Sultan Abdülhamid Mirası Hastanede Temizlik Başladı!

Hadımköy’de bulunan ve bakımsızlıktan harabeye dönen Sultan Abdülhamid mirası hastanede temizlik çalışmaları başladı.

Sultan Abdülhamid Han mirası Hadımköy Askeri Hastanesi

DHA dünkü haberinde tarihi Hadımköy Askeri Hastanesi’ndeki sözkonusu ilgisizliğe dikkat çekmişti.

Bugün bir grup asker, hastaneye gelerek çevrede güvenlik önlemi aldı. Ardından hastane içinde ve çevresinde temizlik çalışmaları başladı. Habere göre 127 yıllık tarihi yapının içinde elektrik kablosundan kalorifer peteğine kadar birçok eşya hırsızlar tarafından çalınmıştı. 1891 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından, Hadımköy Hastane Mahallesi’ne yaptırılan Hadımköy Askeri Hastanesi, Balkan Savaşı ve Çanakkale Savaşı sırasında önemli bir rol üstlenmiş ve 1985 yılına kadar askeri hastane olarak hizmet vermişti.

2012’den sonra kaderine terk edilen tarihi hastane binası bir dönem evsizlerin ve madde bağımlılarının meskeni olmuştu.

DHA‘nın dün haber yapmasıyla harekete geçen yetkililer, tarihi ve kültürel anlamda çok şey ifade eden Sultan Abdülhamid’in mirası Hadımköy Askeri Hastanesi’nde temizlik çalışmalarına başladılar.

‘Hadımköy Askeri Hastanesi Koruma Projesi’ konulu tez

Bu konuda 2015 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi  (İTÜ), Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Lisansüstü Programı çerçevesinde Gülsüm Tanyeli ve Melis Sabuncuoğlu tarafından bir Yüksek Lisans tezi hazırlanmıştır; 

Bu tez kapsamında İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, Hadımköy Mahallesi, 1058 parselde yer alan Hadımköy Askeri Hastanesi konu alınmıştır. Çalışma kapsamında yapının tarihi ve mimari özellikleri araştırılarak, günümüzdeki durumu ayrıntılı olarak belgelenmiş, çeşitli kaynak araştırmaları yapılarak restitüsyon çizimleri hazırlanmış ve yapının korunup, günümüz koşullarına uyum sağlayarak varlığını sürdürebilmesi için gerekli müdahale ve öneriler geliştirilmiştir. 19. Yüzyıl askeri mimari örneklerinden olan Hadımköy Askeri Hastanesi’nin yapımına 1887 yılında başlanmış, 1891 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından kullanıma açılmıştır. Yapının içinde yer aldığı Hadımköy, Osmanlı döneminde İstanbul dışı yerleşim bölgesidir. Tescilli ağaçların bulunduğu parsellerle bir bütün olan hastane, farklı dönemlerde tahliye hastanesi, kışla ve revir gibi olarak kullanılmıştır. Cepheleri özgün niteliğini genel anlamda korumasına rağmen plan şeması oldukça müdahale görmüş, ek mekânlar yapılmıştır. Kat döşemeleri betonarmeye çevirilmiş, ihtiyaçlar doğrultusunda ısıtma ve tesisat sistemi döşenmiştir. Kullanıldığı dönemde düzenli olarak bakım ve tadilat görmüş olan yapının özgün plan şemasına ait izleri okumak oldukça zordur.

Hadımköy Askeri Hastanesi korunuyor

Günümüzde kullanılmamakta olan yapı ve bahçesi Hadımköy Kışla Komutanlığı tarafından korunmaktadır. İstanbul’da az sayıda örneği kalan askeri hastane mimarisinin araştırılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından da önem taşıması sebebiyle, söz konusu yapı tez konusu olarak seçilmiştir. Tez çalışması yedi ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, kapsamı ve kullanılan çalışma yöntemleri anlatılmıştır. İkinci bölümde yapının bulunduğu Hadımköy’ün konumu, tarihsel, sosyal ve ekonomik gelişimi ile mimari özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde Osmanlılarda sağlık kurumlarının gelişimi, askeri tıp tarihi ve askeri hastanelere değinilmiş, günümüzde İstanbul’da mevcut olan askeri hastane örnekleri ile askeri hastanelerin genel mimari özellikleri incelenmiştir.

Dördüncü bölümde Hadımköy Askeri Hastanesi’nin konumu ve tarihçesi incelenmiş, mevcut durumu detaylıca anlatılarak, strüktür, malzeme ve bozulma tespitleri yapılmıştır. Beşinci bölümde, çeşitli bilgiler ışığında restitüsyon çizimleri geliştirilmiş, altıncı bölümde de yapının restorasyon projesine yer verilmiştir. Restorasyon projesi ile birlikte yapının onarımına ilişkin müdahaleler tanımlanmıştır. Restorasyon kararları doğrultusunda yapının sağlık hizmeti işlevinin korunması önerilmiştir.

17 Ağustos Depremi Bugün Olsa Yine Aynı Sonuçlarla Karşılaşabilirdik

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü Vekili Prof. Dr. Ayfer Erken, 17 Ağustos 1999’da yaşanan büyük deprem için, “O deprem bugün yaşansa yine aynı sonuçlar ortaya çıkardı” dedi.

17 Ağustos Depremi

Her depremde farklı bir şeyler öğrenildiğini ifade eden Prof. Dr. Erken, “Ortaya çıkan problemlere göre çalışmalarımızı şekillendiriyoruz. Dolayısıyla 17 Ağustos Depremi olmamış olsaydı biz Adapazarı şehrinin derin bir vadi üzerinde olduğunu, zeminlerinin taşıma gücü kaybına uğradığını bilmeyecektik. Yani o deprem o gün değil bugün olsa biz yine benzer sonuçlarla karşılaşacaktık” dedi.

“DEPREM ŞEHİR İÇİNDE DAHA UZUN SÜRMÜŞTÜ”

19 yıl önce yaşanan Marmara Depremi‘nden Adapazarı’nın çok fazla etkilendiğini belirten Prof. Dr. Erken, “Deprem sonrasında Japon bilim adamlarıyla katıldığım bir çalışmada ‘basen’i belirledik. Çünkü ‘basen’ etkisi deprem sürelerinin uzamasına, deprem kuvvetlerinin odaklanmasına ve deprem ivmelerinin büyümesine neden olduğu için son derece önemli. Adapazarı’nın merkezi altındaki ana kaya derinliği ise 1100 metrelerde; ve ‘V’ şeklinde bir vadi üzerinde yer alıyor. Üstelik yıllar öncesinden kontrolsüz akan Sakarya Nehri‘nin taşıdığı alüvyonlar üzerinde bulunuyor. Bu nedenle gevşek ve yumuşak zeminler üzerine kurulu. Tabi 17 Ağustos Depremi nde, deprem süresi çok uzundu. Ana kayada ölçülen süre 45 saniyeyken şehir içinde dakikalarca sürdü. Bu nedenle zeminde sıvılaşma, yumuşama ve taşıma gücü kayıpları oluştu. Sert zemin koşullarının hakim olduğu bölgelerde de büyümeler oluşmuştu. Dolayısıyla eğer ki o deprem o gün olmasa ve biz bu verileri elde etmemiş olsaydık bugün de yine büyük bir deprem olsaydı benzer şeylerle karşılaşacaktık” diye konuştu.

“YAPILARIMIZ DEPREME DAYANIKLI”

Bundan sonra olabilecek bir depremde çok farklı bir şeyle karşılaşılmadığı taktirde yapıların dayanacağını söyleyen Prof. Dr. Erken, “Şu anda yeni yapılan binalarda deprem yönetmeliklerine dikkat ediliyor. Eski yapıların ise çoğu kentsel dönüşüme girerek yenileniyor. Binalarda korozyon var. Yani donatıların alanlarının çürümesi, paslanması nedeniyle taşıma gücü azalıyor. Dolayısıyla binalar kentsel dönüşüme girdiğinde bu sıkıntılar gideriliyor ve deprem yönetmeliğine hazır hale geliyor” dedi.

“ÇIKABİLECEK YANGINLARA KARŞI ÖNLEM ALINMALI”

Binaların dayanıklı yapılmasının dışında alınması gereken önlemlere de değinen Prof. Dr. Erken, “Japonya’dayken deprem sırasında doğalgazı önce merkezden, sonra mahalle bazında son olarak ise bina bazında kestiklerini bize gösterdiler. Bizde de bu sistemler yerleştirilmeye başlandı. Çünkü İstanbul eski bir şehir ve bazı sokakları, caddeleri dar. Dolayısıyla 17 Ağustos Depremi gibi bir olası Marmara Depremi gerçekleştiği zaman yıkımlar olabilecek ve yangın çıkabilecek. Bu nedenle önce yangına karşı önlem almamız gerekiyor. Bunun dışında deprem anında yeşil alanları toplanma yerleri olarak kullanacağımızdan buraları korumamız lazım. Çünkü daha önce olduğu gibi bazı binalar yıkılmasa da hasar görebilir ve insanlar buralarda kalamayabilir. Bu durumda toplanma alanları işimize yarayacaktır” diye konuştu.

Prof. Dr. Erken son olarak ise insanların daha fazla tatbikat ve bilgilendirme ile depreme daha hazır hale getirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/17-agustos-depremi-bugun-olsa-yine-ayni-sonuclarla-karsilasabilirdik/haber-1594509