yıl öncesine, MÖ 3. yüzyıl Helenistik dönemine kadar uzandığı saptandı.

Komana Pontika Antik Kenti

Komana Pontika Antik Kenti

Tokat‘taki Komana Pontika Antik Kenti bölgesinde 10 yıldır sürdürülen kazı çalışmalarının bu seneye ait kısmı tamamlandı. Hamamtepe‘nin üst kısmında bu yıl kazı çalışmaları, Bizans dönemi yapılarının altında yürütüldü. Yapılan kazılarda, antik kentin bilinen tarihinden bin 300 yıl öncesine ait Helenistik dönem yerleşimine dair izlere rastlandı.

AA muhabirinin yaptığı habere göre; Ege Denizi’nde bulunan Girit Adası üzerindeki Knossos Kenti‘ne ait MÖ 3. yüzyıl sikkesi, adak terrakottaları (pişmiş toprak), siyah firnisli (vernik) Attika seramikleri ve olası 5. yüzyıl Efes seramiği, buluntular arasında en çarpıcı olanlarıdır.

Üretim, Ticaret ve Tarım Merkezi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi Yerleşim Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas yaptığı açıklamada, antik kentteki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Erciyas, şu ana kadar sürdürülen çalışmalar ile Komana’nın, özellikle Ortaçağ’daki merkezi rolünün ortaya çıktığını ifade etti. Buna göre antik kentin 12. ve 14. yüzyıllar arasına tekabül eden Danişmend ile Selçuklu Devleti idaresinde önemli bir üretim merkezi, ticaret merkezi ve tarım merkezi olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Burcu Erciyas, bu dönemde Komana‘nın zengin tarım topraklarında çeşitli meyve ve sebzeler, tahıl ile yemişler üretildiğini söyledi.

Zengin bir mutfağa sahip olan bölgede; gıda, seramik, cam, metal ve kemik obje üretimi yapıldığını ifade eden Erciyas, bu yerleşim alanından uzak bölgelerle ticaret yapıldığının saptandığını dile getirdi.

Prof. Dr. Erciyas; “Niksar yolu üzerinde stratejik bir konumda olan Komana Pontika Antik Kenti; ticaret kervanları, askeri konvoylar ve seyyahların uğrak yeri olmasını sağlamış. Bizans döneminden itibaren devam eden dini önemi bu alanın kalkınmaya devam etmesine vesile olmuş.” dedi.

Komana Pontika Antik Kenti’nin tarihi, bilinenden bin 300 yıl daha geriye gitti

Bu seneki kazı çalışmalarının 40 gün sürdüğünü belirten Erciyas; “Bu yılki kazılarda Helenistik dönem yerleşimine dair mimari kalıntılara ve arkeolojik buluntulara rastlandı. Bu da antik kentin tarihini bin 300 yıl daha geriye götürmektedir. Bugüne kadar yalnızca yüzeyde ve çok az sayıda rastlanılan bu tür buluntuların arkeolojik kontekstlerde ortaya çıkması, Komana’nın Mitridat Krallığı‘nın kült merkezi olarak karakterini ortaya koyacaktır.

10. yılına geldiğimiz kazı çalışmalarında bu elde ettiğimiz buluntular ile Komana’daki yerleşimin 3 bin yıllık kronolojisini ortaya koyabileceğiz. Komana her ne kadar Karadeniz kıyısından içeride, dağların arkasında kalsa da özellikle kült merkezi olması sebebiyle Ege Bölgesi ile ilişkilerini Karadeniz kıyısındaki Helenistik dönem yerleşimleri Amisos, Sinope gibi yerler üzerinden sürdürmüş olmalıdır.” şeklinde ifade etti.

Komana Pontika Antik Kenti

Kaynaklara göre, Mitridat Krallığı‘nın yönetiminde önemli bir kültür merkezi olan ve Roma İmparatorluğu döneminde de özerkliğini koruyan Komana Pontika, Ana Tanrıça Ma’ya adanmış kutsal bir alandı.

Aynı zamanda ticaret merkezi olan bölge, o dönemde kutsal alanda düzenlenen festivaller, zengin pazar yeri ve kenti çevreleyen verimli arazisiyle Anadolu‘nun tüm bölgelerinden ziyaretçi çekiyordu.

ODTÜ, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Tokat Valiliği tarafından desteklenen Komana Pontika Antik Kenti Arkeolojik Araştırma Projesi, Orta Karadeniz yöresinin klasik çağ kenti Komana Pontika’nın konumunu belirlemek ve kentsel dokusunu anlamak amacıyla 2004 yılında uygulamaya konulmuştu.

Gümenek Hamamtepe bölgesindeki yüzey araştırmalarının ardından antik kentin gün yüzüne çıkartılması için kazı çalışmaları 10 yıl önce başlatılmıştı.

İznik’te 2500 Yıllık Yollar Bulundu!

Bursa ili İznik ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında milattan önce dördüncü yüzyıla kadar uzanan Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait aynı güzergahta üst üste yapılmış yollar bulundu.

Bursa İznik

AA, Sinan Balcıkoca‘nın yaptığı habere göre;

Bursa ili İznik ilçesindeki tarihi surların İstanbul Kapı bölümünde devam eden kazı çalışmalarında RomaBizans ve Osmanlı dönemlerine ait aynı güzergahta üst üste yapılmış yollar ortaya çıkarıldı.

Geçen yıl Müze Müdürlüğü başkanlığında başlayan kazı ve restorasyon çalışmalarında, normal yol seviyesinden 74 santimetre aşağı inildiğinde Osmanlı dönemine ait taş döşemeli yola ulaşıldı.

Bu sene de devam eden kazı çalışmalarında Osmanlı dönemi yol kotundan 43 santimetre daha aşağı inince, Bizans dönemi yola ulaşıldı. 50 santimetre daha derine inildiğinde ise Roma dönemine ait mermer bloklardan oluşan yola ulaşıldı.

İstanbul Kapı Roma, Bizans, Osmanlı dönemleri

Restorasyon Sürüyor

İznik Müze Müdür Vekili Hasan YAŞAR konu ile ilgili açıklamada bulundu. Yaşar, İstanbul Kapı‘nın İznik’in dört ana kapısından biri olduğunu belirtti.

İstanbul Kapı’da yapılan restorasyon çalışmalarının iki aşamadan oluştuğunu belirten Yaşar, “proje kapsamında önce derzler temizleniyor, ardından onarım yapılıyor. Restorasyon çalışmalarımız, gelen ziyaretçilere surların hem eski hem de yeni halini gösterecek bir teknikle devam ediyor. Esas amacımız surları ayakta tutabilmektir.” dedi.

Yaşar, geçen yıldan beri İstanbul Kapı içinde dört alanda araştırma kazısı yaptıklarını ifade ederek, şunları söyledi;

“Müze Müdürlüğü başkanlığında süren araştırma kazılarında geçen yıl Osmanlı dönemine ait yol döşemelerine ulaştık. Bu yolu tamamen ortaya çıkardık. Daha alt kotlara inildiğinde ise Bizans dönemine ait mermer bloklardan oluşmuş yol döşemesini bulduk. Bunun da bir alt seviyesine indiğimizde ise Roma dönemi mermer blok yol döşemesini gün yüzüne çıkardık. Gördük ki, medeniyet değişmiş olmakla birlikte yol güzergahı değişmemiş.”

Kazıları 2018 yılı sonuna kadar bitirmeyi planlıyoruz

Kazıları bu yıl sonuna kadar bitirmeyi planladıklarını, Restorasyon çalışmalarının ise devam edeceğini ifade eden Yaşar, kazı sırasında iç avluda bir mezarlığa da rastladıklarını belirtti.

Yaşar, Restorasyonu bitirip, kısa süre içerisinde de ziyarete açmayı hedeflediklerini ifade etti.

2 bin yıllık tarihi bir dakikada göreceksiniz

İznik Belediye Başkanı Osman Sargın da İznik’in tarih boyunca medeniyetlere başkentlik yaptığını, bu sebeple tarafından tarih fışkırdığını belirtti.

Sargın; “İstanbul Kapı’da yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkan yol kalıntıları beni çok heyecanlandırdı. 2 bin yıllık tarihi bir dakikada göreceksiniz. 2019 yazında tam olarak hizmete girdiğinde, turistler Roma dönemine ait araçlarla gezinti yapabilecek, Constantine‘nin yürüdüğü yolda yürüyebilecek. İstanbul Kapı sayesinde bölgeye gelen turist sayısı da artacak.” dedi.

Assos, UNESCO Kalıcı Listesini Hedefliyor!

Assos, Aristoteles’in felsefe okulu kurduğu, Antik Çağ’ın en önemli liman kentleri arasında yer alıyor olmakla, ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor.

Assos UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde

Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içindeki Assos Antik Kenti, Antik Çağ‘ın en önemli liman kentlerinden biri olarak, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline geldi.

Assos Antik Kenti Kazı Heyeti ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentin geçen yıl UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi‘ne alındığını söyledi.

UNESCO listesine girebilmek için 2014 yılında başvurduklarını belirten Arslan, “2017 yılında  hem milletvekillerimizin ve valiliğimizin, hem de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün destekleriyle bunu başardık” dedi.

UNESCO Kalıcı Listesi hedefte

UNESCO Kalıcı Listesini Hedefliyor

Bu konuda Arslan; “Bunlardan biri akropol üzerindeki Athena Tapınağı çünkü bu tapınak Anadolu’da milattan önce 6. yüzyıl dediğimiz dönemden Dor düzeni tek örnek. O yüzden ünik bir eser. Assos aslında bu tek kriterle girebilirdi. İkinci olarak kentte tarihe mal olmuş kişilerin yaşamış olması bu kriterler için önemli. Bu kriterle de geçici listeye girilebilir. Platon‘un öğrencileri, başta Aristoteles olmak üzere Assos’ta 3 yıl yaşamış olmaları ve burada faaliyet göstermelerini önemli bir olay olarak belirledik ve bunu böyle sunduk. Üçüncü kriterimiz de Assos Anadolu‘daki ya da dünyadaki en iyi korunmuş örnek. Bunu bizden önceki araştırmacılar sık sık vurgulamış çünkü Assos ilk kurulduğu bronz çağında tabii küçük bir yerleşme var. Arkaik döneminden itibaren bir kent haline geliyor.”

Bizans ve Osmanlı dönemlerinden günümüze kadar burada yaşamın kesintisiz sürdüğünü dile getiren Arslan, “Assos’ta Helenistik Çağ dediğimiz milattan önce 1’den sonraki süreçte kentte çok büyük imar faaliyetleri olmamış. Yaşam devam ediyor ama eski yapılar kullanılmaya devam ediyor.” diye konuştu.

Hedef Kalıcı Liste

Bundan sonraki süreçte amaçlarının UNESCO Dünya Kültür Miras Kalıcı Listesi‘ne girmek olduğunu ifade eden Arslan, bunun için gün saydıklarını ifade etti. Ancak kalıcı listeye girebilmek için bekleyen kalabalık bir liste olduğunu belirten Arslan, şunları kaydetti:

“Bu çalışma uzun süreçli ve biraz da zahmetli bir iş. Umarım Assos, bu kalıcı listeye girerek hak ettiği yeri alır çünkü kent sadece arkeolojik kalıntıların değil, köy mimarisi, limanı, denizi, doğasıyla ülkemizin gözde merkezlerinden bir tanesi haline geliyor. Bölgeyi ziyaret eden kişi sayılarına baktığımızda da Assos’un önemini görebiliyoruz. Geçen yıla göre daha fazla ziyaretçi geldi. Bizim kazı çalışmaları, onarımlar, restorasyonlar, Bakanlığımız yapmış olduğu karşılama ve çevre düzenleme faaliyetleri tamamlandığı zaman hem ekonomik açıdan bu kent ve ülke daha fazla gelir sağlayacak hem de gelen ziyaretçilerimiz bu kentte rahat bir şekilde dolaşacak ve yeterince bilgi alarak ayrılabilecek. Bu çalışmalarda Bakanlığın yanında özellikle bizim kazılarımızın uzun süre yürütülmesinde en büyük katkıyı İÇDAŞ sağlıyor. Ana sponsorumuz İÇDAŞ. Onların sayesinde aslında biz çok uzun süreler çalışabiliyoruz.”

Assos

Çanakkale Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün kayıtlarında Assos ile ilgili şu bilgiler yer alıyor:

“Assos, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırlarında bulunan antik bir liman kentidir. Aynı zamanda da bir öğretim merkezi olarak biliniyor. İlk çağın ünlü filozofu Aristoteles’in bir felsefe okulu kurduğu, zooloji, biyoloji ve botanik konularında da önemli araştırmalar yaptığı Assos, sur duvarlarıyla korunan, yuvarlak ve kare kulelerle desteklenen antik kentte kazı çalışmaları 1980’den beri yürütülüyor. Tiyatro, agora, meclis binası, liman, nekropol ve gymnasiondan oluşan antik kentte bulunan Athena Tapınağı, Arkaik Çağ‘da inşa edilmiş Anadolu’nun en eski Dor tapınaklarından biri olarak biliniyor.”

Tarihi Yoros Kalesi Soyulmuş!

İstanbul Beykoz’da yer alan tarihi Yoros Kalesi kazı deposunun 2 Şubat 2015 günü soyulduğu ortaya çıktı. 2013 ve 2014 yılındaki arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan tam 661 eserin hırsızlar tarafından çalındığı tespit edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2018 yılında konuyla ilgili başlattığı soruşturmada bir sonuç elde edilemedi.

Tarihi Yoros Kalesi

Tarihi Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı sırtlarında bulunmakta ve yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hürriyet’in yapmış olduğu habere göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi’nin işbirliğinde 2010’dan bu yana arkeolojik kazı çalışmaları yürütülüyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın tarafından sürdürülen kazılarda bugüne kadar çok sayıda tarihi eser ortaya çıkarıldı. Prof. Yalçın, 2013 yılında verdiği mülakatta “uluslararası bilim camiasının kazı sonuçlarını beklediğini” ileri sürmüştü. Ancak o çalışmalar bir gece hırsızların kalenin içindeki kazı deposunu soymasıyla sekteye uğradı. 2 yıllık kazı çalışması sonucunda bulunan 661 eser ortadan kayboldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 7 Şubat 2015 gecesi Yoros Kalesi arkeolojik kazılarına ait kazı deposunun kapısının mühürü ve kilidi kırıldı. Bu durum ertesi gün kazı bekçisi tarafından bildirildi. Daha önce 2010 yılında da kalenin Bizans dönemine ait mermer kitabesi çalınmış, bir evin ahırında gömülü olarak bulunmuştu.

ÇALINAN ESERLERDEN HİÇBİR İZ YOK

2015 soygunu emniyet tarafından soruşturuldu ancak hiçbir ize rastlanmadı. Kazı ekibi 2013 yılı kazısına ait 233 eser, 2014 yılına ait 428 eser olmak üzere toplam 661 eserin kayıp olduğunu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirdi. Bakanlık, soyguna ilişkin üç yıl boyunca soruşturma başlatmadı. Bakanlık resmi internet sitesinden eserlerin fotoğraflarını paylaşarak koleksiyonerleri uyardı.

Soygundan üç yıl sonra şubat ayında açılan soruşturma sonucunda eserlerle ilgili herhangi bir ize rastlanmadı. Soygunun nasıl olduğu ve içerden yardım alınıp alınmadığı belirlenemedi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kayıp eserler, çeşitli niteliklerinden ötürü etütlük malzeme olarak ayrılan eserlerden olup bazısının çok küçük parçalar halinde formsuz nitelikte, aralarında pişmiş toprak kap (kulp, dip, ağız, gövde, kapak parçaları), kandil parçaları, lüle ve parçaları, sikke, mermi kovanları ve metal objeler şeklinde tanımlanabilen malzemelerden oluştuğu bilinmektedir. Söz konusu kayıp eserlerin bulunabilmeleri için yurtiçinde ve yurtdışında gerekli duyuruları yapılmıştır.”

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/yoros-kalesini-soydular/haber-1597209

Tahtakale’ye ismini Veren Kalenin Burcu Gün Yüzüne Çıktı

İstanbul’un en bilinen ticaret merkezleri arasında yer alan tarihi Tahtakale’nin isminin bölgedeki Bizans kalesinden geldiği bildirildi.

tarihi Tahtakale

İstanbul‘un önemli ticaret merkezlerinden olan Tahtakale semtinin, ismini bölgedeki tarihi Bizans Kalesi’nden aldığı öğrenildi. O dönem gözetleme kulesi olarak kullanılan kalenin burcu günümüzde atölye olarak kullanıldığı görülmektedir.

Tahtakale ve çevresi, İstanbul’un fethedilmesiyle geçmiş asırlarda dünyanın önemli ticaret merkezleri arasına girmiş ve günümüzde de ticaret yoğunluğunun yaşandığı bölgelerin başında gelmektedir. Ticaret erbaplarının yanı sıra tarihi yapılarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Tahtakale’nin adı ülke genelinde birçok şehirde semt ismi olarak da kullanılıyor.

Semtin adı Arapça “Taht-al Kal’a” kelimesinden geliyor

Şehir ve Kültür Dergisi Genel Yayın Yönetmeni araştırmacı-yazar Mehmet Kamil Berse, şehirler, kültürler ve medeniyetler üzerine yaptığı araştırmalarla Tahtakale’ye adını veren kaleyi tespit etti. Bizans döneminde yaptırıldığı öne sürülen kalenin sadece gözetleme kulesi olarak kullanılan burcunun günümüze taşınabildiğini belirleyen Berse, Tahtakale semtinin adını, Arapça kale altı-kale çevresi anlamına “Taht-al Kal’a” kelimesinden aldığını tespit etti.

Burcun Büyük Valide Han’ın mütemmim yapılarından, günümüzde Sağır Han olarak bilinen Sagir Han’ın (küçük han) kuzeydoğu iç duvarına yakın yerde bulunduğunu belirten Berse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu burcun bazı tarihi kayıtlarda Eiren kulesi olarak adlandırıldığını söyledi.

Valide Han’ın altında kale kalıntılarının da olabileceğine işaret eden Berse, doğma büyüme İstanbullu olarak kendisi gibi birçok insanın merak ettiği konuya açıklık getirdiğini vurguladı.

“Kalenin ayakta kalması bizim için çok değerli”

Tahtakale adının söz konusu burçtan geldiği konusunda araştırmalarla kesin kanaat getirdiğini aktaran Berse, şöyle konuştu:

“Bir Osmanlı eserinin içinde bir Bizans yapısının olması ve bağımsızlığını koruyor gibi olması oranın bir kale olduğunu gösteriyor. Zaten görünümü de bir kale burcu gibi. O beni çok heyecanlandırdı. Bunu araştırmam gerektiğini düşündüm.

Semavi Eyice bu ülkede önemli bir Bizantologtur. O zaman hayattaydı, geçen sene Aralık ayıydı. Kendisini ziyaret ettim, durumdan bahsettim. O kaleyle ilgili bütün malumatı biliyor. Hatta ‘ben bununla ilgili bir maddeyi İslam Ansiklopedisi‘ne yazdım. Tahtakale olarak yazmadım ama senin dediğin doğrudur, ben o taraftan düşünmedim’ dedi. ‘O kale aslında Bizans‘tan kalma bir Eiren Kalesi’dir.

Eiren Kalesi‘ni de Sultanahmet‘teki Bizans Sarayı‘nın bir koruma karakolu gibi, muhafız karakolu gibi düşünebilirsiniz’ dedi. Orası aslında bir kale karakoldur, orada ucu görünen de artık üstü tıraşlanmış burçlarından biridir. Ayakta kalması da bizim için çok değerlidir.”

“Bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var”

Osmanlı İmparatorluğu‘nda semt isimlerinin muhakkak bir yere dayandırıldığını dile getiren Berse, şunları kaydetti:

“Osmanlı şehirlerinde şunu görürsünüz, bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var. Eskiden gelen semt, sokak ya da mahalle adlarına baktığınızda ‘ne alaka’ diyebilirsiniz ama araştırdığında sizi bir yere götürür.

Mesala Ayvansaray‘da bir sokaktan geçiyorum adı Külhan Sokak. Hamamların külhanları olur. Etrafa baktım bir hamam göremedim. Sokağın adı külhan ise o çevrede mutlaka bir hamam vardır. Sonra orada yaşlı birine rastladık. ‘Buralarda hamam var mı?’ diye sorduk, ‘Evet, burada hamam vardı. Eskimişti yerine bina yapıldı’ dedi. O isim orada olmasa orada tarihi bir hamamın varlığından haberimiz olmayacak. Buraya bu isim konulunca Tahtakale ismi ki Osmanlı’nın fethinden sonra bu semtler kurulurken buralara mutlaka bir özelliğinden dolayı bu isimler verilmiş. O tarihte buradaki kale büyük bir ihtimalle ayaktaydı.

Yani belki tahrip de olmuş olabilir ama o devrin insanları aşağıda bir yerleşim yeri olunca, Bizans devrinde adı belki farklı olabilir ama bizim dönemimizde buraya bir isim verilecekse ne demişlerdir, ‘kale var burada, altında da iş yeri var. Buranın adı Tahtakale‘dir.’ Buradan yola çıktığımızda bu kaleye ulaşabilirsiniz. Yoksa tahtadan bir kale ararsanız bulamazsınız.”

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tahtakaleye-ismini-veren-kalenin-burcu-gun-yuzune-cikti/1239846