Eleştiriniz Yapıcı mı Yoksa Yıkıcı mı?

Eleştiriniz Yapıcı mı yoksa Yıkıcı mı

Eleştiriniz Yapıcı mı Yoksa Yıkıcı mı?

Eleştiriniz yapıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğunu şu bakış açısı belirler; Sözleriniz şayet bilgilendirme ve istişare içeriyorsa, muhatabınız size karşı herhangi bir tedbir alma gereksinimi duymaz.

Sizden gelen bilgileri beyni süzüp kalbine indirger ve özümser, Bu bilgiler doğrultusunda kararını verir, Bedene gerekli yönlendirmeleri yapar, Ve kişi uygulamaya koyar.

Nasihat niteliğindeki eleştirilerinizi; muhatabınız ile başbaşa iken, yüzyüze yapmaya çalışın.

“Başkalarının yanında verilen öğüt, öğüt değil hakarettir.“ [1] Siz öyle bir amaç gütmeseniz bile karşınızdaki bu şekilde hissedebilir.

Eğer beyin sözlerinizin sataşma ve yerme içerdiğini algılarsa, hızlıca gizli bir savunma kalkanı oluşturur vücudu etrafında. Bu durumda hiçbir sözünüz muhatabınızın kalbine sirayet edemez. Bundan sonrası ise eleştiri değil bir tartışmadır artık. Ve hiçbir tartışma yoktur ki taraflardan biri sonunda fikrinden caymış olsun.

Tabii ki eleştirenin üslubu kadar öğüt verilen kişi de önemlidir. İnsan olarak her daim ikaz şırıngasına muhtaç olduğumuz bilincinde olmalıyız. Özellikle, içerisinde bulunduğumuz bilişim çağından dolayı veriler son derece hızlı akmaktadır. Ve bu hıza ayak uydurabilmek için kendimizi sürekli güncellemeliyiz. Bu, bazen can sıkıcı bir hal alabilir.

Fakat unutmayalım ki;

“Sık sık verilen aynı nasihatten sıkılma, çünkü bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekir.” [2]

Bazen bize göre yanlış olan karşımızdakine göre doğru da olabiliyor. Bunun için taraflar, açık iletişim ile konuyu netliğe kavuşturmalı, ve ardından mutabık kaldıkları hususun gereğini uygulamaya koymalı.

Gerçek dost; hata yaptığında seni uyaran, sonrasında ise koruyandır. Yaptığın yanlışı herkese duyuran değil.” [3]

Böylece bu eleştiriden her iki taraf ta kendine pay çıkarıp, edindiği tecrübenin neticesini kişisel gelişim hanesine olumlu bir kazanım olarak ekleyecektir.

[1] Hz. Ali [2] Hz. Mevlana [3] Anonim 

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Mükemmeliyetçilik sizi hasta ediyor!

Mükemmeliyetçilikle ilgili sorular soruyorsunuz. Günün konusu bu. 

image
Mükemmeliyetçilik sizi hasta ediyor

Giderek hastalık halini alan, insanın günlük yaşamını burnundan getirmeye başlayan mükemmeliyetçilik ile baş etmeye ne dersiniz?

Evde, işte, okulda, sokakta, başımızı çevirip baktığımız her yerde kendisini perişan eden, mağrur ve eksiksiz gibi görünen; ama aslında iç dünyasında yorgunluktan pestili çıkmış kişilerle karşılaşıyor musunuz? Ne dediniz? Karşılaşmak ne kelime, her sabah aynaya baktığınızda onunla yüzyüze mi geliyorsunuz?

Eyvah! Yoksa siz de mükemmeliyetçilik hastalığına mı yakalandınız?

Endişelenmeyin.

Toparlanmanızı sağlayacak bir şeyler yazacağım.
Mükemmeliyetçilik, kişinin kendisine “ulaşamayacağı kadar yüksek” standartlar koyarak, günlük yaşamını sürekli denetleme, aşırı plan yapma, düzenleme, sıralama, yapamayacakları için erteleme…vb gibi davranışlarla sınırlamasıdır.

Aslına bakarsanız insanı öldürmeyip süründüren bir durumdur. Şaka yapmıyorum, cidden öyle. Kontrol davranışları öylesine artar ki, sadece kendisini kontrol etmekle kalmayıp çevresindeki herkesi denetlemeye başlar. Kendisinin mükemmel bir kadın olmaya çalışması yetmez, kocasının mükemmel bir eş olması için çabalar durur.

Bu çabaların çoğunda zorlama davranışları bulunur elbet. Ve çocukları üzerinde atmaca gibi dolanan bir anneye döner. Attıkları adımı, aldıkları nefesi bile kontrol eder. Her şey tam ve zamanında olmalıdır!

Ha diyeceksiniz ki ne güzel!

Ama öyle değil tabii.

Çünkü bu “tam” ve “zamanında” denilen durumların kararı hep ona aittir. Size göre doğru olamaz, nitekim doğru tektir ve onun doğrusudur. Çevresindeki herkesin bildiği ve söylediği eksiktir, noksandır. Ulaşılması gereken yegâne gerçek kendisinin belirlediği yaşam şeklidir. Ya onun dediği gibi yaşarsınız ya da onun dediği gibi yaşarsınız! Kendi keyfinize göre yaşama şansınız yoktur. Aslında siz yoksunuzdur zaten, keyfiniz nasıl olsun ki?

Mükemmeliyetçi kimseye göre asla hata yapılmamalıdır. Öyle ki hayat -meli, -malı’ların üzerine kurulmuştur. Günlük konuşma dili bile gayriihtiyari olarak bu formata bürünmüştür. Hedeflediği bir duruma ulaşamamak onun en büyük kabusudur. Onun için hiçbir şey “yeterince iyi” değildir. Sürekli kendisini eleştirir. Günün büyük çoğunu aptal gibi göründüğünü düşünerek geçirir. Kimsenin yapamayacağı kadar başarılı işler yapsa bile, kendisine göre dünyanın en beceriksiz insanı yine kendisidir. 

Mükemmeliyetçi olduğunuz gerçeği ile yüzleşin.

Mükemmeliyetçi olduğunu görüp kabul etmesi bile kendisini değiştirmek için değil; eksik bıraktığı şeyler varsa daha iyi fark edip tamamlaması içindir. En basit işi bile yaparken, çok mükemmel yapmak için gereğinden fazla detaya dalar. İş bitmez, uzar durur. Derken yeni bir işe kalkışmak ister. Bir önceki uzun çaba aklına gelince vazgeçer. Bir şey yapacaksa ya en iyisini yapmalı ya da hiç yapmamalı diye düşünür… Ve buradan saysam uzaya yol olacak kadar bir sürü şey…

Okurken bile iç sıkıcı değil mi?
Üstesinden gelmenin ve bu ruh halinden uzak durmanın yolları nelerdir?

Hemen sıralamak gerekirse;
Öncelikle kusursuz olmaya çabalamanın ne işinize yarayacağını düşünmeniz gerekir. Kusursuz olmakla elinize ne geçecek? Kime göre ne olacaksınız? Kimden hangi konuda üstün olacaksınız? Kazanımınız ne olacak? Kişi, gerekli özeleştiriyi yaptığında mükemmel olmak için feda ettiklerinin, mükemmel olduğunda kazanacaklarından çok daha fazla olacağını idrak edebilir. İnsanlar mükemmel olmak için öyle çok yanlarını kaybederler ki! İnsan ilişkileri bozulur. Kaygı bozuklukları yaşar, sinirlilik, yetersizlik, inatçılık huyları kazanır.

Aslına bakarsanız mükemmel olacağım derken, tam tersi bir kişi olup çıkar. Fakat kendisini algılamasıyla, karşısındaki kişinin onu gördüğü kişilik arasında dağlar kadar fark olduğunu hissedemez bile.

Kusursuz olma çabanızdan vazgeçmelisiniz.

İkinci olarak “Ya hep – ya hiç” tarzı düşünmekten vazgeçmek gerekir. Kendinizi sürekli olumsuz şekillerde eleştirip durmak yerine, günlük pratiğinize ve kendilik gerçeğinize uygun eleştiriler yapın.

Örneğin küçük bir hata yaptınız diye “Ben ne işe yararım ki zaten” demeyin. “Hay Allah.. bu işte biraz aksama oldu. Daha dikkatli olursam sonuç daha olumlu olacak” deyin.

Burada anlaşılması gereken temel nokta “Yeterince iyi” kavramıyla barışmak!
Ardından ne yapabileceğiniz konusunda gerçekçi olmanız geliyor! Yemek yapmak için mutfağa girdiğinizde usta şefler kadar muhteşem yemekler yapmak zorunda olmadığınızı, ev halkını doyurabilmenin inanılmaz keyifli olduğunu hissetmeye çalışın.

Veya spor yapmak istediğinizde manken fiziğine sahip olmayı hedef koymayın. Sağlıklı olmak için bedenin muntazaman gevşemesi ve kas sisteminizin disipline edilmesinin ana hedef olduğunu düşünün.

Yüzme kursuna giderseniz, milli sporcu olacakmışsınız gibi plan yapmayın. Serin sularda kulaç attığınızı kar sayın. Plates yapın ama Ebru Şallı olmak zorunda hissetmeyin!

Mükemmeliyetçi kişiler, işlerin noksansız yapılması için bazen gereğinden fazla zaman harcarlar. Bu durumda zaman kısıtlamalarıyla çalışmak iyi yöntemdir. Ev hanımı günlük temizliğine başladığında mükemmel temizlik yapacağım diye uğraşırsa, akşama kadar bir odayı ancak temizler. Oysa her oda için kendisine bir saat ayırırsa, o saat dolmadan temizliği bitirip, yeni saatte diğer odaya geçmek zorunda kalır. Böylece detaylara fazla dalma fırsatı bulamaz. İşler daha seri işler…

Eleştiriye Açık Olun

Mükemmeliyetçi kişiler kendilerini o kadar acımasız eleştirirler; ancak başka birisi kendisini eleştirip bir hata bulacak diye endişelenirler. Oysa unutmayın ki ağzınızla kuş tutsanız “Niye tuttun o kuşu, yazık değil mi?” diye soran birisi mutlaka çıkacaktır. Dolayısıyla eleştiri almamak için uğraşmak yersiz bir çabadır.

Nasılsa herkes bir şey söyleyecek. Siz size düşeni yaptığınızdan emin olun yeter! Fazlası için kendinizi zorlamayın.

İnsanın kendisine yapacağı en büyük zulüm; mükemmel olma çabasıdır bence. Öyle yüksek bir standart vardır ki önünde, mümkün değil aşamaz! Aşamadığı için mutlu olamaz!

Mutlu olamadığı için hayattan vazgeçer! Hayattan vazgeçtiği için zavallılaşır! Zavallılaştığı için kendisinden nefret eder!

Niye kendinizden nefret edesiniz ki?
Kendinizi sevmek, sevilecek iyi yanlarınızı bulmak, onlarla mutlu olmaya çalışmak varken…

Sevgiler…
Mehtap Kayaoğlu

Çalışanlarınız size güveniyor mu?

Çalışanlarınızın az çalışmasından mı şikayetçisiniz?

12092326_10153549877713190_484920573_n

Belki de size yeterince güvenmiyorlardır.
Çünkü; “Size güvenen çalışanlara sahip olduğunuzda, çalışanlarınız da o güveni korumanız için daha çok çalışacaklardır.”

http://www.isikoren.com/motivasyon688/

Değişim

Değişimi en iyi dile getiren sözlerimizden biri “tebdil-i mekanda ferahlık var” tabirimizdir.
Uzun zaman aynı yer ve çevrede bulunmak, bazen verimsizliğe, sıradanlığa ve yönetim körlüğüne sebep olabilir.
İnsan hayatında olumlu değişimler yapma fırsatları oluşturabilmelidir.
Yerinde ve zamanında yapılabilen değişimler farklı açılımlara vesile olabilir.

Kaynak: http://www.eminsert.org/kurumsal-danismanlik/1105-deiim-zaman

Bir şirket nasıl fark yaratabilir.

675

‘Bir şirket, zorunluluk duygusuyla değil, övünç duygusuyla çalışmaya gelen çalışanlara sahipse ancak o zaman fark yaratabilir.’ Nasıl bir şirketiniz var ya da nasıl bir şirkette çalışıyorsunuz, zorunluluk duygusuyla mı yoksa övünç duygusuyla mı?

Hilmi Işıkören

 

Kaynak:
http://www.isikoren.com/motivasyon675/

Merhaba, Hello world!

Merhaba, www.mithatguney.com olarak nihayet karşınızdayız. İlerleyen günlerde güzel paylaşımlarımız olacak.

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Hello world. 

Finally, we are here in our personal page called
www.mithatguney.com Within the following days we will have nice posts and articles.

Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com