Tarihi Yarımada İçin ‘Koruma’ Hamlesi!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul’daki Tarihi Yarımada için ‘koruma’ hamlesi başlattı. Bakanlık, Tarihi Yarımada’nın korunması amacıyla alandaki kültür varlıklarının durumunu net bir şekilde ortaya koyacak envanter çalışması yapıyor.

İstanbul Tarihi Yarımada

İstanbul Tarihi Yarımada için ‘koruma’ hamlesi başladı

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul’daki Tarihi Yarımada için ‘koruma’ hamlesi başlattı. Bakanlık, Tarihi Yarımada’nın korunması amacıyla alandaki kültürel varlıkların durumunun net bir şekilde ortaya konulacağı ve oluşturulacak envanter doğrultusunda koruma amaçlı imar planlarının yeniden ele alınacağını duyurdu.

AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, Bakanlık, UNESCO Dünya Miras Listesi‘nde bulunan, içerisinde Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camisi, Ayasofya Müzesi, Kapalı Çarşı gibi birçok önemli kültürel değeri barındıran Tarihi Yarımada’nın durum tespiti için harekete geçti.

Bakanlık, Tarihi Yarımada’yla ilgili kurumlarda tescilli eser listelerine yönelik verilerin birbirinden farklı olduğunu tespit etti. Bunun üzerine Bakanlık, bölgeyle ilgili ilçe belediyelerinin listelerini bir araya getirerek yeni bir envanter hazırlanması kararı aldı.

Derlenen Kültürel Varlıklar, harita üzerine yansıtıldı

Bu kapsamda ilk olarak kurumların listelerinden derlenen kültürel varlıklar, harita üzerine yansıtıldı.

Bakanlık uzmanları, bu harita ışığında Tarihi Yarımada üzerindeki kültürel varlıkların durumu ve belirlenen yerlerde olup olmadıklarına ilişkin yerinde incelemeler yapmaya başladı.

İncelemelerin tamamlanmasıyla uzun yıllar sonra Tarihi Yarımada’nın güncel durumunu, alanda ne kadar kültürel varlığın bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyacak güncel bir envanter oluşturulacak.

Söz konusu envanter, ilgili kurum ve kuruluşlara da dağıtılacak.

Tarihi Yarımada’yı ‘Koruma’ amaçlı imar planları elden geçecek

İstanbul Tarihi Yarımada’nın korunmasını amaçlayan yeni envanter, aynı zamanda buraya yönelik koruma amaçlı imar planlarının da tekrar ele alınmasını sağlayacak.

Bakanlık uzmanları, yeni envanterin koruma amaçlı imar planlarının revize edilmesine de gerekçe olacağı görüşünde birleşiyor.

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tarihi-yarimadayi-koruma-hamlesi-/1328026

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan yayınlanmıştır.

700 Yıllık Tarihi Osmanlı Köyü Cumalıkızık!

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan 700 yıllık tarihi Osmanlı köyü Cumalıkızık, İş adamı Murat Uysal’ı kendisine bağladı. İş adamı Uysal, emekli olduktan sonra Cumalıkızık’ta harabe bir konağı alıp restore ettirdi.

700 yıllık Osmanlı köyü Cumalıkızık

700 yıllık tarihi Osmanlı köyü Cumalıkızık’ta Osmanlı konağı satın alıp restore ettirdi

700 yıllık tarihi Osmanlı köyü Cumalıkızık, 42 yılını İstanbul‘da gıda sektöründe geçiren iş adamı Murat Uysal’ı cezbetti. Uysal, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nce (UNESCODünya Mirası Listesi‘ne alınan Cumalıkızık‘ta harabeye dönmüş bir Osmanlı konağını satın alıp restore ettirdi. Tarih meraklısı iş adamı Uysal, konakta hem yaşıyor hem de turizm hizmeti sunuyor.

AA muhabirinin yaptığı habere göre Murat Uysal, İstanbul’daki şirketini kardeşlerine devrettikten sonra hayalindeki emekliliği yaşamak için 5 yıl önce, Cumalıkızık’ta yıkılmak üzere olan harabe şeklindeki bir Osmanlı Konağı‘nı satın aldı. Uysal, mimar kardeşinin yardımıyla yaklaşık 4 yıllık süreçte konağı aslına uygun olarak restore ettirdi.

İş adamı, ciddi maliyetle aslına uygun olarak yenilediği, tarihe uygun eşyalarla donattığı konağın üst katında kendisi yaşarken, zemin katı ve bahçesinde de müşterilerine hizmet veriyor.

Uysal, “Cumalıkızık, 700 yıllık bir Osmanlı köyü. Çok fazla özellikleri var. Manevi duyguları tarihle birleştirdiğimizde çok güzel bir hayat ortaya çıkıyor. Buraya çok çabuk alıştım. Sanki 50 yıldır burada yaşıyor gibiyim. Yörenin insanları çok sıcakkanlı.” dedi.

Konağı harabe vaziyette aldık

Konağın restore edilmesinde kardeşinin emeğinin büyük olduğunu anlatan Uysal, şunları söyledi;

“Benim böyle bir işletme hayalim vardı. Kardeşim çok emek verdi. Onun emeklerinin heba olmasını istemedim. Konağı aldığımızda harabeydi. Çatısı yok gibiydi. Giriş kısmı ahır, bir tarafı da samanlıktı. Üst kısmındaki evde ise yaşlı bir ninemiz vardı, o vefat etti. Burasının benim yaşam alanım olduğunu daha iyi anladım. Emekliliğimin tadını güzel şekilde çıkarabileceğimi, insanlara tarihle ilgili bir şeyler anlatabileceğimi düşündüm.”

Restorana ‘Diriliş Konağı’ adını verdiğini ifade eden Uysal, “Ben hep bir arayış içindeyim. Yaşlılarla oturup sohbet etmeyi severim. Yaşlılarımız bizim için tarihi birer hazine. Cumalıkızık yolları Osmanlı’nın ince düşüncesiyle yapılmış mühendislik harikası. Ortasından geçen kanalcık var. Gelen suların bu kanalcıktan akması sayesinde kimsenin evine su girmez.” diye konuştu.

Uysal, restorasyonun 4 yıl sürdüğünü belirterek, şunları kaydetti:

“Her türlü izini alındıktan sonra tarihi dokuya zarar vermeden aslına uygun restore edildi. Bahçesinde de çevre dizaynı yaptık. Yaklaşık 900 metrekare civarında. İş adamlığını bırakıp emekliliğin de tadını çıkarıyorum. Restoranımızda da kahvaltı ve yemek türlerini sunuyoruz. Özellikle köy kahvaltımızda doğal ürünlere ağırlık veriyoruz. Bölgede kırsal alanlarda yaşayanlarca yapılan ürünleri veriyoruz kahvaltıda. Gözleme için hazır yufka kullanmıyor, burada çalışan kadınlarımız anlık olarak açıyor. Doğum günü ve özel günlerde de halkımıza hizmet veriyorum. Üst katında da kendim yaşıyorum.”

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tarih-meraki-700-yillik-osmanli-koyune-yatirim-yaptirdi/1316191

Safranbolu, Osmanlı’dan Geleceğe Miras!

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Safranbolu ilçesinde, Osmanlı döneminden kalma yaklaşık 600 tarihi eser, restore edilerek gelecek nesillere miras olarak bırakılacak.

‘Osmanlı’nın parmak izi’ Safranbolu, gelecek nesillere miras olarak bırakılacak

Karabük ilinin bir ilçesi olan Safranbolu, “en iyi korunan 20 kent” arasında bulunan ve Türkiye’de kent ölçeğinde UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ndeki tek yer olma özelliği taşır. 8 Ekim 1976 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı Safranbolu için “koruma kararı” aldı.

“Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” kararı alındıktan sonra geçen 42 yıllık sürede, yaklaşık 600 tarihi eser, basit ve genel onarımlarla restore edilerek turizme kazandırıldı. Safranbolu, Osmanlı mimarisini, şehir hayatını ve kültürünü yansıtmasından dolayı “Osmanlı’nın parmak izi” olarak adlandırılmıştır. O dönemden kalma han, hamam, konak, çeşme, cami ve köprüleriyle açık hava müzesini andıran tarihi ilçede, vatandaşlar da koruma bilincini benimseyerek tarihi dokunun bugünlere gelmesine katkı sağladı.

AA muhabirinin yaptığı habere göre, 1976’da Türk belgesel sinemacılığının ustası olarak gösterilen merhum Suha Arın tarafından çekilen Altın Portakal ödüllü ‘Safranbolu’da Zaman’ belgeseli ile yüksek mimar Yavuz İnce‘nin çalışmaları, ilçenin koruma altına alınarak kültürel varlıkların restore edilmesinin önünü açtı.

Safranbolu her geçen gün değer kazanıyor

Safranbolu Kaymakamı ve Belediye Başkanvekili Fatih Ürkmezer, Safranbolu’nun koruma altına alınma sürecinin 1970’li yıllarda başladığını söyledi. Ürkmezer, ilçenin koruma altına alınmasında Suha Arın, yüksek mimar Yavuz İnce başta olmak üzere Karabüklülerin büyük katkısı olduğuna işaret etti. Ürkmezer;

“Safranbolu, o günkü insanların çalışmaları ve Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ön görüsüyle günümüze bir dünya miras kenti olarak ulaştı. Bu çalışmalar, 1994’te UNESCO tarafından koruma altına alınarak zirveye ulaştı. Bu konuda Safranboluluların da çok büyük bir bilinci var. Onların sahiplenmesi ve devletin de yönlendirmesiyle Safranbolu sadece Türkiye’de değil, dünyada koruma altında olan 20 şehirden biri. Safranbolu her geçen gün değer kazanıyor. Safranbolu’ya gelen yerli ve yabancı turist sayısında yıllar bazında düzenli bir artış var. Gelen yerli ve yabancı turistler ilçemizdeki hizmetlerden çok memnun.

Kaymakamlık ve belediye olarak da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle korumacılık ve restorasyon alanında her geçen gün çalışmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Rüşdiye Binası

Ürkmezer, 57 tarihi çeşme ile Sultan Abdülhamid Han tarafından 1909 yılında yaptırdığı Rüşdiye Binası‘nın Kalealtı İlkokulu olarak restorasyon çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Kent Tarihi Müzesi‘nin, tarihi cezaeviyle bir bütün olarak yeniden müze şeklinde dizayn edildiğini belirten Ürkmezer, Akçasu Mahallesi’nde 17 evin restorasyon projelerinin çizildiğini aktardı. Ürkmezler;

Tarihi Çarşı‘da 67 dükkanın restorasyon projesini Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı desteğiyle yerine getireceğiz. Yerel yönetim ve genel idare temsilcisi olarak ilgili bölge kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde Safranbolu’da korumacılığın gelecek kuşaklara aktarılması için çalışmaya bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğiz.

İlçemiz; tarihi, kültürel değerleriyle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da öne çıkmaya devam edecek. İlçede doğal sit olan yerler var. Bartın karayolu üzerindeki ağaçlar herkes tarafından biliniyor. Doğal güzelliklerimiz, kültürel, tarihi sit alanlarımızla beraber Safranbolu, yerli ve yabancı turistlerimize hizmet vermeye devam edecek.” dedi.

İznik’te 2500 Yıllık Yollar Bulundu!

Bursa ili İznik ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında milattan önce dördüncü yüzyıla kadar uzanan Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait aynı güzergahta üst üste yapılmış yollar bulundu.

Bursa İznik

AA, Sinan Balcıkoca‘nın yaptığı habere göre;

Bursa ili İznik ilçesindeki tarihi surların İstanbul Kapı bölümünde devam eden kazı çalışmalarında RomaBizans ve Osmanlı dönemlerine ait aynı güzergahta üst üste yapılmış yollar ortaya çıkarıldı.

Geçen yıl Müze Müdürlüğü başkanlığında başlayan kazı ve restorasyon çalışmalarında, normal yol seviyesinden 74 santimetre aşağı inildiğinde Osmanlı dönemine ait taş döşemeli yola ulaşıldı.

Bu sene de devam eden kazı çalışmalarında Osmanlı dönemi yol kotundan 43 santimetre daha aşağı inince, Bizans dönemi yola ulaşıldı. 50 santimetre daha derine inildiğinde ise Roma dönemine ait mermer bloklardan oluşan yola ulaşıldı.

İstanbul Kapı Roma, Bizans, Osmanlı dönemleri

Restorasyon Sürüyor

İznik Müze Müdür Vekili Hasan YAŞAR konu ile ilgili açıklamada bulundu. Yaşar, İstanbul Kapı‘nın İznik’in dört ana kapısından biri olduğunu belirtti.

İstanbul Kapı’da yapılan restorasyon çalışmalarının iki aşamadan oluştuğunu belirten Yaşar, “proje kapsamında önce derzler temizleniyor, ardından onarım yapılıyor. Restorasyon çalışmalarımız, gelen ziyaretçilere surların hem eski hem de yeni halini gösterecek bir teknikle devam ediyor. Esas amacımız surları ayakta tutabilmektir.” dedi.

Yaşar, geçen yıldan beri İstanbul Kapı içinde dört alanda araştırma kazısı yaptıklarını ifade ederek, şunları söyledi;

“Müze Müdürlüğü başkanlığında süren araştırma kazılarında geçen yıl Osmanlı dönemine ait yol döşemelerine ulaştık. Bu yolu tamamen ortaya çıkardık. Daha alt kotlara inildiğinde ise Bizans dönemine ait mermer bloklardan oluşmuş yol döşemesini bulduk. Bunun da bir alt seviyesine indiğimizde ise Roma dönemi mermer blok yol döşemesini gün yüzüne çıkardık. Gördük ki, medeniyet değişmiş olmakla birlikte yol güzergahı değişmemiş.”

Kazıları 2018 yılı sonuna kadar bitirmeyi planlıyoruz

Kazıları bu yıl sonuna kadar bitirmeyi planladıklarını, Restorasyon çalışmalarının ise devam edeceğini ifade eden Yaşar, kazı sırasında iç avluda bir mezarlığa da rastladıklarını belirtti.

Yaşar, Restorasyonu bitirip, kısa süre içerisinde de ziyarete açmayı hedeflediklerini ifade etti.

2 bin yıllık tarihi bir dakikada göreceksiniz

İznik Belediye Başkanı Osman Sargın da İznik’in tarih boyunca medeniyetlere başkentlik yaptığını, bu sebeple tarafından tarih fışkırdığını belirtti.

Sargın; “İstanbul Kapı’da yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkan yol kalıntıları beni çok heyecanlandırdı. 2 bin yıllık tarihi bir dakikada göreceksiniz. 2019 yazında tam olarak hizmete girdiğinde, turistler Roma dönemine ait araçlarla gezinti yapabilecek, Constantine‘nin yürüdüğü yolda yürüyebilecek. İstanbul Kapı sayesinde bölgeye gelen turist sayısı da artacak.” dedi.

Eyüpsultan Kovuk Kemer Restorasyonu

16’ncı yüzyılda yapılan, mimarlığını Mimar Sinan’ın yaptığı, Eyüpsultan Kovuk Kemer restorasyon çalışmaları havadan görüntülendi.

Eyüpsultan Kovuk Kemer

20 milyon liraya mal olacak olan Eyüpsultan’daki Kovuk Kemer’in restorasyon çalışmaları devam ediyor.

Eyüpsultan‘da bulunan, 16’ncı yüzyıl Osmanlı dönemi sanat yapılarından olduğu belirtilen, 408 metre uzunluğa, 35 metre yüksekliğe sahip olan Kovuk Kemer’in mimarlığını Mimar Sinan yapmıştır. Restorasyonu devam eden Eyüpsultan Kovuk Kemer’in restoresi yaklaşık 20 milyon liraya mal olacak.

Kovuk Kemer, Eğri Kemer ve Kırık Kemer gibi isimlerle de anılmaktadır. Kemere ait hava görüntülerinde; 3 katında toplam 31 farklı kemer gözünün görüldüğü tarihi kemerin belirli gözlerindeki yıpranmalar dikkati çekmektedir.

Restorasyon 2020 Yılında Bitecek

Hava fotoğraflarından görüldüğü kadarıyla, tarihi kemerin duvarlarındaki bazı taşların kırılmış olduğu tespit edilmiştir.

2020 yılında tamamlanması öngörülen kemerdeki restorasyon çalışmaları, İSKİ tarafından yürütülmektedir. Restorasyon çalışmalarına uzman bir ekip de destek vermektedir. Çalışmalar sayesinde tarihi yapının gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktarılması sağlanacak.

Hasibe Karadağ – Ahmet Faruk Sarıkoç

Kaynak ; http://www.iha.com.tr/haber-restorasyonuna-baslanan-eyupsultandaki-kovuk-kemer-havadan-goruntulendi-741649/

‘Merzifon Arastası’ Geleneksel Alışverişin Simgesi

AA, Tarihi Yaşatan Çarşılar bölümünde, Amasya ili Merzifon ilçesindeki tarihi Merzifon Arastası ele alındı. ‘Merzifon Arastası’ Geleneksel Alışverişin Simgesi.

Amasya Merzifon Arastası

Yüzyıllardır bölgenin ticaret merkezi olma özelliğini koruyan, ayakkabıcı, terzi, kasap, pideci gibi  pek çok esnafın faaliyet gösterdiği tarihi Merzifon Arastası; yüzyıllardır bölgenin ticaret merkezi olma özelliğini koruyor.

17. yüzyılda Amasya ili, Merzifon ilçesinde yapılan Karamustafa Paşa Külliyesi içindeki en önemli yapılardan olan geleneksel alışverişin simgesi tarihi bedesten, etrafındaki esnafa ekmek kapısı oluyor.

Bakırcılık, semercilik gibi meslekleri yüzyıllardır ayakta tutmaya çalışan, geleneksel Osmanlı mimarisini yansıtan tarihi çarşı, yöresel ürünleri ve nostaljik yapısıyla kente gelen ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Kına gecesi, düğün, doğum, bayram gibi özel gün alışverişleri, yöresel yiyecekler, geleneksel el sanatları ürünleri almak isteyenler, 300 dükkanın faaliyet gösterdiği Merzifon Arastası’nın yolunu tutuyor.

Merzifon Arastası, ilçenin stratejik yapısı dolayısıyla, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kervanların sıkça uğramasıyla ekonominin canlı tutulduğu tarihi bir çarşıdır

Bu Dokuyu Gelecek Nesile Taşımalıyız

Merzifon Belediye Başkanı Alp Kargı, yaptığı açıklamada, Merzifon Arastası’nda ticaretle birlikte tarihin canlı olduğunu söyledi. Kargı, şöyle devam etti:

“Bizim için çok önemli olan geleneksel alışverişin, geleneksel yaşamın her boyutunu görebileceğiniz arastada 300’e yakın esnaf var. Burası bizim için çok kıymetli, çünkü kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizin burada kaybolmadığını görüyoruz. Berberi, terzisi, ayakkabıcısı, lokantacısıyla yaklaşık 500 yıllık bir tarih var ve bu tarihi dokunun içerisinde alışveriş yapıyorsunuz. Ben yorulduğum anlarda kendimi bu çarşıya atıyorum. Çünkü burada gerçek bir yaşam, yüzyıllardır süregelen bir gelenek var.”

Başkan, çarşıda ticaretin geleneklere ve eski esnaf kültürüne göre sürdürüldüğünü vurguladı. Kargı, aynı iş kolunda çalışan bir esnafın siftah ettikten sonra, “Ben siftah yaptım, karşı komşum siftah yapmadı, alışverişini oradan yap” dediği geleneğin devam ettiğini anlattı.

Bu dokuyu gördükçe sorumluluklarının farkına vardığını ifade eden Kargı; “Vatandaşlarımızı eşini, çocuğunu yanına alıp bu arastayı gezmeye davet ediyorum. Alışveriş yapmasalar dahi burada insanlar huzuru bulacaktır. Buranın nasıl yüzyıllar öncesinden bu zamana kadar geldiğini biliyorsak, bizim de sonraki yüzyıllara bu dokuyu taşımamız gerekiyor.” ifadesini kullandı.

60 yıldır arastada terzilik yapan Ahmet Alataş; Çarşı bizler için bir ekmek kapısı olmanın huzur kaynağı anlamına da geliyor. Burada bir kültürü, bir tarihi yaşatmaya çalışıyoruz. Çok şükür, bugüne kadar getirdik. Tek hayalimiz bu çarşının, en önemlisi buradaki kültürün devam etmesi.” şeklinde konuştu.

İmam Abdullah Zaviyesi Yerine Taşındı

Ilısu Barajı göl alanında kalan tarihi İmam Abdullah Zaviyesi türbe bölümü de, Zeynel Bey Türbesi ve Artuklu Hamamı’nın ardından Hasankeyf  Yeni Kültürel Park Alanı‘ndaki yeni yerine taşındı.

Devlet Su İşleri (DSİGenel MüdürlüğünceIlısu Barajı HES Projesi kapsamında kalan tarihi Zeynel Bey Türbesi ve Artuklu Hamamı daha önce Hasankeyf  Yeni Kültürel Park Alanı’na nakledilmişti. Alanda İmam Abdullah Zaviyesi türbe bölümü için de yer ayrılmıştı. Bugün de İmam Abdullah Zaviyesi yerine taşındı.

Türkiye‘de Ilısu Barajı HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma Kurtarma Çalışmaları kapsamında, ilk defa geçtiğimiz sene uygulanan proje ile nakil işlemi gerçekleştirilmişti. Proje kapsamında baraj gölü alanından çıkarılan 540 yıllık Zeynel Bey Türbesi ve 1500 ton ağırlığındaki Artuklu Hamamı‘nın bir bütün olarak yeni yerlerine taşınmıştı. İmam Abdullah Zaviyesi ‘nin Hasankeyf  Yeni Kültürel Park Alanı‘na nakil işleminin ardından, 611 yıllık Sultan Süleyman Camisi minaresinin taşınma çalışma sürüyor.

Bu kapsamda türbe, minare ve müştemilat olarak üç bölüm halinde taşınacak olan 850 ton ağırlığındaki İmam Abdullah Zaviyesi’nin türbe bölümünün, gece saat 06.00’da başlayan 256 tekerlekli, (SPMT) aracına yüklenip, yaklaşık 2 bin 400 metre uzaklıktaki yeni yerine nakli tamamlandı. Zaviyenin minare bölümü de hafta içinde taşınacak.

DSİ Genel Müdür Yardımcısı Murat Dağdeviren, konu ile ilgili gazetecilere açıklamada bulundur. Tarihi bir güne daha şahitlik ettiklerini ifade eden Dağdeviren, daha önce aynı sistemle Zeynel Bey Türbesi ve Artuklu Hamamı’nın da taşındığını hatırlatarak, zaviyenin 12. yüzyılda Artuklular zamanında yapıldığını ve Eyyubiler döneminde İmam Abdullah’ın kabri esas alınarak yeniden şekillendirildiğini, son restorasyonunun ise 1478 yılında Akkoyunlular zamanında gerçekleştirildiğini belirtti. İlerleyen dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemlerinde de çeşitli restorasyonların yapıldığı bilgisini veren Dağdeviren;

“Zaviyemiz bir türbe, onun doğusunda 13 metre yüksekliğinde bir kule, doğu ve güneyinde bağlantılı olacak şekilde eyvan ve müştemilat kısmından oluşuyor. 800 ton ağırlığında kargir bu yapı bugüne kadar yapmış olduğumuz taşımalardan daha da kritik çünkü yapının çeşitli yerlerinde asimetriler var. Dolayısıyla daha hassas bir taşıma yapmamız gerekiyor” dedi.

Barajın Yıllık Getirisi 400 milyar Dolar

Dağdeviren, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı teknik personeli ile bilim kurulu üyelerince çalışmaların çok büyük hassasiyetle yürütüldüğüne işaret etti. Dağdeviren; “Ilısu Barajı, 24 milyon metreküp gövde dolgu, 10 milyon metreküp rezervuar hacmiyle, dünyanın kendi sınıfında en büyük barajıdır. Yıllık 400 milyar dolar gibi bir getirisi olacak. Böylece yerli ve yenilenebilir milli kaynakları harekete geçirmiş olduk. Bununla birlikte petrol ve enerji ürünlerinin ithalatında düşüş sağlanacak. Ülkenin cari açığının önemli bir kısmını oluşturan bu ürünlerin ithalatındaki düşüş, cari açığı azaltmak suretiyle Türkiye ekonomisine önemli katkı sağlayacak.” diye konuştu. Dağdeviren, bunu yaparken bir taraftan da tarihe ve kültüre sahip çıktıklarını vurguladı.

Dağdeviren, son olarak şunları kaydetti:

“Sırada Kızlar, Süleyman Han, Koç, El-Rızık camileri ve Orta Kapı var. Bazı önemli mimari yapılar taşınmaya devam edecek. Bazıları ise yerinde korunacak. Dicle Vadisi‘nde yapmış olduğumuz dolgular, mağaraların korunmasını sağlayacak. Gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak. Yamaç Terası ve Küçük Saray yapılarıyla ilgili çalışmalar da tamamlandı.”

Muhabir: Hasan Namlı

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/tarihi-imam-abdullah-zaviyesi-yeni-yerine-tasindi/1250797

Tarihi Şeytan Köprüsü Asfalttan Arındırıldı!

Van Muradiye ilçesindeki 19’uncu yüzyılda inşa edilen Tarihi Şeytan Köprüsü üzeri asfalt kaplanmıştı. Büyük tepkiye neden olan beton asfalt, dün akşam saatlerinde başlatılan çalışmalarla müteahhit tarafından söküldü.

Tarihi Şeytan Köprüsü

İlçe merkezine yaklaşık 6 kilometre uzaklıkta Bend-i Mahi Çayı üzerine yaklaşık 200 yıl önce inşa edilen ve halen çevredeki birçok köye ulaşımın sağlandığı tarihi köprü üzerine dökülen asfalt, tepkilerin ardından müteahhit firmanın işçilerince söküldü. Dün akşam saatlerinde başlatılan söküm çalışmaları kısa sürede tamamlandı. İş makineleriyle kesilen asfalt, işçiler tarafından küreklerle kazındı.

Konuyla ilgili dün açıklama yapan ÇEKÜL Vakfı Van Gölü Havzası Bölge Koordinatörü mimar Şahabettin Öztürk, köprünün, Van‘ın önemli tarihi mirasları arasında yer aldığını belirtmişti. Tarihi yapıların önemine değinen Öztürk, yapılanın, yasal anlamda suç olduğunu kaydetti. “Tarihi yapıların mimari dokusuna uygun ve 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun yapısına uygun uygulama yapılması gerekir. Asfalttan görsel olarak kaçınmak gerekir. Orijinalde moloz taş kaplama olması gerekirken, asfalt bu ilgili yasaya aykırıdır. Bu tarihi yapılar, önemli yapılardır. Kültür varlığı niteliğinde yapılardır. Gelecek kuşaklara bırakılması çok önemlidir” demişti.

Şahabettin Öztürk, zarar görmemesi için tarihi köprünün giriş- çıkışlarına, yüksek tonajlı araçların geçişinin önlenmesi için tabela konulması gerektiğini de dile getirmişti.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/tarihi-kopruye-dokulen-asfalt-sokuldu/haber-1597495

Tarihi Yoros Kalesi Soyulmuş!

İstanbul Beykoz’da yer alan tarihi Yoros Kalesi kazı deposunun 2 Şubat 2015 günü soyulduğu ortaya çıktı. 2013 ve 2014 yılındaki arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan tam 661 eserin hırsızlar tarafından çalındığı tespit edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2018 yılında konuyla ilgili başlattığı soruşturmada bir sonuç elde edilemedi.

Tarihi Yoros Kalesi

Tarihi Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı sırtlarında bulunmakta ve yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hürriyet’in yapmış olduğu habere göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi’nin işbirliğinde 2010’dan bu yana arkeolojik kazı çalışmaları yürütülüyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın tarafından sürdürülen kazılarda bugüne kadar çok sayıda tarihi eser ortaya çıkarıldı. Prof. Yalçın, 2013 yılında verdiği mülakatta “uluslararası bilim camiasının kazı sonuçlarını beklediğini” ileri sürmüştü. Ancak o çalışmalar bir gece hırsızların kalenin içindeki kazı deposunu soymasıyla sekteye uğradı. 2 yıllık kazı çalışması sonucunda bulunan 661 eser ortadan kayboldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 7 Şubat 2015 gecesi Yoros Kalesi arkeolojik kazılarına ait kazı deposunun kapısının mühürü ve kilidi kırıldı. Bu durum ertesi gün kazı bekçisi tarafından bildirildi. Daha önce 2010 yılında da kalenin Bizans dönemine ait mermer kitabesi çalınmış, bir evin ahırında gömülü olarak bulunmuştu.

ÇALINAN ESERLERDEN HİÇBİR İZ YOK

2015 soygunu emniyet tarafından soruşturuldu ancak hiçbir ize rastlanmadı. Kazı ekibi 2013 yılı kazısına ait 233 eser, 2014 yılına ait 428 eser olmak üzere toplam 661 eserin kayıp olduğunu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirdi. Bakanlık, soyguna ilişkin üç yıl boyunca soruşturma başlatmadı. Bakanlık resmi internet sitesinden eserlerin fotoğraflarını paylaşarak koleksiyonerleri uyardı.

Soygundan üç yıl sonra şubat ayında açılan soruşturma sonucunda eserlerle ilgili herhangi bir ize rastlanmadı. Soygunun nasıl olduğu ve içerden yardım alınıp alınmadığı belirlenemedi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kayıp eserler, çeşitli niteliklerinden ötürü etütlük malzeme olarak ayrılan eserlerden olup bazısının çok küçük parçalar halinde formsuz nitelikte, aralarında pişmiş toprak kap (kulp, dip, ağız, gövde, kapak parçaları), kandil parçaları, lüle ve parçaları, sikke, mermi kovanları ve metal objeler şeklinde tanımlanabilen malzemelerden oluştuğu bilinmektedir. Söz konusu kayıp eserlerin bulunabilmeleri için yurtiçinde ve yurtdışında gerekli duyuruları yapılmıştır.”

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/yoros-kalesini-soydular/haber-1597209

Kapalıçarşı 557 Yıllık Tarihiyle Adeta Müze

Kapalıçarşı 557 yıllık tarihiyle adeta bir müze konumunda. Yüzlerce yıllık geçmişiyle öne çıkan Kapalıçarşı, sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin de en önemli kültür, tarih ve turizm mekanlarından biri olarak cazibesini koruyor.

Kapalıçarşı yaşayan müze

Fatih Sultan Mehmet Hanın İstanbul’u fethinden sonra Osmanlı Devleti‘nin ekonomik açıdan gerçekleştirdiği en önemli projelerinden Kapalıçarşı’nın temeli, 1461‘de atıldı.

Osmanlı‘nın Doğu-Batı Kuzey-Güney arasındaki çok yönlü ve etkin bir rekabetin denetlenip dengelendiği büyük bir mekanizma haline gelen Kapalıçarşı, Fatih Sultan Mehmet’in, Ayasofya‘ya gelir getirmesi amacıyla Cevahir ve Sandal bedestenlerini kurdurmasıyla oluştu.

2 bin 500’ü aşkın dükkan bulunuyor

Kanuni Sultan Süleyman‘ın ahşap yaptırarak daha da büyük hale getirdiği çarşıda, eskiden zenginlerin mücevher, kıymetli maden, kürk ve silah gibi değerli eşyalarının yanı sıra devlet hazinesinin büyük kısmının da muhafaza edildiği biliniyor.

Çarşı, estetik tasarımı sayesinde adeta dev ölçülü bir labirenti andırmaktadır. Sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin hem turizm hem de ticari anlamda çekim merkezi durumunda. 40 bin metrekare üzerine kurulan çarşıda, 2 bin 500‘ü aşkın dükkan bulunuyor.

Altuncular, Basmacılar, Fesçiler, Halıcılar ve İplikçiler gibi satılan ürünlere göre isimlendirilen 60 sokağın yer aldığı, üzeri dam ve kubbelerle örtülü çarşıda, 22 kapı ve 29 han bulunuyor.

20’den fazla yangın yaşandı

20 Kasım 1651‘den itibaren 26 Kasım 1954’e kadar 20’yi aşkın yangın geçiren ve depremlere maruz kalan çarşı, 1894’teki İstanbul depreminden sonra yapılan tadilatlarla bugünkü halini aldı.

Çarşu-ı Kebir yani Büyük Çarşı diye anılan bu mekan, günümüzde yaşayan müze olarak da görülüyor.

Eskiyle yeni bir arada

İstanbul’a gelen ve alışveriş yapmak isteyen turistlerin ilk uğrak noktası Kapalıçarşı’da, halıdan çantaya, tekstil ürünlerinden altın ve gümüş takılara, antikalardan çinilere ve hediyelik eşyalara kadar her şey satılıyor. Çarşıda, yeme içme alanında hizmet eden mekanlar da bulunuyor.

Kültür, tarih ve alışveriş merkezi olan 557 yıllık Kapalıçarşı, eskiyle yeniyi, gelenekselle moderni bir arada barındırıyor.

Birçok medeniyetin kütür ve sanatının yer aldığı, Ahilik kültürünün hala yaşatılmaya çalışıldığı çarşıda, konserler ve defileler de düzenlenirken, zaman zaman dizi ve sinema filmleri de çekiliyor.

Günde ortalama 135 bin kişi ziyaret ediyor

Kapalıçarşı Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kurtulmuş, Ayasofya Camii’nin vakfiyesi olarak 1461 yılında gelir getirmesi amacıyla kurulan çarşının, daha sonra vakıflar aracılığıyla özel mülkiyete de geçtiğini söyleyerek, şöyle konuştu:

“557 yıllık tarih, kültür, turizm ve alışveriş merkezi. 40 bin metrekare üzerine kurulan 2 bin 500 mağazası, 22 kapısı bulunan, günde ortalama 135 bin kişinin ziyaret ettiği, iş yaptığı, gezdiği bir merkez. Dünyada bunca yıllık merkezler sadece müze statüsünde ama burası hem tarih hem turizm hem kültür ve alışveriş merkezi olarak hizmet veriyor.”

Çatının yüzde 90’ı tamamlandı

Çarşının zamanla tadilat ve tamiratlara ihtiyacı olduğunu, bunun için de değişik dönemlerde müdahaleler yapılarak restorasyondan geçirildiğini vurgulayan Kurtulmuş, “yıpranan tarihi ve kültürel varlıkların korunmasını ve yaşatılmasını” düzenleyen 5366 sayılı kanunla restorasyon sürecinin başladığını anlattı.

Kurtulmuş, 2 yıl içerisinde yapılan restorasyonla çatının yaklaşık yüzde 90’ının tamamlandığını, izolasyon işlemlerinin gerçekleştirildiğini belirterek, şunları söyledi:

“Çatı restorasyonu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği ve Fatih Belediyesi 30 milyon liralık bir bütçe kullandı. Çarşının çatı restorasyonu yıl sonuna kadar tamamlanacak. Çarşının yeraltıyla ilgili de İSKİ, kanalizasyonun düzenlenmesi için 10 milyon lira civarında bütçe kullanarak yer altında özel bir teknolojiyle stent takılarak yeni bir düzenleme yaptı. Eskiden yağmur yağınca caddelerden su akardı. Şimdi bunlar kontrol altına alındı. 2019 başında çarşıdaki tadilat ve tamiratlar tamamlanmış olacak.”

“Yaşam merkezi”

Fatih Kurtulmuş, çarşının iç beden duvarlarında da restorasyon yapılması gerektiğini anlatarak, bu konunun çarşıdaki mağazaların dışında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü de ilgilendirdiğini, hükümetin de desteğiyle kemerlerde ve çatının iç bölümlerinde de tadilat ve tamirat yapılması gerektiğini belirtti.

Mısır Çarşısı‘ndaki gibi bir restorasyonun Kapalıçarşı’da da uygulanması gerekiyor” diyen Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Burası tarihi, turistik, kültürel ve alışveriş bakımından bir yaşam merkezi. Kapalıçarşı yaşayan bir organizma. Bu popülaritesini bugün de koruyor ve daha uzun yıllar koruyacak.” Kapalıçarşı 557 yıllık tarihiyle adeta bir müze konumundadır.

En ufak tadilat için izin almak gerekiyor

Çarşıda boya yapılması, duvara çivi çakılması için bile Fatih Belediyesi‘nin bünyesindeki Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEP) ile büyük değişimler için Anıtlar Kurulu’ndan izin almak gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, esnafın da bu konuda duyarlı olduğundan bahsetti.

Kapalıçarşı esnafında Ahilik geleneğinin hakim olduğunu belirten Kurtulmuş, bunu devam ettirmeye çalıştıklarını söyledi.

Kurtulmuş, çarşıda kuyumcular ağırlıklı olmak üzere dericiler, halıcılar, turistik eşya ve tekstil ürünleri satan dükkanların yer aldığını anlattı. Örücüler gibi eski mesleklere göre çarşı kapılarının ve sokak isimlerinin adlandırıldığını belirten Kurtulmuş, çarşının yüzyılların esnaf çeşitliliğini bugün de devam ettirdiğini vurguladı.

100 yıllık halıcı

Kapalıçarşı

Dedesinin 1918’de Kapalıçarşı’da açtığı halıcı mağazasını işleten 89 yaşındaki Şemsettin Şengör, 6 yaşında girdiği dükkanda hala çalışıyor.

Çarşının tarihi dokusu ve atmosferinden vazgeçemeyen Şengör’ün mağazasında, Türkiye’nin her yerinde dokunan halı ve kilimler satılıyor.

Dünyanın en serin yeri olarak tanımladığı Kapalıçarşı’yı, adeta evi gibi gören Şengör, “Buranın atmosferinden ayrılmak istemedim. Hem öyle bir yapısı var ki insanı cezbetmiş. Sabah içeri giriyorum ‘oh’ diyorum. Yani ben cennete geldim” dedi.

El dokuması halılar sattıklarından bahseden Şengör, “Makine halısı kapıdan içeriye giremez. En iyi halı diye de birşey yok. Yüzlerce çeşit halı var. Mesela Isparta’nın, Kayseri’nın, Uşak’ın, Sivas’ın, Konya’nın en iyisi çok güzeldir” diye konuştu.

“Ayakta kalmamı sağlayan genç kuşak”

Çarşıda “Gramofon Baba” denilen gramofon tamircisi 74 yaşındaki Mehmet Öztekin ise, 6 yaşında babasına çıraklık yapmak için girdiği Kapalıçarşı’dan vazgeçemeyenlerden biri.

Artık kendi çocukluğundaki gibi çırakların, ustaların kalmadığını belirten Öztekin, gramofon tamirciliğini öğrencilerine öğreterek ve koleksiyoncu yetiştirerek mesleğini yaşatmaya çalışıyor.

Öztekin, kendi yaşlarındakilerin değil de aksine gençlerin gramofona ilgi gösterdiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Düşünecek olursanız gramofonlarla birlikte bir yaşam sürdürmüş, onlarla geçmişi ve hatıraları olan bizim kuşağının gelmesi gerekir ama tam tersi. Genç kuşak gramafonlara sahip çıktı. Şu anda da beni ayakta tutan 55-60 sene ne ise ayakta kalmamı sağlayan bu genç kuşak oldu. Ben 50 seneden fazladır Kapalıçarşı’dayım. Buranın en eski esnaflarından biriyim. Bu atmosferi daha fazla iş yapacağım tercihine yedirmem, bu atmosferin içerisinde gramofonu yaşadım, yaşattım. Oksijeni güzel ormanların, ağaçların içerisinde alırsınız. Benim oksijenim, bu atmosferin içerisinde.”

Kaynak; AA, https://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/557-yillik-tarihiyle-yasayan-muze-kapalicarsi-382882.html