Kaçak Yapıların Hepsini Yıkacağız!

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Kaçak Yapıların hepsinin tespitlerini tek tek yapıyoruz. Kaçak Yapıların hepsini yıkacağız” dedi.

Kaçak Yapıların hepsini yıkacağız

Kaçak Yapıların hepsini yıkacağız

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kaçak yapılaşmalarla ilgili, “Çevre ve Şehircilik Bakanımızla bu konuda sabah telefonla bir görüşme yaptım. Biz kaçak yapıların hepsinin tespitlerini tek tek yapıyoruz. Kaçak Yapıların hepsini yıkacağız. Bunu nasıl yaptığımızı hep beraber göreceğiz.” şeklinde ifade etti.

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Uçhisar Güvercinlik Vadisi’ni ziyaretinde gazetecilere açıklamada bulunan Bakan Ersoy, turizm bölgelerinde kaçak yapılaşmalara izin vermeyeceklerini söyledi.

Konu ile ilgili detaylı incelemelerin yapılacağını belirten Ersoy, şöyle devam etti; 

“31 Aralık 2017’den sonra fırsatçılık yapıp bu tarz kaçak yapılaşmaya gidenler sanıyorlar ki, sisteme, bilgisayara yükleyip ödemeyi yaptıkları zaman kurtulacaklar. Öyle bir ihtimal yok ve kimsenin yanına kar kalmadığını herkes görecek. Çevre ve Şehircilik Bakanımızla da özellikle sabah telefonla bir görüşme yaptım. Biz hepsinin tespitlerini tek tek yapıyoruz. Nasıl yıkıldığını da hep beraber göreceğiz. Bizim tespit etmemizden daha ziyade tarafımıza çok sayıda ihbar geliyor. Bu konuda bu bölgede bir duyarlılık da var. 31 Aralık 2017’den sonra yapılmış kaçak yapılarla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanımız başta olmak üzere bütün kabine çok hassasız. Bu konuda gereğinin nasıl yapıldığını da hep beraber göreceğiz. O açıdan endişeye mahal yok.”

Alan Başkanlığı sistemiyle Kapadokya, hak ettiği değere ulaşacak 

Ersoy, Kapadokya’nın hak ettiği değere, doğru bir planlama ve program yapılmasını sağlayacak olan Alan Başkanlığı sistemiyle ulaşacağını vurguladı. Başkan Ersoy;

Kapadokya sadece Nevşehir‘in değil, Türkiye’nin de önemli turizm yüzlerinden ve değerlerinden birisidir. Türkiye’nin dünya çapında tanıtılmasında, dünyada Türkiye’nin turizm konusunda bir yere gelmesinde bu değerin çok büyük etkisi var. Bunun farkında olan bizler, bunu çok iyi kullanmak niyetindeyiz.

Doğru planlama ve programla hem Kapadokya hem de Türkiye turizminin istenilen yere gelmesi konusunda gerekli altyapıyı ve çalışmaları hep beraber yapacağız. Sektörel olarak buradaki olumlu gelişmeleri hep birlikte yaşayacağız. Kapadokya, 2014 yılında yakaladığı ivme ile önümüzdeki yıllarda çok daha iyi yerlere gelecek. Bu yıl turist sayısında çok ciddi artış var. Ancak bizim derdimiz tek tip turist getirmekten ziyade, batılı, ABD’li, Asyalı ve Arap turistler gibi çok çeşitli turist kitlesinin tekrar buraya gelmesini sağlamak.” dedi.

Amaçlarının, buradaki değerlerin tekrar hak ettiği yerlere gelmesini sağlamak olduğunu, bunun için adım adım neyi nasıl yapacaklarını bildiklerini ifade eden Ersoy, artık söylem değil, eylem vaktinin başladığının altını çizdi. Bakan Ersoy, açıklamalarının ardından, yabancı turistlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.

Kahin Tepe, Karadeniz’in İlk Taş Atölyesi mi?

Kastamonu ili Araç ilçesinde bulunan Kahin Tepe, Karadeniz’in ilk taş atölyesi olabilir. Yürütülen Kahin Tepe kazısında bulunan taş işliğin, Karadeniz’in ilk taş atölyesi olduğu düşünülüyor.

Kastamonu Araç Kahin Tepe

Kastamonu Araç Kahin Tepe

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kastamonu Müze Müdürlüğü başkanlığında, bu yıl Kastamonu’nun Araç ilçesi, Kahin Tepe mevkisinde başlayan kazı çalışmaları sürüyor.

Kazıya, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden 25 öğrencinin yanı sıra 6 arkeolog ve bir mimar da katılıyor. Yürütülen kazının danışmanlığını, Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Protoistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin yapıyor.

AA muhabirine yaptığı açıklamada, çalışmalarını Başköy yakınlarındaki baraj kurtarma kazısı olarak yürüttüklerini söyleyen Ayengin, Kahin Tepe‘nin konum olarak stratejik bir yerde bulunduğunu ifade etti.

Ayengin sözlerine şöyle devam etti; “Bölgedeki yerleşim yeri, önünden Araç Çayı’nın geçtiği, ovaya hakim bir alana konuşlanmış. Kahin Tepe‘nin önünden geçen bu su kaynağı, bölgenin besin ekonomisine katkı sağlamakla birlikte, bölgenin savunmasını da kolaylaştıran bir yapıya sahip. Kahin Tepe kazı çalışmalarına bu yıl başladık.”

Yapılan ilk kazılarda Erken Tunç Çağı yerleşmesine rastladıklarını ifade eden Ayengin, bu yerleşimin aynı zamanda bir sur sistemiyle desteklenmiş olduğunu aktardı. Ayengin;

“Bu yıl sur sisteminde de çalışmalarımız oldu. Tepenin doğu tarafındaki kazı ve sondaj çalışmalarında ‘taş işlik’ alanına rastladık. Burada sürtme taş endüstrisinin hemen hemen bütün aşamalarını takip edebileceğimiz bir işlik ile karşı karşıya kaldık.” dedi.

Kastamonu’da Paleolitik Çağ‘dan beri yerleşimler olduğunu bildiklerini, Kahin Tepe kazısının bu verileri tamamlayacağını anlatan Ayengin, yapılacak karbon testlerinden sonra bölgeye ilişkin kesin tarihin ortaya çıkacağını aktardı.

Ayengin, Karadeniz Bölgesi‘nde ilk kez böyle bir alana rastladıklarını dile getirdi. Bu bulguların bölge için önemli olan ‘taş işlik alanları’ olduğunu aktaran Ayengin, bugüne kadar bölgede hiç taş işlik alanı kazılmadığını aktardı. Ayengin, kazı çalışmalarından, burada sadece alet edevat değil, taştan boncuklar, mermerden bilezikler gibi süs eşyalarının da üretildiğini anladıklarını vurguladı.

Bu Bölgenin Ticaret Merkezi

Ayengin, “Bu ‘taş işlik alanı’nda o kadar çok üretilmiş alet var ki, bu ürünlerin sadece burada kullanılmış olması mümkün değil. Burada üretilip başka yerlere satıldığını ve buranın bir ticaret merkezi olduğunu düşünüyoruz.” şeklinde değerlendirdi.

Tarihi Hamama Çelik Konstrüksiyon Takviye Yapıldı!

Çanakkale ili Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınındaki 2 bin yıllık tarihi Herodes Atticus Hamamı, ‘Çelik Konstrüksiyon’ ile takviye edildi.

Çelik Konstrüksiyon Takviye

Alexandria Troas Antik Kenti

Çanakkale‘nin Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınında yaklaşık 2 bin yıl önce Romalılar zamanında inşa edilen Alexandria Troas Antik Kenti‘nde bulunan Herodes Atticus Hamamı‘nın kemerleri yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Sözkonusu kemerler, çelik konstrüksiyon karkaslarla desteklenmek suretiyle yıkılmaktan kurtarıldı.

Roma kolonisi olduktan sonra bir liman kentine dönüşen Alexandria Troas, Çanakkale Boğazı‘nın çıkışında yer almaktadır. Alexandria Troas, M.S. 1. ve 4. yüzyıllar arasında giderek büyümek ve güçlü bir ekonomiye sahip olmak suretiyle 100 bin civarında bir nüfusa ulaştı. Ekonomisi 4. yüzyıl sonrası giderek zayıflayan kent, gittikçe küçülmek suretiyle, 9. yüzyıl sonunda büyük oranda terk edildi.

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında şunlar bulunmakta;

  • Antik kentin merkezi konumundaki forum içinde bulunan polygonal yapı,
  • podyumlu salon,
  • podyumlu tapınak,
  • Odeion,
  • Kryptoportikus,
  • Hellenistik Stoa
  • antik kentin geneline yayılmış diğer yapılardan olan;  
    •  Herodes Attikus Hamamı,
     
    • Nymphaion ve Doğu Kapısı
     
    • ve tiyatro.

Tarihi yapının barındırdığı yüksek kemerler ise zamanla yıpranmak suretiyle yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış.

Kemerler güneşin batışı ve manzara seyri için kullanıldı”

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Alexandria Troas Kazı Başkanı Doç. Dr. Erhan Öztepe, hamamın, Roma imparatorlarından Hadrian’ın yakın arkadaşı Atinalı Herodes Atticus tarafından yaptırıldığını ifade etti.

Öztepe, 19. yüzyılın sonundaki şiddetli depremde Hamam yapısı üzerinde bulunan kemerlerin büyük zarar gördüğünü ifade etti.

Öztepe; “Bu yapı, Anadolu’da Roma dönemine ait bilinen en büyük hamamdır. Zaman içerisinde haliyle yıpranmış. Biz kazı çalışmalarını 2011 yılında devraldıktan sonra bu konuya daha da yoğunlaştık. Kemerler statik açıdan çok sıkıntılıydı. Kemerlerin üzerine çıkılmak suretiyle güneşin batışının seyredildiği bir geleneğe dönüşen bu bölge günümüzde amacı dışında kullanılmış, Vatandaşların bu şekilde tahribatı da buradaki statik yıpranmayı hızlandırmış.” dedi.

Kemerleri ayakta tutma imkanına bulduk

Bu konuda çeşitli önlemler aldıklarını dile getiren Öztepe, bu önlem çalışmaları kapsamında kemerlerin çelik konstrüksiyon ile takviye edilmesi konusunda bir proje geliştirdiklerini aktardı.

Öztepe; “Projenin hayata geçirilmesi konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bize destekte bulundu. 2018 kazı sezonu öncesi İÇDAŞ ile bakanlığımızın da olurlarıyla bir sponsorluk desteği sözleşmesi imzaladık. Bu protokol çerçevesinde kemerlerin çelik konstrüksiyon ile alttan desteklenmesi çalışmasını gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Böylece kemerleri uzunca bir süre ayakta tutma imkanına kavuştuk. Bir taraftan kültür varlıklarımızın korunmasını sağlamış olduk. Diğer yandan da ileriye dönük bu kemerlerin sökülüp yeniden inşa edilmesi için bir alt yapı oluşturmuş durumdayız. Görevimiz sadece kazmak ve bilgiye ulaşmak değil, aynı zamanda da onları korumak.” dedi.

Hamam ve kemerlerde bunu gerçekleştirdilerini ifade eden Öztepe, burada daha yapılacak çok iş olduğunu ifade etti. Önümüzdeki süreçte hamamın belli bölümünün ziyarete açılmasının sağlanabileceğini aktaran Öztepe, kemerlerde yapılan bu Çelik Konstrüksiyon takviye çalışmasının bu yönüyle de çok önemli olduğunu vurguladı.

Samsun Müzesi Dalga Formuyla İlgi Çekiyor!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Samsun Müzesi, dalga formuyla ilgi çekiyor.

Samsun Müzesi

50 milyon lira maliyetle yaptırılan Samsun Etnografya ve Arkeoloji Müzesi, dalga şeklindeki yapısıyla dikkati çekiyor.

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Samsun Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa 50 milyon lira maliyetle yaptırılmaktadır.

Mimar Alişan Çakıroğlu ve Ilgın Avcı tarafından dalga formunda tasarlanan, bu yılki Ulusal Mimarlık Proje Ödülü‘ne layık görülen Samsun Etnografya ve Arkeoloji Müzesi‘nin Atatürk Bulvarı’ndaki inşaat çalışmaları devam ediyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yılında açılması planlanan Samsun Müzesi’nde, yaklaşık 18 bin tarihi eseri sergilenecek.

Tamamlandığında Türkiye’nin sayılı, Karadeniz’in ise en büyük müzesi olacağını ifade eden Kültür ve Turizm İl Müdürü Adnan İpekdal, yaptığı açıklamada müzenin, barındırdığı özellikler bakımından ilgi çekeceğini ifade etti. İpekdal;

“Genel görünümünü seyrettiğimizde iki dalganın çarpışması şeklinde bir form ortaya çıkacak. Türkiye’de yapılan müzeler içinde çok önemli olan düzayak gezilebilme özelliğine sahip. Yaklaşık 15 bin metrekare kapalı alan içinde kafeteryası ve lokantası gibi sosyal alanlarına ilave olarak 500 kişilik konferans salonu bulunacak. Amisos Hazineleri başta olmak üzere birçok eser müzede sergilenecek.” dedi.

Dalga Formu ile Karadeniz’i çağrıştıracak

İpekdal, 50 milyon lira bedelli Samsun Müzesi projesinin 40 milyon lirasının Kültür ve Turizm Bakanlığı, 10 milyon lirasının da Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlandığını aktardı.

İpekdal, devamında; “2019 Ocak sonu gibi müze inşaatımız tamamlanmış olacak. Yüksekçe bir yerden bakıldığında müze, iki dalganın birbirine girmesi şeklinde görülecek. Mimarlarımız çalıştıkları bölgenin kültürü, tarihi ve doğasıyla ilgili şekiller verme konusunda da maharetliler. Dolayısıyla Karadeniz Bölgesi‘nde Samsun’umuzda yapılan bu müzeye böyle dalgalı bir formu uygun görmüşler. Tasarımını biz de beğendik. Tamamlandığında formunu beraber göreceğiz. Bizde ‘Denizler durulmaz dalgalanmadan’ derler. Estetik güzel bir eseri Samsun‘umuza kazandırmış olacağız.” dedi.

Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürü Ali Sarıalioğlu ise Samsun Müzesi projesinin 22 dönümlük bir arazi üzerine inşa edildiğini aktardı.

Sarıalioğlu, “Müze 15,6 metre yüksekliğinde yatay mimariye sahip. Yaklaşık olarak yüzde 60 Osmanlı ve Selçuklu tarihi, yüzde 40’lık kısmı da mitolojik döneme kadar uzanan Samsun tarihini içerecek. Müzemizde çocuk müzesi kısmı, kütüphane, 480 kişilik konferans salonu ile büyük bir restoran olacak.

Hedefimiz, Samsun gençliğini müzeye getirip hem tarihi bilinci aşılamak hem de coğrafyayı sevdirmek. Müze konsepti içerisinde tarihi, arkeolojik ve etnografik bilgilerin yanı sıra dinozorlar çağına kadar coğrafya bilgilerinin de içerisinde bulunduğu sunum gerçekleşecek. Gelen ziyaretçiler müzeyi gezerken kütüphaneden de yararlanabilecek. Restoranında misafiri ağırlayabilecek.” ifadelerini kullandı.

Safranbolu, Osmanlı’dan Geleceğe Miras!

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Safranbolu ilçesinde, Osmanlı döneminden kalma yaklaşık 600 tarihi eser, restore edilerek gelecek nesillere miras olarak bırakılacak.

‘Osmanlı’nın parmak izi’ Safranbolu, gelecek nesillere miras olarak bırakılacak

Karabük ilinin bir ilçesi olan Safranbolu, “en iyi korunan 20 kent” arasında bulunan ve Türkiye’de kent ölçeğinde UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ndeki tek yer olma özelliği taşır. 8 Ekim 1976 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı Safranbolu için “koruma kararı” aldı.

“Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” kararı alındıktan sonra geçen 42 yıllık sürede, yaklaşık 600 tarihi eser, basit ve genel onarımlarla restore edilerek turizme kazandırıldı. Safranbolu, Osmanlı mimarisini, şehir hayatını ve kültürünü yansıtmasından dolayı “Osmanlı’nın parmak izi” olarak adlandırılmıştır. O dönemden kalma han, hamam, konak, çeşme, cami ve köprüleriyle açık hava müzesini andıran tarihi ilçede, vatandaşlar da koruma bilincini benimseyerek tarihi dokunun bugünlere gelmesine katkı sağladı.

AA muhabirinin yaptığı habere göre, 1976’da Türk belgesel sinemacılığının ustası olarak gösterilen merhum Suha Arın tarafından çekilen Altın Portakal ödüllü ‘Safranbolu’da Zaman’ belgeseli ile yüksek mimar Yavuz İnce‘nin çalışmaları, ilçenin koruma altına alınarak kültürel varlıkların restore edilmesinin önünü açtı.

Safranbolu her geçen gün değer kazanıyor

Safranbolu Kaymakamı ve Belediye Başkanvekili Fatih Ürkmezer, Safranbolu’nun koruma altına alınma sürecinin 1970’li yıllarda başladığını söyledi. Ürkmezer, ilçenin koruma altına alınmasında Suha Arın, yüksek mimar Yavuz İnce başta olmak üzere Karabüklülerin büyük katkısı olduğuna işaret etti. Ürkmezer;

“Safranbolu, o günkü insanların çalışmaları ve Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ön görüsüyle günümüze bir dünya miras kenti olarak ulaştı. Bu çalışmalar, 1994’te UNESCO tarafından koruma altına alınarak zirveye ulaştı. Bu konuda Safranboluluların da çok büyük bir bilinci var. Onların sahiplenmesi ve devletin de yönlendirmesiyle Safranbolu sadece Türkiye’de değil, dünyada koruma altında olan 20 şehirden biri. Safranbolu her geçen gün değer kazanıyor. Safranbolu’ya gelen yerli ve yabancı turist sayısında yıllar bazında düzenli bir artış var. Gelen yerli ve yabancı turistler ilçemizdeki hizmetlerden çok memnun.

Kaymakamlık ve belediye olarak da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle korumacılık ve restorasyon alanında her geçen gün çalışmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Rüşdiye Binası

Ürkmezer, 57 tarihi çeşme ile Sultan Abdülhamid Han tarafından 1909 yılında yaptırdığı Rüşdiye Binası‘nın Kalealtı İlkokulu olarak restorasyon çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Kent Tarihi Müzesi‘nin, tarihi cezaeviyle bir bütün olarak yeniden müze şeklinde dizayn edildiğini belirten Ürkmezer, Akçasu Mahallesi’nde 17 evin restorasyon projelerinin çizildiğini aktardı. Ürkmezler;

Tarihi Çarşı‘da 67 dükkanın restorasyon projesini Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı desteğiyle yerine getireceğiz. Yerel yönetim ve genel idare temsilcisi olarak ilgili bölge kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde Safranbolu’da korumacılığın gelecek kuşaklara aktarılması için çalışmaya bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğiz.

İlçemiz; tarihi, kültürel değerleriyle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da öne çıkmaya devam edecek. İlçede doğal sit olan yerler var. Bartın karayolu üzerindeki ağaçlar herkes tarafından biliniyor. Doğal güzelliklerimiz, kültürel, tarihi sit alanlarımızla beraber Safranbolu, yerli ve yabancı turistlerimize hizmet vermeye devam edecek.” dedi.

İmam Abdullah Zaviyesi Yerine Taşındı

Ilısu Barajı göl alanında kalan tarihi İmam Abdullah Zaviyesi türbe bölümü de, Zeynel Bey Türbesi ve Artuklu Hamamı’nın ardından Hasankeyf  Yeni Kültürel Park Alanı‘ndaki yeni yerine taşındı.

Devlet Su İşleri (DSİGenel MüdürlüğünceIlısu Barajı HES Projesi kapsamında kalan tarihi Zeynel Bey Türbesi ve Artuklu Hamamı daha önce Hasankeyf  Yeni Kültürel Park Alanı’na nakledilmişti. Alanda İmam Abdullah Zaviyesi türbe bölümü için de yer ayrılmıştı. Bugün de İmam Abdullah Zaviyesi yerine taşındı.

Türkiye‘de Ilısu Barajı HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma Kurtarma Çalışmaları kapsamında, ilk defa geçtiğimiz sene uygulanan proje ile nakil işlemi gerçekleştirilmişti. Proje kapsamında baraj gölü alanından çıkarılan 540 yıllık Zeynel Bey Türbesi ve 1500 ton ağırlığındaki Artuklu Hamamı‘nın bir bütün olarak yeni yerlerine taşınmıştı. İmam Abdullah Zaviyesi ‘nin Hasankeyf  Yeni Kültürel Park Alanı‘na nakil işleminin ardından, 611 yıllık Sultan Süleyman Camisi minaresinin taşınma çalışma sürüyor.

Bu kapsamda türbe, minare ve müştemilat olarak üç bölüm halinde taşınacak olan 850 ton ağırlığındaki İmam Abdullah Zaviyesi’nin türbe bölümünün, gece saat 06.00’da başlayan 256 tekerlekli, (SPMT) aracına yüklenip, yaklaşık 2 bin 400 metre uzaklıktaki yeni yerine nakli tamamlandı. Zaviyenin minare bölümü de hafta içinde taşınacak.

DSİ Genel Müdür Yardımcısı Murat Dağdeviren, konu ile ilgili gazetecilere açıklamada bulundur. Tarihi bir güne daha şahitlik ettiklerini ifade eden Dağdeviren, daha önce aynı sistemle Zeynel Bey Türbesi ve Artuklu Hamamı’nın da taşındığını hatırlatarak, zaviyenin 12. yüzyılda Artuklular zamanında yapıldığını ve Eyyubiler döneminde İmam Abdullah’ın kabri esas alınarak yeniden şekillendirildiğini, son restorasyonunun ise 1478 yılında Akkoyunlular zamanında gerçekleştirildiğini belirtti. İlerleyen dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemlerinde de çeşitli restorasyonların yapıldığı bilgisini veren Dağdeviren;

“Zaviyemiz bir türbe, onun doğusunda 13 metre yüksekliğinde bir kule, doğu ve güneyinde bağlantılı olacak şekilde eyvan ve müştemilat kısmından oluşuyor. 800 ton ağırlığında kargir bu yapı bugüne kadar yapmış olduğumuz taşımalardan daha da kritik çünkü yapının çeşitli yerlerinde asimetriler var. Dolayısıyla daha hassas bir taşıma yapmamız gerekiyor” dedi.

Barajın Yıllık Getirisi 400 milyar Dolar

Dağdeviren, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı teknik personeli ile bilim kurulu üyelerince çalışmaların çok büyük hassasiyetle yürütüldüğüne işaret etti. Dağdeviren; “Ilısu Barajı, 24 milyon metreküp gövde dolgu, 10 milyon metreküp rezervuar hacmiyle, dünyanın kendi sınıfında en büyük barajıdır. Yıllık 400 milyar dolar gibi bir getirisi olacak. Böylece yerli ve yenilenebilir milli kaynakları harekete geçirmiş olduk. Bununla birlikte petrol ve enerji ürünlerinin ithalatında düşüş sağlanacak. Ülkenin cari açığının önemli bir kısmını oluşturan bu ürünlerin ithalatındaki düşüş, cari açığı azaltmak suretiyle Türkiye ekonomisine önemli katkı sağlayacak.” diye konuştu. Dağdeviren, bunu yaparken bir taraftan da tarihe ve kültüre sahip çıktıklarını vurguladı.

Dağdeviren, son olarak şunları kaydetti:

“Sırada Kızlar, Süleyman Han, Koç, El-Rızık camileri ve Orta Kapı var. Bazı önemli mimari yapılar taşınmaya devam edecek. Bazıları ise yerinde korunacak. Dicle Vadisi‘nde yapmış olduğumuz dolgular, mağaraların korunmasını sağlayacak. Gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak. Yamaç Terası ve Küçük Saray yapılarıyla ilgili çalışmalar da tamamlandı.”

Muhabir: Hasan Namlı

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/tarihi-imam-abdullah-zaviyesi-yeni-yerine-tasindi/1250797

Tarihi Yoros Kalesi Soyulmuş!

İstanbul Beykoz’da yer alan tarihi Yoros Kalesi kazı deposunun 2 Şubat 2015 günü soyulduğu ortaya çıktı. 2013 ve 2014 yılındaki arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan tam 661 eserin hırsızlar tarafından çalındığı tespit edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2018 yılında konuyla ilgili başlattığı soruşturmada bir sonuç elde edilemedi.

Tarihi Yoros Kalesi

Tarihi Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı sırtlarında bulunmakta ve yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hürriyet’in yapmış olduğu habere göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi’nin işbirliğinde 2010’dan bu yana arkeolojik kazı çalışmaları yürütülüyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın tarafından sürdürülen kazılarda bugüne kadar çok sayıda tarihi eser ortaya çıkarıldı. Prof. Yalçın, 2013 yılında verdiği mülakatta “uluslararası bilim camiasının kazı sonuçlarını beklediğini” ileri sürmüştü. Ancak o çalışmalar bir gece hırsızların kalenin içindeki kazı deposunu soymasıyla sekteye uğradı. 2 yıllık kazı çalışması sonucunda bulunan 661 eser ortadan kayboldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 7 Şubat 2015 gecesi Yoros Kalesi arkeolojik kazılarına ait kazı deposunun kapısının mühürü ve kilidi kırıldı. Bu durum ertesi gün kazı bekçisi tarafından bildirildi. Daha önce 2010 yılında da kalenin Bizans dönemine ait mermer kitabesi çalınmış, bir evin ahırında gömülü olarak bulunmuştu.

ÇALINAN ESERLERDEN HİÇBİR İZ YOK

2015 soygunu emniyet tarafından soruşturuldu ancak hiçbir ize rastlanmadı. Kazı ekibi 2013 yılı kazısına ait 233 eser, 2014 yılına ait 428 eser olmak üzere toplam 661 eserin kayıp olduğunu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirdi. Bakanlık, soyguna ilişkin üç yıl boyunca soruşturma başlatmadı. Bakanlık resmi internet sitesinden eserlerin fotoğraflarını paylaşarak koleksiyonerleri uyardı.

Soygundan üç yıl sonra şubat ayında açılan soruşturma sonucunda eserlerle ilgili herhangi bir ize rastlanmadı. Soygunun nasıl olduğu ve içerden yardım alınıp alınmadığı belirlenemedi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kayıp eserler, çeşitli niteliklerinden ötürü etütlük malzeme olarak ayrılan eserlerden olup bazısının çok küçük parçalar halinde formsuz nitelikte, aralarında pişmiş toprak kap (kulp, dip, ağız, gövde, kapak parçaları), kandil parçaları, lüle ve parçaları, sikke, mermi kovanları ve metal objeler şeklinde tanımlanabilen malzemelerden oluştuğu bilinmektedir. Söz konusu kayıp eserlerin bulunabilmeleri için yurtiçinde ve yurtdışında gerekli duyuruları yapılmıştır.”

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/yoros-kalesini-soydular/haber-1597209

Yassıada Projesinde Geri Sayım Başladı

Demokrasi ve Özgürlük Adası olarak yeniden düzenlenen Yassıada Projesinde geri sayım başladı.

Proje 2019 yılı Şubat ayında tamamlanacak. Projenin maliyeti 500 milyon lirayı bulabilecek. Adadaki Otel 125 odalı olacak. Projede 30 civarında betonarme Bungalov, 600 kişilik Konferans Salonu, Cami, Müze ve Sergileme Alanları da bulunuyor.

Hürriyet’ten Vahap MUNYAR’ın yaptığı habere göre, Yassıada Projesinde geri sayım başladı. Munyar’ın aktardığına göre; TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) bağlı Gümrük ve Turizm İşletmeleri A.Ş. (GTİ) Yönetim Kurulu Başkanı, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Arif Parmaksız’dan son 6 aydır ısrarla istedim; Yassıada’ya gidelim. GTİ’nin “yap-işlet-devret” modeliyle üstlendiği “Demokrasi ve Özgürlük Adası” projesini görelim. Sonunda 31 Ağustos 2018 Cuma günü için sözleştik. Fotoğraf ustası Sebati Karakurt’la birlikte Ataköy Marina’da Parmaksız’la buluştuk. Projenin müteahhidi Mesa’nın GTİ için kiraladığı tekneyle yola çıktık. Parmaksız, söze 3-4 yıl önce Yassıada ve Sivriada’yı Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 29 yıl süreyle devraldıkları günlerden girdi:

– Yassıada’ya ilk gittiğimizde bize terkedilmiş köpekler saldırdı. 50 kadar terkedilmiş köpek vardı.

Parmaksız, Demokrasi ve Özgürlük Adası‘nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefleri arasında açıkladığı projelerden olduğunu belirtti:

– Sayın Cumhurbaşkanımız projenin Şubat 2019’da tamamlanmasını istedi. O tarihte bitmesi için çalışıyoruz.

AK Parti Çevre Şehir ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan’ın hazırladığı projenin yapımını üstlenen Mesa’nın nasıl seçilmiyle ilgili Parmaksız şunları anlattı:

– Önce 50 civarında inşaat şirketi listeledik. Ön elemeyle sayıyı 10’a indirdik. Ardından ihale yaptık.

Parmaksız, projenin maliyetinin 500 milyon lirayı bulabileceğini ifade etti.

ADADAKİ OTEL

Parmaksız, Adadaki otelin 125 odalı olacağını vurguladı:

– 30 civarında betonarme bungalov, 600 kişilik konferans salonu, avlu dahil 1200 kişinin ibadet edebileceği cami, müze, sergileme alanları, bağımsız ve dışarıdan gelenlerin hizmet alacağı kafeterya-restoranlar olacak. İşletmesini TOBB GTİ yapacak.

Yassıada’ya yaklaşırken Hisarcıklıoğlu ve Parmaksız şu noktanın altını çizdi:

– Şu anda inşaat nedeniyle beton yoğun bir görüntü var. Proje tamamlandığında en az 100 adet yetişmiş ağaç dikeceğiz.

Parmaksız, adadaki ağaç varlığı konusunda şu detaya işaret etti:

– Aslında adada ağaçtan çok maki vardı. Dikilecek ağaç ve fidanlarla beton yoğun görüntü önemli ölçüde giderilecek.

Sonra Sivriada’yı gösterdi:

– Proje kapsamında Sivriada’ya da kongre merkezi yapılacak. Ancak, orası için aleyhte açılmış 4 dava devam ediyor.

Hisarcıklıoğlu, Yassıada’ya en son geçen yıl eylül ayında geldiğini anımsadı:

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) rahmetli Başkanı İbrahim Çağlar’la birlikte gelmiştik…

Mesa personeli ile birlikte Munyar ve beraberindeki heyet, rahmetli Adnan Menderes’in kaldığı koğuşu, yargılamanın yapıldığı salonu ve adadaki tarihi kalıntıları ziyaret ettiler. Tur sırasında Munyar: “Proje tamamlandığında “Demokrasi ve Özgürlük Adası” havasına ne oranda ulaşabilecek? şeklinde düşündüğünü ifade etti.

DURUŞMA MEKÂNI OLAN SALON DA YENİDEN YAPILIYOR

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Mesa İnşaat ekibine sordu:

– Yassıada duruşmalarının yapıldığı mekân neresi?

Mesa İnşaat yöneticisi yapımı süren mekânı gösterdi:

– Burası aslında spor salonuymuş. Duruşma için düzenlenmiş.

Hisarcıklıoğlu, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu başta olmak üzere sanıkların durduğu noktayı, mahkeme heyetinin yerini sordu. Mesa yöneticisi önce izleyici tribünü olacak noktayı işaret etti:

– Karşı taraf duruşmaların yapıldığı göndemdeki gibi izleyici bölümü olarak düzenlenecek.

Ardından Menderes ve dönemin sanıklarının durduğu noktayı işaret etti. Hisarcıklıoğlu ile o noktada da fotoğtaf çektirdik.

MENDERES’İN ODASININ YANI AYDIN SALONU OLACAK

MESA İnşaat ekibi rehberliğinde Adnan Menderes’in kaldığı odanın bulunduğu binaya girdik:

– Binayı aslına uygun yeniden inşa ettik. Burada balmumu heykeller ve dönemin objeleriyle canlandırmalar yapılacak.

Rifat Hisarcıklıoğlu ile birlikte Menderes’in kaldığı daracık odada fotoğraf çektirirken, Mesa İnşaat yöneticisi yan taraftaki salonu işaret etti:

– Burası “Aydın Salonu” olarak düzenlenecek.

BOYU 740 ENİ 185 METRE

TOBB GTİ Yönetim Kurulu Başkanı Arif Parmaksız, “Demokrasi ve Özgürlük Adası”nın açılışında dağıtılmak üzere Yassıada’yla ilgili bir kitap hazırladıklarını belirtti. Mesa İnşaat ekibi, kitaba temel oluşturacak raporun bir özetini bana verdi. Rapordaki şu verileri dikkatimi çekti:

– Yassıada’nın boyu 740, eni 185 metre. Adanın yüzölçümü 18.3 hektar.

Parmaksız, toplam inşaat büyüklüğünü paylaştı:

– 60 bin metrekarelik kapalı alan oluşuyor. Tabi, otelin 4 katlı olduğunu dikkate almak gerekir. Yani, inşaatın oturum alanı daha az elbette. Yassıada Projesinde geri sayım başladı.

Kaynak; http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/demokrasi-ve-ozgurluk-adasi-icin-geri-sayim-basladi-iste-yeni-yassiada-40943806