İnisiyatif

İnisiyatif

Ebeveyn olarak evlatlarımızın, yöneticiler olarak ta çalışanlarımızın her daim yanlarında olamayacağımız kesin.

Normal şartlar altında bir gün bu dünyadan göçüp gitmek ve onları bu hayatın zorluklarıyla karşı karşıya bırakmak durumunda kalacağız. Akreplerle, çakallarla, çiyanlarla dolu bu dünyada ayakta kalabilmek hiç de kolay değil.

Onun için biz yokken de kendi başlarının çaresine bakabilmeleri gerektiği bilincinde olmalıyız. Karşılaştıkları güçlüklerle mücadele edip, önlerine çıkan engelleri birer birer aşabilmeliler. İnisiyatif kullanıp kendi kararlarını alabilmeliler.

Koruyucu, kollayıcı rolüne bazen öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, bireyin deneyimlemesine ve özgüven kazanmasına engel oluyoruz. Aslında bunu onların iyiliği için yaptığımıza inanıyoruz. Onlara karşı sevgimizin bir tezahürü olarak, onları tercih yapma zahmetinden kurtarmak istiyoruz belki. Ancak atladığımız bir husus var; bir gün kendi sorumluluklarını sırtlanmak durumunda kalacaklar. Biz kendimiz onların yerine geçme fikrinden vazgeçelim. Onların yerine kendimizi koyup, onlara yol gösterelim. Bu şekilde karar almalarında destek mahiyetinde rehberlik etmeliyiz.

Her zaman için tek bir doğru yoktur. Biz geçmişteki benzer bir problemi kendi yöntemimizle çözmüş olabiliriz. Bunu bizden sonrakilerle paylaşalım. Fakat ya bu süre zarfında yeni bir teknik, bilgi veya yöntem ortaya çıkmışsa? Dolayısıyla onlarla etkili iletişim içerisinde olalım ve kişisel gelişimlerine önerilerde bulunalım. Onları cesaretlendirmek suretiyle sorumluluk almalarını ve inisiyatif kullanmalarını sağlayalım.

Diğer bir deyişle; çocuğumuzun okul ödevini, veya bir çalışanımızın raporunu kendimiz hazırlamayalım. Ona yardımcı olup, kendi imkanlarıyla tamamlamasını sağlayalım. İlk etapta bunun zor olan seçenek olduğunu biliyorum. Fakat sonrası için gelişme sağladıkça üzerimizden yük aldığını ve günü gelince kendi kanatlarıyla uçabileceğine gururla şahit olacağız.

“Çocuğumu okuttum, evlendirdim ama hala beklenen atılımı gerçekleştiremedi.” diyen ebeveyn otursun bunun sebeplerini bir düşünsün.

“Üff herşeyi de bana danışıyorlar.” diyen yönetici de kendine sorsun; “Acaba bireylere inisiyatif kullanma yetkisi veriyormuyum?” diye.

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Gelişim için Değişim Şarttır

Gelişim için Değişim

Gelişim için Değişim Şarttır

“Gelişim için değişim şarttır.” Bunu herkes bilir ve söyler.

Ama çoğu kimse; “Şu huyum veya davranışım beğenilmiyor, demek ki hoş değil, hadi bunu düzelteyim.” deme cesaretini gösteremez. Cesaret diyoruz, çünkü bunun kararını verebilmek için ciddi efor sarfetmek gerekir. Her daim değişime karşı bir direnç vardır. Daha önce denenmeyen şey, o ana kadar imkansız gibi gözükür. Aslında olgunlaşmanın şifresidir değişim. Zira olumlu yöndeki değişim, gelişimi tetikler. O da olgunlaşmayı doğurur. Bunun için de ilk önce iç alemimizde, yani beynimizde bunun kararını vermeliyiz.

Ondan sonrası emin olun çok daha kolaydır;

“Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa hayat sona erer.” sözünün sırrı budur.

Değişime herkesten önce kendimiz inanmalı ve değişime kendimizden başlamalıyız. Dünya çapındaki düşünürümüz Hz.Mevlana’nın; “Ne olursan ol, gel.” davetinin anlamı şudur; Sen gelmeye (yani değişmeye) karar verebildiysen, değişimi içselleştirmişsin demektir. Biz de gelişim ile ilgili bilgi ve yöntemlerimize güvendiğimize göre; olumlu yönde inkişaf yani kişisel gelişim kaçınılmazdır. Yoksa, “her ne şekildeysen gel, ye iç sonra da o halinle geri dön.” demek değildir.

Bir düşünelim, olduğumuzdan çok daha iyi bir konumda olmayı arzuluyoruz. Fakat hergün aynı şeyleri yapıyoruz. Bu mantiken izah edilebilir mi? Bu mümkün mü?

Üstelik içerisinde bulunduğumuz devir bilgi çağıdır. Bilgi o kadar hızlı akıyor ki, o ana kadar hayatı ucundan yakalamış olsak bile bu hızlı değişime ayak uydurmanın yolu kendimizi yenilemekten geçiyor.

Bunun bir diğer önemi de şudur; Hep şu şekildeki sersenişleri duyarız;”ne olacak bu toplum, nedir bu toplumun hali?” Oysa ki içerisinde bulunduğumuz toplumun genetik yapısını bireyler oluşturur.

Peki; “Biz bireyler olarak olduğumuz yerde sayarsak, toplum halinde nasıl ilerleriz?”

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

İş Hayatında Doğru İletişim

İş Hayatında Doğru İletişim

İnsan doğası gereği toplumsal bir varlıktır. Tek başına yaşamını sürdüremez, diğer insanlarla iletişim halinde olmaz zorundadır. En az iki insan arasındaki bilgi, davranış, duygu ve düşünce paylaşımının genel adına ise iletişim denir.

İletişim çoğu zaman sözcüklerle gerçekleşse de jest ve mimiklerle, yazı, resim ve sembollerle gerçekleştirilen iletişim türleri de vardır ve insan hayatında en az ilki kadar önemli yer tutar.

2df501c4-dc8c-40b1-9dcb-d6a42356ff73-medium
doğru iletişim

İletişim insanın en temel ihtiyaçlarından biri ve çok daha fazlasıdır. Çünkü hayatımızın her anında, her evresinde istesek de istemesek de sokakta yürürken, otobüse binerken, markette, okulda, hastanede, bir iş görüşmesinde, çalışırken, hatta yolda öylece yürürken, bir fatura ödeme merkezinde sıra beklerken bile diğer insanlarla iletişim kurarız ve bu süreçte takındığımız tavır, kullandığımız sözcükler ve beden dilimiz, içinde bulunduğumuz ruh halini yansıtır.

Bazen kötü bir ruh hali içinde olabiliriz ve bu da çevremize negatif enerji yaymamıza sebebiyet verebilir. Günlük hayatımızda bu durum kimi zaman yakın çevremiz, ailemiz ve arkadaşlarımız tarafından görmezden gelinecek bir şey olsa da, iş hayatında biraz daha, hatta çok daha fazla dikkat edilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkar. Çünkü iletişimin bu noktası artık kişisel olmaktan çıkmış ve profesyonel hayatın şeklini almış durumdadır.

Doğru iletişim kurma teknikleri:

Sorunlarınızı iş yerinin kapısına asın, çıkarken giyersiniz.
Elbette hepimizin günlük sıkıntıları, ailevi dertleri, hastalıkları ve sorunları var. Kimi ufak tefek, kimi hayatımızın gidişini olumsuz yönde etkileyecek kadar büyük. Bu sebeple gün içerisinde kimi zaman ister istemez motivemizin düştüğü, canımızın sıkıldığı, hayatın “dur” noktasına geldiği anlar olur. Bu durumların iş hayatına yansımaması astlarınızın sizden olumsuz etkilenmemesi ve üstlerinizin sizden şikayetçi olmaması için son derece önemlidir. 

Zira ne demiştik! İş yeri profesyonel bir ortamdır ve kişisel sorunların iş hayatımızı olumsuz etkilemesine izin vermemeliyiz.

Tatlı dil ofiste saygı ve sevgi ortamı yaratır.

Bazen kişisel sebeplerden kaynaklanan stresler yanında iş yoğunluğundan, iş stresinden kaynaklanan can sıkıntıları da olabilir. Ve bu stres ister istemez, mimiklerimize, ses tonumuza yansır. O sırada bize soru soran, bizden cevap bekleyen bir çalışma arkadaşımıza, bir astımıza ve hatta üstümüze sert tepki verebiliriz. Ve bu belki de iş hayatımızdaki önemli olumsuz dönüm noktalarından biridir.

O sebeple sorunun nedeni her ne olursa olsun karşımızdakine pozitif bir iletişimle yaklaşmalıyız.

Doğru mesafe hayat kurtarır.

Tabi ki de iş ortamında arkadaşlarımız olacak. Hatta günümüzün büyük çoğunluğunu iş yerinde geçirdiğimizden, ailemizden çok iş arkadaşlarımızla iletişimde olduğumuzdan belki de en yakın arkadaşlarımız iş ortamından olacak..

Fakat çalışırken o çok yakın arkadaşlık ilişkisini bir kenara bırakmakta fayda var. Çünkü iş yeri fazla samimiyeti hoş görmeyecek kadar resmi bir ortamdır. Kaldı ki bir gün o yakın iş arkadaşınızla aranız bozulduğunda bu yaptığınız işe de yansıyacaktır. İş ortamında bulunmaktan rahatsızlık duyacağınız için veriminiz düşecektir ve bu da hem iş arkadaşlarınız üzerinde hem yöneticilerinizin gözünde olumsuz bir etki bırakacaktır.

Aynı şekilde iş ortamında çok ketum bir duruş sergilemek de çok hoş bir davranış değildir. En iyisi o mesafeyi koruyabilmek ve işten en verimli sonucu almaktır.

Rekabet iyidir. Ayarı kaçmadıkça ve emek hırsızlığına yol açmadıkça…

Malum iş ortamı. .. Herkes üstüne kendini gösterme çabasında. Çünkü herkes yükselme çabasında… Haklı olarak! Ortada bir emek var ve herkes hakettiğini almak ister. Ama bazen öyle bir an olur ki kendimizi müdürümüze kanıtlamak isterken bir başka çalışma arkadaşımızın emeğini çiğneriz, görmezden geliriz ve “ben başardım”cı olmak isteriz. Ama olmaz! Olmamalı! Sakın böyle yapmayın!

Çünkü hırsa bürünmüş bir rekabetin kimseye faydası olmaz. Daha çok zararı olur. O işi senin yapmadığını senin dışında herkes görür ve sen aksini ispatlamaya çalışırken değer kaybedersin. Ya da diyelim ki o değeri kazandın. Çiğnediğin emekle itibar kaybedersin.. Hangisi daha iyi ? Haketmeyi beklemek mi, haketmeden yükselmek mi ?

Herkesin işi kendince değerlidir.

Kimsenin yaptığı işi küçük görme. Kimsenin seni küçük görmesine izin verme. İş ortamı bir çark gibidir. Ve sen o çarkın dişlerinden birisin, diğer arkadaşların gibi. Çarklardan biri bozulsa, kırılsa çark tamamen durur, işlemez. O sebeple şirket içindeki her pozisyona saygı duymalısın.

Özetlemek gerekirse, iş ortamı zamanımızın büyük kısmını geçirdiğimiz resmi bir kurum olduğundan, kurum içinde, arkadaşlarımızla, astlarımızla ve üstlerimizle kurduğumuz iletişim biçimi çok önemlidir.

Doğru iletişim bizi her zaman kendimizden emin kılar ve yaptığımız işteki profesyonelliğimize de yansır.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder, İş hayatında başarılı, doğru İletişim dolu mesailer dilerim.

by Duygu Çetin

10 Olumlu Düşünme Tekniği

Yaşamın kendisi, bize sunulmuş en değerli hediye. Ancak bazen deneyimlediğimiz olumsuz durumlar, üst üste gelen problemler hayatın tadını çıkarmamıza ve anı yaşamamıza engel olabiliyor.

c630a97b-cce2-4634-80d4-3953d2747204-large
olumlu düşünme tekniği

Tam her şeyi yoluna koyduğumuzu düşünüp hayatın keyfini sürmeye başlamışken, küçücük ve ummadığımız bir problem yaşanan tüm olumlu tecrübeyi bir anda yok edebiliyor.

Neden bu şekilde sonlandı?
Neden ben?
Neden ben de herkes gibi normal bir hayat yaşayamıyorum?
Hiç problem yaşamadan hayatına mutlu devam eden insanlar bunu yapmayı nasıl beceriyor?
Sorun bende mi?

Tabii ki tüm olumsuzlukların bir gecede düzelmesi ve ertesi güne mutlu bir birey olarak uyanmanız gerçekçi bir beklenti değil. Aynı şekilde hayatınız boyunca karşılaşacağınız olumsuz durumları engelleyebilmeniz de mümkün değil. Fakat bu durumlar karşısında nasıl bir tavır izlemeniz gerektiği, olaylara nasıl yaklaştığınız sizin kontrolünüz altında.

10 Olumlu Düşünme Tekniği

1. Hayata ve kendinize güvenin

Her şeyin bir gün yoluna gireceğine emin olun. Kış boyunca çıplak kalmış bir ağaç bahar aylarında çiçekler açar. Hayatınızın kış dönemlerinde meyve alamadığınız için üzülmek yerine, bir gün baharın geleceğine ve her şeyin daha iyi olacağına dair inancınızı koruyun.

Olumsuzlukların yaşamınızı etkilemesine izin vermeyin ve daima pozitif düşünün.

2. Planlarınızda değişiklikler yapın

Bir hatayı bir kez yaptığınızda bu sizin suçunuz değildir, ancak ikinci kez aynı hatayı yapmak sizin elinizdedir. Bir problem çözme aşamasında sürekli aynı çözüm yolunu deniyor ama başarıya ulaşamıyorsanız yeni yollar denemenin vakti gelmiş demektir. Çözüm yollarınızı ya da planlarınızı değiştirmek, gelecekle ilgili hayallerinizden vazgeçmek değil; o hayale ulaşmak için gitmekte olduğunuz yolu değiştirmek anlamına gelir.

3. Meditasyon yapın (Murakabe)

Meditasyon bir çoğumuz için fazla spritüel ve soyut bir uygulama olabilir. Meditasyona yaklaşımınız ne olursa olsun, etkili olduğuna inanın ya da inanmayın, kendinize dönüp bakmak ve iç sesinizi dinlemek için fırsatlar yaratmak size iyi gelecektir.

Kişinin kendisiyle baş başa kalmasını ister meditasyon, ister dua, ister rahatlama olarak adlandırın, ne olursa olsun kendinize zaman ayırmayı unutmayın.

4. Sabırlı olun

Bazen bekleme aşamasında yaşadığımız deneyimler, beklediğimiz şeyden çok daha değerli olabilir. Çünkü bize asıl yol gösteren şey aslında bekleme aşamasında öğrendiklerimiz ve yaşadığımız değişimlerdir.

Hepimizin hayattan az ya da çok bir beklentisi var. Yeni bir iş, birlikte mutlu olabileceğimiz bir sevgili, yeni bir şans… Ne bekliyor olursanız olun, hala bekleme aşamasında olmanız o şeye sahip olmaya henüz hazır olmadığınızın bir göstergesi olabilir.

Beklemek ceza değil, hazırlıktır.

5. Pozitif olmadığınız zamanlarda bile olumlu düşünmeye çalışın

Birileri size ‘’Nasılsın?’’ sorusunu sorduğunda verdiğiniz cevap genelde hep ‘’İyiyim.’’ olur. Olumsuz bir şey yaşamış olsak da, kendimizi kötü hissetsek de karşımızdaki kişiye iyi olduğumuzu yansıtmak, aslında kendi kendimize geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıdır.

İyi olduğumuzu sürekli tekrar etmek bizi olumsuz düşüncelerden uzaklaştırır ve zamanla daha pozitif hissetmemize yardımcı olur.

Düşüncelerinizi değiştirmek, hayatınızı değiştirmenin ilk adımıdır.

6. Stres yaratan durumlar yerine sahip olduğunuz şeylere odaklanın

Problemlere odaklanmak ve olumsuz düşünmek kolaydır. Ancak yaşamımız boyunca deneyimlediğimiz olumlu durumlar, olumsuzluklardan sayıca çok daha fazladır.

Olumlu durumlar yerine olumsuz olanlara odaklanmamızın altında ise, olumsuz durumlarla nasıl baş edeceğimizi bilmememiz ve bu durumlara hazırlıksız yakalanmamız yatar.

7. İçinde bulunduğunuz anda yaşayın

Üzerine ne kadar düşünürseniz düşünün, ne kadar hayal kurarsanız kurun ya da ne kadar düşünerek kendinizi meşgul ederseniz edin; geçmiş geçmiştir. Gerçeklerle yüzleşebildiğinizde, geçmişiniz artık size zarar vermez. 

Geçmişte yaşadığınız zorluklara üzülmek yerine yaptığınız hatalardan ders çıkarmaya çalışın.

8. Olayları akışına bırakın

Planladığınız şeylerin yolunda gitmemesinin sebebi, evrenin sizin için yaptığı planların farklı olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Pikniğe gitmeyi planladığınız gün yağmur yağabilir. Pikniğinize devam edip yağmurda dans etmek, ertelemek ya da durmadan şikayet etmek sizin elinizde. Yaşamımızı farklı ve dinamik tutan şey, aslında planladığımız şeylerin yolunda gitmemesi.

Olayları akışına bırakarak yaşamaya başladığınızda unutamayacağınız anlar yaşamaya başladığınızı fark edeceksiniz.

Bazı şeyler kontrolümüz dışında geliştiğinde şikayet etmektense, kabullenerek duruma adapte olmaya çalışmak, sizi bir adım ileri taşıyacaktır.

9. Kendinize inanın

Hayatta bazen önümüzü göremediğimiz ve sonrasında karşımıza neler çıkacağını öngöremediğimiz anlar yaşayabiliriz. Nereye gittiğinizi bilmeden ilerlemek korkutucu olabilir ve risk içerebilir; ancak ilerlemediğiniz süre yolun sonunda ne olduğunu asla göremezsiniz.

İnancınızı güçlü tutun ve ulaşmak istediğiniz noktaya bir gün ulaşacağınıza inanın.

10. Hayatı bir öğrenme süreci olarak görün

Üzgün olduğumuz anlarda hep en kötü şeylerin bizim başımıza geldiğini düşünerek üzülme eğilimindeyiz ancak yaşadığımız olumsuz deneyimler ne olursa olsun geçici. Önemli olan şey yaşadığımız üzüntü, sevinç, korku ya da değişim zamanlarına öğrenme süreci olarak yaklaşabilmek.

Hatalarınızdan ders çıkararak, yaşadıklarınızı diğer insanlarla paylaşarak ilham verebilmek.

Hayat yolculuğundaki her anınız çok değerli. Zamanı geri alabilmeniz ve yaşamınızdaki tüm olumsuzlukları yok edebilmeniz mümkün değil.

Kendinize inanın ve değişimin kendi içinizde başladığının farkında olun.

Kaynak; www.uplifers.com

Eğer Başaramadıysan Ne Güzel / How beautiful if you have failed

Eğer Başaramadıysan Ne Güzel

Eğer Başaramadıysan Ne Güzel

İş ve özel hayatınızda başarılı olmak için şu düşünce sistematiğini oluşturmaya çalışın;

1. Yapacağınız işi kapsayan bir hedef belirleyin ve sizi ona ulaştıracak bir planı yapın; Bu; kısa, orta ve uzun vadeli kilometre taşlarından oluşan bir yol haritası olsun.

2. Yaptığınız işi sevin. Sevgi, kendisi için her türlü zorluğa göğüs gerilebilecek kutsal bir değerdir. Bu güzergahta karşılacağınız problemlerle mücadelede sevgi sizin yakıtınız olacaktır.

3. Yaptığınız işi hafife almayın ve ona önce kendiniz saygı duyun. Kendinizin değer vermediğine başkasından saygı bekleme hakkınız yoktur. O, sizin için bir hedefe dönüşmüşse artık önemlidir. Yaptığınız ister kurumsal isterse de kişisel olsun, en iyi bir şekilde sonuçlandırmaya özen göstermelisiniz.

4. İşinizi ve kendinizi geliştirin. Her defasında; “daha iyi nasıl yapabilirim?”, “Başkaları bu işi nasıl yapıyor?” veya “Sen olsan nasıl yapardın?” şeklindeki sorgulama ve çevresel iş birliği ile -belirli aralıklarla- bilginizi ve yönteminizi güncelleyin.

5. Başarılı olacağınıza olan inancınızı hiçbir zaman kaybetmeyin. Kendinizin, bu belirlediğiniz hedefinize ulaşacak kapasitede olduğunuza dair özgüveniniz tam olsun ve her umutsuzluğa düştüğünüzde bunu kendinize telkin edin.

6. Risk Planı oluşturun. Uygulama safhasında karşılaşabileceğiniz engelleri öngörmeye çalışın ve bunları önlemeye veya etkisini en aza indirmeye yönelik risk planı geliştirin.

7. Yaptığınız işte korkusuz ve kararlı olun. Her karşılaştığınız problemi risk planınız ile karşılaştırın. Bir risk yanıtınız var ise, onu uygulamaya koyun. Şayet bu yeni bir durum ise risk planını güncelleyin.

Böylece her defasında rotanızı tekrar yörüngesine oturtup kaldığı yerden devam edin. Bu mücadele ile elde ettiğiniz kazanımlar sizin deneyim hanenize eklenecektir. Bu tecrübelerin de bizim kişisel gelişimimize katkı sağladığı bilincinde olmalıyız.

Ölüm dışında her problemin bir çözümü vardır.

Onun için yaşadıklarımızdan ders almak suretiyle sonuç ve çözüm odaklı yaklaşımımızla hedefimize azimli ve kararlı bir şekilde devam etmeliyiz.

“Eğer başaramadıysan ne güzel, bir sonrakinde ne yapmayacağını öğrenmişsin demekki.”

“How beautiful if you’ve failed, it means that you’ve learned what not to do next time.”

Saygı ve sevgilerimle
Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Mükemmeliyetçilik sizi hasta ediyor!

Mükemmeliyetçilikle ilgili sorular soruyorsunuz. Günün konusu bu. 

image
Mükemmeliyetçilik sizi hasta ediyor

Giderek hastalık halini alan, insanın günlük yaşamını burnundan getirmeye başlayan mükemmeliyetçilik ile baş etmeye ne dersiniz?

Evde, işte, okulda, sokakta, başımızı çevirip baktığımız her yerde kendisini perişan eden, mağrur ve eksiksiz gibi görünen; ama aslında iç dünyasında yorgunluktan pestili çıkmış kişilerle karşılaşıyor musunuz? Ne dediniz? Karşılaşmak ne kelime, her sabah aynaya baktığınızda onunla yüzyüze mi geliyorsunuz?

Eyvah! Yoksa siz de mükemmeliyetçilik hastalığına mı yakalandınız?

Endişelenmeyin.

Toparlanmanızı sağlayacak bir şeyler yazacağım.
Mükemmeliyetçilik, kişinin kendisine “ulaşamayacağı kadar yüksek” standartlar koyarak, günlük yaşamını sürekli denetleme, aşırı plan yapma, düzenleme, sıralama, yapamayacakları için erteleme…vb gibi davranışlarla sınırlamasıdır.

Aslına bakarsanız insanı öldürmeyip süründüren bir durumdur. Şaka yapmıyorum, cidden öyle. Kontrol davranışları öylesine artar ki, sadece kendisini kontrol etmekle kalmayıp çevresindeki herkesi denetlemeye başlar. Kendisinin mükemmel bir kadın olmaya çalışması yetmez, kocasının mükemmel bir eş olması için çabalar durur.

Bu çabaların çoğunda zorlama davranışları bulunur elbet. Ve çocukları üzerinde atmaca gibi dolanan bir anneye döner. Attıkları adımı, aldıkları nefesi bile kontrol eder. Her şey tam ve zamanında olmalıdır!

Ha diyeceksiniz ki ne güzel!

Ama öyle değil tabii.

Çünkü bu “tam” ve “zamanında” denilen durumların kararı hep ona aittir. Size göre doğru olamaz, nitekim doğru tektir ve onun doğrusudur. Çevresindeki herkesin bildiği ve söylediği eksiktir, noksandır. Ulaşılması gereken yegâne gerçek kendisinin belirlediği yaşam şeklidir. Ya onun dediği gibi yaşarsınız ya da onun dediği gibi yaşarsınız! Kendi keyfinize göre yaşama şansınız yoktur. Aslında siz yoksunuzdur zaten, keyfiniz nasıl olsun ki?

Mükemmeliyetçi kimseye göre asla hata yapılmamalıdır. Öyle ki hayat -meli, -malı’ların üzerine kurulmuştur. Günlük konuşma dili bile gayriihtiyari olarak bu formata bürünmüştür. Hedeflediği bir duruma ulaşamamak onun en büyük kabusudur. Onun için hiçbir şey “yeterince iyi” değildir. Sürekli kendisini eleştirir. Günün büyük çoğunu aptal gibi göründüğünü düşünerek geçirir. Kimsenin yapamayacağı kadar başarılı işler yapsa bile, kendisine göre dünyanın en beceriksiz insanı yine kendisidir. 

Mükemmeliyetçi olduğunuz gerçeği ile yüzleşin.

Mükemmeliyetçi olduğunu görüp kabul etmesi bile kendisini değiştirmek için değil; eksik bıraktığı şeyler varsa daha iyi fark edip tamamlaması içindir. En basit işi bile yaparken, çok mükemmel yapmak için gereğinden fazla detaya dalar. İş bitmez, uzar durur. Derken yeni bir işe kalkışmak ister. Bir önceki uzun çaba aklına gelince vazgeçer. Bir şey yapacaksa ya en iyisini yapmalı ya da hiç yapmamalı diye düşünür… Ve buradan saysam uzaya yol olacak kadar bir sürü şey…

Okurken bile iç sıkıcı değil mi?
Üstesinden gelmenin ve bu ruh halinden uzak durmanın yolları nelerdir?

Hemen sıralamak gerekirse;
Öncelikle kusursuz olmaya çabalamanın ne işinize yarayacağını düşünmeniz gerekir. Kusursuz olmakla elinize ne geçecek? Kime göre ne olacaksınız? Kimden hangi konuda üstün olacaksınız? Kazanımınız ne olacak? Kişi, gerekli özeleştiriyi yaptığında mükemmel olmak için feda ettiklerinin, mükemmel olduğunda kazanacaklarından çok daha fazla olacağını idrak edebilir. İnsanlar mükemmel olmak için öyle çok yanlarını kaybederler ki! İnsan ilişkileri bozulur. Kaygı bozuklukları yaşar, sinirlilik, yetersizlik, inatçılık huyları kazanır.

Aslına bakarsanız mükemmel olacağım derken, tam tersi bir kişi olup çıkar. Fakat kendisini algılamasıyla, karşısındaki kişinin onu gördüğü kişilik arasında dağlar kadar fark olduğunu hissedemez bile.

Kusursuz olma çabanızdan vazgeçmelisiniz.

İkinci olarak “Ya hep – ya hiç” tarzı düşünmekten vazgeçmek gerekir. Kendinizi sürekli olumsuz şekillerde eleştirip durmak yerine, günlük pratiğinize ve kendilik gerçeğinize uygun eleştiriler yapın.

Örneğin küçük bir hata yaptınız diye “Ben ne işe yararım ki zaten” demeyin. “Hay Allah.. bu işte biraz aksama oldu. Daha dikkatli olursam sonuç daha olumlu olacak” deyin.

Burada anlaşılması gereken temel nokta “Yeterince iyi” kavramıyla barışmak!
Ardından ne yapabileceğiniz konusunda gerçekçi olmanız geliyor! Yemek yapmak için mutfağa girdiğinizde usta şefler kadar muhteşem yemekler yapmak zorunda olmadığınızı, ev halkını doyurabilmenin inanılmaz keyifli olduğunu hissetmeye çalışın.

Veya spor yapmak istediğinizde manken fiziğine sahip olmayı hedef koymayın. Sağlıklı olmak için bedenin muntazaman gevşemesi ve kas sisteminizin disipline edilmesinin ana hedef olduğunu düşünün.

Yüzme kursuna giderseniz, milli sporcu olacakmışsınız gibi plan yapmayın. Serin sularda kulaç attığınızı kar sayın. Plates yapın ama Ebru Şallı olmak zorunda hissetmeyin!

Mükemmeliyetçi kişiler, işlerin noksansız yapılması için bazen gereğinden fazla zaman harcarlar. Bu durumda zaman kısıtlamalarıyla çalışmak iyi yöntemdir. Ev hanımı günlük temizliğine başladığında mükemmel temizlik yapacağım diye uğraşırsa, akşama kadar bir odayı ancak temizler. Oysa her oda için kendisine bir saat ayırırsa, o saat dolmadan temizliği bitirip, yeni saatte diğer odaya geçmek zorunda kalır. Böylece detaylara fazla dalma fırsatı bulamaz. İşler daha seri işler…

Eleştiriye Açık Olun

Mükemmeliyetçi kişiler kendilerini o kadar acımasız eleştirirler; ancak başka birisi kendisini eleştirip bir hata bulacak diye endişelenirler. Oysa unutmayın ki ağzınızla kuş tutsanız “Niye tuttun o kuşu, yazık değil mi?” diye soran birisi mutlaka çıkacaktır. Dolayısıyla eleştiri almamak için uğraşmak yersiz bir çabadır.

Nasılsa herkes bir şey söyleyecek. Siz size düşeni yaptığınızdan emin olun yeter! Fazlası için kendinizi zorlamayın.

İnsanın kendisine yapacağı en büyük zulüm; mükemmel olma çabasıdır bence. Öyle yüksek bir standart vardır ki önünde, mümkün değil aşamaz! Aşamadığı için mutlu olamaz!

Mutlu olamadığı için hayattan vazgeçer! Hayattan vazgeçtiği için zavallılaşır! Zavallılaştığı için kendisinden nefret eder!

Niye kendinizden nefret edesiniz ki?
Kendinizi sevmek, sevilecek iyi yanlarınızı bulmak, onlarla mutlu olmaya çalışmak varken…

Sevgiler…
Mehtap Kayaoğlu

Merhaba, Hello world!

Merhaba, www.mithatguney.com olarak nihayet karşınızdayız. İlerleyen günlerde güzel paylaşımlarımız olacak.

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Hello world. 

Finally, we are here in our personal page called
www.mithatguney.com Within the following days we will have nice posts and articles.

Yours
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com