İnisiyatif

İnisiyatif

Ebeveyn olarak evlatlarımızın, yöneticiler olarak ta çalışanlarımızın her daim yanlarında olamayacağımız kesin.

Normal şartlar altında bir gün bu dünyadan göçüp gitmek ve onları bu hayatın zorluklarıyla karşı karşıya bırakmak durumunda kalacağız. Akreplerle, çakallarla, çiyanlarla dolu bu dünyada ayakta kalabilmek hiç de kolay değil.

Onun için biz yokken de kendi başlarının çaresine bakabilmeleri gerektiği bilincinde olmalıyız. Karşılaştıkları güçlüklerle mücadele edip, önlerine çıkan engelleri birer birer aşabilmeliler. İnisiyatif kullanıp kendi kararlarını alabilmeliler.

Koruyucu, kollayıcı rolüne bazen öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, bireyin deneyimlemesine ve özgüven kazanmasına engel oluyoruz. Aslında bunu onların iyiliği için yaptığımıza inanıyoruz. Onlara karşı sevgimizin bir tezahürü olarak, onları tercih yapma zahmetinden kurtarmak istiyoruz belki. Ancak atladığımız bir husus var; bir gün kendi sorumluluklarını sırtlanmak durumunda kalacaklar. Biz kendimiz onların yerine geçme fikrinden vazgeçelim. Onların yerine kendimizi koyup, onlara yol gösterelim. Bu şekilde karar almalarında destek mahiyetinde rehberlik etmeliyiz.

Her zaman için tek bir doğru yoktur. Biz geçmişteki benzer bir problemi kendi yöntemimizle çözmüş olabiliriz. Bunu bizden sonrakilerle paylaşalım. Fakat ya bu süre zarfında yeni bir teknik, bilgi veya yöntem ortaya çıkmışsa? Dolayısıyla onlarla etkili iletişim içerisinde olalım ve kişisel gelişimlerine önerilerde bulunalım. Onları cesaretlendirmek suretiyle sorumluluk almalarını ve inisiyatif kullanmalarını sağlayalım.

Diğer bir deyişle; çocuğumuzun okul ödevini, veya bir çalışanımızın raporunu kendimiz hazırlamayalım. Ona yardımcı olup, kendi imkanlarıyla tamamlamasını sağlayalım. İlk etapta bunun zor olan seçenek olduğunu biliyorum. Fakat sonrası için gelişme sağladıkça üzerimizden yük aldığını ve günü gelince kendi kanatlarıyla uçabileceğine gururla şahit olacağız.

“Çocuğumu okuttum, evlendirdim ama hala beklenen atılımı gerçekleştiremedi.” diyen ebeveyn otursun bunun sebeplerini bir düşünsün.

“Üff herşeyi de bana danışıyorlar.” diyen yönetici de kendine sorsun; “Acaba bireylere inisiyatif kullanma yetkisi veriyormuyum?” diye.

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Ardına bakmadan giderken…

Öfke Kontrolü

Ardına bakmadan giderken çarptığın ilk şey, kapı değil kendi duvarlarındır. Geldiğimiz noktada, aklımıza yatmayan veya onaylayamayacağımız bir durum sözkonusu olabilir.

İnsanlar zamanla değişim gösterirler. Fakat büyük olasılıkla bu bizim birlikte geçirdiğimiz sürede gelişim göstermiş olduğumuzdan kaynaklanmaktadır. Sırf bunun için dahi içerisinde bulunduğumuz ortama ve onun üyelerine vefa göstermemiz gerekir. Bu ortam bir kurum da olabilir, kişisel bir topluluk ta. Yaşadıklarımızı beraber yaşadık ve kazandığımız deneyimleri birlikte kazandık. O halde bunun bir hatırı olmalı bizde. Ve bu düşünce ile hareket etmeliyiz.

Öfkeli anında kişinin karakteri değişmez; sadece maskesi düşer ve karakteri açığa çıkar.Öfke; bireyin herhangi bir engelleme, adaletsizlik yada kendi benliğine yönelik bir tehdit hissettiğinde yaşanan doğal bir duygudur.” Böyle bir duygu içerisine girmiş olabiliriz.

Fakat bir atasözümüz der ki; “öfkeyle kalkan, zararla oturur.” [1]

Ve Konfüçyüs sağlam karakterli insanların özelliklerini sıralarken; “öfkelendiklerinde nedenini düşünürler.” [2] der.

Bir şekilde zaman bizim için bir fikir ayrılığı da getirse, sükunet ve olgunluğumuzu her daim muhafaza etmeliyiz. Öfke kontrolünde esas budur. Belki de; bizim baktığımız pencereden öyle gözükmekte ve gerçekte ise yanılan taraf biziz. Dolayısı ile bu durumu sorgulamamız gerekir. İstişaremiz sonucunda ayrılık kaçınılmaz ise bunun her iki taraf için de en az kayıpla gerçekleşmesi için karşılıklı özveride bulunmalıyız. İlla ayrılık için her iki tarafın veya taraflardan birinin kötü olması gerekmez. Bazen şartlar bunu gerektirir.

Ancak unutmamalıyız ki; “düşmez kalkmaz bir Allah’tır.” [3] Yarınımızın ne getireceğini bilemeyiz. Gün gelir aynı kuruma veya kişisel ortama tekrar ihtiyaç duyabiliriz ve o kapıyı tekrar çalmak durumunda kalabiliriz. Onun için ayrılırken dahi doğru iletişim kurmak suretiyle vedalaşmalıyız.

Evet her daim önümüze ve ileriye bakacağız, bu doğru. Peki kırıp dökersek geride bıraktıklarımızı, bir daha dönmemecesine, nasıl açmaya cesaret edebileceğiz tekrar lazım olduğunda?

[1] Atasözü [2] Konfüçyüs [3] Atasözü

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Hayallerinizin Peşinden Gidin / Go in the direction of your dreams

Hayallerinizin Peşinden Gidin

Hayallerinizin peşinden gidin.

“Eğer hayalleriniz sizi ürkütmüyorsa, yeterince büyük olmadıklarındandır.” [1]

Çünki hayal, hedefin anasıdır. Evet kavram olarak soyut bir kavramdır. Fakat bu kurduğumuz hayaller bir realite yani gerçeklilik filtresinden geçmek suretiyle hedefe dönüşürler. O an havada gibi gözüken kavram, ayakları yere basar hale geldiğinde yani ulaşılma ihtimali kazandığında artık somut bir proje olmuştur. Dolayısıyla ne kadar çok hayal kurarsak, o kadar çok yeni bir fikir üretmiş oluruz.

Mesela;

Hayal uçmaktır, hedef ise insanı uçuran bir araç icat etmektir. Hayal suyun üstünde yürümektir, hedef ise yüzen bir araç imal etmektir.

Bir amacınız oluştuğunda artık bir planı yapın ve ona ulaşmak için bu planı uygulayın. Siz; “İlk adımınızı inançla atın. Tüm merdiveni görmek zorunda değilsiniz, yeter ki siz ilk adımı atın.” [2] Bu uğurda kararlı olun. “Siz kendinize inanın başkaları size inanacaktır.” [3] Ve sizi kabullenecektir.

“Adımlarken Galata Kulesi’nin basamaklarını uçup uçmayacağını bilmiyordu Hezarfen, bir tek şeyden emindi; inmeyecekti yürüyerek çıktığı merdivenlerdenden.” [4] Bu iş planınızı uygularken zaman zaman önünüze engeller çıkacaktır. Ve siz bu problemlere karşı birer çözüm geliştirmek durumunda kalacaksınız. Bu suretle yol haritanızı güncellemek suretiyle rotanıza kaldığınız yerden devam edeceksiniz.

“İyi şeyler inandığında, daha iyi şeyler sabrettiğinde ve en iyi şeyler hiç vazgeçmediğinde gelir.” [5]

Başarı göstereceğinize dair özgüveninizi hiçbir zaman yitirmeyin.

Hedefinizi yakaladığınızda hissedeceğiniz hazzı asla tarif edemezsiniz. Tüm çabalarınıza rağmen ulaşamadığınızda da; “nasip değilmiş” dersiniz. Belki de zamanı henüz gelmemiştir. Ancak hiçbir çaba boşuna değildir. Gün gelip gerekli şartlar oluştuğunda o bayrağı bir başkası devralıp sonuç elde edecektir. Siz de en azından; “deneseydim kesin yapardım” ukdesinden kurtulmuş olursunuz.

“Olduğu kadar, olmadığı kader.” [6]

[1] Anonim [2] Martin Luther King [3] Montaigne [4] Sunay Akın [5] Anonim [6] Hz.Şems-i Tebrizi

Go in the direction of your dreams. You can never describe the pleasure you feel, when you catch it. If you can’t, in spite of your best efforts, you could say; “It wasn’t destined.” You will at least get rid of the thought “If I’d tried, I would do it of course”. 

Yours,

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Başarı Asla Tesadüfi Değildir / Success is never a coincidence

Başarı asla tesadüfi değildir

Başarı asla tesadüfi değildir. Zira başarı; toplam kalite yönetimi gerektirir.

Toplam kaliteden murat; belli bir seviyeye çıkmakla beraber o noktada uzun süre kalabilmektir. Bu da; bir kurum politikası, bunu uygulayacak ekip ve icraat 3’lüsü ile başarılabilir. Kurduğunuz ekibe takım ruhu kazandırabilirseniz artık ortak amaç doğrultusunda çalışabilirsiniz.

Tesadüfi değildirden kastedilen budur. İş planının doğrusal bir grafik izlemesi beklenir fakat gerçek hayatta bu böyle değildir. Hep inişli çıkışlıdır. Bazen bir adım geri gelmek gerekebilir. Bu eğer iki adım ileri götürecekse bizi, hiç problem değildir. İmkansız gibi görüneni denemeli, olmuyorsa tekrar denemeliyiz. Sonuca ulaşacağımız ümidini hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.

Bu motivasyonumuzu her zaman korumalıyız. Hayat başlıbaşına bir mücadeden ibarettir zaten. O yüzden önümüze çıkan engelleri sabırlı ve kararlı bir şekilde birer birer aşarak yolumuza devam etmeliyiz. Kararlılık ile hırs arasında ince bir çizgi vardır. Hayal etmek güzeldir, fakat hayal soyut bir kavramdır. Bu hayaller eğer ulaşılma ihtimali kazanmışsa bir hedefe dönüşmüştür. Başarabileceğimize inanarak gerçekleşmesi için uğruna mücadele edilmeye değer bir anlam kazanmıştır.

Onda da esas ‘sürekliliktir.’ Bir kere hedefimize ulaşmayı başarabilmişsek, o çizgide kalabilmek için de gerekeni yapmalıyız. Marka değeri ve kurum kültürü bu şekilde gelişir. Zihnimize sürdürülebiilr başarı kavramını yerleştirmek suretiyle kendimizi ve kurumumuzu gelişen rekabet koşullarına karşı izlenebilir kılabiliriz. “İçinde bulunduğumuz sektörün durumu nedir ve biz ona göre neredeyiz?” sorgu ve analizleri ile ulaştığımız seviyeyi koruma ve sürdürme imkanı bulmuş oluruz. Bu vesile ile de toplam fayda sağlamış oluruz.

Ticari başarımız ve kişisel gelişimimiz bizim için nihai amaç değil, ailemize, vatanımıza ve milletimize faydalı olabilme yolunda birer araçtır.

Success is never a coincidence. Because success requires a total quality management. And essential in it is ‘continuity.’

Saygı ve sevgilerimle
Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

İş Hayatında Doğru İletişim

İş Hayatında Doğru İletişim

İnsan doğası gereği toplumsal bir varlıktır. Tek başına yaşamını sürdüremez, diğer insanlarla iletişim halinde olmaz zorundadır. En az iki insan arasındaki bilgi, davranış, duygu ve düşünce paylaşımının genel adına ise iletişim denir.

İletişim çoğu zaman sözcüklerle gerçekleşse de jest ve mimiklerle, yazı, resim ve sembollerle gerçekleştirilen iletişim türleri de vardır ve insan hayatında en az ilki kadar önemli yer tutar.

2df501c4-dc8c-40b1-9dcb-d6a42356ff73-medium
doğru iletişim

İletişim insanın en temel ihtiyaçlarından biri ve çok daha fazlasıdır. Çünkü hayatımızın her anında, her evresinde istesek de istemesek de sokakta yürürken, otobüse binerken, markette, okulda, hastanede, bir iş görüşmesinde, çalışırken, hatta yolda öylece yürürken, bir fatura ödeme merkezinde sıra beklerken bile diğer insanlarla iletişim kurarız ve bu süreçte takındığımız tavır, kullandığımız sözcükler ve beden dilimiz, içinde bulunduğumuz ruh halini yansıtır.

Bazen kötü bir ruh hali içinde olabiliriz ve bu da çevremize negatif enerji yaymamıza sebebiyet verebilir. Günlük hayatımızda bu durum kimi zaman yakın çevremiz, ailemiz ve arkadaşlarımız tarafından görmezden gelinecek bir şey olsa da, iş hayatında biraz daha, hatta çok daha fazla dikkat edilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkar. Çünkü iletişimin bu noktası artık kişisel olmaktan çıkmış ve profesyonel hayatın şeklini almış durumdadır.

Doğru iletişim kurma teknikleri:

Sorunlarınızı iş yerinin kapısına asın, çıkarken giyersiniz.
Elbette hepimizin günlük sıkıntıları, ailevi dertleri, hastalıkları ve sorunları var. Kimi ufak tefek, kimi hayatımızın gidişini olumsuz yönde etkileyecek kadar büyük. Bu sebeple gün içerisinde kimi zaman ister istemez motivemizin düştüğü, canımızın sıkıldığı, hayatın “dur” noktasına geldiği anlar olur. Bu durumların iş hayatına yansımaması astlarınızın sizden olumsuz etkilenmemesi ve üstlerinizin sizden şikayetçi olmaması için son derece önemlidir. 

Zira ne demiştik! İş yeri profesyonel bir ortamdır ve kişisel sorunların iş hayatımızı olumsuz etkilemesine izin vermemeliyiz.

Tatlı dil ofiste saygı ve sevgi ortamı yaratır.

Bazen kişisel sebeplerden kaynaklanan stresler yanında iş yoğunluğundan, iş stresinden kaynaklanan can sıkıntıları da olabilir. Ve bu stres ister istemez, mimiklerimize, ses tonumuza yansır. O sırada bize soru soran, bizden cevap bekleyen bir çalışma arkadaşımıza, bir astımıza ve hatta üstümüze sert tepki verebiliriz. Ve bu belki de iş hayatımızdaki önemli olumsuz dönüm noktalarından biridir.

O sebeple sorunun nedeni her ne olursa olsun karşımızdakine pozitif bir iletişimle yaklaşmalıyız.

Doğru mesafe hayat kurtarır.

Tabi ki de iş ortamında arkadaşlarımız olacak. Hatta günümüzün büyük çoğunluğunu iş yerinde geçirdiğimizden, ailemizden çok iş arkadaşlarımızla iletişimde olduğumuzdan belki de en yakın arkadaşlarımız iş ortamından olacak..

Fakat çalışırken o çok yakın arkadaşlık ilişkisini bir kenara bırakmakta fayda var. Çünkü iş yeri fazla samimiyeti hoş görmeyecek kadar resmi bir ortamdır. Kaldı ki bir gün o yakın iş arkadaşınızla aranız bozulduğunda bu yaptığınız işe de yansıyacaktır. İş ortamında bulunmaktan rahatsızlık duyacağınız için veriminiz düşecektir ve bu da hem iş arkadaşlarınız üzerinde hem yöneticilerinizin gözünde olumsuz bir etki bırakacaktır.

Aynı şekilde iş ortamında çok ketum bir duruş sergilemek de çok hoş bir davranış değildir. En iyisi o mesafeyi koruyabilmek ve işten en verimli sonucu almaktır.

Rekabet iyidir. Ayarı kaçmadıkça ve emek hırsızlığına yol açmadıkça…

Malum iş ortamı. .. Herkes üstüne kendini gösterme çabasında. Çünkü herkes yükselme çabasında… Haklı olarak! Ortada bir emek var ve herkes hakettiğini almak ister. Ama bazen öyle bir an olur ki kendimizi müdürümüze kanıtlamak isterken bir başka çalışma arkadaşımızın emeğini çiğneriz, görmezden geliriz ve “ben başardım”cı olmak isteriz. Ama olmaz! Olmamalı! Sakın böyle yapmayın!

Çünkü hırsa bürünmüş bir rekabetin kimseye faydası olmaz. Daha çok zararı olur. O işi senin yapmadığını senin dışında herkes görür ve sen aksini ispatlamaya çalışırken değer kaybedersin. Ya da diyelim ki o değeri kazandın. Çiğnediğin emekle itibar kaybedersin.. Hangisi daha iyi ? Haketmeyi beklemek mi, haketmeden yükselmek mi ?

Herkesin işi kendince değerlidir.

Kimsenin yaptığı işi küçük görme. Kimsenin seni küçük görmesine izin verme. İş ortamı bir çark gibidir. Ve sen o çarkın dişlerinden birisin, diğer arkadaşların gibi. Çarklardan biri bozulsa, kırılsa çark tamamen durur, işlemez. O sebeple şirket içindeki her pozisyona saygı duymalısın.

Özetlemek gerekirse, iş ortamı zamanımızın büyük kısmını geçirdiğimiz resmi bir kurum olduğundan, kurum içinde, arkadaşlarımızla, astlarımızla ve üstlerimizle kurduğumuz iletişim biçimi çok önemlidir.

Doğru iletişim bizi her zaman kendimizden emin kılar ve yaptığımız işteki profesyonelliğimize de yansır.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder, İş hayatında başarılı, doğru İletişim dolu mesailer dilerim.

by Duygu Çetin

Hayatınızdaki Zorluklardan Yakınmayın / Do not reproach of the difficulties in your life

Hayatınızdaki zorluklardan yakınmayın

Hayatınızdaki Zorluklardan Yakınmayın

Hayatımızda her daim beklenmedik olaylarla karşı karşıya kalırız. Bu, yüzyüze geldiğimiz yeni sıkıntı ve sorunlar haliyle bizi üzer. Bunları aşmak için sarfettiğimiz çaba da bizi yorar. Aslında doğduğumuzda henüz hiçbir şey bilmiyorduk. O ana kadar öğrendiklerimizi bu süre zarfında yaşadıklarımızdan öğrendik.

Peki, bu öğrenme işinin hayatımızın bir noktasında son bulacağını mı düşünürüz? Mesela okulumuz bittiğinde veya evlendiğimizde veya güzel bir işe girdiğimizde bitmesini mi bekleriz? Evet, bu bilinmedik, beklenmedik veya arzu edilmeyen bir durumla karşı karşıya gelme problemimiz bir gün sona erecek. Ne zaman? Ta ki dokuz tahtaya kafamızı vurunca. O halde, hayatımız boyunca beklemediğimiz veya gerçekleşmesini arzu etmediğimiz sorunlar oluşmaya devam edecektir.

İşin en zor kısmı bunu kabullenmektir. Şayet bu ruh yapısına bürünmeyi başarabilirsek aslında işin çoğunu halletmişiz demektir.

Bundan sonrası için yol haritası gayet basittir; Öncelikle karşılaştığımız problemden en az zayiatla nasıl çıkarız sorusunun çözümüne bakmalıyız. Bilmeliyiz ki; bu olay oluştu ve bu sorunla biz -sadece biz- yüzyüzeyiz. O halde bu zorluğun en kısa yoldande, en az zararla ve en ekonomik yoldan üstesinden gelme şeklini kararlaştırıp, kararımız doğrultusunda plan yapmalı, ardından da bu planımızı uygulamaya koymalıyız.

Bu şekilde, her probleme karşılık bir çözüm geliştirmeyi başarabilirsek, -biz farkında olmadan- zaman içerisinde yol almış oluruz. İşte tecrübe dediğimiz kavram tam da budur. Kişisel gelişimde katedilen olumlu değişimin ölçü birimidir tecrübe.

Ondan sonrasında yapılacak şey bellidir; Aynı olayın tekrar etmemesi için önlem almalıyız ki, mükerrer problemlerden sıyrılıp, farklı yeni deneyimlere hazır olalım. Bu vesıle ile kişisel motivasyonumuzu her daim yüksek tutar, mensubu olduğumuz bünyeye de kurum kültürü kazandırmış oluruz.

O halde; “Hayatınızdaki zorluklardan yakınmayın, zira onlar sizi daha yukarılara çıkaracak asansörlerdir.”

“Do not reproach of the difficulties in your life, because they are the elevators which will lift you higher.”

Saygı ve sevgilerimle
Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Eğer Başaramadıysan Ne Güzel / How beautiful if you have failed

Eğer Başaramadıysan Ne Güzel

Eğer Başaramadıysan Ne Güzel

İş ve özel hayatınızda başarılı olmak için şu düşünce sistematiğini oluşturmaya çalışın;

1. Yapacağınız işi kapsayan bir hedef belirleyin ve sizi ona ulaştıracak bir planı yapın; Bu; kısa, orta ve uzun vadeli kilometre taşlarından oluşan bir yol haritası olsun.

2. Yaptığınız işi sevin. Sevgi, kendisi için her türlü zorluğa göğüs gerilebilecek kutsal bir değerdir. Bu güzergahta karşılacağınız problemlerle mücadelede sevgi sizin yakıtınız olacaktır.

3. Yaptığınız işi hafife almayın ve ona önce kendiniz saygı duyun. Kendinizin değer vermediğine başkasından saygı bekleme hakkınız yoktur. O, sizin için bir hedefe dönüşmüşse artık önemlidir. Yaptığınız ister kurumsal isterse de kişisel olsun, en iyi bir şekilde sonuçlandırmaya özen göstermelisiniz.

4. İşinizi ve kendinizi geliştirin. Her defasında; “daha iyi nasıl yapabilirim?”, “Başkaları bu işi nasıl yapıyor?” veya “Sen olsan nasıl yapardın?” şeklindeki sorgulama ve çevresel iş birliği ile -belirli aralıklarla- bilginizi ve yönteminizi güncelleyin.

5. Başarılı olacağınıza olan inancınızı hiçbir zaman kaybetmeyin. Kendinizin, bu belirlediğiniz hedefinize ulaşacak kapasitede olduğunuza dair özgüveniniz tam olsun ve her umutsuzluğa düştüğünüzde bunu kendinize telkin edin.

6. Risk Planı oluşturun. Uygulama safhasında karşılaşabileceğiniz engelleri öngörmeye çalışın ve bunları önlemeye veya etkisini en aza indirmeye yönelik risk planı geliştirin.

7. Yaptığınız işte korkusuz ve kararlı olun. Her karşılaştığınız problemi risk planınız ile karşılaştırın. Bir risk yanıtınız var ise, onu uygulamaya koyun. Şayet bu yeni bir durum ise risk planını güncelleyin.

Böylece her defasında rotanızı tekrar yörüngesine oturtup kaldığı yerden devam edin. Bu mücadele ile elde ettiğiniz kazanımlar sizin deneyim hanenize eklenecektir. Bu tecrübelerin de bizim kişisel gelişimimize katkı sağladığı bilincinde olmalıyız.

Ölüm dışında her problemin bir çözümü vardır.

Onun için yaşadıklarımızdan ders almak suretiyle sonuç ve çözüm odaklı yaklaşımımızla hedefimize azimli ve kararlı bir şekilde devam etmeliyiz.

“Eğer başaramadıysan ne güzel, bir sonrakinde ne yapmayacağını öğrenmişsin demekki.”

“How beautiful if you’ve failed, it means that you’ve learned what not to do next time.”

Saygı ve sevgilerimle
Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com