Gelişim için Değişim Şarttır

Gelişim için Değişim

Gelişim için Değişim Şarttır

“Gelişim için değişim şarttır.” Bunu herkes bilir ve söyler.

Ama çoğu kimse; “Şu huyum veya davranışım beğenilmiyor, demek ki hoş değil, hadi bunu düzelteyim.” deme cesaretini gösteremez. Cesaret diyoruz, çünkü bunun kararını verebilmek için ciddi efor sarfetmek gerekir. Her daim değişime karşı bir direnç vardır. Daha önce denenmeyen şey, o ana kadar imkansız gibi gözükür. Aslında olgunlaşmanın şifresidir değişim. Zira olumlu yöndeki değişim, gelişimi tetikler. O da olgunlaşmayı doğurur. Bunun için de ilk önce iç alemimizde, yani beynimizde bunun kararını vermeliyiz.

Ondan sonrası emin olun çok daha kolaydır;

“Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa hayat sona erer.” sözünün sırrı budur.

Değişime herkesten önce kendimiz inanmalı ve değişime kendimizden başlamalıyız. Dünya çapındaki düşünürümüz Hz.Mevlana’nın; “Ne olursan ol, gel.” davetinin anlamı şudur; Sen gelmeye (yani değişmeye) karar verebildiysen, değişimi içselleştirmişsin demektir. Biz de gelişim ile ilgili bilgi ve yöntemlerimize güvendiğimize göre; olumlu yönde inkişaf yani kişisel gelişim kaçınılmazdır. Yoksa, “her ne şekildeysen gel, ye iç sonra da o halinle geri dön.” demek değildir.

Bir düşünelim, olduğumuzdan çok daha iyi bir konumda olmayı arzuluyoruz. Fakat hergün aynı şeyleri yapıyoruz. Bu mantiken izah edilebilir mi? Bu mümkün mü?

Üstelik içerisinde bulunduğumuz devir bilgi çağıdır. Bilgi o kadar hızlı akıyor ki, o ana kadar hayatı ucundan yakalamış olsak bile bu hızlı değişime ayak uydurmanın yolu kendimizi yenilemekten geçiyor.

Bunun bir diğer önemi de şudur; Hep şu şekildeki sersenişleri duyarız;”ne olacak bu toplum, nedir bu toplumun hali?” Oysa ki içerisinde bulunduğumuz toplumun genetik yapısını bireyler oluşturur.

Peki; “Biz bireyler olarak olduğumuz yerde sayarsak, toplum halinde nasıl ilerleriz?”

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Fotokopi Olma, Farklı Ol!

Bu yüzyılın insanı farklılığını ortaya koymalı; adanarak çalışıp “artı değerler” üretmeli ve farklı olmalıdır. O yüzden, fotokopi olma, farklı ol.

fotokopi
Fotokopi olma, farklı ol

Unutmayın ki; gelecekte sizi diğerlerinden ayıracak olan fotokopi olmaya direnen, değişim odaklı kalarak değişen, aynı yerde derin bir kuyu kazmanın aslında ikinci bir kuyu kazmak olmadığını bilen ve “Daha iyi için başka neler yapabilirim?”, diye düşünen zihin haritanız, düşünce şekliniz ve davranış tarzınız olacaktır.

”Şimdi ki zamandaki siz” ile bir fark oluşturmazsanız, “gelecekteki siz” de “bugünkü siz”den farklı olmayacaktır.

Çünkü geleceğinizi oluşturma formülü`nün en büyük çarpanı siz`siniz ve mevcudu terk etmeden, zorlanarak cesaret göstermeden ne bir başarı elde edebilirsiniz, ne de geleceğinizi şekillendirebilirsiniz.

Başarı için her zaman sınırlarınızı zorlamalı ve sınırlarınızın ötesine bakmalısınız. En büyük çarpanı olduğunuz formülün sonucunu büyütmekte küçültmekte, şimdi ki siz`e ve ne yaptığınıza bağlıdır.

Zihinsel olgunluğunuz, bugünden hareketle “gelecek sizi” oluşturan o muazzam sihirli gücü kendi içinde taşır. İşte bu sebeple; büyük olması gereken şey fiziksel varlığınız değil, zihinsel olgunluğunuzdur. Birincisi sizi kaslı, ikincisi ise zeki yapar. Birincisiyle elde edeceğiniz iş sonuçlarını zamanla ve çalışarak, ikincisi ile elde edeceğiniz iş sonuçlarını ise çok hızlı bir şekilde sadece düşünerek elde edersiniz.

Meşe palamudun, kuş ise yumurtanın içinde gizlidir. Sizin geleceğiniz de bugünkü sizin içinde gizlidir ve hayalleriniz gelecekteki sizin fideleridir. Nasıl ki palamud meşe olmaktan, yumurta içindeki kuşu dışarıya çıkartmaktan sorumluysa, bugünkü siz de gelecekteki sizi oluşturmaktan sorumludur.

Siz isteseniz de, istemeseniz de bugünkü sizden, gelecekteki siz çıkacaktır. Ancak bugünkü sizin gelecekteki sizi oluşturmasında ki sorumluluğu üstlenirseniz, istediğiniz sizi oluşturabilirsiniz. Böylesi bir sorumluluğu almazsanız eğer, ortaya çıkana razı olarak, fakat aynı zamanda da bir fotokopi olarak yaşarsınız.

Başarının en değişmez tek şartı; sürekli öğrenmek ve durmadan çalışmaktır. Bu sebeple; her gün bilmediğin yeni bir şey öğren ve her zaman yaptığından daha çok yap. Başarı kapısının anahtarı bu cümlenin içinde gizlidir. Çünkü bilmediklerinizden ne kadar çok öğrenir ve yaptıklarınızdan ne kadar çok yaparsanız, bilmediklerinizi azaltır fakat her zaman kazandığınızdan daha çok kazanırsınız.

İşte bu sebeptendir ki; şirketlerini başarıya götürenler sorumluluğunun bilincinde olan, iş birliğine ve değişime açık, çözüm odaklı davranış geliştirerek çözümler üreten ve kurumsal bağlılık içinde çalıştığı şirkete adanan kişilerdir. Yüksek potansiyelli ve işin gerektirdiği yetkinliklerle donanımlı kurumsal bağlılık içinde şirketine adanmış kişilerin şirket içindeki varlığı ve doğru pozisyonlarda bulunmaları, o şirketi ileriye götürecek ve kurum kültürü oluşturacak muazzam bir yakıttır.

Değişmeyi, gelişmeyi, büyümeyi, verimli olmayı ve kurumsal bir kimlik içinde profesyonel olmayı hedefleyen her şirket, böyle bir yakıta sahip olmayı amaç edinmeli ve bu konu da doğru adımları atarak doğru davranışları sergilemelidir. Unutulmamalıdır ki; sözü edilen bu yakıt, günümüz iş dünyasında giderek kıt kaynak olan ve sahip olununca da elde tutulması zor olan bir yakıttır.

Bu sebeple; şiddetli rekabet dünyasında ayakta kalabilmenin artık bir tek yolu vardır; değişmek ve değişime ayak uydurmak.

Kişisel gelişiminizi önemseyin. Çünkü kişisel gelişim büyümektir, öğrenmektir, değişmektir, güçlenmektir ve farkındalık oluşturmaktır.

Eğer değişmez ve her geçen gün kendinizi yenilemezseniz, zihin haritanızın “Son Kullanma Tarihini uzatacak uğraş içinde olmaz ve garanti süresini uzatmazsanız, bu durumda bilmelisiniz ki; sizi bugüne getiren şey geleceğe götürmeyecektir.

Yeni bilgilerle kendisini donatmayıp eski bildikleriyle yola çıkarak, alışılmış olanı tekrarlayarak ve değişmeyip hiyararşiye uyarak, risk almadan belli sınırlar içinde kalarak ve işini sevmeden çalışıp adanarak çalışmanın farkı sonucu değiştiren farklılığını bir sonuç yapmayarak çalıştığı şirkette başarılı olmuş, yaptığı işte mucizeler ve zaferler kazanmış bir çalışan bu dünyada yoktur.

İşte bu sebeple; sizi geleceğe götürecek şeyin, bugünlere getiren şeyden farklı olması gerektiğini anlamalı ve sizi buraya getirenden farklı bir “Zihin Haritasına sahip olarak, sizi geleceğe götürecek bakış açısına sahip olmalısınız.

Mevcudu terk etmezseniz eğer, yeni bir dünya oluşturamazsınız. Sürüden ayrılmazsanız eğer, ne yapabileceğinizi keşfedemezsiniz. Değişmek için cesaret göstermezseniz, atalete düşer; esareti yaşarsınız. Hiç bir şey yapmamanın bedelinin, hata yapmanın bedelinden daha ağır olduğu ve yoğun rekabetin yaşandığı bugünün iş dünyasında, her insan değişim odaklı olmak ve ayakta kalarak başarıyı yakalamak için dünün iş sonuçlarını tekrar eden fotokopi olma alışkanlığından kurtulmak ve farklılığını ortaya koyarak yığından ve sürüden ayrılmak zorundadır.

Bugünün iş dünyasında başarı; fotokopi olup da dünü tekrar eden iş sonuçları üretenlerin değil, farklı olup farklı iş sonuçları üretenlerin oluşturduğu bir sonuçtur.

Bu sebeple; “Şimdi ki zamandaki siz” ile bir fark oluşturmaz ve fotokopi olmaya devam ederseniz, fotokopi olarak kalırsınız; bu durumda “gelecekte ki siz”, “bugünkü siz” den hiç farklı olmaz ve siz dünün sonuçlarını bugüne, bugünün sonuçlarını da yarına taşıyan fakat aynı zamanda da kendini kandırmakta artık oldukça usta olan bir “hamal” olursunuz. 

O yüzden, fotokopi olma, farklı ol.

Kaynak: İ. Ürkmez

10 Olumlu Düşünme Tekniği

Yaşamın kendisi, bize sunulmuş en değerli hediye. Ancak bazen deneyimlediğimiz olumsuz durumlar, üst üste gelen problemler hayatın tadını çıkarmamıza ve anı yaşamamıza engel olabiliyor.

c630a97b-cce2-4634-80d4-3953d2747204-large
olumlu düşünme tekniği

Tam her şeyi yoluna koyduğumuzu düşünüp hayatın keyfini sürmeye başlamışken, küçücük ve ummadığımız bir problem yaşanan tüm olumlu tecrübeyi bir anda yok edebiliyor.

Neden bu şekilde sonlandı?
Neden ben?
Neden ben de herkes gibi normal bir hayat yaşayamıyorum?
Hiç problem yaşamadan hayatına mutlu devam eden insanlar bunu yapmayı nasıl beceriyor?
Sorun bende mi?

Tabii ki tüm olumsuzlukların bir gecede düzelmesi ve ertesi güne mutlu bir birey olarak uyanmanız gerçekçi bir beklenti değil. Aynı şekilde hayatınız boyunca karşılaşacağınız olumsuz durumları engelleyebilmeniz de mümkün değil. Fakat bu durumlar karşısında nasıl bir tavır izlemeniz gerektiği, olaylara nasıl yaklaştığınız sizin kontrolünüz altında.

10 Olumlu Düşünme Tekniği

1. Hayata ve kendinize güvenin

Her şeyin bir gün yoluna gireceğine emin olun. Kış boyunca çıplak kalmış bir ağaç bahar aylarında çiçekler açar. Hayatınızın kış dönemlerinde meyve alamadığınız için üzülmek yerine, bir gün baharın geleceğine ve her şeyin daha iyi olacağına dair inancınızı koruyun.

Olumsuzlukların yaşamınızı etkilemesine izin vermeyin ve daima pozitif düşünün.

2. Planlarınızda değişiklikler yapın

Bir hatayı bir kez yaptığınızda bu sizin suçunuz değildir, ancak ikinci kez aynı hatayı yapmak sizin elinizdedir. Bir problem çözme aşamasında sürekli aynı çözüm yolunu deniyor ama başarıya ulaşamıyorsanız yeni yollar denemenin vakti gelmiş demektir. Çözüm yollarınızı ya da planlarınızı değiştirmek, gelecekle ilgili hayallerinizden vazgeçmek değil; o hayale ulaşmak için gitmekte olduğunuz yolu değiştirmek anlamına gelir.

3. Meditasyon yapın (Murakabe)

Meditasyon bir çoğumuz için fazla spritüel ve soyut bir uygulama olabilir. Meditasyona yaklaşımınız ne olursa olsun, etkili olduğuna inanın ya da inanmayın, kendinize dönüp bakmak ve iç sesinizi dinlemek için fırsatlar yaratmak size iyi gelecektir.

Kişinin kendisiyle baş başa kalmasını ister meditasyon, ister dua, ister rahatlama olarak adlandırın, ne olursa olsun kendinize zaman ayırmayı unutmayın.

4. Sabırlı olun

Bazen bekleme aşamasında yaşadığımız deneyimler, beklediğimiz şeyden çok daha değerli olabilir. Çünkü bize asıl yol gösteren şey aslında bekleme aşamasında öğrendiklerimiz ve yaşadığımız değişimlerdir.

Hepimizin hayattan az ya da çok bir beklentisi var. Yeni bir iş, birlikte mutlu olabileceğimiz bir sevgili, yeni bir şans… Ne bekliyor olursanız olun, hala bekleme aşamasında olmanız o şeye sahip olmaya henüz hazır olmadığınızın bir göstergesi olabilir.

Beklemek ceza değil, hazırlıktır.

5. Pozitif olmadığınız zamanlarda bile olumlu düşünmeye çalışın

Birileri size ‘’Nasılsın?’’ sorusunu sorduğunda verdiğiniz cevap genelde hep ‘’İyiyim.’’ olur. Olumsuz bir şey yaşamış olsak da, kendimizi kötü hissetsek de karşımızdaki kişiye iyi olduğumuzu yansıtmak, aslında kendi kendimize geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıdır.

İyi olduğumuzu sürekli tekrar etmek bizi olumsuz düşüncelerden uzaklaştırır ve zamanla daha pozitif hissetmemize yardımcı olur.

Düşüncelerinizi değiştirmek, hayatınızı değiştirmenin ilk adımıdır.

6. Stres yaratan durumlar yerine sahip olduğunuz şeylere odaklanın

Problemlere odaklanmak ve olumsuz düşünmek kolaydır. Ancak yaşamımız boyunca deneyimlediğimiz olumlu durumlar, olumsuzluklardan sayıca çok daha fazladır.

Olumlu durumlar yerine olumsuz olanlara odaklanmamızın altında ise, olumsuz durumlarla nasıl baş edeceğimizi bilmememiz ve bu durumlara hazırlıksız yakalanmamız yatar.

7. İçinde bulunduğunuz anda yaşayın

Üzerine ne kadar düşünürseniz düşünün, ne kadar hayal kurarsanız kurun ya da ne kadar düşünerek kendinizi meşgul ederseniz edin; geçmiş geçmiştir. Gerçeklerle yüzleşebildiğinizde, geçmişiniz artık size zarar vermez. 

Geçmişte yaşadığınız zorluklara üzülmek yerine yaptığınız hatalardan ders çıkarmaya çalışın.

8. Olayları akışına bırakın

Planladığınız şeylerin yolunda gitmemesinin sebebi, evrenin sizin için yaptığı planların farklı olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Pikniğe gitmeyi planladığınız gün yağmur yağabilir. Pikniğinize devam edip yağmurda dans etmek, ertelemek ya da durmadan şikayet etmek sizin elinizde. Yaşamımızı farklı ve dinamik tutan şey, aslında planladığımız şeylerin yolunda gitmemesi.

Olayları akışına bırakarak yaşamaya başladığınızda unutamayacağınız anlar yaşamaya başladığınızı fark edeceksiniz.

Bazı şeyler kontrolümüz dışında geliştiğinde şikayet etmektense, kabullenerek duruma adapte olmaya çalışmak, sizi bir adım ileri taşıyacaktır.

9. Kendinize inanın

Hayatta bazen önümüzü göremediğimiz ve sonrasında karşımıza neler çıkacağını öngöremediğimiz anlar yaşayabiliriz. Nereye gittiğinizi bilmeden ilerlemek korkutucu olabilir ve risk içerebilir; ancak ilerlemediğiniz süre yolun sonunda ne olduğunu asla göremezsiniz.

İnancınızı güçlü tutun ve ulaşmak istediğiniz noktaya bir gün ulaşacağınıza inanın.

10. Hayatı bir öğrenme süreci olarak görün

Üzgün olduğumuz anlarda hep en kötü şeylerin bizim başımıza geldiğini düşünerek üzülme eğilimindeyiz ancak yaşadığımız olumsuz deneyimler ne olursa olsun geçici. Önemli olan şey yaşadığımız üzüntü, sevinç, korku ya da değişim zamanlarına öğrenme süreci olarak yaklaşabilmek.

Hatalarınızdan ders çıkararak, yaşadıklarınızı diğer insanlarla paylaşarak ilham verebilmek.

Hayat yolculuğundaki her anınız çok değerli. Zamanı geri alabilmeniz ve yaşamınızdaki tüm olumsuzlukları yok edebilmeniz mümkün değil.

Kendinize inanın ve değişimin kendi içinizde başladığının farkında olun.

Kaynak; www.uplifers.com

Akşam ofisten çıkmadan 10 dakika önce yapılacaklar listesi

Akşam ofisten çıkmadan 10 dakika önce yapılacaklar listesi:

2624

Yapılacaklar listesini güncelleyin
Gün içinde hangilerini hallettiniz, hangileri kaldı bir bakın. Belki aralarında son dakikada bile yapılabilecek şeyler vardır. Veya ertesi güne bırakılmayacak kadar acil olanlar…

Masanızı toplayın
Çalışırken etrafın dağılması normaldir. İşleriniz bittiğinde ortalığı şöyle bir toparlamak ertesi sabah geldiğinizde çalışmanızı kolaylaştırır. Aradığınızı da daha rahat bulursunuz.

Yaptıklarınıza bakın
Sadece yapacaklarınız değil yaptıklarınız da önemli. Listenizde bitirdiğiniz işlere de bakın. Çalışırken o koşuşturmada bitirdiğiniz işlerin farkında da olmayabilirsiniz. Hallettiğiniz işlerin üzerini çizmek, bu maddelerin artması sizi motive eder.

Günü değerlendirin
O günkü performansınız nasıldı, nelerin üstesinden geldiniz, hangi konularda zorlandınız…
Bütün bunları bir düşünün. Günün değerlendirmesini yapın.

Ertesi güne hazırlanın
Takviminize, ajandanıza bakıp ertesi gün ne yapacaklarınıza bakın. Toplantı, buluşma gibi unutulması güç şeylerin yanında aramanız gereken kişiler de olabilir. Hatırlarım nasıl olsa demeyin. Ufak tefek şeyleri bile not alın ve çıkmadan bu listeye bakın.

İş arkadaşlarınızı haberdar edin
Ertesi günle ilgili iş arkadaşlarınızı bilgilendirin. “Sabah bir toplantım var” veya “Öğlen dışarıda olacağım”, “Şu saatte ofiste olurum” gibi programınız hakkında kısa bir bilgi verin. Bunu hesap vermek olarak görmeyin. Siz yokken size ihtiyaç duyulabilir ve ne zaman geleceğiniz, nerede olduğunuzun bilinmesi böyle durumlarda işe yarar.

Teşekkür edin
O gün iş arkadaşlarınızla bir projeyi bitirmiş veya yeni bir işe başlamış olabilirsiniz. Gün biterken çalışmalar için onlara teşekkür edin. Küçücük bir teşekkür bile pozitif etki sağlayabilir.

Vedalaşın
Arkadaşça bir ‘iyi akşamlar‘ı iş arkadaşlarınıza çok görmeyin. Ayrıca bu sadece iş arkadaşı olmakla ilgili bir konu değil. Tamamen insan olmakla ilgili. Bir yere girerken nasıl merhaba deniyorsa çıkarken de veda edilir.

Gerçekten çıkın
İş-özel yaşam dengesini tutturmaya çalışın. İşten çıkma vakti geldiğinde çıkın ve artık dinlenmeye başlayın.

Kaynak: www.Aol.com

Eleştiriniz Yapıcı mı Yoksa Yıkıcı mı?

Eleştiriniz Yapıcı mı yoksa Yıkıcı mı

Eleştiriniz Yapıcı mı Yoksa Yıkıcı mı?

Eleştiriniz yapıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğunu şu bakış açısı belirler; Sözleriniz şayet bilgilendirme ve istişare içeriyorsa, muhatabınız size karşı herhangi bir tedbir alma gereksinimi duymaz.

Sizden gelen bilgileri beyni süzüp kalbine indirger ve özümser, Bu bilgiler doğrultusunda kararını verir, Bedene gerekli yönlendirmeleri yapar, Ve kişi uygulamaya koyar.

Nasihat niteliğindeki eleştirilerinizi; muhatabınız ile başbaşa iken, yüzyüze yapmaya çalışın.

“Başkalarının yanında verilen öğüt, öğüt değil hakarettir.“ [1] Siz öyle bir amaç gütmeseniz bile karşınızdaki bu şekilde hissedebilir.

Eğer beyin sözlerinizin sataşma ve yerme içerdiğini algılarsa, hızlıca gizli bir savunma kalkanı oluşturur vücudu etrafında. Bu durumda hiçbir sözünüz muhatabınızın kalbine sirayet edemez. Bundan sonrası ise eleştiri değil bir tartışmadır artık. Ve hiçbir tartışma yoktur ki taraflardan biri sonunda fikrinden caymış olsun.

Tabii ki eleştirenin üslubu kadar öğüt verilen kişi de önemlidir. İnsan olarak her daim ikaz şırıngasına muhtaç olduğumuz bilincinde olmalıyız. Özellikle, içerisinde bulunduğumuz bilişim çağından dolayı veriler son derece hızlı akmaktadır. Ve bu hıza ayak uydurabilmek için kendimizi sürekli güncellemeliyiz. Bu, bazen can sıkıcı bir hal alabilir.

Fakat unutmayalım ki;

“Sık sık verilen aynı nasihatten sıkılma, çünkü bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekir.” [2]

Bazen bize göre yanlış olan karşımızdakine göre doğru da olabiliyor. Bunun için taraflar, açık iletişim ile konuyu netliğe kavuşturmalı, ve ardından mutabık kaldıkları hususun gereğini uygulamaya koymalı.

Gerçek dost; hata yaptığında seni uyaran, sonrasında ise koruyandır. Yaptığın yanlışı herkese duyuran değil.” [3]

Böylece bu eleştiriden her iki taraf ta kendine pay çıkarıp, edindiği tecrübenin neticesini kişisel gelişim hanesine olumlu bir kazanım olarak ekleyecektir.

[1] Hz. Ali [2] Hz. Mevlana [3] Anonim 

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Mükemmeliyetçilik sizi hasta ediyor!

Mükemmeliyetçilikle ilgili sorular soruyorsunuz. Günün konusu bu. 

image
Mükemmeliyetçilik sizi hasta ediyor

Giderek hastalık halini alan, insanın günlük yaşamını burnundan getirmeye başlayan mükemmeliyetçilik ile baş etmeye ne dersiniz?

Evde, işte, okulda, sokakta, başımızı çevirip baktığımız her yerde kendisini perişan eden, mağrur ve eksiksiz gibi görünen; ama aslında iç dünyasında yorgunluktan pestili çıkmış kişilerle karşılaşıyor musunuz? Ne dediniz? Karşılaşmak ne kelime, her sabah aynaya baktığınızda onunla yüzyüze mi geliyorsunuz?

Eyvah! Yoksa siz de mükemmeliyetçilik hastalığına mı yakalandınız?

Endişelenmeyin.

Toparlanmanızı sağlayacak bir şeyler yazacağım.
Mükemmeliyetçilik, kişinin kendisine “ulaşamayacağı kadar yüksek” standartlar koyarak, günlük yaşamını sürekli denetleme, aşırı plan yapma, düzenleme, sıralama, yapamayacakları için erteleme…vb gibi davranışlarla sınırlamasıdır.

Aslına bakarsanız insanı öldürmeyip süründüren bir durumdur. Şaka yapmıyorum, cidden öyle. Kontrol davranışları öylesine artar ki, sadece kendisini kontrol etmekle kalmayıp çevresindeki herkesi denetlemeye başlar. Kendisinin mükemmel bir kadın olmaya çalışması yetmez, kocasının mükemmel bir eş olması için çabalar durur.

Bu çabaların çoğunda zorlama davranışları bulunur elbet. Ve çocukları üzerinde atmaca gibi dolanan bir anneye döner. Attıkları adımı, aldıkları nefesi bile kontrol eder. Her şey tam ve zamanında olmalıdır!

Ha diyeceksiniz ki ne güzel!

Ama öyle değil tabii.

Çünkü bu “tam” ve “zamanında” denilen durumların kararı hep ona aittir. Size göre doğru olamaz, nitekim doğru tektir ve onun doğrusudur. Çevresindeki herkesin bildiği ve söylediği eksiktir, noksandır. Ulaşılması gereken yegâne gerçek kendisinin belirlediği yaşam şeklidir. Ya onun dediği gibi yaşarsınız ya da onun dediği gibi yaşarsınız! Kendi keyfinize göre yaşama şansınız yoktur. Aslında siz yoksunuzdur zaten, keyfiniz nasıl olsun ki?

Mükemmeliyetçi kimseye göre asla hata yapılmamalıdır. Öyle ki hayat -meli, -malı’ların üzerine kurulmuştur. Günlük konuşma dili bile gayriihtiyari olarak bu formata bürünmüştür. Hedeflediği bir duruma ulaşamamak onun en büyük kabusudur. Onun için hiçbir şey “yeterince iyi” değildir. Sürekli kendisini eleştirir. Günün büyük çoğunu aptal gibi göründüğünü düşünerek geçirir. Kimsenin yapamayacağı kadar başarılı işler yapsa bile, kendisine göre dünyanın en beceriksiz insanı yine kendisidir. 

Mükemmeliyetçi olduğunuz gerçeği ile yüzleşin.

Mükemmeliyetçi olduğunu görüp kabul etmesi bile kendisini değiştirmek için değil; eksik bıraktığı şeyler varsa daha iyi fark edip tamamlaması içindir. En basit işi bile yaparken, çok mükemmel yapmak için gereğinden fazla detaya dalar. İş bitmez, uzar durur. Derken yeni bir işe kalkışmak ister. Bir önceki uzun çaba aklına gelince vazgeçer. Bir şey yapacaksa ya en iyisini yapmalı ya da hiç yapmamalı diye düşünür… Ve buradan saysam uzaya yol olacak kadar bir sürü şey…

Okurken bile iç sıkıcı değil mi?
Üstesinden gelmenin ve bu ruh halinden uzak durmanın yolları nelerdir?

Hemen sıralamak gerekirse;
Öncelikle kusursuz olmaya çabalamanın ne işinize yarayacağını düşünmeniz gerekir. Kusursuz olmakla elinize ne geçecek? Kime göre ne olacaksınız? Kimden hangi konuda üstün olacaksınız? Kazanımınız ne olacak? Kişi, gerekli özeleştiriyi yaptığında mükemmel olmak için feda ettiklerinin, mükemmel olduğunda kazanacaklarından çok daha fazla olacağını idrak edebilir. İnsanlar mükemmel olmak için öyle çok yanlarını kaybederler ki! İnsan ilişkileri bozulur. Kaygı bozuklukları yaşar, sinirlilik, yetersizlik, inatçılık huyları kazanır.

Aslına bakarsanız mükemmel olacağım derken, tam tersi bir kişi olup çıkar. Fakat kendisini algılamasıyla, karşısındaki kişinin onu gördüğü kişilik arasında dağlar kadar fark olduğunu hissedemez bile.

Kusursuz olma çabanızdan vazgeçmelisiniz.

İkinci olarak “Ya hep – ya hiç” tarzı düşünmekten vazgeçmek gerekir. Kendinizi sürekli olumsuz şekillerde eleştirip durmak yerine, günlük pratiğinize ve kendilik gerçeğinize uygun eleştiriler yapın.

Örneğin küçük bir hata yaptınız diye “Ben ne işe yararım ki zaten” demeyin. “Hay Allah.. bu işte biraz aksama oldu. Daha dikkatli olursam sonuç daha olumlu olacak” deyin.

Burada anlaşılması gereken temel nokta “Yeterince iyi” kavramıyla barışmak!
Ardından ne yapabileceğiniz konusunda gerçekçi olmanız geliyor! Yemek yapmak için mutfağa girdiğinizde usta şefler kadar muhteşem yemekler yapmak zorunda olmadığınızı, ev halkını doyurabilmenin inanılmaz keyifli olduğunu hissetmeye çalışın.

Veya spor yapmak istediğinizde manken fiziğine sahip olmayı hedef koymayın. Sağlıklı olmak için bedenin muntazaman gevşemesi ve kas sisteminizin disipline edilmesinin ana hedef olduğunu düşünün.

Yüzme kursuna giderseniz, milli sporcu olacakmışsınız gibi plan yapmayın. Serin sularda kulaç attığınızı kar sayın. Plates yapın ama Ebru Şallı olmak zorunda hissetmeyin!

Mükemmeliyetçi kişiler, işlerin noksansız yapılması için bazen gereğinden fazla zaman harcarlar. Bu durumda zaman kısıtlamalarıyla çalışmak iyi yöntemdir. Ev hanımı günlük temizliğine başladığında mükemmel temizlik yapacağım diye uğraşırsa, akşama kadar bir odayı ancak temizler. Oysa her oda için kendisine bir saat ayırırsa, o saat dolmadan temizliği bitirip, yeni saatte diğer odaya geçmek zorunda kalır. Böylece detaylara fazla dalma fırsatı bulamaz. İşler daha seri işler…

Eleştiriye Açık Olun

Mükemmeliyetçi kişiler kendilerini o kadar acımasız eleştirirler; ancak başka birisi kendisini eleştirip bir hata bulacak diye endişelenirler. Oysa unutmayın ki ağzınızla kuş tutsanız “Niye tuttun o kuşu, yazık değil mi?” diye soran birisi mutlaka çıkacaktır. Dolayısıyla eleştiri almamak için uğraşmak yersiz bir çabadır.

Nasılsa herkes bir şey söyleyecek. Siz size düşeni yaptığınızdan emin olun yeter! Fazlası için kendinizi zorlamayın.

İnsanın kendisine yapacağı en büyük zulüm; mükemmel olma çabasıdır bence. Öyle yüksek bir standart vardır ki önünde, mümkün değil aşamaz! Aşamadığı için mutlu olamaz!

Mutlu olamadığı için hayattan vazgeçer! Hayattan vazgeçtiği için zavallılaşır! Zavallılaştığı için kendisinden nefret eder!

Niye kendinizden nefret edesiniz ki?
Kendinizi sevmek, sevilecek iyi yanlarınızı bulmak, onlarla mutlu olmaya çalışmak varken…

Sevgiler…
Mehtap Kayaoğlu

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR…

image

Sivillerin GÖREV dediği, askerlerimizin ve eskilerin VAZİFE dediği bir şey var.

Vazife: Yapmakla yükümlü olunan işler. Tabii yapmamamız gereken işler de vazife değil mi? Ahlâk veya iş icabı yapılması gerekenler, geçmişten gelen yükümlülükler ve beklentiler. İşlerin ve bulunulan konumun kendine has tabiî faaliyetleri ve yüklenilen fonksiyonlar.

Peki, vazife nasıl belirlenir? Birincisi üst ve amirler emreder. İkincisi ise; vazife durumdan çıkartılır.

Bir ülke düşünün. Bu ülkenin vazifeleri var mıdır? Elbette vardır. Kime karşı vardır peki? Bu vazifeler genel anlamda tıpkı bir fertte olduğu gibi, İlahi ve İnsani vazifelerdir. İlahi vazifeler, vahiyle ve sünnetle ifadesini bulan yükümlülüklerdir ki, Rabbimizin fertlere yüklediği sorumlulukların sosyal ve topluma şamil yönü de vardır. Örnekleri Medine dönemi ve önceki peygamberlerin kıssalarında net olarak beyan edilmiştir. Emredilmiş vazifelerin birinci kısmıdır İlahi Emirlerdir. Başka kim emreder devlete? Devletin Vatandaşları emreder. Evet, devlet vatandaşlarının emrindedir. İşte kavga da tam burada başlıyor. Hangi vatandaşlar? Seçkinler mi? Sermaye sahipleri mi? Askerler mi? Bürokratlar mı?

Devlet için durumdan nasıl vazife çıkar mı peki?

Milletimizin değer yargıları, geçmişte yaşadıkları, Milli tecrübeleri, karşılıklı bağımlılıkları, dostlukları, vefa duyguları.. Bunların tamamının sonucunda durumdan da vazife çıkar.

“İYİ Kİ TÜRKİYE VAR..” Bu başlıkla VAZİFE tanımının ne alakası var demeyin. İç içe çünkü..

Osmanlı ve İslam Medeniyeti hep birlikte değil miydi? Türk Milleti 1000 yıldır İslam Ordularının sancaktarı değil miydi? En az 800 yıldır Komutanı değil mi? 500 yıldır halife değil mi? 1000 yıldır Haçlı Batı Medeniyeti barbarca tüm Asya’ya saldırırken karşısında İslam Ordularını Türk Milleti nezdinde bulmadı mı? Hala ABD’nde Kuzey Afrika’lı Müslümanlara bile TÜRK demiyorlar mı? Malum, Uzun yıllardır ABD’inde yaşayan Mardin’li bir Bilim Adamı’mız Nobel Ödülü aldı. Türkiye’de Kürt mü, Arap mı vb. diye tartışırlarken, buna İngilizler’in meşhur BBC kanalı da katıldı. Kendini bilmez bir sözde Türk Yazar “O ne Türk, ne de Arap.. Amerikalı” dedi. Ama Profesörümüz “Ben Türküm.” dedi. Evet işte tarihi sorumluluğunun sonucu.. O’na ırkını ya da nesebini soran yok ki! Aidiyetini soruyorlar. Ne güzel şey kendini bilmek..

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk bölümünde Anadolu’ya hapsolduk. Medeniyet Topraklarımız paramparça edildi. İnsanlarımız, Balkanlar başta olmak üzere, Kafkasya, Ortadoğu ve Afrika’da öldürüldü, tecavüze uğradı, topraklarından sürüldüler. Peki, bu insanlar yaklaşık 250 yıldır nereye geliyorlar? Anadolu’ya.. Gelenlerin hepsi de Müslüman…

Önce Tatarlar geldiler Moskof zulmünden kaçıp. Sonra Kafkasya ve Balkanlar’dan geldi insanlar. İlk gelenler Tatar Türkleri’ydi. Sonra, Çeçenler, Çerkezler, Abazalar, Gürcüler, Azeriler, Karapapaklar, Karaçaylar geldiler. Balkanlar’dan, Türkler, Pomaklar, Arnavutlar, Boşnaklar, Makedonlar geldiler.

Afrika ve Ortadoğu’dan, Araplar, Kürtler, Sudan’dan, Yemen’den diğer topluluklardan gelenler oldu.

Asya’dan mı? Çin’den ve Afganistan’dan Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar geldi. Rus Zulmünden Özbekler, Türkmenler geldi. Hindistan İngiliz Zulmü ve işgalinden kaçanlardan dahi gelenler oldu.

Hatırlayın 1980’li yıllarda Afganistan’dan Kırgızlar’ı devlet uçaklarla getirdi. Halepçe Katliamında Kürtler geldi Anadolu’ya..

Şimdi Suriye.. Araplar, Kürtler, Türkmenler.. 2-3 milyon insan. Kobani denen yerden gelen insanların sadece kendileri değil, hayvanları bile alındı Türkiye’ye. Hayvanlarına bile baktı Büyük Türkiye..

Doğu Türkistan’da Çin Zulmü var. Beklenen ülke Türkiye. Sığınılan ülke Türkiye.

Çeçenistan mıdır? Orada Türkiye’den giden Mücahitler vardır.

Balkanlar’da Sırp Zulmü var. Türkiye’li Mücahitler, Türk, Kürt, Arap fark etmez dirilirler orada. Beklenen ülke Türkiye’dir, sığınılan ülke de..

Libya mı, Mısır mı? Afrika’da Asya da bir İslam Beldesi mi? Beklenen ülkedir Türkiye..

Ülkemizin Bayrağı ayrıca Müslümanların sembolüdür birçok yerde…

Geçenlerde Kazakistan’dan gelmiş birkaç akademisyenle birlikteydik. Sordum; “Kazakistan’da bir sıkıntı olsa, nereye gidersiniz?” hepsi birden anlaşmış gibi; “Türkiye’ye tabii ki.” dediler. Akabinde de; “İyi ki Türkiye var.” dediler. “Büyük Türkiye’nin varlığı bize rahat nefes aldırıyor.”

Ülkem sıkıştırılıyor. O her zaman gönlü büyük olan insanların kurduğu Türkiye’mde sorun var. İyi olduğunu zannedenler bile emperyalizmin bölme ve ihanet projelerine su taşıyor. Düşünün; HDP ve PKK’ya “Kürt siyasal hareketi!!!!” diyenler bile ihanetin tanım ve dayatmalarına alet olmuyorlar mı?

“Neden Suriye’lileri kabul ettik?” diyor MHP İstanbul İl Başkanı katıldığı bir Tv. Programında.. Biz bu Milletin Değerler Sisteminin sevdalısı değilsek neyin Milliyetçisiyiz acaba?

Bir TC. Vatandaşı büyük düşünceli, idraki büyük, yüreği büyük, fedakârlığı büyük olmak zorundadır. Gelinen noktada tüm İslam Âlemi için adeta can simidi vazifesi yapan bu devlet Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Sünni’si, Arap’ı, Çerkez’i, Boşnak’ı vb. ile bizim devletimizdir. Ecdadımızın kanı canı pahasına nasırlı ellerimizle, binbir fedakârlıkla kurulmuştur.

Türkiye’de herhangi bir etnik ve ya mezhebi gurupla özdeşleştirilerek tanımlanan her şey sakattır. O mantık ihanettir. “Kürt Siyasal Hareketi”, “Alevi İnancı” vs. yerine “Türkiye’deki siyasal Hareketler”, “İslam İnancındaki Uygulamalar” daha doğru ifadelerdir. Ya da Türkler şöyle, Kürtler böyle, Boşnaklar şöyle ifadeleri. Ya da Trakyalılar şöyle, Doğulular böyle tabirleri. “Hayır, kardeşim” biz bize benzeyen bir toplumuz. Askerlik günlerinizi hatırlayınız. Kucak kucağa, omuz omuza ve tek yürek değil miydiniz?

Ey Halkım. İslam Âlemi için ümitsin, öncüsün. Sen Anadolu’yu dünyanın tüm mazlumları için Ana rahmine dönüştürmüş merhametli Ataların evladısın. “İyi ki Türkiye var.” Türkiye’miz kıyamete kadar da var olsun. Senden insanlığın, ümmetin ve medeniyet Coğrafyanın beklediği her şey vazifendir. Kimseye “kıyak” çekmiyorsun. Vazifeni ifa ediyorsun. Etmek zorundasın. Müslüman Milletimizin ortak vicdanı da bunu istiyor. Her Milletin yazılmamış hedefleri ve idealleri vardır. Davaları, sevdaları vardır. Dağda bunca şehidi olan bu millet neden evladını askere davullarla, dualarla ve severek gönderir, Kına yakar* Düşünüyor musun ey her şeyi bildiğini zannedip, medyada maymunluk yapan adam?…

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR.
Olmasaydı, insanlar Halepçe’de Saddam’ın kimyasal zehirinden, Suriye’de bombardımanlardan, Afganistan’da Rus Zulmünden, İngiliz’lerin fitne ve pisliklerinden nereye kaçarlardı, sığınırlardı? Davos’ta kim “One minute!” derdi mazlumların adına İsrail’li katillere.. Türkiye olmasaydı kimler koşardı dünyanın dört bir yanına yardım etmeye. Su kuyusu açmaya, kurban götürmeye.

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR.
Ordusu ile ekonomisi ile dünyadaki konumu ile ferasetli insanları ile. İyi ki Türkiye var.

(E) Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı

http://www.habervaktim.com/halil-mert-410y.htm