Hasankeyf Müzesi, Tarihe Yapılan Yolculuk!

Batman ili Hasankeyf ilçesinde 2013 yılında inşasına başlanan Hasankeyf Müzesi 1’inci Etap Teşhir çalışmaları tamamlanmak suretiyle ziyarete açıldı.

Hasankeyf Müzesi

2013 yılında Batman, Hasankeyf’te inşaatına başlanan Hasankeyf Müzesi Birinci Etap Teşhir Alanı ziyaretçileriyle buluştu.

DHA muhabirinin yaptığı habere göre, Hasankeyf Müzesi teşhir alanında paleolitik, neolitik, kalkolitik, tunç, demir ve ortaçağ dönemlerine ait eserler; kronolojik düzende, ait oldukları döneme ilişkin görsel canlandırmalarla ziyaretçilerine tarihte yolculuk yapıyormuş hissi uyandıracak şekilde tasarlandı.

2013 yılında yapımına başlanan Hasankeyf Müzesi birinci etap teşhir çalışmaları tamamlandı. Bölgenin en önemli tarihi ve turistik yerlerinden olan Hasankeyf‘te yaklaşık 6 yıldır süren çalışmalar sonunda müze ziyaretçilere açıldı.

Batman Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet İhsan Aslanlı, eserlerin her şeyin o dönemde yaşanıyormuş hissi uyandıracak şekilde tasarlandığını belirterek, “Ilısu Barajı HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma Kurtarma çalışmaları kapsamında yürütülen arkeolojik kazılarda çıkarılan tarihi eserler, Hasankeyf Müzesi‘ne taşındı. 8 bin 150 metrekare alana sahip olan Hasankeyf Müzesi, bölgemizin arkeolojik değerlerini yansıtmada büyük hizmetler sunacaktır.” dedi.

Birinci Etap Teşhir Alanı Ziyarete Açıldı

Aslanlı, sonuçlanan Birinci Etap Teşhir Alanı çalışmaları ile 700 metrekarelik alanın hizmete açıldığını belirtti.

Hasankeyf Müzesi’nde;

  • 19 adet vitrinde jeolojik taşlar
  • 3 adet vitrinde paleolitik dönem eserler
  • 18 adet vitrinde de neolitik dönem eserleri yer alıyor.

Bu alanda bir köy yerleşmesi ve neolitik dönem ev maketi de bulunuyor.

Müzede paleolitik, neolitik, kalkolitik, tunç, demir ve ortaçağ dönemlerine ait eserler sergilenecek. Teşhir edilen eserler, kronolojik düzende, ait oldukları döneme ilişkin görsel canlandırmalarla ziyaretçilerine o dönemde yaşıyormuş hissi uyandıracak.

Müzede binlerce yıl önce Dicle Nehri kenarındaki mağaralarda yaşayan insanların yaşam tarzları da mum heykellerle canlandırılmaktadır.

Müze inşaatında ikinci etap teşhir çalışmaları devam etmektedir.

Kültür ve Türizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü‘nün Kamuoyu Duyurusu

Bakanlığımıza bağlı Batman İli Hasankeyf İlçesinde “Hasankeyf Müzesi Müdürlüğü” adı altında bir müze kurulmasına yönelik çalışmalar başlamıştır.

Anılan müzenin müdürlük olarak işlevlendirilmesi amacıyla başlatılan işlemler tamamlanmamakla birlikte “Batman Hasankeyf Müzesi ile Arkeopark Teşhir Tanzimi ve Çevre Düzenlemesi İşi” kapsamında müzenin giriş katının 2018 yılı Mart ayı içerisinde açılması planlanmaktadır.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/kultursanat/hasankeyf-muzesinde-tarihe-yolculuk/haber-1604479

Samsun Müzesi Dalga Formuyla İlgi Çekiyor!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Samsun Müzesi, dalga formuyla ilgi çekiyor.

Samsun Müzesi

50 milyon lira maliyetle yaptırılan Samsun Etnografya ve Arkeoloji Müzesi, dalga şeklindeki yapısıyla dikkati çekiyor.

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Samsun Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa 50 milyon lira maliyetle yaptırılmaktadır.

Mimar Alişan Çakıroğlu ve Ilgın Avcı tarafından dalga formunda tasarlanan, bu yılki Ulusal Mimarlık Proje Ödülü‘ne layık görülen Samsun Etnografya ve Arkeoloji Müzesi‘nin Atatürk Bulvarı’ndaki inşaat çalışmaları devam ediyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yılında açılması planlanan Samsun Müzesi’nde, yaklaşık 18 bin tarihi eseri sergilenecek.

Tamamlandığında Türkiye’nin sayılı, Karadeniz’in ise en büyük müzesi olacağını ifade eden Kültür ve Turizm İl Müdürü Adnan İpekdal, yaptığı açıklamada müzenin, barındırdığı özellikler bakımından ilgi çekeceğini ifade etti. İpekdal;

“Genel görünümünü seyrettiğimizde iki dalganın çarpışması şeklinde bir form ortaya çıkacak. Türkiye’de yapılan müzeler içinde çok önemli olan düzayak gezilebilme özelliğine sahip. Yaklaşık 15 bin metrekare kapalı alan içinde kafeteryası ve lokantası gibi sosyal alanlarına ilave olarak 500 kişilik konferans salonu bulunacak. Amisos Hazineleri başta olmak üzere birçok eser müzede sergilenecek.” dedi.

Dalga Formu ile Karadeniz’i çağrıştıracak

İpekdal, 50 milyon lira bedelli Samsun Müzesi projesinin 40 milyon lirasının Kültür ve Turizm Bakanlığı, 10 milyon lirasının da Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlandığını aktardı.

İpekdal, devamında; “2019 Ocak sonu gibi müze inşaatımız tamamlanmış olacak. Yüksekçe bir yerden bakıldığında müze, iki dalganın birbirine girmesi şeklinde görülecek. Mimarlarımız çalıştıkları bölgenin kültürü, tarihi ve doğasıyla ilgili şekiller verme konusunda da maharetliler. Dolayısıyla Karadeniz Bölgesi‘nde Samsun’umuzda yapılan bu müzeye böyle dalgalı bir formu uygun görmüşler. Tasarımını biz de beğendik. Tamamlandığında formunu beraber göreceğiz. Bizde ‘Denizler durulmaz dalgalanmadan’ derler. Estetik güzel bir eseri Samsun‘umuza kazandırmış olacağız.” dedi.

Samsun Rölöve ve Anıtlar Müdürü Ali Sarıalioğlu ise Samsun Müzesi projesinin 22 dönümlük bir arazi üzerine inşa edildiğini aktardı.

Sarıalioğlu, “Müze 15,6 metre yüksekliğinde yatay mimariye sahip. Yaklaşık olarak yüzde 60 Osmanlı ve Selçuklu tarihi, yüzde 40’lık kısmı da mitolojik döneme kadar uzanan Samsun tarihini içerecek. Müzemizde çocuk müzesi kısmı, kütüphane, 480 kişilik konferans salonu ile büyük bir restoran olacak.

Hedefimiz, Samsun gençliğini müzeye getirip hem tarihi bilinci aşılamak hem de coğrafyayı sevdirmek. Müze konsepti içerisinde tarihi, arkeolojik ve etnografik bilgilerin yanı sıra dinozorlar çağına kadar coğrafya bilgilerinin de içerisinde bulunduğu sunum gerçekleşecek. Gelen ziyaretçiler müzeyi gezerken kütüphaneden de yararlanabilecek. Restoranında misafiri ağırlayabilecek.” ifadelerini kullandı.

Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi

1887 ile 1999 yılları arasında hapishane olarak kullanılan, 2000 yılında ise müzeye çevrilerek ziyarete açılan Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi, restorasyon çalışmaları ile daha farklı görüntüye kavuşacak.

Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi

Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi bir Cazibe Merkezi olacak

Sinop‘ta 13 bin metrekare bir alan üzerine kurulu Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi, hapishane olarak kullanıldığı dönemde “Anadolu’nun Alkatraz’ı” olarak adlandırılmaktaydı. Türkiye’de “dark” turizminin (daha önce felaketlerin ya da ürkütücü olayların yaşandığı yerlere yapılan seyahat) önemli yerleri arasında gösterilen tarihi yapıyı yılda ortalama 250 bin kişinin ziyaret etmekte.

2007 yılından itibaren başlanan restorasyon çalışmalarının ardından gelecek yıl yenilenen haliyle turizme katkı sunmaya devam etmesi planlanan tarihi cezaevinde uygulanacak projenin Danışma Kurulu Başkanı Cemalettin Kaya, AA muhabirine bir dizi açıklamada bulundu. İhalesini birkaç ay içinde yapılmasının planlandıkları Avrupa Birliği destekli 6 milyon avro bütçeli restorasyon projesinin çalışmalarına 2019 yılının mart veya nisan ayı gibi başlanması öngörülüyor.

Yeni Yaşam Alanları Bulunacak

Kaya; “Türkiye’nin önemli turizm yapı taşlarından biri olan Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi artık ziyaretçilerine daha farklı bir görüntü sunacak. Tarihi cezaevinin avlu ve koğuşların bulunduğu alan dışında kalan bölümlerinde yenilikler olacak. Mesela, asansörler yardımıyla insanlar kale surlarına çıkabilecekler. Ziyaretçilerin yemek yiyebileceği, oturup zaman geçirebilecekleri, restoran tarzında yeni yaşam alanları oluşturulacak. Cezaevinin alt kısmında bulunan iki kapı da ulaşıma açılacak. En önemlisi ise yeni yapılacak alanlara girişin ücretsiz olması. Sadece cezaevinin avlu ve koğuşların bulunduğu alana girmek için ücret ödenecek.” dedi.

Tarihi Sinop Cezaevi ve Müzesi

Adının geçtiği her zaman akla yeşil ve mavinin birlikteliği, farklı coğrafyası gelen Sinop, bunun sıra Cezaevi deyince; sürgünleri, kaçmanın imkânsızlığı ve zaman zaman cezasını orada çekmiş ünlü kişileri ile anılır.

Yaklaşık olarak 13.000 m²’lik bir alanı kaplayan Tarihi Sinop Cezaevi, 1214 yılında şehrin Selçuklular tarafından alınışının anısına Sultan İzzettin Keykavus tarafından yaptırılan iç kale içinde yer alır.

Cezaevini çevreleyen iç kale 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yüksekliği denize hâkim güney bedende 32 metreye kadar ulaşmaktadır. Kuzey-güney konumlu ve üzerinde 5 adet burç olan bedende ise 22 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. Sur bedenleri 18 metre yükseklikte 3 metre kalınlıktadır.  Sur bedenlerinin ve burçların yapımı sırasında antik çağ mimari unsurları yoğun bir şekilde devşirme olarak kullanılmıştır. Bir nevi mimari parçaların bir araya toplandığı müze şeklindedir.

İç kale yapılışından itibaren tersane olarak da kullanılmıştır. Tersaneye ait 2 büyük kemer sonradan kapatılmış olup güney bedende hala görülebilir durumdadır.

Sinop Zindanı oluşu

1560 yılından itibaren İç kale burçları zindan olarak kullanılmıştır. Zindanda ilk yatanlar 1560’lı yıllarda çıkan bir ayaklanmada yağmacılıkla suçlanan İbrahim ve Mehmet adlı iki şahıstır. Zindanların bir başka misafiri ise 1713’te Kırım Hanı Devlet Giray’dır.

Sinop Zindanını Evliya Çelebi şöyle anlatır : “Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı dev gibi gardiyanlar, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmlar vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Allah korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”

Sinop Cezaevi oluşu

Selçuklu döneminden itibaren uzun süre tersane ve zindan olarak kullanılan iç kale 1882 yılından itibaren Cezaevine dönüşmüştür. Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa amaca uygun olarak bugün mevcut olan eski hapishane binasını yaptırmıştır. İki kat üzerine kesme taştan ve sık pencereli olarak “U” planlı olarak tasarlanmıştır.

Yapıda toplam 28 koğuş bulunmaktadır. Genelde 50 kişilik koğuşlar olarak kullanılmıştır. Cezaevinin 3. kısım olarak bilinen güneydeki bölümünün zemin katı güney ve batı cephesinde 21 disiplin hücresi yer almaktadır. Bu bölüm ‘Karadağ’ olarak adlandırılmaktadır. Kuzeydeki 1. kısmın kuzey cephesi zemin katında yer alan 2 oda kadın mahkûmlar için kullanılmıştır.

İç kaleyi oluşturan kuzey-güney konumlu surun doğu cephesine bitişik, atölyeler yer almaktadır. Atölyeler cilt sanatına, mobilyaya, halıcılık vb. faaliyetlere ayrılmıştır.

1939 yılında 2 katlı 9 koğuşlu, taş bir bina çocuk ıslahevi olarak yapılmıştır. Bu bölümde ayrıca 64 gözlem hücresinden oluşan müşahede binası yer almaktadır. Ayrıca sonradan yapılan karakol binası, mutfak vb. müştemilatlar bulunmaktadır.

Mahkûmlara el sanatları öğretilmiş

Kaçmanın imkânsız olduğu bu Sinop Cezaevinde geçen yüzyılın başında güzel bir uygulama başlatılmıştır. Mahkûmlara el sanatları öğretilmiş ve marangozluk, matbaacılık, kuyumculuk, oymacılık gibi sanatlarla üretime yöneltilmiştir. Böylece üretilen eşyalar dışarıya satıldığı gibi, mahkûmlarda el emeklerinin karşılığını almışlardır. Daha da önemlisi “zaman yükü”nün ağırlığı hafifletilmiştir.

Sinop Cezaevi “esaslı bir ceza”dır mahkûmlar için. Anadolu’nun en kuzeyinde binlerce yıllık bir kalenin surları ardına gizlenmiş, Karadeniz’in hırçın dalgalarına terkedilmiş, rutubetini bir yiyenin bir daha iflah olmayacağı 120 yıllık Cezaevi 1997 yılına kadar toplumdan tecrit edilmek istenilen yazar ve şairlerin, azgın mahkûmların sürgün yeri olmuştur.
1960 yılına kadar Cezaevinde arşiv tutulmadığı için burada yatan ünlüler hakkında detaylı bilgiye ulaşmak zordur. Burada yatan ünlü yazar ve şairler hakkında en gerçekçi bilgileri, yine onların Cezaevindeyken veya sonra yazdıkları anılarından elde etmek mümkündür.

Sinop Cezaevi Müzesi

Cezaevi 1996 yılından itibaren boşaltılmış ve Kültür Bakanlığı’na devredilmiştir. 2003 yılında İl Özel İdaresine tahsisi yapılmıştır.

2000 yılından itibaren ziyarete açılan Cezaevini sanat galerileri müzeleri, konaklama tesisleriyle tam teşekküllü bir kültür kompleksi haline getirme çalışmaları halen devam etmektedir.

Koğuşlar sağır ve dilsiz şimdi.

Geçmişte Sinop Cezaevi’nde Yatan Ünlüler

REFİK HALİT KARAY: 1913–1918 yılları arasını Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik’te geçiriyor.

MUSTAFA SUPHİ: 1913 yılında 15 yıl mahkûmiyetle Sinop’a sürülüyor. 1914 yılında bir kayıkla Rusya’ya kaçmıştır.

AHMET BEDEVİ KURAN: 1913’de önce Bodrum’a sonra Sinop’a sürülmüş, buradan Sivastopol’e kaçmıştır.

REFİİ CEVAT: 1913’te Sinop’a sürülmüştür.

HÜSEYİN HİLMİ: 1913 yılında Sinop’a daha sonrada Çorum ve Bâlâ’ya sürülmüştür.

BURHAN FELEK: Çok kısa bir süre Sinop’ta sürgün kalmıştır.

OSMAN CEMAL KAYGILI: 1913 sürgünlerindendir.

CELAL ZÜHTÜ BENNECİ: (Tayyareci Celal) Nişantaşı Güzelbahçe’de bakkal.

SEBAHATTİN ALİ: 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 yılları arasında önce Konya sonra Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldı.

KERİM KORCAN: 1938 Harp Okulu davası sonucu 10 yıl Sinop Cezaevinde kalmıştır.

OSMAN DENİZ: 26.06.1964’te kesinleşen cezası nedeniyle Sinop’a gönderilir.

ZEKERİYA SERTEL: 1925 yılında Resimli Ay dergisindeki yazılarından ötürü İstiklâl Mahkemesi tarafından üç yıl süreyle Sinop’a sürgün edilir.

Nazım Hikmet’in Sinop Cezaevinde kaldığı söylenmekle birlikte bu konuda kesin belge yoktur.

Yassıada Projesinde Geri Sayım Başladı

Demokrasi ve Özgürlük Adası olarak yeniden düzenlenen Yassıada Projesinde geri sayım başladı.

Proje 2019 yılı Şubat ayında tamamlanacak. Projenin maliyeti 500 milyon lirayı bulabilecek. Adadaki Otel 125 odalı olacak. Projede 30 civarında betonarme Bungalov, 600 kişilik Konferans Salonu, Cami, Müze ve Sergileme Alanları da bulunuyor.

Hürriyet’ten Vahap MUNYAR’ın yaptığı habere göre, Yassıada Projesinde geri sayım başladı. Munyar’ın aktardığına göre; TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) bağlı Gümrük ve Turizm İşletmeleri A.Ş. (GTİ) Yönetim Kurulu Başkanı, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Arif Parmaksız’dan son 6 aydır ısrarla istedim; Yassıada’ya gidelim. GTİ’nin “yap-işlet-devret” modeliyle üstlendiği “Demokrasi ve Özgürlük Adası” projesini görelim. Sonunda 31 Ağustos 2018 Cuma günü için sözleştik. Fotoğraf ustası Sebati Karakurt’la birlikte Ataköy Marina’da Parmaksız’la buluştuk. Projenin müteahhidi Mesa’nın GTİ için kiraladığı tekneyle yola çıktık. Parmaksız, söze 3-4 yıl önce Yassıada ve Sivriada’yı Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 29 yıl süreyle devraldıkları günlerden girdi:

– Yassıada’ya ilk gittiğimizde bize terkedilmiş köpekler saldırdı. 50 kadar terkedilmiş köpek vardı.

Parmaksız, Demokrasi ve Özgürlük Adası‘nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefleri arasında açıkladığı projelerden olduğunu belirtti:

– Sayın Cumhurbaşkanımız projenin Şubat 2019’da tamamlanmasını istedi. O tarihte bitmesi için çalışıyoruz.

AK Parti Çevre Şehir ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan’ın hazırladığı projenin yapımını üstlenen Mesa’nın nasıl seçilmiyle ilgili Parmaksız şunları anlattı:

– Önce 50 civarında inşaat şirketi listeledik. Ön elemeyle sayıyı 10’a indirdik. Ardından ihale yaptık.

Parmaksız, projenin maliyetinin 500 milyon lirayı bulabileceğini ifade etti.

ADADAKİ OTEL

Parmaksız, Adadaki otelin 125 odalı olacağını vurguladı:

– 30 civarında betonarme bungalov, 600 kişilik konferans salonu, avlu dahil 1200 kişinin ibadet edebileceği cami, müze, sergileme alanları, bağımsız ve dışarıdan gelenlerin hizmet alacağı kafeterya-restoranlar olacak. İşletmesini TOBB GTİ yapacak.

Yassıada’ya yaklaşırken Hisarcıklıoğlu ve Parmaksız şu noktanın altını çizdi:

– Şu anda inşaat nedeniyle beton yoğun bir görüntü var. Proje tamamlandığında en az 100 adet yetişmiş ağaç dikeceğiz.

Parmaksız, adadaki ağaç varlığı konusunda şu detaya işaret etti:

– Aslında adada ağaçtan çok maki vardı. Dikilecek ağaç ve fidanlarla beton yoğun görüntü önemli ölçüde giderilecek.

Sonra Sivriada’yı gösterdi:

– Proje kapsamında Sivriada’ya da kongre merkezi yapılacak. Ancak, orası için aleyhte açılmış 4 dava devam ediyor.

Hisarcıklıoğlu, Yassıada’ya en son geçen yıl eylül ayında geldiğini anımsadı:

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) rahmetli Başkanı İbrahim Çağlar’la birlikte gelmiştik…

Mesa personeli ile birlikte Munyar ve beraberindeki heyet, rahmetli Adnan Menderes’in kaldığı koğuşu, yargılamanın yapıldığı salonu ve adadaki tarihi kalıntıları ziyaret ettiler. Tur sırasında Munyar: “Proje tamamlandığında “Demokrasi ve Özgürlük Adası” havasına ne oranda ulaşabilecek? şeklinde düşündüğünü ifade etti.

DURUŞMA MEKÂNI OLAN SALON DA YENİDEN YAPILIYOR

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Mesa İnşaat ekibine sordu:

– Yassıada duruşmalarının yapıldığı mekân neresi?

Mesa İnşaat yöneticisi yapımı süren mekânı gösterdi:

– Burası aslında spor salonuymuş. Duruşma için düzenlenmiş.

Hisarcıklıoğlu, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu başta olmak üzere sanıkların durduğu noktayı, mahkeme heyetinin yerini sordu. Mesa yöneticisi önce izleyici tribünü olacak noktayı işaret etti:

– Karşı taraf duruşmaların yapıldığı göndemdeki gibi izleyici bölümü olarak düzenlenecek.

Ardından Menderes ve dönemin sanıklarının durduğu noktayı işaret etti. Hisarcıklıoğlu ile o noktada da fotoğtaf çektirdik.

MENDERES’İN ODASININ YANI AYDIN SALONU OLACAK

MESA İnşaat ekibi rehberliğinde Adnan Menderes’in kaldığı odanın bulunduğu binaya girdik:

– Binayı aslına uygun yeniden inşa ettik. Burada balmumu heykeller ve dönemin objeleriyle canlandırmalar yapılacak.

Rifat Hisarcıklıoğlu ile birlikte Menderes’in kaldığı daracık odada fotoğraf çektirirken, Mesa İnşaat yöneticisi yan taraftaki salonu işaret etti:

– Burası “Aydın Salonu” olarak düzenlenecek.

BOYU 740 ENİ 185 METRE

TOBB GTİ Yönetim Kurulu Başkanı Arif Parmaksız, “Demokrasi ve Özgürlük Adası”nın açılışında dağıtılmak üzere Yassıada’yla ilgili bir kitap hazırladıklarını belirtti. Mesa İnşaat ekibi, kitaba temel oluşturacak raporun bir özetini bana verdi. Rapordaki şu verileri dikkatimi çekti:

– Yassıada’nın boyu 740, eni 185 metre. Adanın yüzölçümü 18.3 hektar.

Parmaksız, toplam inşaat büyüklüğünü paylaştı:

– 60 bin metrekarelik kapalı alan oluşuyor. Tabi, otelin 4 katlı olduğunu dikkate almak gerekir. Yani, inşaatın oturum alanı daha az elbette. Yassıada Projesinde geri sayım başladı.

Kaynak; http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/demokrasi-ve-ozgurluk-adasi-icin-geri-sayim-basladi-iste-yeni-yassiada-40943806