Yalova Esenköy Çınarcık’ta Korkutan Deprem!

Yalova’da 30 Kasım sabahı saat 05.36’da Çınarcık merkezli 4.1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Esenköy-Çınarcık-Yalova üssünde meydana gelen Korkutan Deprem İstanbul, Kocaeli, Bursa ve Tekirdağ gibi çevre illerde de hissedildi.

Esenköy-Çınarcık-Yalova üssünde Korkutan Deprem

Marmara’da Korkutan Deprem

İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara’da meydana gelen ve vatandaşı kokutan deprem ile ilgili açıklama yaptıç Tüysüz, “İstanbul’da depremi tetiklemesini beklediğimiz fay, bu depremin epey kuzeyinde bulunuyor. Ancak önemli olan bizim depreme hazır olmamız. Deprem herhangi bir zamanda olabilir.” şeklinde uyarıda bulundu. İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün ise; “Depremin öncüsü diyemeyeceğiz ama bir gerginlik biriktirdiğinin işaretidir”  diye deprem uyarısı yaptı.

Marmara Bölgesi’nde birçok kişi güne deprem ile uyandı

30 Kasım sabahı saat 05.36’da Yalova Çınarcık merkezli bir deprem meydana geldi. Depremi AFAD 4.1, Kandilli Rasathanesi ise 4.3 olarak açıkladı. Yaklaşık 14 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlenen deprem; Bursa, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya’da da hissedildi.

Yalova Valisi Muammer Erol açıklama yaptı

Yalova Valisi Muammer Erol, kentte meydana gelen depremde can veya mal kaybının olmadığını bildirdi.

Yaptığı yazılı açıklamada Vali Erol şunları ifade etti; “Çınarcık Esenköy arasında saat 05.36 da 4,1 büyüklüğünde meydana gelen deprem dolayısı ile acil çağrı merkezimize, emniyet ve jandarma birimlerimize şu ana kadar can ve mal kaybı ile ilgili herhangi bir ihbar düşmemiştir.”

Yalova Çınarcık’ta meydana gelen Korkutan Deprem ile ilgili Kandilli’den açıklama geldi

Yalova Esenköy-Çınarcık depremiyle ilgili Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve DepremAraştırma Enstitüsü‘nden yazılı açıklama yapıldı. Açıklama;”30 Kasım 2018 tarihinde Esenköy-Çınarcık-Yalova merkez üssünde yerel saat ile sabah 05:36’da aletsel büyüklüğü 4.3 olan orta şiddette bir deprem meydana gelmiştir. Depremin odak derinliği yaklaşık 7 km civarında olup sığ odaklı bir depremdir. Deprem Yalova, İstanbul, Tekirdağ ve Bursa illlerinde hissedilmiştir.  Yalova il sınırlarının tamamı genelde KuzeyAnadolu Fay Zonu (KAFZ’) nun kısmen de Batı Anadolu Açılma Rejimi‘nin etkisi altındadır. İl Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun kuzeyden ve güneyden geçen kolları ili çevirmektedir. Bu yüzden bölgede çok miktarda diri fay parçası bulunmaktadır. MTA tarafından 2011 yılında hazırlanan Türkiye Diri Fay Haritası‘nda da görüleceği gibi il sınırları içerisinden Altınova, Yalova, Esenköy ve Orhangazi Fayı geçmektedir.”

Depreme Dayanıklı Binalar en güvenli tercih

 “Marmara Denizi ve İzmit Körfezi içerisinden geçen Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Adalar, Çınarcık, Karamürsel, Gölcük, Darıca fay parçaları ve Gemlik Körfezi’nden geçen Gemlik ve Gençali Fayları bölgedeki önemli tektonik yapılardır. Genelde ana yapıların doğrultuları Doğu -Batı ve Kuzey Batı-Güney Doğu gidişlidir.  Tarihsel dönemde bölgede Marmara Denizi içerisinde KAFZ’nun kollarının geçtiği hatlar boyunca depremler etkili olmuştu.

Yalova ili sınırları içinde ve çevresinde çok sayıda deprem meydana gelmiştir

Aletsel Dönemde il sınırları içerisinde meydana gelen önemli depremlerin büyüklükleri 5.0-5.9 arasındadır. Büyüklüğü 6.0 olan depremler, genelde Marmara Denizi’nde ve komşu il sınırları içerisinde (İstanbul, Kocaeli, Bursa, Sakarya, Eskişehir, Balıkesir, Kütahya) meydana gelmiş depremlerdir. İl merkezine en yakın deprem 18 km. uzaklıkta olan 1963 Adalar (İstanbul)-Marmara Denizi depremidir. Bölgede yaşayan vatandaşlarımızın depreme dayanıklı binalarda oturmaları veya satın alacakları konutların depreme dayanıklı olarak inşaa edilmiş olması depreme karşı alınacak en güvenli tedbir olacaktır.” 

Kaynak; http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-marmarada-korkutan-deprem-41035948

Kent, Van Depremi İzini 7 Yılda Sildi!

2011 yılında meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Van Depremi sebebiyle büyük zarar gören kent, 7 yıllık sürede yapılan yatırımlarla depremin izini sildi.

23 Ekim 2011 Van Depremi

2011 Van Depremi, şehre çok büyük zarar verdi

23 Ekim 2011 yılında meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Van Depremi, şehre çok büyük zarar verdi. Aradan geçen 7 yıllık süre sonunda Van’da depremin izleri silindi. Yapılan yatırımlarla Van, bölgenin en gelişmiş illerinden birisi haline geldi.

Van’da depremden bu yana 17 bin 489 konut tamamlanmak suretiyle depremzedelere teslim edildi. 12 bin köy evinin büyük çoğunluğu da tamamlandı.

Barınma İhtiyaçları karşılandı

Tüm Türkiye depremin ardından Van için seferber oldu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok bakan, siyasetçi ve sivil toplum kuruluşu çalışanları kente geldi.

Depremden kısa süre sonra yerinde yaptıkları çalışmalar ile yetkililer koordinasyonu sağladılar. İlk etapta arama kurtarma çalışmalarına ağırlık veren uzmanlar, ardından depremzedelerin barınma ve yaşamsal ihtiyaçlarını gidermeye çalıştı.

Artçı sarsıntıların devam etmesi sebebiyle birçok vatandaşın evlerine girememesi üzerine, ilk etapta 75 bin çadır geçici barınma amaçlı vatandaşlara dağıtıldı.

Depremzedelerin çaresizliğine ve soğuk havanın olumsuz etkisine karşı devlet, çadır kentlerin ardından 29 bin 500 konteynerden oluşan 35 konteyner kent kurdu.  Bu vesileyle vatandaşlarun geçici barınma imkanı ihtiyacı karşılanmış oldu. sağladı.

Çadır kentlere ve hasarsız raporu verilen evlerine yerleşen depremzedeler, Kurban Bayramı’nın 4. gününe denk gelen 9 Kasım’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki ikinci depremle bir kez daha sarsıldı.Yeni bir şehir kuruldu

Konu ile ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada AFAD İl Müdürü Osman Uçar, depremin ardından yapılan çalışmalarla Van’da adeta yeniden bir şehir kurulduğunu ifade etti.

Uçar; “Vatandaşların mağduriyeti fazla bekletmeden giderildi. Yaşanılan felaketin boyutu, ekonomik ve sosyal alanda, sosyolojik anlamda çok büyüktü. Çevre düzenlemeleriyle, parklarıyla, spor salonlarıyla daha güzel bir kent ortaya çıktı. Devletimizin desteği ile bu sorunlar en aza indirildi.” dedi.

TOKİ konutlarında 19 bin 826 personel 24 saat esasına dayalı çalıştı. Konutlar yapılırken çevre düzenine de büyük önem verildi. Konutların bulunduğu alanlarda 1 milyon 48 bin 523 metrekarelik bölge yeşil alan olarak değerlendirildi ve bu bölgelere 16 bin 650 ağaç dikildi.

Van Depremi

Van’ın Tabanlı Köyü’nde 23 Ekim 2011 tarihinde 6,7 büyüklüğünde meydana gelen depremde 604 vatandaş hayatını kaybetmiş, 4 binden fazla kişi de yaralanmıştı. Sarsıntıdan dolayı 2 bin 262 enkaz oluşmuştu.

Meydana gelen şiddetli depremi Hakkari, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Kars, Muş, Bitlis, Siirt, Batman, Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi çevre iller de hissetti. Depremin hissedildiği sözkonusu bölgelerde binalar yıkıldı, elektrik ve telefon hatları da kesildi.

23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Van Depremi, Anadolu‘da Cumhuriyet tarihi boyunca meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçti.

 

6 Yılda 6 Milyon Konut Satışı Gerçekleşti!

TÜİK ve TCMB verilerine göre, 6 yılda 6 milyon Konut Satışı gerçekleşti. Türkiye’de en güvenli yatırım araçlarının başında gelen gayrimenkul sektöründe, konut satışı son altı yılda sürekli artış gösterdi.

Konut Satışı

6 Yılda 6 Milyon Konut Satışı Gerçekleşti

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerinden hareketle derlenen bilgilere göre, 2013 yılı Ocak başından 2018 yılı Ağustos ayı sonuna kadarki dönemde yeni ve ikinci el olmak üzere toplam 5 milyon 896 bin 269 konut satışı gerçekleşti.

Konut satışlarının sürekli artış gösterdiği söz konusu dönemde en fazla konut satışı geçtiğimiz sene gerçekleşti. 2017 yılında gerçekleşen 1 milyon 409 bin 314 konut satışı ile son 5 yılın rekoru kırıldı. 2018 yılı başından ağustos sonuna kadar ise 875 bin 64 konut satılmış oldu. 

Türkiye’de barınma ihtiyacı dışında güvenilir yatırım aracı olarak da görülen gayrimenkul sektöründe, yıllık bazda konut fiyatlarında da önemli oranda artış görüldü.

TCMB verilerine göre, Konut Fiyat Endeksi 2013 yılından bugüne yüzde 83 artmak suretiyle 268,09 oldu. En fazla fiyat artışı yüzde 91,2 ile, aynı zamanda en fazla konut satışının gerçekleştiği İstanbul‘da olurken, onu yüzde 53,7 ile Ankara, yüzde 103,7 ile İzmir takip etti. Yabancıya Ev Satışı 100 Bini Geçti

Türkiye’de Mütekabiliyet Yasası‘nın çıkmasını ve belli koşullarda konut alanlara Türk Vatandaşlığına geçiş hakkı verilmesi gibi düzenlemeleri takiben son yıllarda yabancıya ev satışı da hız kazandı.

Yabancıya konut satışı 2013’te 12 bin 181 iken, 2018 yılı Ağustos ayı itibarıyla 18 bin 540‘a yükseldi. Yaklaşık son 6 yılda toplamda yabancılara 112 bin 933 konut satışı gerçekleşti.

İstanbul’un başı çektiği yabancıya konut satışında, onu Antalya, Bursa ve Yalova illeri takip etti.

Uyruklarına göre ülkeler değerlendirildiğinde, en başta sırası ile Irak, Suudi Arabistan ve Kuveyt gelmektedir. Bu ülkeleri takiben ülkemizden konut alan Rusya, Afganistan ve Azerbaycanlılar’da da ciddi artış gözlendi.

Konuta Talep Azalmaz

Türkiye Tüm Emlak Müşavirleri Federasyonu (TEMFED) Genel Başkanı Ali Taylan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki konut stokuyla alakalı net bir rakamın bulunmadığını ifade etti. Taylan; “Türkiye’de konut alanında arz fazlası değil, tam tersine konut açığı bulunmaktadır. Türkiye’de konut sahipliği oranı yüzde 67’dir. Lüks konutlarda arz fazlası olduğu doğrudur. Ancak orta ve alt gelir grubuna yönelik nitelikli konut talebi yüksektir. Deprem kuşağında oluşumuzdan ötürü önümüzdeki 20-30 yıl daha konut talebi canlı olacak.” dedi.

Emlak Konut güvencesiyle uygulamaya konan yüzde 0,98 faizle konut sahibi olma imkanının 25 bin konut ile sınırlandırıldığını belirten Taylan, bu uygulamanın yaygınlaştırılması gerektiğini dile getirdi.

Döviz kurlarında son dönemde yaşanan artış ile birlikte, döviz birikimi olanlar için konut yatırımının bir avantaj oluşturduğunun altını çizen Taylan; “Pazarlama konusunda strateji geliştirmemiz gerek. Yabancılara yönelik tanıtımlara ağırlık verip, sektör olarak kur avantajından yararlanmamız lazım. Yıl sonu itibarıyla 1 milyon 100 bin civarında konut satışı hedefliyoruz.” dedi.

İran’da meydana gelen deprem can aldı

İran’ın Kirmanşah eyaletine bağlı Tazeabad ilçesinde 5,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde 2 kişi öldü 241 kişi yaralandı.

.

İran’da meydana gelen deprem de 2 kişi öldü 241 kişi yaralandı. Deprem, İran’ın Kirmanşah eyaletine bağlı Tazeabad ilçesinde 5,9 büyüklüğünde meydana geldi

İran Acil Müdahale Kurumu‘ndan yapılan açıklamada, Tazeabad ilçesinde meydana gelen depremde, 2 kişinin hayatını kaybettiği, 241 kişinin yaralandığı belirtildi.

Tahran Üniversitesi Sismoloji Merkezi’nden yapılan açıklamada da büyüklüğü 5,9 olarak ölçülen depremin yerin 8 kilometre derinliğinde oluştuğu kaydedildi.

İran devlet televizyonunda yayınlanan haberde ise Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’nin konuya ilişkin yetkililerden bilgi aldığı ve halkın ihtiyaçlarının karşılanması için Acil Müdahale Kurumuna talimat verdiği belirtildi. Bu kapsamda, 41 arama-kurtarma ekibinin bölgede çalışma yaptığı aktarıldı.

Haberde, depremin Batı Azerbaycan ve Kürdistan eyaletinde de hissedildiği, vatandaşların geceyi dışarıda geçirdiği bildirildi.

Öte yandan depremin, Irak‘ın başkenti Bağdat, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) yer alan Halepçe, Süleymaniye ve Erbil kentlerinde de hissedildiği bildirildi.

Irak-İran sınırında, 12 Kasım 2017‘de meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremde İran’ın Kirmanşah eyaletinde 620 kişi hayatını kaybetmişti.

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iranda-deprem-can-aldi/1239225

Venezuela’da 7.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi!

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumundan yapılan açıklamada, Venezuela’da 7.3 büyüklüğünde deprem meydana geldiği ifade edildi. Depremde can kaybı olmadığı açıklandı.

Venezuela’da 7.3 büyüklüğünde deprem

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumundan (USGS) yapılan açıklamada, Venezuela’da 7.3 büyüklüğünde deprem meydana geldiği belirtildi

Venezuela‘nın kuzeydoğu sahilini vuran ve başkent Caracas’tan da hissedilen depremin 7.3 şiddetinde olduğu belirtildi.

Venezuela İçişleri Bakanı Néstor Luis Reverol, ilk belirlemelere göre depremde can kaybı olmadığını, ancak yaralıların ve maddi hasarın meydana geldiğini aktardı.

Binalar boşaltıldı, asansör düştü

1900 yılından bu yana ülkede yaşanan en şiddetli deprem sonrasında birçok bina boşaltıldı.

Kumana kentinde ise bir alışveriş merkezinin asansörü deprem sırasında düştü, asansördekiler yaralandı.

Deprem Kolombiya, Guyana, Barbados, Grenada gibi komşu ülkelerde de hissedildi. 

USGS, depremin merkez üssünün, ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Yaguaraparo kentinin 20 kilometre kuzeybatısı olduğunu ve yerin yaklaşık 123 kilometre altında meydana geldiğini kaydetti.

Depremde can ve mal kaybı yaşanmadı

Caracas’ta yaşayan ve Amerikan medyasına açıklama yapan bazı kişiler, depremin yaklaşık 1 dakika boyunca sürdüğünü ve binaların 7. katında dahi hissedildiğini anlattı.

Olayla ilgili yerel medyaya açıklama yapan Venezuela İçişleri Bakanı Néstor Luis Reverol, ilk belirlemelere göre can kaybı olmadığını, ancak yaralıların ve maddi hasarın meydana geldiğini belirtti. Bakan Reverol, depremle ilgili güncel bilgi vereceklerini, bu süreçte vatandaşlardan sakin olmalarını istedi.

Kaynak: AA, https://www.trthaber.com/haber/dunya/venezuelada-73-buyuklugunde-deprem-381233.html

Doğu Karadeniz’de Kaçak Yapılar için ‘İmar Barışı’ Başvurusu 70 bini Buldu ve Geçti!

TÜRKİYE’de başlatılan İmar Barışı uygulamasının ardından Doğu Karadeniz Bölgesi’nde başvurular sürüyor. Bölgede Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin’de, İmar Barışı’na başvuru sayısı 70 bine ulaştı ve geçti.

kaçak yapılar

İmar Barışı uygulaması başvurularının çoğunluğunu yaylalar, dere yatakları üzeri ya da kenarlarındaki kaçak yapılar oluşturuyor. Doğal ve Tarihî Değerleri Koruma Derneği Başkanı, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, “İş çığrından çıktı. Burada kamu yararı kesinlikle söz konusu değil. Kıyıları, yaylaları bu şekilde bozan, tahrip eden insanlara bu hakkı veriyor olmak, hukuki adıyla ‘imar barışı‘ fakat toplumsal barış değil” dedi.

Türkiye genelinde getirilen İmar Barışı uygulaması, Doğu Karadeniz’de kaçak yapılar, özellikle yaylalarda inşa edilen ve yıkım kararı alınan kaçak yapıların sahiplerini harekete geçirdi. Ayder Yaylası ve Uzungöl Turizm Merkezi başta olmak üzere yaylalardaki kaçak yapıların sahipleri, İmar Barışı uygulamasından yararlanmak için 8 Haziran’da başvurulara başladı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri ile e-devlet üzerinden başvuru yapan vatandaşlar, Yapı Kayıt Belgelerini almayı sürdürüyor. Trabzon’da 42 bin, Giresun’da 13 bin 500, Rize’de 8 bin 700 ile Artvin’de 5 bin dolayında başvuru yapıldığı belirtildi. Başvuru sahipleri aldıkları Yapı Kayıt Belgesi karşılığında devlete yaklaşık 25 milyon TL ödeme yaptı. Başvurular, 31 Ekim tarihinde sona erecek.

YER KALMAYAN YAYLANIN SAKİNLERİ DE BAŞVURDU

Trabzon ile Giresun sınırında yer alan ve 2 ilin ortak kullandığı 2 bin 182 metre rakımlı Sisdağı Yaylası da bölgede çarpık yapılaşma yaşanan yaylalar arasında yer alıyor. Kaçak yapılar nedeniyle neredeyse yer kalmayan ve doğal güzelliği yok olan Sisdağı Yaylası’nda vatandaşlar, İmar Barışı uygulamasından yararlanmak için başvurulara başlamıştı.  Sisdağı Yaylası’nda kaçak yapı sahiplerinin tamamına yakını başvurularını gerçekleştirerek Yapı Kayıt Belgeleri’ni almaya başladı.

YENİ KAÇAK YAPILARA SIKI TAKİP

İmar Barışı ile Doğu Karadeniz Bölgesi‘nde kaçak yapılara af getirileceği belirtilen uygulamayı fırsat bilen bazı vatandaşların yaylalarda inşaatına başladığı betonarme kaçak yapılar sıkı takibe alındı. Ekipler, yeni kaçak yapılarla ilgili tutanaklar tutarken valilikler de vatandaşları uyarıyor. Uyarılarda, İmar Barışı uygulamasının 31 Aralık 2017 tarihinden önceki yapıları kapsadığı belirtildi, bu tarihten sonra imar mevzuatına aykırı olarak inşa edilen yapılar için yıkım kararı ile birlikte  1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngören yasal işlem başlatılacağı duyuruldu. Açıklamada, bu tarihten sonra yapılan veya yapımına devam edilen ruhsatsız yapılar için kesinlikle Yapı Kayıt Belgesi’nin verilmeyeceği vurgulandı.

DR. ERÜZ: KAMU YARARI KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİL

Doğal ve Tarihî Değerleri Koruma Derneği Başkanı, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, İmar Barışı ile birlikte şehirlerde ya da köy yerleşimlerinde kişilerin imara sokamadıkları, kendi arazileri üzerindeki hatalı yapıların mevzuata uygun şekilde hukuka uygun hale getirilmesinin amaçlandığını belirtti. Dr. Erüz, “Fakat görülen şu ki; iş çığrından çıktı. Devleti yönetenlerin uhdesindeki, milletin, devletin malı olan arazileri bir şekilde yağmalayan, işgal edenlerin bu yağmaladıkları alanları hukuki olarak kendine mal etmesinin yolu açıldı. Burada kamu yararı kesinlikle söz konusu değil. Kamu yararı milletin ortak haklarının korunmasıdır. Anayasa’nın 156’ncı maddesi, ‘İnsanların eşit olması gerekir ve temiz bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ diyor. Kıyıları, yaylaları bu şekilde bozan, tahrip eden insanlara bu hakkı veriyor olmak, hukuki adıyla İmar Barışı fakat toplumsal barış değil” dedi.

‘GERÇEK YAYLACILAR DIŞLANMAYA BAŞLANDI’

Bugün gelinen noktada sadece Trabzon’da 100 bin dolayında kaçak yapı olduğunu söyleyen Dr. Coşkun Erüz, şunları söyledi: “Kentsel imarlı alanlar haricindeki alanlarda yapılacak olan İmar Barış’ı denilen şey aslında kamunun, devletin, milletin malını hak etmeyen insanlara peşkeş çekmekten başka bir şey değil. Bunun da bir an önce durdurulması, kıyı kanunu, mera kanunu hükümleri göz önüne alınarak uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Karadeniz’deki yaylaların büyük bir kısmında sadece hafta sonu gidip orada dinlemek için yapılan kaçak yapılardan dolayı, gerçek hayvancılık yapan insanlara tepki konuluyor. ‘Hayvanlarınız koku yapıyor, gübreleri koku yapıyor’ deniyor. Gerçek yaylacı olan insanlar yaylalardan dışlanmaya başlandı. Buna da biz turizm demeye başladık. Doğu Karadeniz yaylaları turizme geçiyor diyoruz ancak bu yaylaları kaybettiğimizde ne hayvancılık ne de turizm kalacak. Aslında biz İmar Barışı ile haklının hakkını haksıza teslim etme noktasına doğru gidiyoruz.”

Devletin yaylaları kanuni bir düzenlemeyle planlaması gerektiğini ifade eden Dr. Erüz, “Bir imar planlamasıyla birlikte yaylalarda nerelerin konut, işletme, mera olacağı ve sadece hayvancılığa hizmet edeceği tanımlamadığı sürece muhteşem yaylalarımız kalmaz” ifadelerini kullandı.

Kaynak; Muhammet KAÇAR-Emre KOLTUK/TRABZON, (DHA)

Selde tahliye edilen binaya geri döndüler!

2 hafta önce Rize’de meydana gelen selde, zemin ve bodrum katlarını su basan bina, tedbir amacıyla tahliye edilmişti.

Rize’de meydana gelen selde

Bizim de espri ile karışık sitemkar bir şekilde dile getirdiğimiz binada şok gelişme; sel sularının çekilmesi ve taşkın riskinin sona ermesiyle birlikte, ailele0r selde tahliye edilen binaya geri döndü.

Rize’de meydana gelen sel ve heyelanda Kömürcüler köyünde gündeme gelen dere yatağına inşa edilen 7 katlı binanın sahibi de imar barışına başvuranlar arasında yer aldı. Doğal ve Tarihî Değerleri Koruma Derneği Başkanı, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, “İş çığrından çıktı. Burada kamu yararı kesinlikle söz konusu değil. Kıyıları, yaylaları bu şekilde bozan, tahrip eden insanlara bu hakkı veriyor olmak, hukuki adıyla İmar Barışı fakat toplumsal barış değil” dedi.

Türkiye genelinde getirilen İmar Barışı uygulaması, Doğu Karadeniz’de özellikle yaylalarda inşa edilen ve yıkım kararı alınan kaçak yapıların sahiplerini harekete geçirdi. Ayder Yaylası ve Uzungöl Turizm Merkezi başta olmak üzere yaylalardaki kaçak yapıların sahipleri, İmar Barışı uygulamasından yararlanmak için 8 Haziran’da başvurulara başladı.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri ile e-devlet üzerinden başvuru yapan vatandaşlar, Yapı Kayıt Belgesi almayı sürdürüyor. Trabzon’da 42 bin, Giresun’da 13 bin 500, Rize’de 8 bin 700 ile Artvin’de 5 bin dolayında başvuru yapıldığı belirtildi. Başvuru sahipleri aldıkları Yapı Kayıt Belgesi karşılığında devlete yaklaşık 25 milyon TL ödeme yaptı. Başvurular, 31 Ekim tarihinde sona erecek.

YER KALMAYAN YAYLANIN SAKİNLERİ DE BAŞVURDU

Trabzon ile Giresun sınırında yer alan ve 2 ilin ortak kullandığı 2 bin 182 metre rakımlı Sisdağı Yaylası da bölgede çarpık yapılaşma yaşanan yaylalar arasında yer alıyor. Kaçak yapılar nedeniyle neredeyse yer kalmayan ve doğal güzelliği yok olan Sisdağı Yaylası’nda vatandaşlar, İmar Barışı uygulamasından yararlanmak için başvurulara başlamıştı.  Sisdağı Yaylası’nda yapı sahipleri Yapı Kayıt Belgeleri’ni almaya başladı.

DERE YATAĞINDAKİ 7 KATLI BİNA İÇİN BAŞVURU

İmar Barışı uygulamasına, şehir ve köylerdeki yerleşim alanlarında kendi arazileri üzerinde mevzuata aykırı yapı inşa edenlerle yaylalardaki kaçak yapıların yanı sıra dere yatakları üzeri ya da kenarlarındaki kaçak yapı sahipleri de başvuruyor. İmar Barışı’na, 2 hafta önce Rize’de meydana gelen sel ve heyelanda Kömürcüler köyünde gündeme gelen, dere yatağına inşa edilen 7 katlı binanın sahibi de başvurdu. Mustafa Yazıcı, 25 yıl önce 3 katlı inşa ettiği, ardından ise ilave katlarla 7 kata çıkan dere yatağındaki binası için başvurusunu yaptı. Yazıcı, gerekli izinleri aldığını öne sürdü, binasında kaçak kat bulunmadığını savundu.

YENİ KAÇAK YAPILARA SIKI TAKİP

İmar Barışı ile Doğu Karadeniz Bölgesi‘nde kaçak yapılara af getirileceği belirtilen uygulamayı fırsat bilen bazı vatandaşların yaylalarda inşaatına başladığı betonarme kaçak yapılar sıkı takibe alındı. Ekipler, yeni kaçak yapılarla ilgili tutanaklar tutarken valilikler de vatandaşları uyarıyor. Uyarılarda, İmar Barışı uygulamasının 31 Aralık 2017 tarihinden önceki yapıları kapsadığı belirtildi, bu tarihten sonra imar mevzuatına aykırı olarak inşa edilen yapılar için 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngören yasal işlem başlatılacağı duyuruldu.

DR. ERÜZ: KAMU YARARI KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİL

Doğal ve Tarihî Değerleri Koruma Derneği Başkanı, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, İmar Barışı ile birlikte şehirlerde ya da köy yerleşimlerinde kişilerin imara sokamadıkları, kendi arazileri üzerindeki hatalı yapıların mevzuata uygun şekilde hukuka uygun hale getirilmesinin amaçlandığını belirtti. 

‘GERÇEK YAYLACILAR DIŞLANMAYA BAŞLANDI’

Bugün gelinen noktada sadece Trabzon’da 100 bin dolayında kaçak yapı olduğunu söyleyen Dr. Coşkun Erüz, şunları söyledi:

Karadeniz’deki yaylaların büyük bir kısmında sadece hafta sonu gidip orada dinlenmek için yapılan kaçak yapılardan dolayı, gerçek hayvancılık yapan insanlara tepki konuluyor. ‘Hayvanlarınız koku yapıyor, gübreleri koku yapıyor’ deniyor. Gerçek yaylacı olan insanlar yaylalardan dışlanmaya başlandı. Doğu Karadeniz yaylaları turizme geçiyor diyoruz ancak bu yaylaları kaybettiğimizde ne hayvancılık ne de turizm kalacak.”

SELDE TAHLİYE EDİLEN BİNAYA GERİ DÖNDÜLER

‘İmar Barışı’na başvuranlar arasında yer alan 7 katlı binanın sahibi Mustafa Yazıcı, binasının kaçak olduğu iddialarına tepki göstererek, binasının kesinlikle kaçak olmadığını savundu. Yazıcı, 1995 yılında Özel İdare ve Karayolları başta olmak üzere yetkili mercilerden gerekli izinleri alarak binayı inşa ettiklerini söyledi.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/selde-tahliye-edilen-binaya-geri-donduler/haber-1594661

Sultanahmet’te Marmara Depremi Anma Etkinlikleri

Marmara Depremi’nin 19’uncu yılı dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda “1999 Marmara Depremi Anma Etkinlikleri” gerçekleştirildi.

Marmara Depremi

İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD), DASK, Türk Kızılayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi kuruluşları Sultanahmet Meydanı’nda, “1999 Marmara Depremi Anma Etkinlikleri” gerçekleştirdi.

İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, İstanbul Valisi Vasip Şahin ve AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu’nun da katıldığı etkinliklerde; zaman tüneli çadırı, afet simülasyon TIR’ı gezildi. Köpekli arama gösterilerinin de gerçekleştirildiği etkinlikte depremde mahsur kalan vatandaşların bulunmasına yönelik yapılabilecek çalışmalar uygulandı. Çocuklar için tırmanma parkuru, Kızılay kan bağışı ve ikram TIR’ı da etkinlik alanında yer aldı.

İstanbul Valisi Vasip Şahin, “Olası Marmara Depremi ile yaşama ve depreme karşı tedbir alma bilincinin gelişmesi lazım. İstanbul bu anlamda kritik illerimizin başında geliyor. Hem nüfus yoğunluğu itibariyle en büyük ilimiz, hem de depremsellik üretme coğrafyası noktasında da bir fay hattı üzerindeyiz. Türkiye Acil Afet Planı kapsamında İstanbul’da da çok ciddi bir afet planlaması yapılmıştır. Bu afet planlamasına uygun bir şekilde herkese görevlendirmeleri yapılmış ve görevlendirilen personel tamamı kendi görevinin ne olduğunu bilmekte” dedi.

İstanbul genelinde 18 milyon metrekare alanın toplanma ve tahliye alanı olarak belirlendiğini ifade ederek sözlerine devam eden Şahin, “İnşallah yaşamayız ama depremi yaşadığımızda toplanma ve toplanma ve tahliyelerinin nerelerde sağlanacağına dair planlarımız yapıldı. Bunlar vatandaşlarımızı anlatılmaya başlandı. İleriki dönemde daha da net bir şekilde arkadaşlarımız tarafından sahada, mahallelerde, ilçelerde vatandaşlarımıza anlatılacak, işaretlenecek bu yerler.

Yine depremde barınma sorununu halletme adına yaklaşık 2 bin, 2 bin 500 civarında kamu ağırlıklı olmak üzere binalar belirlendi. Bunların toplam kapasitesi 2 buçuk milyona yakın insan. Bunlar ağırlıklı olarak da okullarımız, spor salonlarımız, diğer kamu binaları, yurtlar, çok lazım olursa otellerimiz. Yine çadır kent, konteyner kent olarak da 51’i Anadolu yakasında, yüzü Avrupa yakasında olmak üzere 151 alan belirlendi. Burada da bir milyon 80 bin civarında insanın konaklama imkanı olacak” şeklinde konuştu.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/sultanahmette-marmara-depremi-anma-etkinlikleri/haber-1594613

17 Ağustos Depremi Bugün Olsa Yine Aynı Sonuçlarla Karşılaşabilirdik

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü Vekili Prof. Dr. Ayfer Erken, 17 Ağustos 1999’da yaşanan büyük deprem için, “O deprem bugün yaşansa yine aynı sonuçlar ortaya çıkardı” dedi.

17 Ağustos Depremi

Her depremde farklı bir şeyler öğrenildiğini ifade eden Prof. Dr. Erken, “Ortaya çıkan problemlere göre çalışmalarımızı şekillendiriyoruz. Dolayısıyla 17 Ağustos Depremi olmamış olsaydı biz Adapazarı şehrinin derin bir vadi üzerinde olduğunu, zeminlerinin taşıma gücü kaybına uğradığını bilmeyecektik. Yani o deprem o gün değil bugün olsa biz yine benzer sonuçlarla karşılaşacaktık” dedi.

“DEPREM ŞEHİR İÇİNDE DAHA UZUN SÜRMÜŞTÜ”

19 yıl önce yaşanan Marmara Depremi‘nden Adapazarı’nın çok fazla etkilendiğini belirten Prof. Dr. Erken, “Deprem sonrasında Japon bilim adamlarıyla katıldığım bir çalışmada ‘basen’i belirledik. Çünkü ‘basen’ etkisi deprem sürelerinin uzamasına, deprem kuvvetlerinin odaklanmasına ve deprem ivmelerinin büyümesine neden olduğu için son derece önemli. Adapazarı’nın merkezi altındaki ana kaya derinliği ise 1100 metrelerde; ve ‘V’ şeklinde bir vadi üzerinde yer alıyor. Üstelik yıllar öncesinden kontrolsüz akan Sakarya Nehri‘nin taşıdığı alüvyonlar üzerinde bulunuyor. Bu nedenle gevşek ve yumuşak zeminler üzerine kurulu. Tabi 17 Ağustos Depremi nde, deprem süresi çok uzundu. Ana kayada ölçülen süre 45 saniyeyken şehir içinde dakikalarca sürdü. Bu nedenle zeminde sıvılaşma, yumuşama ve taşıma gücü kayıpları oluştu. Sert zemin koşullarının hakim olduğu bölgelerde de büyümeler oluşmuştu. Dolayısıyla eğer ki o deprem o gün olmasa ve biz bu verileri elde etmemiş olsaydık bugün de yine büyük bir deprem olsaydı benzer şeylerle karşılaşacaktık” diye konuştu.

“YAPILARIMIZ DEPREME DAYANIKLI”

Bundan sonra olabilecek bir depremde çok farklı bir şeyle karşılaşılmadığı taktirde yapıların dayanacağını söyleyen Prof. Dr. Erken, “Şu anda yeni yapılan binalarda deprem yönetmeliklerine dikkat ediliyor. Eski yapıların ise çoğu kentsel dönüşüme girerek yenileniyor. Binalarda korozyon var. Yani donatıların alanlarının çürümesi, paslanması nedeniyle taşıma gücü azalıyor. Dolayısıyla binalar kentsel dönüşüme girdiğinde bu sıkıntılar gideriliyor ve deprem yönetmeliğine hazır hale geliyor” dedi.

“ÇIKABİLECEK YANGINLARA KARŞI ÖNLEM ALINMALI”

Binaların dayanıklı yapılmasının dışında alınması gereken önlemlere de değinen Prof. Dr. Erken, “Japonya’dayken deprem sırasında doğalgazı önce merkezden, sonra mahalle bazında son olarak ise bina bazında kestiklerini bize gösterdiler. Bizde de bu sistemler yerleştirilmeye başlandı. Çünkü İstanbul eski bir şehir ve bazı sokakları, caddeleri dar. Dolayısıyla 17 Ağustos Depremi gibi bir olası Marmara Depremi gerçekleştiği zaman yıkımlar olabilecek ve yangın çıkabilecek. Bu nedenle önce yangına karşı önlem almamız gerekiyor. Bunun dışında deprem anında yeşil alanları toplanma yerleri olarak kullanacağımızdan buraları korumamız lazım. Çünkü daha önce olduğu gibi bazı binalar yıkılmasa da hasar görebilir ve insanlar buralarda kalamayabilir. Bu durumda toplanma alanları işimize yarayacaktır” diye konuştu.

Prof. Dr. Erken son olarak ise insanların daha fazla tatbikat ve bilgilendirme ile depreme daha hazır hale getirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/17-agustos-depremi-bugun-olsa-yine-ayni-sonuclarla-karsilasabilirdik/haber-1594509

Prof. Dr. Ersoy: En kötü senaryoya göre deprem büyüklüğü 7.7’ye bile varabilir!

Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Başkanı Jeolog Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Yabancı ve yerli yer bilimcilerinin ortak fikri; gelecekte Marmara Denizi içerisinde 7’den büyük bir deprem olabileceği ve beraberinde yıkıcı bir tsunami dalgası oluşabilir. En kötü senaryoya göre deprem büyüklüğü 7.7’ye bile varabilir” dedi.

deprem

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından düzenlenen “İstanbul’un Afetlere Hazırlık Çalışmaları Çalıştayı” başladı. Çalıştayın açılışına AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Başkanı jeolog Prof. Dr. Şükrü Ersoy katıldı.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Ülkemiz ekonomik anlamda gelişmiş bir ülkedir. Sadece bilime dayanarak, depremle, tsunamiyle, sel ve heyelanlarla, küresel iklim değişikliğiyle baş edebiliriz. Buna inanmalıyız. Ülkemiz için gerekli olan tek şey saygıdeğer yöneticilerimizin göstereceği siyasi irade ve desteğidir. Yapılanları övmek elbette yapacaklarımız için önemli bir motivasyon kaynağıdır. Ama bu çalıştayın amacı yapılanları övmek değil, geleceği tesis etmek için, daha iyiyi ortaya koymak için eksikleri bulmaktır” diye konuştu.

“EN KÖTÜ SENARYOYA GÖRE DEPREM BÜYÜKLÜĞÜ 7.7’YE BİLE VARABİLİR”

Ersoy, İstanbul’da bir olası Marmara Depremine dikkat çekerek, “Yabancı ve yerli yer bilimcilerinin ortak fikri; gelecekte Marmara Denizi içerisinde 7’den büyük bir deprem olabileceği ve beraberinde yıkıcı bir tsunami dalgası oluşabilir. En kötü senaryoya göre deprem büyüklüğü 7.7’ye bile varabilir. Elbette ülkemizde büyük deprem oluşturabilecek pek çok fay kuşağı bulunmaktadır. Ama nüfus, yapı, finansal yoğunluk açısından Marmara’yı daha çok konuşmamız gerektiği bir gerçektir. Bu yüzden Marmara depremi sorunu bir milli güvenlik sorunu gibi el alınmalıdır” dedi.

Ersoy, iklim değişikliğine dikkat çekerek, “Değişime bağlı olarak yaşanan aşırı kış ve yaz koşulları, şiddetli fırtına ve hortumlar, sel ve su baskınları, heyelan ve toprak kaymaları artık şehirlerimizde sıkça yaşanan sıradan olaylar haline gelmiştir. Bunlar doğal kaynaklı değil, insan kaynaklı şehir afetleridir. Son günlerde İstanbul’un bazı ilçelerinde yaşanan toprak kaymalarında tek suçlu olarak ilan edilen şiddetli yağışlar kötü mühendislik örneği defolu inşaatları ifşa etmiştir” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE VE İSTANBUL AFETLERE HAZIR MI?”

Ersoy’un ardından söz alan AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, AFAD’ın tek başına çok fazla “Türkiye ve İstanbul afetlere hazır mı?” sorusuyla muhatap olduğunu belirterek, “Bu soru tek başına AFAD’ın cevaplayabileceği bir şey değil. Bu soru İstanbul’da yaşayan her bireyle, her bir kurumla, özel sektörle, hep beraber açıklamamız gereken bir soru. AFAD olarak müdahale konusundaki kapasitemizi 1999 yılı 17 Ağustos Depremine göre çok ileriye taşıdık, çok iyi bir yere geldik. Ancak afet yönetimi dediğimiz şey sadece arama, kurtarmadan ibaret değil.

Arama, kurtarma bundan 30-40 yıl önceki yapının önem verdiği bir kavram. Kentsel dönüşüm, şehirlerin dönüşümü, bireylerin eğitim, ilkyardımın yaygınlaştırılması ulaşımın sağlanması gibi konular tamam olduğunda ancak o zaman tam olarak hazırız diyebiliriz. Afet yönetimi birlikte çalışmayı gerektirir. Bugünden dantel gibi öreceğiz biz bu çalışmayı ki, en sonunda istediğimiz yere varabilelim. Afet yönetimi bitmeyen bir süreçtir. Afet yönetimi birbirini tekrarlayan stratejik planlar gibidir. Yaparsınız, ilerlersiniz, sonra tekrar kontrol eder  bir daha baştan planlamaya başlarsınız. İnsanoğlu tabiatla, yeryüzüyle beraber yaşamayı öğrenmek zorunda” diye konuştu.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/prof-dr-ersoy-en-kotu-senaryoya-gore-deprem-buyuklugu-77ye-bile-varabilir/haber-1594346