İznik’te 2500 Yıllık Yollar Bulundu!

Bursa ili İznik ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında milattan önce dördüncü yüzyıla kadar uzanan Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait aynı güzergahta üst üste yapılmış yollar bulundu.

Bursa İznik

AA, Sinan Balcıkoca‘nın yaptığı habere göre;

Bursa ili İznik ilçesindeki tarihi surların İstanbul Kapı bölümünde devam eden kazı çalışmalarında RomaBizans ve Osmanlı dönemlerine ait aynı güzergahta üst üste yapılmış yollar ortaya çıkarıldı.

Geçen yıl Müze Müdürlüğü başkanlığında başlayan kazı ve restorasyon çalışmalarında, normal yol seviyesinden 74 santimetre aşağı inildiğinde Osmanlı dönemine ait taş döşemeli yola ulaşıldı.

Bu sene de devam eden kazı çalışmalarında Osmanlı dönemi yol kotundan 43 santimetre daha aşağı inince, Bizans dönemi yola ulaşıldı. 50 santimetre daha derine inildiğinde ise Roma dönemine ait mermer bloklardan oluşan yola ulaşıldı.

İstanbul Kapı Roma, Bizans, Osmanlı dönemleri

Restorasyon Sürüyor

İznik Müze Müdür Vekili Hasan YAŞAR konu ile ilgili açıklamada bulundu. Yaşar, İstanbul Kapı‘nın İznik’in dört ana kapısından biri olduğunu belirtti.

İstanbul Kapı’da yapılan restorasyon çalışmalarının iki aşamadan oluştuğunu belirten Yaşar, “proje kapsamında önce derzler temizleniyor, ardından onarım yapılıyor. Restorasyon çalışmalarımız, gelen ziyaretçilere surların hem eski hem de yeni halini gösterecek bir teknikle devam ediyor. Esas amacımız surları ayakta tutabilmektir.” dedi.

Yaşar, geçen yıldan beri İstanbul Kapı içinde dört alanda araştırma kazısı yaptıklarını ifade ederek, şunları söyledi;

“Müze Müdürlüğü başkanlığında süren araştırma kazılarında geçen yıl Osmanlı dönemine ait yol döşemelerine ulaştık. Bu yolu tamamen ortaya çıkardık. Daha alt kotlara inildiğinde ise Bizans dönemine ait mermer bloklardan oluşmuş yol döşemesini bulduk. Bunun da bir alt seviyesine indiğimizde ise Roma dönemi mermer blok yol döşemesini gün yüzüne çıkardık. Gördük ki, medeniyet değişmiş olmakla birlikte yol güzergahı değişmemiş.”

Kazıları 2018 yılı sonuna kadar bitirmeyi planlıyoruz

Kazıları bu yıl sonuna kadar bitirmeyi planladıklarını, Restorasyon çalışmalarının ise devam edeceğini ifade eden Yaşar, kazı sırasında iç avluda bir mezarlığa da rastladıklarını belirtti.

Yaşar, Restorasyonu bitirip, kısa süre içerisinde de ziyarete açmayı hedeflediklerini ifade etti.

2 bin yıllık tarihi bir dakikada göreceksiniz

İznik Belediye Başkanı Osman Sargın da İznik’in tarih boyunca medeniyetlere başkentlik yaptığını, bu sebeple tarafından tarih fışkırdığını belirtti.

Sargın; “İstanbul Kapı’da yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkan yol kalıntıları beni çok heyecanlandırdı. 2 bin yıllık tarihi bir dakikada göreceksiniz. 2019 yazında tam olarak hizmete girdiğinde, turistler Roma dönemine ait araçlarla gezinti yapabilecek, Constantine‘nin yürüdüğü yolda yürüyebilecek. İstanbul Kapı sayesinde bölgeye gelen turist sayısı da artacak.” dedi.

Eyüpsultan Kovuk Kemer Restorasyonu

16’ncı yüzyılda yapılan, mimarlığını Mimar Sinan’ın yaptığı, Eyüpsultan Kovuk Kemer restorasyon çalışmaları havadan görüntülendi.

Eyüpsultan Kovuk Kemer

20 milyon liraya mal olacak olan Eyüpsultan’daki Kovuk Kemer’in restorasyon çalışmaları devam ediyor.

Eyüpsultan‘da bulunan, 16’ncı yüzyıl Osmanlı dönemi sanat yapılarından olduğu belirtilen, 408 metre uzunluğa, 35 metre yüksekliğe sahip olan Kovuk Kemer’in mimarlığını Mimar Sinan yapmıştır. Restorasyonu devam eden Eyüpsultan Kovuk Kemer’in restoresi yaklaşık 20 milyon liraya mal olacak.

Kovuk Kemer, Eğri Kemer ve Kırık Kemer gibi isimlerle de anılmaktadır. Kemere ait hava görüntülerinde; 3 katında toplam 31 farklı kemer gözünün görüldüğü tarihi kemerin belirli gözlerindeki yıpranmalar dikkati çekmektedir.

Restorasyon 2020 Yılında Bitecek

Hava fotoğraflarından görüldüğü kadarıyla, tarihi kemerin duvarlarındaki bazı taşların kırılmış olduğu tespit edilmiştir.

2020 yılında tamamlanması öngörülen kemerdeki restorasyon çalışmaları, İSKİ tarafından yürütülmektedir. Restorasyon çalışmalarına uzman bir ekip de destek vermektedir. Çalışmalar sayesinde tarihi yapının gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktarılması sağlanacak.

Hasibe Karadağ – Ahmet Faruk Sarıkoç

Kaynak ; http://www.iha.com.tr/haber-restorasyonuna-baslanan-eyupsultandaki-kovuk-kemer-havadan-goruntulendi-741649/

‘Merzifon Arastası’ Geleneksel Alışverişin Simgesi

AA, Tarihi Yaşatan Çarşılar bölümünde, Amasya ili Merzifon ilçesindeki tarihi Merzifon Arastası ele alındı. ‘Merzifon Arastası’ Geleneksel Alışverişin Simgesi.

Amasya Merzifon Arastası

Yüzyıllardır bölgenin ticaret merkezi olma özelliğini koruyan, ayakkabıcı, terzi, kasap, pideci gibi  pek çok esnafın faaliyet gösterdiği tarihi Merzifon Arastası; yüzyıllardır bölgenin ticaret merkezi olma özelliğini koruyor.

17. yüzyılda Amasya ili, Merzifon ilçesinde yapılan Karamustafa Paşa Külliyesi içindeki en önemli yapılardan olan geleneksel alışverişin simgesi tarihi bedesten, etrafındaki esnafa ekmek kapısı oluyor.

Bakırcılık, semercilik gibi meslekleri yüzyıllardır ayakta tutmaya çalışan, geleneksel Osmanlı mimarisini yansıtan tarihi çarşı, yöresel ürünleri ve nostaljik yapısıyla kente gelen ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Kına gecesi, düğün, doğum, bayram gibi özel gün alışverişleri, yöresel yiyecekler, geleneksel el sanatları ürünleri almak isteyenler, 300 dükkanın faaliyet gösterdiği Merzifon Arastası’nın yolunu tutuyor.

Merzifon Arastası, ilçenin stratejik yapısı dolayısıyla, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kervanların sıkça uğramasıyla ekonominin canlı tutulduğu tarihi bir çarşıdır

Bu Dokuyu Gelecek Nesile Taşımalıyız

Merzifon Belediye Başkanı Alp Kargı, yaptığı açıklamada, Merzifon Arastası’nda ticaretle birlikte tarihin canlı olduğunu söyledi. Kargı, şöyle devam etti:

“Bizim için çok önemli olan geleneksel alışverişin, geleneksel yaşamın her boyutunu görebileceğiniz arastada 300’e yakın esnaf var. Burası bizim için çok kıymetli, çünkü kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizin burada kaybolmadığını görüyoruz. Berberi, terzisi, ayakkabıcısı, lokantacısıyla yaklaşık 500 yıllık bir tarih var ve bu tarihi dokunun içerisinde alışveriş yapıyorsunuz. Ben yorulduğum anlarda kendimi bu çarşıya atıyorum. Çünkü burada gerçek bir yaşam, yüzyıllardır süregelen bir gelenek var.”

Başkan, çarşıda ticaretin geleneklere ve eski esnaf kültürüne göre sürdürüldüğünü vurguladı. Kargı, aynı iş kolunda çalışan bir esnafın siftah ettikten sonra, “Ben siftah yaptım, karşı komşum siftah yapmadı, alışverişini oradan yap” dediği geleneğin devam ettiğini anlattı.

Bu dokuyu gördükçe sorumluluklarının farkına vardığını ifade eden Kargı; “Vatandaşlarımızı eşini, çocuğunu yanına alıp bu arastayı gezmeye davet ediyorum. Alışveriş yapmasalar dahi burada insanlar huzuru bulacaktır. Buranın nasıl yüzyıllar öncesinden bu zamana kadar geldiğini biliyorsak, bizim de sonraki yüzyıllara bu dokuyu taşımamız gerekiyor.” ifadesini kullandı.

60 yıldır arastada terzilik yapan Ahmet Alataş; Çarşı bizler için bir ekmek kapısı olmanın huzur kaynağı anlamına da geliyor. Burada bir kültürü, bir tarihi yaşatmaya çalışıyoruz. Çok şükür, bugüne kadar getirdik. Tek hayalimiz bu çarşının, en önemlisi buradaki kültürün devam etmesi.” şeklinde konuştu.

Tarihi Şeytan Köprüsü Asfalttan Arındırıldı!

Van Muradiye ilçesindeki 19’uncu yüzyılda inşa edilen Tarihi Şeytan Köprüsü üzeri asfalt kaplanmıştı. Büyük tepkiye neden olan beton asfalt, dün akşam saatlerinde başlatılan çalışmalarla müteahhit tarafından söküldü.

Tarihi Şeytan Köprüsü

İlçe merkezine yaklaşık 6 kilometre uzaklıkta Bend-i Mahi Çayı üzerine yaklaşık 200 yıl önce inşa edilen ve halen çevredeki birçok köye ulaşımın sağlandığı tarihi köprü üzerine dökülen asfalt, tepkilerin ardından müteahhit firmanın işçilerince söküldü. Dün akşam saatlerinde başlatılan söküm çalışmaları kısa sürede tamamlandı. İş makineleriyle kesilen asfalt, işçiler tarafından küreklerle kazındı.

Konuyla ilgili dün açıklama yapan ÇEKÜL Vakfı Van Gölü Havzası Bölge Koordinatörü mimar Şahabettin Öztürk, köprünün, Van‘ın önemli tarihi mirasları arasında yer aldığını belirtmişti. Tarihi yapıların önemine değinen Öztürk, yapılanın, yasal anlamda suç olduğunu kaydetti. “Tarihi yapıların mimari dokusuna uygun ve 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun yapısına uygun uygulama yapılması gerekir. Asfalttan görsel olarak kaçınmak gerekir. Orijinalde moloz taş kaplama olması gerekirken, asfalt bu ilgili yasaya aykırıdır. Bu tarihi yapılar, önemli yapılardır. Kültür varlığı niteliğinde yapılardır. Gelecek kuşaklara bırakılması çok önemlidir” demişti.

Şahabettin Öztürk, zarar görmemesi için tarihi köprünün giriş- çıkışlarına, yüksek tonajlı araçların geçişinin önlenmesi için tabela konulması gerektiğini de dile getirmişti.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/tarihi-kopruye-dokulen-asfalt-sokuldu/haber-1597495

Tarihi Yoros Kalesi Soyulmuş!

İstanbul Beykoz’da yer alan tarihi Yoros Kalesi kazı deposunun 2 Şubat 2015 günü soyulduğu ortaya çıktı. 2013 ve 2014 yılındaki arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan tam 661 eserin hırsızlar tarafından çalındığı tespit edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2018 yılında konuyla ilgili başlattığı soruşturmada bir sonuç elde edilemedi.

Tarihi Yoros Kalesi

Tarihi Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı sırtlarında bulunmakta ve yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hürriyet’in yapmış olduğu habere göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi’nin işbirliğinde 2010’dan bu yana arkeolojik kazı çalışmaları yürütülüyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın tarafından sürdürülen kazılarda bugüne kadar çok sayıda tarihi eser ortaya çıkarıldı. Prof. Yalçın, 2013 yılında verdiği mülakatta “uluslararası bilim camiasının kazı sonuçlarını beklediğini” ileri sürmüştü. Ancak o çalışmalar bir gece hırsızların kalenin içindeki kazı deposunu soymasıyla sekteye uğradı. 2 yıllık kazı çalışması sonucunda bulunan 661 eser ortadan kayboldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 7 Şubat 2015 gecesi Yoros Kalesi arkeolojik kazılarına ait kazı deposunun kapısının mühürü ve kilidi kırıldı. Bu durum ertesi gün kazı bekçisi tarafından bildirildi. Daha önce 2010 yılında da kalenin Bizans dönemine ait mermer kitabesi çalınmış, bir evin ahırında gömülü olarak bulunmuştu.

ÇALINAN ESERLERDEN HİÇBİR İZ YOK

2015 soygunu emniyet tarafından soruşturuldu ancak hiçbir ize rastlanmadı. Kazı ekibi 2013 yılı kazısına ait 233 eser, 2014 yılına ait 428 eser olmak üzere toplam 661 eserin kayıp olduğunu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirdi. Bakanlık, soyguna ilişkin üç yıl boyunca soruşturma başlatmadı. Bakanlık resmi internet sitesinden eserlerin fotoğraflarını paylaşarak koleksiyonerleri uyardı.

Soygundan üç yıl sonra şubat ayında açılan soruşturma sonucunda eserlerle ilgili herhangi bir ize rastlanmadı. Soygunun nasıl olduğu ve içerden yardım alınıp alınmadığı belirlenemedi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kayıp eserler, çeşitli niteliklerinden ötürü etütlük malzeme olarak ayrılan eserlerden olup bazısının çok küçük parçalar halinde formsuz nitelikte, aralarında pişmiş toprak kap (kulp, dip, ağız, gövde, kapak parçaları), kandil parçaları, lüle ve parçaları, sikke, mermi kovanları ve metal objeler şeklinde tanımlanabilen malzemelerden oluştuğu bilinmektedir. Söz konusu kayıp eserlerin bulunabilmeleri için yurtiçinde ve yurtdışında gerekli duyuruları yapılmıştır.”

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/yoros-kalesini-soydular/haber-1597209

Tahtakale’ye ismini Veren Kalenin Burcu Gün Yüzüne Çıktı

İstanbul’un en bilinen ticaret merkezleri arasında yer alan tarihi Tahtakale’nin isminin bölgedeki Bizans kalesinden geldiği bildirildi.

tarihi Tahtakale

İstanbul‘un önemli ticaret merkezlerinden olan Tahtakale semtinin, ismini bölgedeki tarihi Bizans Kalesi’nden aldığı öğrenildi. O dönem gözetleme kulesi olarak kullanılan kalenin burcu günümüzde atölye olarak kullanıldığı görülmektedir.

Tahtakale ve çevresi, İstanbul’un fethedilmesiyle geçmiş asırlarda dünyanın önemli ticaret merkezleri arasına girmiş ve günümüzde de ticaret yoğunluğunun yaşandığı bölgelerin başında gelmektedir. Ticaret erbaplarının yanı sıra tarihi yapılarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Tahtakale’nin adı ülke genelinde birçok şehirde semt ismi olarak da kullanılıyor.

Semtin adı Arapça “Taht-al Kal’a” kelimesinden geliyor

Şehir ve Kültür Dergisi Genel Yayın Yönetmeni araştırmacı-yazar Mehmet Kamil Berse, şehirler, kültürler ve medeniyetler üzerine yaptığı araştırmalarla Tahtakale’ye adını veren kaleyi tespit etti. Bizans döneminde yaptırıldığı öne sürülen kalenin sadece gözetleme kulesi olarak kullanılan burcunun günümüze taşınabildiğini belirleyen Berse, Tahtakale semtinin adını, Arapça kale altı-kale çevresi anlamına “Taht-al Kal’a” kelimesinden aldığını tespit etti.

Burcun Büyük Valide Han’ın mütemmim yapılarından, günümüzde Sağır Han olarak bilinen Sagir Han’ın (küçük han) kuzeydoğu iç duvarına yakın yerde bulunduğunu belirten Berse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu burcun bazı tarihi kayıtlarda Eiren kulesi olarak adlandırıldığını söyledi.

Valide Han’ın altında kale kalıntılarının da olabileceğine işaret eden Berse, doğma büyüme İstanbullu olarak kendisi gibi birçok insanın merak ettiği konuya açıklık getirdiğini vurguladı.

“Kalenin ayakta kalması bizim için çok değerli”

Tahtakale adının söz konusu burçtan geldiği konusunda araştırmalarla kesin kanaat getirdiğini aktaran Berse, şöyle konuştu:

“Bir Osmanlı eserinin içinde bir Bizans yapısının olması ve bağımsızlığını koruyor gibi olması oranın bir kale olduğunu gösteriyor. Zaten görünümü de bir kale burcu gibi. O beni çok heyecanlandırdı. Bunu araştırmam gerektiğini düşündüm.

Semavi Eyice bu ülkede önemli bir Bizantologtur. O zaman hayattaydı, geçen sene Aralık ayıydı. Kendisini ziyaret ettim, durumdan bahsettim. O kaleyle ilgili bütün malumatı biliyor. Hatta ‘ben bununla ilgili bir maddeyi İslam Ansiklopedisi‘ne yazdım. Tahtakale olarak yazmadım ama senin dediğin doğrudur, ben o taraftan düşünmedim’ dedi. ‘O kale aslında Bizans‘tan kalma bir Eiren Kalesi’dir.

Eiren Kalesi‘ni de Sultanahmet‘teki Bizans Sarayı‘nın bir koruma karakolu gibi, muhafız karakolu gibi düşünebilirsiniz’ dedi. Orası aslında bir kale karakoldur, orada ucu görünen de artık üstü tıraşlanmış burçlarından biridir. Ayakta kalması da bizim için çok değerlidir.”

“Bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var”

Osmanlı İmparatorluğu‘nda semt isimlerinin muhakkak bir yere dayandırıldığını dile getiren Berse, şunları kaydetti:

“Osmanlı şehirlerinde şunu görürsünüz, bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var. Eskiden gelen semt, sokak ya da mahalle adlarına baktığınızda ‘ne alaka’ diyebilirsiniz ama araştırdığında sizi bir yere götürür.

Mesala Ayvansaray‘da bir sokaktan geçiyorum adı Külhan Sokak. Hamamların külhanları olur. Etrafa baktım bir hamam göremedim. Sokağın adı külhan ise o çevrede mutlaka bir hamam vardır. Sonra orada yaşlı birine rastladık. ‘Buralarda hamam var mı?’ diye sorduk, ‘Evet, burada hamam vardı. Eskimişti yerine bina yapıldı’ dedi. O isim orada olmasa orada tarihi bir hamamın varlığından haberimiz olmayacak. Buraya bu isim konulunca Tahtakale ismi ki Osmanlı’nın fethinden sonra bu semtler kurulurken buralara mutlaka bir özelliğinden dolayı bu isimler verilmiş. O tarihte buradaki kale büyük bir ihtimalle ayaktaydı.

Yani belki tahrip de olmuş olabilir ama o devrin insanları aşağıda bir yerleşim yeri olunca, Bizans devrinde adı belki farklı olabilir ama bizim dönemimizde buraya bir isim verilecekse ne demişlerdir, ‘kale var burada, altında da iş yeri var. Buranın adı Tahtakale‘dir.’ Buradan yola çıktığımızda bu kaleye ulaşabilirsiniz. Yoksa tahtadan bir kale ararsanız bulamazsınız.”

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tahtakaleye-ismini-veren-kalenin-burcu-gun-yuzune-cikti/1239846

Selimiye Camisi Bayram Boyunca Doldu Taştı

Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camisi, Kurban Bayramı tatilinde ilgi odağı oldu.

Edirne Selimiye Camisi

Kurban Bayramı tatilinde Edirne’ye gelen yerli ve yabancı turistler, Selimiye Camisi‘ne yoğun ilgi gösterdi.

Mimar Sinan’ın ustalık eseri ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camisi, bayram tatilinde ilgi odağı oldu. Çeşitli illerden gelen vatandaşlar, yurt dışında yaşayan Türkler ve yabancı turistler mimari şaheseri ziyaret etti.

Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bayram tatilinde kentteki ve Saros Körfezi’ndeki otellerin dolduğunu söyledi.

Ege ve Akdeniz kıyılarına gitmeyenlerin tatilini kısa turlar yaparak Edirne ve Trakya’daki tatil yörelerinde geçirdiği belirten Hacıoğlu, “Kısa turlarla Edirne’ye gelenler UNESCO Kültür Mirası Selimiye’yi görmeden gitmediler. Bayramdan önce 150 bin ziyaretçi beklediğimizi belirtmiştik ancak gördüğümüz kadarıyla ziyaretçi sayısı bizim beklentimizin iki katına çıktı.” diye konuştu.

Selimiye Camisi önemli bir kültür ve ibadet merkezi

Selimiye Camisi’nin önemli bir kültür ve ibadet merkezi olduğunu ifade eden Hacıoğlu, şunları kaydetti:

“Selimiye Camimizi 300 bin kişi ziyaret etti. Çok şükür bu yıl hem anavatana gelirken hem de giderken gurbetçilerimiz camimize uğradılar. Dolayısıyla bu da ayrı bir memnuniyet oluşturdu. Bu hem kentimizin ekonomisine hemde turizmine büyük katkı sağladı. Selimiye ile tarihi camilerimiz de çok sayıda ziyaretçi aldı. Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü Turizm Enformasyon Büromuz bayramın birinci gününden itibaren açıktı ve görevlilerimiz Edirne’ye gelen tarihi ve turistik yerleri görmek isteyenleri bilgilendirdi.”

“Selimiye inanç turizminin merkezi”

Selimiye Camisi İmam Hatibi ve müezzini Yusuf Serenli de Selimiye Camisi’nin hem ibadet hem de kültürel anlamda çok önemli bir cami olduğunu söyledi.

Selimiye’nin inanç turizminin merkezi olduğunu belirten Serenli, “Camimiz hem yurt içi hem de yurt dışından çok sayıda ziyaretçi alıyor ancak bayram dolayısıyla bu sayı daha da arttı. Bu dönemde gurbetçilerimiz yaşadıkları ülkeye dönerken camimizi ziyaret edip memlekete veda ettiler. 24 saat bu yoğunluk devam ediyor. Her yaş grubundan ziyaretçimiz var. Çocuklar, büyükler, orta yaşlılar herkes Selimiye’de. Selimiye’deki turizm hareketliliği kente de ekonomi anlamında katkı sağlıyor.” diye konuştu.

“Müthiş güzellikte ve mimaride”

İstanbul’dan gelen Aziz Yurt da Selimiye Camisi’ni yıllardır merak ettiğini, ziyaret etmenin bu yıl nasip olduğunu ifade etti.

Kars’tan gelen Serhat Ekinci ise bayram tatili dolayısıyla Edirne’de bulunduğunu belirterek, “Selimiye çok güzel bir cami, tarihi güzellikleri açıkça gösteriyor.” diye konuştu.

Selimiye Camisi’ni “müthiş güzellikte ve mimaride” diye tanımlayan Kasım Sezer de “Daha önce gelmiştim ama her geldiğimde Selimiye’yi görmeden, burada ibadet etmeden Edirne’den ayrılmam. Rabb’im burayı yapanlardan ve yaptıranlardan razı olsun.” şeklinde konuştu.

Ahmet Tezcan da yıllık iznini Türkiye’de geçirdiğini ve Almanya‘ya dönmeden önce Selimiye Camisi’ni ziyaret ettiğini kaydetti.

EDİRNE – CİHAN DEMİRCİ

Başkentin Kültür Hazinesi: Roma Hamamı

Roma Hamamı Açık Hava Müzesi, içerisinde barındırdığı mezar stelleri, kitabeler ve mimari parçalardan oluşan bölümleriyle Ankara’nın tarihine ışık tutuyor.

Roma Hamamı

TRT Haber Kültür Sanat kategorisinde değinilen habere göre; Roma Hamamı Açık Hava Müzesi, içerisinde barındırdığı mezar stelleri, kitabeler ve mimari parçalardan oluşan bölümleriyle Ankara‘nın tarihine ışık tutuyor.

Ankara Roma Hamamı
Başkent Roma Hamamı
.

Kaynak; https://www.trthaber.com/foto-galeri/baskentin-kultur-hazinesi-roma-hamami/19243/sayfa-1.html

Dünyanın Meşhur Camileri

Dünyada kendine has tasarımıyla öne çıkan birçok görkemli cami bulunmaktadır. Bu camiler sahip oldukları ihtişamları ile görenlerin gözlerini kamaştırmaktadır. İşte Dünyanın Meşhur Camileri ‘nden bazıları;

1-ŞAH ÇERAĞ CAMİİ

İran‘ın Şiraz kentinde bulunan Şah Çerağ Camii, dünyadaki en ihtişamlı camilerden birisidir. Bu kutsal mekan. Farsça’da ‘Işıkların kralı- Işık şahı’ anlamına gelen Şah Çerağ ismini almıştır. Şah Çerağ, 14. yüzyılda yapılan bir yapı olmakla birlikte bugünkü halini 20. yüzyılda almıştır. Zaman içerisinde eskiyen bölümler tekrar elden geçirilmek surtiyle günümüzdeki görkemli haline dönüştürülmüştür. İhtişamındaki en önemli pay ise, adını almasında etkili olan ışığıdır.

2- LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ

Şimdiki ismiyle Lala Mustafa Paşa Camii olarak bilinen bu mimari eser, Kıbrıs‘ın Gazimağusa kentinde Luzinyan döneminde gotik mimariyle yapılmış “St Nicholas Katedrali” olup, Osmanlı İmparatorluğu‘nun 1571 yılında Kıbrıs’ı ele geçirmesiyle beraber camiye çevrilmiştir. Daha sonra gotik mimarisi kullanılarak minare eklenmiş olan Lala Mustafa Paşa Camii, geçmişte bir çok kral ve kraliçenin taç giydiği şehrin en önemli anıtı ve simgesidir. Lala Mustafa Paşa Camii, gerek mimari yapısı, gerekse de şehirle olan uyumu ile bu tarz yapılara verilecek en önemli örneklerdendir.

3- MESCİD-İ HARAM

Dünya üzerinde inşa edilen ilk mescit olan Mescid-i Haram,  dünyadaki tüm müslümanların hac ve umre vazifelerini yerine getirmek için gittikleri Kâbe-i Muazzama‘yı da kapsayan mekanın adıdır. Mescid-i Haram’ın içerisinde bulunan Kâbe, Hz. İbrahim tarafından inşa edilmiş olup, müslümanların kıblesidir. Müslümanların kıblesi Mescid-i Haram’dan önce Kudüs’teki Mescid-i Aksa idi. Kabe, zaman içerisinde birçok defa değişikliğe uğramış, günümüzde ilaveler ile birlikte 361.000 metrekarelik bir alanyla en son halini almıştır.

4- PEMBE CAMİ

İran‘ın bir başka dünyaca ünlü camisi Şiraz kentindeki Nasır El-Mülk Camii‘dir. Çoğunlukla “Pembe Cami” olarak bilinmekle birlikte; “Renkli Camii”, “Gökkuşağı Camii” veya “Kaleidoscope (sürekli değişen manzaralı) Camii” şeklinde de isimlendirilir. Bu alanda, ışık ve ibadet iç içe girer. Gün doğumu ile cami hayat bulur ve renkler, dönen dervişler gibi gün boyu dans ederek dolaşır; zemin, duvarlar, kemerler ve yükselen kuleler üzerinde yansır. 5- SULTAN AHMET CAMİİ
Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında Osmanlı Padişahı Sultan I. Ahmed tarafından, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya yaptırılan camidir. İstanbul’daki tarihî yarımadada bulunan Sultan Ahmed Camii; mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve ana kubbe ve yarım kubbelerinin içi de yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1934 yılında müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul‘un ana camii konumuna ulaşmıştır.

6- WILAYAH PERSEKUTUAN CAMİİ

Malezya‘nın başkenti Kuala Lumpur’da bulunan Wilayah Persekutuan Camii, mimarisinin güzelliğiyle görenleri büyüler.

7- PUTRA CAMİİ

Yine Malezya‘da bulunan görkemli camilerden biri de Putra Camii olup, en belirgin özelliği, işlemeleriyle kendine hayran bırakan büyük ve küçük pembe kubbeleridir. Bu özelliğinden dolayı Pembe Cami olarak ta bilinir. Putra Camii’nin duvarlarında ağırlıklı olarak cam malzemelerin yanı sıra, büyüleyici bir güzelliğe sahip gül işlemeleri ve mermer oymalar dikkat çeker. Kubbesinde pembe granitin kullanıldığı Putra Camii’nin avlusu, birbirinden güzel süslemeli havuz ve sütunlardan oluşturulmuştur.

8- PETERSBURG MERKEZ CAMİ

Petersburg Merkez Camii, Rusya‘nın St. Petersburg kentinde bulunur. Dönemin Buhara Emiri Sayid Abd-al Ahad Han, cami arazisi ve yapımı için büyük mali destek sağlamıştır. Caminin temeli 1909 yılında, Rusya İmparatorluğu döneminde, 2. Nikolay’ın izni ile atılmıştır. 49 metre yüksekliğinde iki minaresi ve 39 metre yüksekliğinde kubbesi olan caminin inşası, mimar Nikolay Vasilev ve mühendis Stepan Kriçinski tarafından gerçekleştirildi. İnşaatın mimarisinde Türkistan sanatından esinlenildiği görülür. Cami 1920 yılında tam olarak ibadete açıldı.

9- KUL ŞERİF CAMİİ

Kul Şerif Camisi, Rusya’ya bağlı olan Tataristan Cumhuriyeti‘nin başkenti Kazan’da bulunur ve alışık olduğumuz cami mimarisinden farklı bir bakış açısıyla kendisinden oldukça söz ettirir. Cami iki platformdan oluşmakta, üst platform camii olarak, alt platform ise müze ziyaretleri için hazırlanmaktadır. Bayram namazları ve cuma namazları için altı bin kişilik ilave kapasiteli avlusu bulunur.

10- MOSKOVA MERKEZ CAMİİ

5000 kişilik Moskova Merkez Camii, Rusya Müslümanları Dini İdaresi tarafından Rusya‘nın başkenti Moskova’da inşa ettirilmiştir. Caminin iç dekorasyonu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından, klasik Osmanlı sanatı üslubuyla yaptırıldı. Toplam kapalı alanı yaklaşık 19 bin metrekare olan Moskova Merkez Camisi’nde aynı anda 10 bin kişi namaz kılabilecek. Caminin kubbe yüksekliği 46, kubbe çapı 22 metre, iki büyük minaresinin uzunluğu ise 81 metredir.

11- PEMBE CAMİ

Pembe Cami, Filipinler‘in Maguindanao eyaletindeki Datu Suudi Ampatuan kasabasında bulunur. Sevgi, barış ve karşılıklı anlayışı sembolize ettiğine inanıldığı için masalsı pembe renkte inşa edilen cami, 2014 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır.

12- SULTAN QABOOS BÜYÜK CAMİİ

Etkileyici bir mimari eser olan Sultan Qaboos Büyük Camii, Umman Sultanlığı’nın başkenti Maskat‘ta bulunur. İç görünümüyle göz kamaştıran caminin cephesi de Hint kumtaşı ile inşa edilmiş olup, doğal çevre ile mükemmel bir renk uyumu sağlamaktadır.

13- ŞEYH ZAYED CAMİİ

Şeyh Zayed Camii, Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi‘dedir ve 2007 yılında halka açılmıştır. Kullanılan bir çok malzemenin Türkiye, Yeni Zelanda, Almanya gibi dünyanın birçok farklı ülkesinden getirildiği Şeyh Zayed Camii, İslam kültürünü sergilemenin yanında diğer dinlerle karşılıklı etkileşimi de desteklemeyi amaçlamaktadır.

Kaynak; https://www.sondakika.com/fotogaleri/dunyanin-en-gorkemli-camileri/