Kurum Kültürü ile Değişim ve Gelişim Misyonu Arasındaki İlişki

Değişim ve Gelişim Misyonu

Kurumsallaşmasını tamamlamış bir müessese; bir sistem oturtmuş, o oturttuğu sistemi yürütüyor demektir.

Mevcut yöneticiler için, böyle firmalarda hayatını idame ettirmenin en kolay yolu; işleyen çarka ayak uydurmaktır. Diğer bir deyişle ortama uyum sağlamaktır. Yönetici için, süren bir organizasyon içerisinde kendisine yüklenmiş görev ve sorumlulukları yerine getirmesi yeterlidir.

Böyle bir sisteme yeni katılmış bir beyaz yakalının tutum ve davranışları da bu açıdan önem arzeder. Kurum bünyesine henüz dahil olmuş, ‘girdiği ortama kendisinden bir şeyler verebilme’ idealindeki `lider ruhlu yöneticinin bu tutumu `kurum mensupları` tarafından dikkatle ve temkinli bir şekilde gözlemlenir.

Zaten, Çalışma Kanunu’na göre bir deneme süresi kavramı da olduğu için, buraya kadar ciddi bir sorun gözükmemektedir.

Ancak,

SWOT analizi açısından bakıldığında, bu yapının ‘organizasyonel kültürünü’ henüz tam olarak tanıyamadığı için, yeni personel bu zayıf yönüyle, genelde ‘kurum içi ayakta kalma mücadelesi’nde zorlanır. Mevut kadrodan destek alamadığında başarılı olma şansı pek yoktur.

Bunun sonucunda iki ihtimal ortaya çıkar;

  • ya bu çarka ‘ayak uydurur’,
  • ya da ‘kurum kültürü ve işleyen mevcut sistem’ unsurlarının oluşturduğu ‘savunma mekanizması’ tarafından bünye dışına itilir.

İlk bakışta birinci seçenek en az zayiatlı yol gibi gözükse de, sonucunda her iki taraf da kaybeder. Ayak uyduruyor olmanın anlamı; yavaş kalıp çarkın arasına sıkışıp ezilmemek, ya da bu dişlilerden daha hızlı olup çarkları aşındırmamaktır. Öyle bir durumda, mevcut paydaşlar da, yeni birey de gerektiği kadar gelişim gösteremez.

Zira; o kurumda artık olumlu değişim  dolayısıyla da gelişim misyonu körelmiş ve bu uğurda çaba sarfeden ‘lokomotif’ kalmamıştır. Ki, bilgi çağında olduğumuz şu dönemde meydana gelen bu hızlı değişimi yakalamasını sağlayacak aktörler bu hizmetçi lider vasıflı yöneticilerdir.

Gelelim ikinci seçeneğe;

Konfor bölgesinden’ sıyrılan lider ruhlu yönetici, o ana kadarki bilgi birikimi ve yönetim becerilerini aktarma imkanı sağlayabileceği zemini buluncaya kadar yeni bir platform aramaya devam eder. O çabasıyla ideal bir yörüngeye yerleştiği anda; proses iyileştirme aktiviteleri ile dahil olduğu organizasyonun ‘kurum kültürü ve işleyen mevcut sistemi’ne Proje Yaşam Döngüsü boyunca olumlu katkı sağlamayı sürdürür.

Böylelikle, o kurum mesafe katetmeye başlar ve o mekanizma ile birlikte yönetici de başka iklimlere doğru yol alır.

İşte, yönetici pozisyonundaki personel ile çalıştığı kurum arasındaki ‘belirli süreli iş sözleşmesi’nin asıl mantığı bana göre budur; ‘Kazan-Kazan’.

Yani kurum da kazansın, çalışan da.

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Çalışanlarımızın Motivasyonu

Çalışanlarımızın Motivasyonu

Çalışanlarımızın Motivasyonu

Takım üyelerimizi ve çalışanlarımızı ne derece motive edebiliyoruz? Kurumumuzun İnsan Kaynakları açısından fayda-maliyet endeksi kaçtır? Çalışanlarımızın motivasyonu ne seviyededir?

Maslow`un İhtiyaçlar Piramidi’ni duymayanımız yoktur sanırım. Ona göre ilk önce fizyolojik ihtiyaçlar (bunları karşılayabilecek bir gelir düzeyi), sonra güvenlik ihtiyaçları (İSG) ve takiben sosyal ihtiyaçlar (aidiyet, sevgi vs.) gelir. Bunlar temel gereksinimlerdir. Ardından saygı görmek (takdir edilmek) gelir. Ve en üstte de kendini gerçekleştirme ihtiyacı vardır.

Maslow

Herzberg Hijyen Teorisi’ne göre de bu ilk saydığımız 3 grup ‘hijyen faktörleri’dir.  Bunları gereğinden fazla artırmak, kişinin motivasyonuna olumlu katkı sağlamaz. Ancak bu zorunlu ihtiyaçlar olması gereken düzeyde değilse, olumsuz etki yapar ve kişinin hevesini kırar. Herzberg’e göre asıl insanları motive eden unsurlar; sorumluluk sahibi olma, kişisel gelişim imkanı, takdir edilme ve kendini gerçekleştirme ortamıdır.

Herzberg

Bir diğer önemli teori de ‘Beklentiler Teorisi’dir. Buna göre her çalışanın veya ara yöneticinin sarf ettiği performansı karşılığında bir beklentisi oluşur. Bu beklentileri karşılık bulduğu oranda kişi verimli olmayı sürdürecektir.

Son olarak da McClelland’ın Motivasyon Teorisi‘ne değinelim. Ona göre insanların motivasyon ihtiyaçları şu 3 gruba göre tasnif edilebilir. Başarı, aidiyet ve güç. Dikkat ettiyseniz, maaş, araç veya marka bir cep telefonu yada dizüstü bilgisayardan bahsetmiyor.  “Peki bunların hiçbir önemi yok mu?” şeklinde sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbetteki bunlar -adı üstünde- temel ihtiyaçlardır ve kişinin yetki ve sorumluluğunu karşılayacak kalite düzeyinde olmalıdır.

Takdir ve Ödüllendirme

Esas önemli olan; çalışanımızın veya ekip üyemizin içindeki cevheri açığa çıkaracak dürtü hangisi ise, bunu tespit etmeli ve bu doğrultuda bir ‘Takdir ve Ödüllendirme’ politikası belirlemeliyiz.  Zira her ihtiyaç grubunun beklentisi, birbirinden farklıdır. Birinde motive eden unsur, diğerinde etkili olmamaktadır. Her bir ekip üyemizi bu şekilde analiz etmek suretiyle o kişiyi motive edecek unsur hangisi ise onu belirlemeli, buna göre bir takdir ve ödüllendirme politikası  oluşturmalı ve bu planı üst yönetimin de desteğiyle Proje Yaşam Döngüsü boyunca titizlikle uygulamalıyız. Uygulama sürecinde planın geçerliliğini gözlemlemeli ve gerektiğinde güncelleme/düzeltme yapmak suretiyle etkili ve verimli bir kişisel performans yönetimi uygulamalıyız.

Bu insan kaynakları politikası, çalışanlarımızın kişisel performansını kesinlikle arttıracaktır. Böylece hem kaynaklarımızı en etkin ve verimli bir şekilde kullanmış olacağız, hem de o ara yöneticimizi veya çalışanımızı motive etmek suretiyle onun değişimine ve gelişimine katkı sağlayacağız.

Takdir ve ödüllendirme politikamızı bu vizyona göre belirlemiş olmak, organizasyonumuzun sağlıklı bir şekilde büyümesini destekleyecektir. Böylece, gelecekte oluşacak kritik birimlerimize liderlik edecek yöneticilerimizi öz kaynaklarımızdan sağlama imkanı bulmuş olacağız.

Spor kulüplerimizdeki alt kümelere benzetiyorum ben bu durumu. Yüksek maliyetlerle dışarıdan temin etmek yerine, kurum kültürümüzü bilen, sağlıklı gelişim göstermiş ve kesinlikle daha az maliyetle elde ettiğimiz, verimli yöneticiler kazanmış olacağız.

Sonuçta; “Yatırımdaki temel amaç verim ve kazanç ise, en iyi yatırım insanadır.”

[1] PMBoK 6th Edition, PMI

[2] Görsel Kaynak; Prof. Dr. Coşkun Can Aktan

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Ardına bakmadan giderken…

Öfke Kontrolü

Ardına bakmadan giderken çarptığın ilk şey, kapı değil kendi duvarlarındır. Geldiğimiz noktada, aklımıza yatmayan veya onaylayamayacağımız bir durum sözkonusu olabilir.

İnsanlar zamanla değişim gösterirler. Fakat büyük olasılıkla bu bizim birlikte geçirdiğimiz sürede gelişim göstermiş olduğumuzdan kaynaklanmaktadır. Sırf bunun için dahi içerisinde bulunduğumuz ortama ve onun üyelerine vefa göstermemiz gerekir. Bu ortam bir kurum da olabilir, kişisel bir topluluk ta. Yaşadıklarımızı beraber yaşadık ve kazandığımız deneyimleri birlikte kazandık. O halde bunun bir hatırı olmalı bizde. Ve bu düşünce ile hareket etmeliyiz.

Öfkeli anında kişinin karakteri değişmez; sadece maskesi düşer ve karakteri açığa çıkar.Öfke; bireyin herhangi bir engelleme, adaletsizlik yada kendi benliğine yönelik bir tehdit hissettiğinde yaşanan doğal bir duygudur.” Böyle bir duygu içerisine girmiş olabiliriz.

Fakat bir atasözümüz der ki; “öfkeyle kalkan, zararla oturur.” [1]

Ve Konfüçyüs sağlam karakterli insanların özelliklerini sıralarken; “öfkelendiklerinde nedenini düşünürler.” [2] der.

Bir şekilde zaman bizim için bir fikir ayrılığı da getirse, sükunet ve olgunluğumuzu her daim muhafaza etmeliyiz. Öfke kontrolünde esas budur. Belki de; bizim baktığımız pencereden öyle gözükmekte ve gerçekte ise yanılan taraf biziz. Dolayısı ile bu durumu sorgulamamız gerekir. İstişaremiz sonucunda ayrılık kaçınılmaz ise bunun her iki taraf için de en az kayıpla gerçekleşmesi için karşılıklı özveride bulunmalıyız. İlla ayrılık için her iki tarafın veya taraflardan birinin kötü olması gerekmez. Bazen şartlar bunu gerektirir.

Ancak unutmamalıyız ki; “düşmez kalkmaz bir Allah’tır.” [3] Yarınımızın ne getireceğini bilemeyiz. Gün gelir aynı kuruma veya kişisel ortama tekrar ihtiyaç duyabiliriz ve o kapıyı tekrar çalmak durumunda kalabiliriz. Onun için ayrılırken dahi doğru iletişim kurmak suretiyle vedalaşmalıyız.

Evet her daim önümüze ve ileriye bakacağız, bu doğru. Peki kırıp dökersek geride bıraktıklarımızı, bir daha dönmemecesine, nasıl açmaya cesaret edebileceğiz tekrar lazım olduğunda?

[1] Atasözü [2] Konfüçyüs [3] Atasözü

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Gelişim için Değişim Şarttır

Gelişim için Değişim

Gelişim için Değişim Şarttır

“Gelişim için değişim şarttır.” Bunu herkes bilir ve söyler.

Ama çoğu kimse; “Şu huyum veya davranışım beğenilmiyor, demek ki hoş değil, hadi bunu düzelteyim.” deme cesaretini gösteremez. Cesaret diyoruz, çünkü bunun kararını verebilmek için ciddi efor sarfetmek gerekir. Her daim değişime karşı bir direnç vardır. Daha önce denenmeyen şey, o ana kadar imkansız gibi gözükür. Aslında olgunlaşmanın şifresidir değişim. Zira olumlu yöndeki değişim, gelişimi tetikler. O da olgunlaşmayı doğurur. Bunun için de ilk önce iç alemimizde, yani beynimizde bunun kararını vermeliyiz.

Ondan sonrası emin olun çok daha kolaydır;

“Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa hayat sona erer.” sözünün sırrı budur.

Değişime herkesten önce kendimiz inanmalı ve değişime kendimizden başlamalıyız. Dünya çapındaki düşünürümüz Hz.Mevlana’nın; “Ne olursan ol, gel.” davetinin anlamı şudur; Sen gelmeye (yani değişmeye) karar verebildiysen, değişimi içselleştirmişsin demektir. Biz de gelişim ile ilgili bilgi ve yöntemlerimize güvendiğimize göre; olumlu yönde inkişaf yani kişisel gelişim kaçınılmazdır. Yoksa, “her ne şekildeysen gel, ye iç sonra da o halinle geri dön.” demek değildir.

Bir düşünelim, olduğumuzdan çok daha iyi bir konumda olmayı arzuluyoruz. Fakat hergün aynı şeyleri yapıyoruz. Bu mantiken izah edilebilir mi? Bu mümkün mü?

Üstelik içerisinde bulunduğumuz devir bilgi çağıdır. Bilgi o kadar hızlı akıyor ki, o ana kadar hayatı ucundan yakalamış olsak bile bu hızlı değişime ayak uydurmanın yolu kendimizi yenilemekten geçiyor.

Bunun bir diğer önemi de şudur; Hep şu şekildeki sersenişleri duyarız;”ne olacak bu toplum, nedir bu toplumun hali?” Oysa ki içerisinde bulunduğumuz toplumun genetik yapısını bireyler oluşturur.

Peki; “Biz bireyler olarak olduğumuz yerde sayarsak, toplum halinde nasıl ilerleriz?”

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Hayatınızdaki Zorluklardan Yakınmayın / Do not reproach of the difficulties in your life

Hayatınızdaki zorluklardan yakınmayın

Hayatınızdaki Zorluklardan Yakınmayın

Hayatımızda her daim beklenmedik olaylarla karşı karşıya kalırız. Bu, yüzyüze geldiğimiz yeni sıkıntı ve sorunlar haliyle bizi üzer. Bunları aşmak için sarfettiğimiz çaba da bizi yorar. Aslında doğduğumuzda henüz hiçbir şey bilmiyorduk. O ana kadar öğrendiklerimizi bu süre zarfında yaşadıklarımızdan öğrendik.

Peki, bu öğrenme işinin hayatımızın bir noktasında son bulacağını mı düşünürüz? Mesela okulumuz bittiğinde veya evlendiğimizde veya güzel bir işe girdiğimizde bitmesini mi bekleriz? Evet, bu bilinmedik, beklenmedik veya arzu edilmeyen bir durumla karşı karşıya gelme problemimiz bir gün sona erecek. Ne zaman? Ta ki dokuz tahtaya kafamızı vurunca. O halde, hayatımız boyunca beklemediğimiz veya gerçekleşmesini arzu etmediğimiz sorunlar oluşmaya devam edecektir.

İşin en zor kısmı bunu kabullenmektir. Şayet bu ruh yapısına bürünmeyi başarabilirsek aslında işin çoğunu halletmişiz demektir.

Bundan sonrası için yol haritası gayet basittir; Öncelikle karşılaştığımız problemden en az zayiatla nasıl çıkarız sorusunun çözümüne bakmalıyız. Bilmeliyiz ki; bu olay oluştu ve bu sorunla biz -sadece biz- yüzyüzeyiz. O halde bu zorluğun en kısa yoldande, en az zararla ve en ekonomik yoldan üstesinden gelme şeklini kararlaştırıp, kararımız doğrultusunda plan yapmalı, ardından da bu planımızı uygulamaya koymalıyız.

Bu şekilde, her probleme karşılık bir çözüm geliştirmeyi başarabilirsek, -biz farkında olmadan- zaman içerisinde yol almış oluruz. İşte tecrübe dediğimiz kavram tam da budur. Kişisel gelişimde katedilen olumlu değişimin ölçü birimidir tecrübe.

Ondan sonrasında yapılacak şey bellidir; Aynı olayın tekrar etmemesi için önlem almalıyız ki, mükerrer problemlerden sıyrılıp, farklı yeni deneyimlere hazır olalım. Bu vesıle ile kişisel motivasyonumuzu her daim yüksek tutar, mensubu olduğumuz bünyeye de kurum kültürü kazandırmış oluruz.

O halde; “Hayatınızdaki zorluklardan yakınmayın, zira onlar sizi daha yukarılara çıkaracak asansörlerdir.”

“Do not reproach of the difficulties in your life, because they are the elevators which will lift you higher.”

Saygı ve sevgilerimle
Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Eleştiriniz Yapıcı mı Yoksa Yıkıcı mı?

Eleştiriniz Yapıcı mı yoksa Yıkıcı mı

Eleştiriniz Yapıcı mı Yoksa Yıkıcı mı?

Eleştiriniz yapıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğunu şu bakış açısı belirler; Sözleriniz şayet bilgilendirme ve istişare içeriyorsa, muhatabınız size karşı herhangi bir tedbir alma gereksinimi duymaz.

Sizden gelen bilgileri beyni süzüp kalbine indirger ve özümser, Bu bilgiler doğrultusunda kararını verir, Bedene gerekli yönlendirmeleri yapar, Ve kişi uygulamaya koyar.

Nasihat niteliğindeki eleştirilerinizi; muhatabınız ile başbaşa iken, yüzyüze yapmaya çalışın.

“Başkalarının yanında verilen öğüt, öğüt değil hakarettir.“ [1] Siz öyle bir amaç gütmeseniz bile karşınızdaki bu şekilde hissedebilir.

Eğer beyin sözlerinizin sataşma ve yerme içerdiğini algılarsa, hızlıca gizli bir savunma kalkanı oluşturur vücudu etrafında. Bu durumda hiçbir sözünüz muhatabınızın kalbine sirayet edemez. Bundan sonrası ise eleştiri değil bir tartışmadır artık. Ve hiçbir tartışma yoktur ki taraflardan biri sonunda fikrinden caymış olsun.

Tabii ki eleştirenin üslubu kadar öğüt verilen kişi de önemlidir. İnsan olarak her daim ikaz şırıngasına muhtaç olduğumuz bilincinde olmalıyız. Özellikle, içerisinde bulunduğumuz bilişim çağından dolayı veriler son derece hızlı akmaktadır. Ve bu hıza ayak uydurabilmek için kendimizi sürekli güncellemeliyiz. Bu, bazen can sıkıcı bir hal alabilir.

Fakat unutmayalım ki;

“Sık sık verilen aynı nasihatten sıkılma, çünkü bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekir.” [2]

Bazen bize göre yanlış olan karşımızdakine göre doğru da olabiliyor. Bunun için taraflar, açık iletişim ile konuyu netliğe kavuşturmalı, ve ardından mutabık kaldıkları hususun gereğini uygulamaya koymalı.

Gerçek dost; hata yaptığında seni uyaran, sonrasında ise koruyandır. Yaptığın yanlışı herkese duyuran değil.” [3]

Böylece bu eleştiriden her iki taraf ta kendine pay çıkarıp, edindiği tecrübenin neticesini kişisel gelişim hanesine olumlu bir kazanım olarak ekleyecektir.

[1] Hz. Ali [2] Hz. Mevlana [3] Anonim 

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com