İnşaatı biz yaptık, parayı Almanya kazandı!

Son dönemde yaşanan döviz kuru artışına, kredi ve mevduattaki faiz artışına ve ekonomide yaşanan tıkanmaya gerekçe olarak, 16 yıldır inşaatı ön planda tutmamız gösteriliyor.

Bu dönemdeki ekonomik canlılığın, borçlanma ile konut ağırlıklı inşaatı ön planda tutarak sağlandığını hepimiz gördük ve ekonomiyi ayakta tuttuğu için de pek sesimizi çıkartmadık. Hep, “inşaat sektörü 150-200 yan ve alt sektörü besliyor, dolayısıyla doğru yoldayız” şeklinde düşündük.

Bu düşüncenin arkasında;

  • milli ekonomimizi harekete geçiren,
  • inşaatın lokomotifi olduğu 150-200 sektöre iş, aş sağlayan

bir strateji uyguladığımız düşüncesi var. Meseleye; inşaat canlı olduğu sürece, bağlı olan 150-200 sektörde de üretim, istihdam devam edecek, sonuçta Türkiye kazanacak olarak baktık.

Peki durum gerçekten öyle mi?

Konuya biraz daha yakından, detaylı ve dikkatlice bakmaya çalışalım. Bulduğumuz her yere, borçlanmak suretiyle, konut, işyeri, AVM inşaatı yaparken, harcadığımız paralar gerçekten de Türkiye’de inşaata bağlı üretim yapan diğer sektörlere mi gidiyor? Eğer böyleyse gerçekten, çektiğimiz çileye, ödediğimiz faize değer.

Ama durum eğer sandığımız gibi değilse, parayı betona toprağa yatırmanın ötesinde daha büyük bir yanlışın da içindeyiz demektir. İnşaat sektörünü yakından ele aldığımızda şöyle bir resimle karşı karşıya kalıyoruz;

  • Hafriyat çalışmalarında kullanılan iş makinaları ya Amerikan Caterpillar, ya Japon Komatsu veya İngiliz JCB marka,
  • Hafriyattan çıkan taşı, toprağı taşıyan kamyonlar Alman MAN veya Mercedes marka,
  • Hazır betonu inşaata getiren kamyonların üzerindeki beton mikserleri Alman, bu mikserleri taşıyan kamyonlar Alman Mercedes veya MAN marka, hazır betonu beton mikserinden inşaata aktaran kamyon üzerindeki beton pompası Alman Putzmeister
  • İşçilerin kullandığı el aletleri ya Alman Bosch, ya Japon Makita veya Hitachi marka,
  • Binalara kurulan asansörler Amerikan Otis, Finlandiyalı Kone, İsviçreli Schindler veya Alman Thyssenkrupp,
  • Kombiler Alman Vaillant, Buderus veya Bosch, merkezi ısıtma sistemlerinin nerdeyse tamamı Alman Buderus,
  • Merkezi klima sistemleri Japon Mitsubishi, Toshiba, Panasonic, Daikin yada Koreli LG veya Samsung,
  • Kaliteli duvar kağıtları Alman veya İtalyan markalar,
  • Kaliteli lamine veya laminant parkeler Alman markalar,
  • Mutfak evyesi Alman Teka veya İsviçreli Franke,
  • Yapı kimyasallarının hemen hemen tamamı Alman Sista, Henkel
  • Elektrik sigortaları Alman Siemens,
  • Kapı menteşeleri, kapı kolları, çekmece rayları ve bilimum mobilya aksesuarları Alman Hafele,
  • Pencere ve kapı sistemlerinin tamamı Alman markalar,
  • Elektrik priz ve düğmeleri Japon ViKo ( Yerli bir marka idi. Japonlar satın aldı).

Peki inşaat sektöründe hiç mi Türk ürünü yok?

Var elbette, ancak orta gelir tuzağı sebebiyle Türk tüketicisinin yüksek beklentisine cevap veremiyor. Bu durum da inşaatlarda kullanılan ithal malzemelerin oranının her geçen gün yükselmesine sebep olmakta. İnşaatı devam eden konut projelerine dönüp baktığımızda, kullanınal herşeyin ithal olduğunu kolayca görebiliriz.

İnsanlar farkında olmadan “Orta gelir tuzağı” içine düşmüş, gelirleri yerinde sayarken, harcamaları sınır tanımaz hale gelmiş. Vatandaş olarak memlekette üretileni beğenmezsen, herşey ithal olmaya başlar. Sonuç ise cari açık ve şu anda yaşadığımıza benzer ekonomik facia olur.

Örnek olarak bir konut inşaatı projesini ele alalım;

1.000.000 lira satış bedelli bir konutun müteahhide, finansman gideri hariç, maliyetinin 800.000 TL olduğunu var sayalım. Bu maliyetin yarısının da arsa olduğunu düşünelim. Dolayısıyla 1.000.000 TL satış bedeli olan dairenin imalat maliyeti 400.000 TL olarak kabul edilebilir.

Bu 400.000 liranın yaklaşık olarak 100.000 – 150.0000 lirası, projede Alman markaları kullanılması sebebiyle sadece Almanya’ya gitmektedir. İnşaatı biz yapıyoruz, parayı Alman fabrikaları kazanıyor.

“İnşaat sektörü açısından Türkiye bir montaj ülkesi”

İnşaat sektörüne yakından baktığımızda gördüğümüz şey, Türkiye’nin bir montaj ülkesi olduğudur. Aslında biz yalnızca, diğer ülkelerin ürettiği makinalar ve malzemeler ile, taşı, toprağı ve inşaat işçiliği bizden olmak üzere bina montajı yapıyoruz. Böylece her yaptığımız inşaat ile, sandığımızın aksine, cari açığın biraz daha artmasına sebep oluyoruz.

İthalat yapan ülke profilinden, inşaat yapan ülkelere ihracat yapan bir ülke profiline geçmemiz gerekiyor.

Bu konudaki çözüm; Almanya ve diğer ülkelerden ithal edilen inşaat malzemesi, makinası, ekipmanı fabrikaları kurma görevinin, devlet eliyle, Türkiye’deki ilk 50 inşaat firmasına verilmesidir. Üretimlerinin en az yüzde 70’ni ihraç etme zorunluluğu da koymalıyız. Böylelikle inşaat yapmak için ithalat yapan ülkeden, Almanya gibi inşaat yapan ülkelere ihracat yapan bir ülke profiline geçmemiz sağlanmalıdır.

Ülkemiz inşaat sektörünün içinde bulunması sebebiyle, inşaat malzemelerini üretip dünyaya satabilme konusunda yeterli bilgi ve birikime sahiptir.

Geçmişte tekstilde kaçırdığımız bu fırsat, şu anda inşaat sektöründe önümüzde duruyor.

İnşaat sektöründeki bu yapısal değişimi gerçekleştirebilirsek;

  • ithalatın azalması,
  • ihracatın artması,
  • ve asıl önemlisi inşaat sektöründe asıl paranın kazanıldığı, katma değeri yüksek malzeme, makine üretimi ile
  • hem cari açığın azalması,
  • hem de kişi başına milli gelirimizin artması sağlanacaktır.

Böylece inşaat sektörünün hedef kitlesi yalnızca yurtiçi projeleri olmayacak, ülkemiz pazarının belki de 100 katı büyüklükteki dünya pazarı olacaktır. İnşaat sektörünü biraz zorlayacak olan bu yapısal değişime firmaların bireysel olarak karar vermesi mümkün değildir. Benzer durum tekstil sektöründe de yaşandı. Başarıya ulaşmadaki temel şart, konunun devlet stratejisi olarak karara bağlanması ve özel sektörün uyumunun sağlanmasıdır. Bu anlamda fasonculuktan makine, ekipman ve teknoloji üretmeye geçişi başaran Çin, bu konudaki devlet stratejisini açıkça ilan etmekte ve uygulamaktadır.

1978 yılının sonunda düzenlenen Çin Komünist Partisi 11. Kongresinde bugün gördüğümüz dünyanın üretim üssü olan Çin’in yol haritası belirlenip, 1979 yılından itibaren Deng Xiaoping’in ortaya koyduğu reform ve dışa açılma politikasını uygulamaya başlamıştır. 1978 yılında Çin Komünist Partisinin aldığı değişim ve dönüşüm kararının uygulanabilirliğine çok fazla kişi inanmamıştı. Fakat muazzam dönüşümü gerçekleştiren devin” fason üretim modelinden, hammaddeye dayanmayan nitelikli ve teknolojik temelli üretim modeline geçiş” hedefine başarı ile ulaşacağında bugün herkes hemfikir.

Çin Komünist Partisi Ekim 2017’de yapılan 19’uncu kongresinde, son 30 yıla damgasını vuran fason üretim modelinden, “hammaddeye dayanmayan nitelikli ve teknolojik temelli üretim” modeline geçişin yol haritasını belirledi ve uygulamaya geçti.

Yukarıda bahsettiğimiz çözüm yolunun hayata geçirilmesi imkansız değildir. Bu sayede, önce inşaat sektörü, devamında da tüm ekonomimiz için krizden çıkış ve bir daha cari açık, döviz problemi yaşamama imkanı doğacaktır.

Zordur, ancak imkansız değildir

Önerdiğimiz yol zor ve meşakkatli olabilir; ancak ülkemizin başka çaresi yoktur. Örnek olarak Türk asansör sektörünü verebiliriz.

İnşaat sektörünün tedarikçi bir kolu olan Asansör üretimi, tam da yukarıda çözüm olarak sunduğumuz yapıda gelişmektedir. İthal edilen asansörlerin montaj ve bakımını yaparak başlayan sektörün emektarları, ellerinden tutan hiç kimse olmamasına rağmen, ithal edilen tüm ürünlerin yerli üretimini başarmış durumdadır.

Made in Türkiye

Ülke içinde yapılan yeni konut, işyeri ve AVM’lerde dünya devi firmalarla rekabet etmenin yanında, Türk asansör sektörü dünyanın 100 ülkesine asansör ve asansör parçaları ihraç etmektedir. Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Afrika Ülkeleri ile Balkan ülkelerinde “Made in Türkiye” damgalı asansörler çalışmaktadır.

İnşaat sektörüne bağlı ve malzeme tedarik eden 150- 200 civarındaki sektörün ve yüzlerce firmanın Türk asansör sektöründen öğreneceği çok şey var.

Bunların en başında; tüm dünya pazarını hedef almak gelir. Yalnızca yurtiçi piyasaya satış yapma kolaycılığına kapılmayıp, her türlü zorluğa rağmen, dünyanın dört bir tarafına ihracat yapma azmi de bir diğeri.

Biz İnşaat Yaptık Almanya Para Kazandı başlıklı haber, www.monerymm.com internet sayfasında 09 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Enerji Sektörü 10 milyar dolarlık krediyi yapılandırıyor!

Enerji Sektörü şirketlerinin yaklaşık 13 milyar dolarlık sorunlu kredi bakiyesinin 10 milyar dolarlık kısmı, yıl sonuna kadar yapılandırılmış olacak.

7,5 milyar doları yapılandırıldı, 2,5 milyar dolar için de mutabakat sağlandı

Milliyet Gazetesi’nin AA muhabirine dayandırdığı habere göre, bankacılık sektörü yetkilileri, enerji sektörü şirketlerinin çeşitli bankalara 47 milyar dolar seviyesinde kredi borcu bulunduğunu ifade ediyor.

Edinilen bilgiye göre, elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin toplamda yaklaşık 13 milyar dolarlık sorunlu kredi bakiyesinin 7,5 milyar doları, şu ana kadar yapılandırıldı. Bankalar ve şirketler arasında, bu yıl sonuna kadar 2,5 milyar dolarlık sorunlu kredinin daha yapılandırılması için ön mutabakat sağlandı.

Böylece, yıl sonuna kadar enerji sektöründe 10 milyar dolarlık sorunlu kredi yapılandırılmış olacak.

Dolar kurundaki artışa bağlı yükselen maliyet artışı etken

Dolar kurunda son dönemde gerçekleşen artışla birlikte yükselen elektrik üretim maliyetleri yanında elektrik talebindeki yavaşlamayla oluşan arz fazlası, enerji yatırımcılarının bankalara olan borcunu ödemesini zorlaştırdı.

Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, enerji sektörü dahilindeki yapılandırma ihtiyacı bulunan kredi miktarı 13 milyar dolar seviyesinde.

Bu birikmiş borcun ödenmesi konusunda bankalar ve şirketlerin yaptığı karşılıklı görüşmeleri takiben, 7,5 milyar dolarlık kredinin yapılandırıldı. Edinilen bilgiye göre, 2,5 milyar dolarlık kredi de bu yıl sonuna kadar yapılandırılıcak. Bu konuda bankalar ile ilgili firmalar arasında gerekli ön mutabakatlar sağlandı.

Geriye 3 milyar dolarlık sorunlu kredi kalıyor

Geriye kalan yaklaşık 3 milyar dolarlık sorunlu kredinin doğal gaz santrallerine ait olduğu ifade edildi.

Söz konusu santraller, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)’nca geçen ay takip hesaplarına aktarılması planlanan enerji sektörü kredileri arasında yer alıyor. Bu kredilerin takip hesaplarına aktarılması, yapılandırılmasını engellemiyor.

Türkiye Bankalar Birliği konu ile 10 Eylül’de açıklamada bulunmuş, söz konusu kredilerin yaklaşık 10 milyar dolarlık kısmının yapılandırmasının bu yıl içinde tamamlanmasının beklendiğini belirtmişti.

Açıklamada şu sözlere yer verilmişti; “Bu kredilere ilişkin sınıflandırma ve karşılık hesaplamaları uluslararası finansal modellere ve denetime uygun şekilde yapılmaktadır. Kredi teminatları ve santrallerin nakit akış projeksiyonlarındaki beklentilerin farklı olması nedeniyle karşılık oranları bankalar arasında fark gösterebilmektedir.”

Enerjide 10 milyar dolarlık kredi yapılandırması başlıklı haber, www.milliyet.com.tr internet sayfasında 11 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

3.3 Milyon kişiye e-haciz uygulandı!

Yeni Ekonomi Programı sunumundan sonra mükelleflerin bütün bankalardaki hesaplarına e-haciz gönderildiği iddia edildi. Konu ile ilgili TBMM’ye araştırma önergesi verildi.

‘e-haciz’, diğer adıyla ‘e-kısıt’

30 Eylül’de Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından kamuoyu ile paylaşılan 3 yıllık Yeni Ekonomi Programı (YEP) sunumundan sonra, trafik cezaları da dahil, vergi ve SGK borcu bulunan toplam 3.3 milyon kişiye e-haciz uygulanmaya başlandığı iddia edildi. Mükelleflerin bütün bankalardaki hesaplarına e-haciz gönderildiği iddiasıyla, İYİ Parti Adana Milletvekili İsmail Koncuk, TBMM‘ye konu ile ilgili araştırma önergesi verdi.

Hesaplara Kısıtlılık Şerhi konuldu

“Kısıtlılık” şerhi ile banka hesapları bloke edilen mükelleflere gerekçe olarak şunlar sunuluyor;

  • trafik cezaları,
  • askerlik,
  • seçim,
  • nüfus cezası,
  • Motorlu Taşıtlar Vergisi,
  • RTÜK idari para cezaları,
  • öğrencilerin KYK borçları,
  • gümrük vergileri,
  • emeklilik keseneği ve
  • işsizlik sigortası prim borcu

Milletvekili İsmail Koncuk konu ile ilgili olarak; “Vergi yapılandırması yapan 2 milyon 879 bin 562 mükellef ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na prim borcu bulunan 792 bin 350 kişinin banka hesaplarına, bir yıl içinde 2 taksit ödeyemedikleri için, e-haciz konuldu. Mükelleflerin banka hesapları, ‘e-haciz’ ya da diğer adıyla ‘e-kısıt’ uygulaması ile “bloke” ediliyor.” dedi.

Bu durum iflasları artırır

Koncuk, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Temmuz ayı sonunda yaptığı açıklamada, vergi ve prim borçlarına ilişkin yapılandırma talepleri olduğuna dikkat çekilerek ‘Farklı dönemlerde farklı ihtiyaçlara uygun adımlar atılabilir’ şeklinde açıklama yaptığını hatırlattı.

Koncuk; “O dönemde yapılandırmaya yeşil ışık yakılmıştı, ancak Yeni Ekonomi Programı sunumundan sonra mükelleflerin bütün bankalardaki hesaplarına haciz gönderildi” şeklinde konuştu. Koncuk bu durumun, ödeme zorluğu çeken ve zor durumda olan mükellef ve prim borcu olan vatandaşların iflaslarını artacağını da sözlerine ekledi. 

Karşılıksız çek ve protestolu senetlerde rekor artış

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken,  “Ağustos ayı itibarıyla son 2 yılda karşılıksız çek tutarında yüzde 75, protestolu senetlerin tutarında ise yüzde 72 artış var.” dedi. “Esnafımızın krediye ulaşmasının önündeki engel olan kara liste sorununun çözülmesi, piyasalarda nakit sıkıntısını da çözecek ve rahatlatacaktır” diyen Palandöken, edi. çekini ödeyemeyen esnafın hapis cezası ile karşı karşıya kaldığını ifade etti.

Palandöken, bu sorunun da bir an önce çözülmesini isteğiyle; “Türkiye Bankalar Birliği’nin raporları incelendiğinde ortaya çıkan tablo üzücü. Çek Kanunu yeniden düzenlenmelidir. Krediye ulaşmadaki zorluk çek ve senetlere ilgiyi artırdı. Bu durum da ödeme zorlukları sebebiyle yazılan çeklere ve protesto olan senetlere yol açtı.” dedi.

3.3 milyon kişiye e-haciz şoku başlıklı haber, Deniz AYHAN tarafından sozcu.com.tr internet sayfasında 12 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Konkordato Süresi bir yıla kadar uzatıldı!

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz konkordato kararlarında mahkemeler genelde 3 aylık periyotlarla süre veriyorlardı. Konkordato süresi Sakarya’daki mahkemelerde 1 seneye kadar uzadı.

Mahkemelerin konkordato süresi ile ilgili bu kararı almasındaki en önemli etmenin, ‘firmaların girdikleri ekonomik dar boğazdan bir seneden daha kısa sürede çıkamayacakları yönündeki kanaat’ olduğu ifade ediliyor.

Konkordato sayısının bu kadar artmasına gerekçe olarak;

  • ekonomideki dalgalanmalar,
  • oynak döviz kuru ve
  • birbiri üstüne gelen zamlar gösteriliyor.

Ekonomik krizin derinleşmesi ve firma sahiplerinin artık önlerini görememeleri, borç ve kredi ödemelerinin 1 yılı aşkın dönemlere sarkması, Asliye Hukuk Mahkemelerinin daha önce verdikleri 3 aylık konkordato süresi kararlarının 1 seneye kadar çıkmasına sebep oldu.

Mahkemeler daha önce konkordato ilan eden firmalara 3’er aylık kesin mühlet verirken, dün Sakarya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce alınan karar ile A.. E… Alüminyum Statik Toz Boya Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne 1 yıl kesin konkordato süresi verildi.

İflas Erteleme ile Konkordato arasındaki fark

15 soruda Konkordato nedir?

1. Borçlunun alacaklılarıyla yapmış olduğu ve mahkemenin tasdiki ile yürürlüğe giren bir tür anlaşmadır. Bu anlaşmada; borçlu, alacaklılarına kendilerine olan borcu ödeme konusunda alacaklarından ve faizinden kısmen feragat etmelerini yahut alacakları sabit kalmak kaydıyla kendisine daha uzun bir vade verilmesini veya hem alacakta indirim hem de vadede uzatımı birlikte ister.

Borçlu, borçlarını ödemek niyetinde olmasına rağmen ekonomik gelişmeler, piyasa koşulları gibi borçluyu etkileyen nedenlerle borcu ödemeden aciz duruma yahut borcu ödeyememe tehlikesine düşebilir.

Bu durumda, borçlu ya iflas yoluna gidip ekonomik varlığını ortadan kaldıracaktır ya da konkordato talebinde bulunarak hem ekonomik varlığını sürdürecek hem de alacaklının alacağı iflas haline göre daha fazla korunmuş olacaktır.

2. Konkordatonun iflas ve iflasın ertelenmesi kurumu ile arasındaki başlıca farklar nedir?

a-) Konkordato daha az masrafla yapılmasına rağmen iflas daha fazla maliyetlidir.

b-) İflasda borçlunun tasarruf ehliyeti tamamen ortadan kalkar; ancak konkordatoda tasarruf ehliyeti devam eder

c-) İflasta alacağını tamamen alamamış alacaklı müflisi takip edebilir. Ancak konkordatoda borçlu borcundan kesin olarak kurtulur. konkordato dışında kalmış alacaklılar alacağını talep edemezler

d-) İflasa ancak tacirler başvurabilirken konkordatoya başvurmak için tacir olmak şart değildir.

e-) İflasa tabi olsun olmasın, tüm borçlular ile iflas talebinde bulunabilen alacaklılar konkordato talebinde bulunabilirken, iflasın ertelenmesini sadece sermaye şirketleri ve kooperatifler talep edebilirler.

f-) İflasın ertelenmesine mahkemece karar verilebilmesi için alacaklıların rızası aranmaz. Ancak konkordatonun mahkemece onaylanabilmesi için toplantıya katılacakların belli sayıda olmasına bağlıdır.

g-) İflas ertelemesine pasifi aktifinden fazla (borca batık) olanlar başvurabilirken konkordatoya borcu vadesinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan başvurabilir.

h-) İflasın ertelemesinde faizler işler, konkordatoda ise kural olarak konkordato mühletince faiz işlemez.

ı-) İflasın ertelenmesinde alacaklılar alacaklarından feragat edip etmeme konudan serbestken, konkordatoda ise genellikle alacaklarından bir kısmından feragat halinde başarıya ulaşır.

i-) Konkordato kısa sürerken, iflasın ertelenmesi 5 yıla kadar çıkabilmekteydi.

j-) İflasın ertelenmesi kurumu tamamen kaldırılmıştır.

3. Kimler konkordato talebinde bulunabilir?

İflasa tabi olsun/olmasın tüm borçlular konkordato talebinde bulunabileceği gibi, iflas talebinde bulunabilecek her alacaklı kimse de konkordato talebinde bulunabilir.

4. Konkordato neredeki ve hangi mahkemeden talep edilebilir?

İflasa tabi olan şirketler için borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi’nden, merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmeler hakkında ise Türkiye’deki şubenin, birden fazla şubenin bulunması halinde merkez şubenin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi’nden, iflasa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesi’nden talep edilecektir.

5. Alacaklıların konkordatodan nasıl haberi olacaktır?

Alacaklılar, komiser tarafından yapılacak ilânla, ilân tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunur. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir.

6. Konkordato süresi ne kadardır?

Borçlunun konkordato talebi ile yasada belirtilen ilgili belgelerin sunumu şartı ile mahkeme 3 ay geçici mühlet verecektir. Gerekli olduğu takdirde talep üzerine 2 ay da uzatılarak toplamda 5 ay olacaktır. Mahkeme kesin mühlet hakkındaki kararını ise geçici mühlet içinde verecektir. Kesin mühlet için mahkeme komiser raporunu inceleyecek konkordatonun başarıya ulaşması mümkün ise 1 yıllık kesin mühlet verecektir. Kesin mühlet gerekli olduğu takdirde 6 ay kadar da uzatılabilir.

Tüm sürelerin kullanılması halinde, konkordato süresi 23 aya kadar çıkabiliyor.

7. Hangi şartlarla konkordato tasdik ediliyor?

Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder) konkordato projesinin öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması 206. maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (Kısaca işçilik alacakları ve nafaka alacakları denebilir.)

Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması şartlarını birlikte taşıyan başvurucuların konkordato tasdiki mahkeme tarafından yapılacaktır.

8. Konkordato projesinde şart olan yeterli çoğunluktan kastedilen nedir?

Konkordato projesinde şart olan yeterli çoğunluktan kastedilen ise şudur: Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini, aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.

Örnekle şöyle açıklanabilir: Eğer Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını aşıyor ise Örnek: kaydedilmiş alacaklı sayınısın 120 kişi kaydedilmiş alacak miktarının 120.000,00 TL olduğu farz edilse projenin kabulü için alacaklı sayısının en az 61 kişi, alacak miktarının da 60.000,00 TL yi aşması gerekir.

Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini aşıyor ise. Yine örneklendirecek olursak kaydedilmiş alacaklı sayınısın 120 kişi kaydedilmiş alacak miktarının 120.000,00 TL olduğu farz edilse projenin kabulü için alacaklı sayısının en az 31 kişi, alacak miktarının da 80.000,00 TL yi aşması gerekir.

9. Konkordato tasdik edilmesi ne anlama geliyor?

Kısaca; Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle gelir. Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir. Ancak İmtiyazlı alacaklı olan (işçilik alacakları ve nafaka alacakları), rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında ise konkordato bağlayıcı değildir. Konkordato teklifi, alacaklılar tarafından kabul edilir ve mahkemece tasdik edilirse, artık borçlu alacaklılarının vazgeçtikleri oranda borçlarından kurtulacaktır.

10. Konkordato başvurusunda bulunan şirketler mallarını satabilir mi?

Hakkında geçici veya kesin mühlet kararı verilen konkordato başvurusunda bulunan borçlunun tasarruf ehliyeti sınırlıdır. Konkordato süresinin ilanından sonra borçlu şirket, mallarını rehin edemez, taşınmaz mallarını satamaz, taşınmaz malları üzerinde mülkiyet hakkını kısıtlayıcı haklarlar oluşturamaz, mallarını bağışlayamaz rehin veremez.

11. Konkordato başvurusunun ve kararının hacizlere ve takiplere etkisi ne olacaktır?

Konkordato başvurusu ile birlikte gerek geçici, gerek kesin mühlet içinde konkortado kabul edilinceye kadar borçlu hakkında evvelce başlatılmış icra takipleri duracaktır. İhtiyati tedbir ve haciz kararları uygulanmayacaktır. Borçluya karşı hiçbir takip yapılamayacaktır. Konkordato mühleti verilmesi halinde konulmuş olan hacizler kalkmayacaktır. Hacizler ancak konkordatonun tasdiki veya mühletin kaldırılması kararının kesinleşmesi ile düşecektir.

12. Konkordatonun işçinin alacaklarına etkisi nedir?

Konkordato öncesi doğan işçi alacakları imtiyazlı alacaklardır. İşçiler ücret, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için icra takibi yapabilir veya yapılmış icra takiplerine devam edebilirler. İşçi alacaklarının konkordatoya yazdırılmış olması gerekir. Konkordatoya yazdırılmış işçi alacakları için konkordato zorunlu değildir. Herhangi bir indirime tabi olmaksızın alacaklarını talep edebilecektir.

13. Konkordato kararının alınmış olması işçilere fesih hakkı verir mi?

Şirketin konkordato kararı almış olması tek başına işçilere haklı fesih hakkı vermez. Ücretleri düzenli ödendiği, iş koşulları ağırlaştırılmadığı sürece, kısaca konkordato dışında haklı bir neden olmadıkça işçiler iş sözleşmelerini sona erdirirlerse kıdem ve ihbar tazminatı alamazlar. İşçiler buna dikkat etmelidir.

14. Eğer işçinin konkordato ilan eden şirketten ücret alacağı varsa ne yapmalı?

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa göre; hizmet akdine dayalı işçi çalıştıran işverenin konkordato ilan etmesi durumunda işçinin üç aylık ücreti Ücret Garanti Fonundan ödenecektir. Ancak kıdem ve ihbar taminatları bu garantiden yararlanamaz. Bundan başla işçilik alacağı olan kişi konkordato sürecine dahil olarak alacağını kaydettirmelidir.

15. İşçinin İŞKUR’dan ücret alacağını almasının şartları nedir?

Konkordato ilan eden işverenden ücret alacağı bulunan işçilerin dilekçe ile İŞKUR’a başvurarak ekine mahkemece verilen konkordato mühlet işçinin ücret alacağını aylar itibariyle gösteren işçi alacak belgesi eklemesi gerekmektedir. İşçiler bu başvuruyu kendileri bizzat yapabilecekleri gibi noter tasdikli vekâletnameye dayalı olarak vekilleri aracılığıyla da yapabilirler.

Ücret garanti fonu kapsamında işçilere, 3 ayı geçmemek üzere işverenden olan temel ücret alacakları kadar ödeme yapılmaktadır. Ücret garanti fonundan yararlanabilmek için bazı şartlar vardır; İşçinin son bir yıl içerisinde konkordato ilan edilen işyerinde çalışıyor olması, ve ücret alacağı için beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmamış olması gereklidir. Yapılacak ödeme işçinin ödenmeyen üç aylık ücretiyle sınırlıdır. İşçinin ücreti ne olursa olsun SGK prim tavanını geçmeyen kısmı üç ayla sınırlı olmak üzere tam olarak İŞKUR tarafından ödenecektir.

Konkordato süresi bir yıla uzatıldı. İşte son karar başlıklı haber, www.medyabar.com internet sayfasında 11 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İmar Barışına ‘Zorunlu Yapı Denetim’ geliyor!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Marmara Denizi Silivri açıklarında 26 Eylülde yaşanan 5.8’lik depremin ardından, ‘Zorunlu Yapı Denetim’ uygulaması başlatmaya hazırlanıyor. Peki, Zorunlu Yapı Denetim uygulaması nasıl işleyecek?

Hurriyet muhabiri Aysel ALP’in haberine göre; hazırlıkları süren torba yasa taslağına eklenmesi öngörülen bir madde ile, Türkiye genelinde imar barışına başvurup, Yapı Kayıt Belgesi (YKB) alan binalara zorunlu yapı denetim uygulaması getirilmesi görüşülüyor.

Riskli olan binalar 60 gün içerisinde yıkılacak

Riskli Yapı Tespit raporuna göre ‘riskli’ olarak görülen binalar 60 gün içinde yıkılacak ve bunlar Kentsel Dönüşüm kapsamına alınarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından uygulamaya konan “6306 sayılı (Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun) kanununun tüm olanaklarından faydalandırılacak.

İmar Barışı kapsamındaki yapılar güçlendirebilecek

Hatırlayacağınız üzere 12 Eylülde Bakan Murat KURUM tarafından 8 maddelik Kentsel Dönüşüm Eylem Planı kamuoyu ile paylaşılmıştı. Bu maddelerden sonuncusunda; “İmar barışından faydalanan vatandaşlarımızın yapılarını güçlendirebilmeleri için mevzuat çalışması yapılacak.” denmişti.

Bakan Kurum açıklamasında; “Yapı Kayıt Belgesi almış olan vatandaşlar, İmar Kanunu‘ndaki kısıtlamalara tabi olmaksızın, oturdukları yapıları deprem riskine karşı güçlendirebilecekler. Vatandaş, mevcut yapı alanlarında herhangi bir ilave artış ve kullanım kararı değişikliği meydana getirmeksizin, güçlendirme ruhsatı alabilecek.” şeklinde müjde vermişti.

Torba yasasında bu konu ile ilgili bir madde konması tartışılıyor. Güçlendirme veya yeniden inşa edilme süreçlerinde zorunlu yapı denetim uygulaması olacak.

Zorunlu Yapı Denetim uygulaması nasıl işleyecek?

İmar Barışından yararlanmak amacıyla başvuran binalar için statik rapor şartı olmalıydı. İmar Barışı yasasında bu sorumluluk bina sahiplerine yüklenmişti.

Şimdi vatandaş kendi çabası ve isteği ile Riskli Yapı Tespiti yaptırdığında iki olasılık var;

  1. Bina risksiz
  2. Bina riskli

Bina risksiz ise, hadi geçmiş olsun. Size iyi günler.

Şayet bina riskli ise, size geçmiş olsun. Kolay gelsin. Bu durumda;

  1. Binayı güçlendirteceksiniz,
  2. Yıktırıp yeniden yaptıracaksınız.

Uygulama her iki durumda da Yapı Denetime tabi olacak, ki doğrusu da bu. Sonuçta bir inşai faaliyetten bahsediyoruz.

Riskli Yapı Tespiti nasıl yaptırılır? başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Barış isteyene ‘zorunlu denetim’ başlıklı haber, hurriyet.com.tr internet sayfasında 10 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İnşaat sektörü Finansman Desteği bekliyor!

Yeni Ekonomi Programı kapsamında inşaat sektöründe yerel üretime ve tamamlanmaya yakın projelere finansman desteği verileceği açıklanmıştı. YEP duyurusunu takiben, sektör temsilcileri atılacak adımları bekliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından kamuoyu ile paylaşılan 3 yıllık Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) sektördeki istihdam kayıplarının azaltılmasına yönelik bir dizi politika açıklandı. Bakan Albayrak tarafından 30 Eylül’de açıklanan YEP’nda, tamamlanmaya yakın projelere finansman desteği sunulacağı ve kullanılan malzemeler için yerel üretimin destekleneceği ifade edilmişti.

Yerel üretime finansman desteği

Konu ile ilgili açıklama yapan Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün; “Mevcut hassasiyetler dikkate alınarak hedeflerin revize edilmiş olması, inşaat sektörü olarak önlerini görebilmeleri açısından kıymetlidir.” dedi.

Yenigün, yerel üretimin desteklenmesinin, performans odaklı ve uygun maliyetlerdeki ürünlerin küresel alanda rekabet gücünü artırması açısından önem taşıdığını vurguladı. Yenigün, TMB olarak temel amaç ve ilkelerinden birinin de müteahhitlerin projelerinde yerli ürün kullanmalarını teşvik etmek olduğunu ifade etti.

Yenigün, yurt dışında üstlendikleri projelerde de Türk inşaat malzemelerinin kullanımına daima özen gösterdiklerini, bu sayede ihracata da önemli katkılarda bulunduklarını anlattı.

Tamamlanmaya yakın projelere finansman desteği

Başkan Yenigün, tamamlanmaya yakın projelere finansman desteği sağlanmak suretiyle sektörde durgunluk kaynaklı istihdam kayıplarının azaltılması hedefinin memnuniyet verici olduğunu belirtti. Yenigün; “İnşaat sektörü, yarattığı istihdamla özellikle ekonomik risklerin ve işsizliğin yükseldiği dönemlerde daha fazla önem arzetmektedir. Dolayısıyla bakanlığın finansman desteğiyle sektör olarak tekrar işsizliğin azaltılmasına katkı sağlayacak duruma gelmeyi arzuluyoruz. Bu çerçevede beklediğimiz bir diğer destek de; kamu ile iş yapan müteahhitlerimizin projelerinde yaşanan büyük maliyet artışlarından doğan sorunu çözme amaçlı fiyat farkı düzenlemesidir.” şeklinde ifade etti.

Dışa bağımlılığın azaltılması adına önem arz ediyor.

Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası Başkanı Celal Koloğlu da; “YEP, gelecek dönem projeksiyonunu ortaya koyan ve gelecek 3 yılda atılacak adımları içeren değerli bir yol haritasıdır.” dedi.

Koloğlu, sektöre yapılan her yatırımın bir diğer yatırım alanını tetiklediğine, kendisine bağlı harekete geçirdiği sektörlerle birlikte sanayiye öncülük ettiğine dikkat çekti. Koloğlu; “İnşaat malzemeleri sektöründe ileri bir noktada olan Türkiye’de yerli ve milli üretim paylarının artırılması, dışa bağımlılığın azaltılması açısından da önemlidir. Bu suretle ithalatın önüne geçmek için yerli ve milli teknoloji ile ilgili Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının artırılması gerekmektedir.” dedi.

Yüzde 80 üzerinde tamamlanmış projeler bitirilmeli

Koloğlu, “Öncelikle yüzde 80’in üzerinde tamamlanmış projeler tespit edilip, finansman desteğiyle bir an önce tamamlanıp, ekonomiye kazandırılmalıdır.” şeklinde ifade etti.

Koloğlu, fiyat farkı hesap yöntemi geliştirilmesinin ve yeni dönemde yapılacak ihalelerde kullanılmasının sektöre önemli destek vereceğini vurguladı.

İnşaat sektörü finansman desteğini bekliyor başlıklı haber, www.milliyet.com.tr internet sayfasında 09 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Az katlı ve müstakil binalara talep arttı!

Marmara Denizi’nde meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki deprem sonrası İstanbul’da az katlı ve müstakil binalara talebin arttığı görüldü. Vatandaşlar satın alma ve kiralamalarda özellikle 7 yaş ve altı evleri tercih etmeye başladılar.

Az katlı ve müstakil binalara talep arttı

Marmara Denizi Silivri açıklarında 26 Eylül’de meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki deprem, İstanbul’da az katlı ve müstakil binalara talebi arttırdı. Satın alımlarda ve kiralamalarda özellikle 6-7 yaş ve altı evler tercih edilmeye başlandı.

Coldwell Banker Türkiye Ülke Başkanı Gökhan Taş, 26 Eylül’de vatandaşların deprem gerçeğiyle yüzleştiğini belirtti. Taş’a göre, sözkonusu depremden önce vatandaşlar konut alırken bu konuyla ilgili çok soru sormazlardı. Taş, artık vatandaşın ev alırken; “Bu konut 1999 depreminden önce mi sonra mı yapıldı?” şeklinde sorduğunu belirtti.

Sektör temsilcileri,

Taş, özellikle deprem konusunda yüksek risk içeren ilçelerde düşük katlı ve 6-7 yaşın altındaki binalara ilginin yüksek olduğunu dile getirerek; “Fakat bu ilgi henüz fiyatlara yansımadı. Sadece son döneme kadar fiyat konusunda duyduğumuz eleştirileri artık daha az duyar olduk.” dedi.

Taş, başta kamu bankaları olmak üzere bankaların uygulamış oldukları faiz indirimi ve deprem nedeniyle, başka binaya geçmek isteyenlerin sektöre ciddi hareketlilik getirdiğini belirtti. Taş, 2019 yılı sonu için bir milyon adet olan konut satış beklentilerini 1,2 milyon adede yükselttiklerini bildirdi.

“Kiralık konut piyasasında da bariz bir hareket var”

İstanbul Emlakçılar Odası Başkanı Nizameddin Aşa, son 1-2 ayda kredi faizlerinin düşmesiyle konut satışlarının ve gayrimenkul sektörünün hareketlendiğini vurguladı. Aşa, “TÜİK rakamlarına göre Türkiye genelinde Ağustos ayında 34.148 adet ipotekli konut satıldı. Özellikle bina yaşı yüksek olan veya oturduğu konuttan sağlamlık açısından emin olamayan kimseler yeni bir eve taşınmak istiyor. Düşük katlı ve yaşı genç binalara ilgi arttı. Bu ilginin ilerleyen günlerde alım yönünde eyleme dönüşmesini umuyoruz.” dedi.

Aşa, İstanbul’da yenilenmesi gereken ciddi bir riskli yapı konut stoğu bulunduğunu, Riskli Yapı Tespiti ile ilgili vatandaşın gereken duyarlılığı göstermeye başladığını kaydetti. Aşa, bu binalarda oturan milyonlarca vatandaşın, kiralama veya satın alma yoluyla sektörü hareketlendirmesinin normal olduğunu ifade etti.

“Az katlılarda kiralık talebi yüksek”

Tuzla-Pendik Bölgesi Coldwell Banker Alesta Brokeri Emrah Pehlivanoğlu da, daha önceden ‘satılık ev arayan müşteriler’ olarak kaydı bulunan müşterilerinin bir çoğunun kendilerini arayıp, artık yüksek katlı binalarla ilgilenmediklerini söylediğini belirtti. Pehlivanoğlu; “Bu kişiler daha az katlı yapılarda ev arayışı içerisinde olduklarını belirtiyor. Kiralıkta da benzer bir durum söz konusu.” dedi.

Çekmeköy bölgesindeki emlak sektörü temsilcilerinden de, az katlı evlere özellikle kiralık konut talebinin çok fazla olduğu yönünde tespitler geliyor. Uzmanlara göre bu durum, geçen yıl 5 bin 500 lira civarında olan aylık kira fiyatlarını 7 bin liraya kadar yükseltti. Mevcut kiralık konut arzı yeterli olmadığı için satılık evlere olan talebin de zamanla artacağı öngörülüyor.

Bahçeşehir’de ilgi 2007 sonrası yapılan az katlı ve müstakil binalara

Bahçeşehir Bölgesi Coldwell Banker Dikey Brokeri Burak Özmutafaoğlu da, bölgede artçı depremlerin devam etmesi durumunda özellikle 2007 sonrasında yapılan az katlı ve müstakil binalara olan talebin artacağını vurguladı. Özmustafaoğlu; “Bu talep de konut fiyatlarını yüzde 10 gibi yukarı çekecektir. Aslında 1999 depremi sonrası Deprem Yönetmeliğine uygun olarak yapılan tüm yapılar kaliteli, ancak insan psikolojisi böyle bir talep oluşturtuyor.” şeklinde ifade etti.

Deprem az katlı ve müstakil binalara talebi artırdı başlıklı haber, www.aa.com.tr internet sayfasında 30 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi taşınıyor!

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ‘nın depremde hasar gören Avcılar Veteriner Fakültesi ile Bakırköy Sağlık Bilimleri Fakültesi, Büyükçekmece Yerleşkesi’ne taşınmaya başladı.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa taşınma süreci 17 bin kişiyi etkileyecek

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa taşınma süreci, İstanbul içerisinde aynı anda yapılan en büyük eğitim kurumu taşınması olarak tarihe geçecek. 26 Eylül’de meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki depremde binaları hasar gören Avcılar Yerleşkesi’ndeki Veteriner Fakültesi ile Bakırköy Yerleşkesi’ndeki Sağlık Bilimleri Fakültesi, üniversitenin Büyükçekmece Yerleşkesi’ne taşınmaya başladı.

Eğitime 22 Ekim’e kadar ara verildi

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü, depremde hasar gören Veteriner Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesinde eğitim-öğretime 22 Ekim’e kadar ara verildiğini duyurmuştu. Aynı duyuruda, Veteriner Fakültesi kapsamındaki Hayvan Hastanesi’nin faaliyetlerinin geçici bir süre için durdurulmasına karar verildiği ifade edilmişti.

AA muhabiri Andaç Hongur’un edindiği bilgiye göre, Veteriner Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin taşınmasına başlandı. Avcılar Yerleşkesi’ndeki Mühendislik Fakültesi de belirlenen yerlere taşınacak.

Ay sonuna kadar tamamlanacak olan taşınma işlemi tarihe geçecek

İstanbul içerisinde aynı anda yapılan en büyük eğitim kurumu taşınması olarak tarihe geçecek olan taşınma;

  • 15 bin öğrenci,
  • bin civarında akademisyen ve
  • bin civarında idari personel olmak üzere

toplamda 17 bin kişiyi etkileyecek. Taşınmanın büyük bölümünün cuma gününe kadar tamamlanması planlanıyor. Tüm taşınma ay sonuna kadar tamamlanmış olacak.

Hizmeti geçici olarak durdurulan Avcılar Yerleşkesinde Veteriner Fakültesine bağlı olan Hayvan Hastanesi taşınmayacak. Karar verilmesi için Teknik ekiplerin hasarlı binadan aldıkları numunelerin analiz sonucu bekleniyor.

Boşaltılan Avcılar Yerleşkesi’ndeki yurtta kalan 700 öğrenci rektörlüğün koordinasyonu ile çeşitli yurtlara yerleştirildi.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin taşınması sürüyor

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Yerleşkesi’nde yer alan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin taşınma süreci kendi içinde sürüyor. Depremin ardından Çocuk Hastalıkları Birimi’ndeki mevcut hastalar diğer birimlere ve hastanelere nakledilmek suretiyle, yeni binaya taşınıncaya kadar (Çocuk Acil ve Çocuk Klinikleri) bünyesindeki sağlık hizmetleri durduruldu.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Birimi binası ile bütünleşik olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Birimi de dekanlıkça daha önceden planlanan yeni yerine taşınacak.

İstanbul’daki en büyük eğitim kurumunun taşınması başladı başlıklı haber, www.aa.com.tr internet sayfasında 07 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İstanbul’da ihbar edilen Riskli Bina sayısı 5 bin 253!

Marmara Denizi’nde art arda meydana gelen depremlerin ardından İstanbul’da vatandaşlar ve resmi kurumlarca valiliğe ihbar edilen Riskli Bina sayısı 5 bin 253.

Hasar Tespit çalışmaları Bakanlık yetkililerince sürdürülüyor

AA muhabiri Zehra Aydın Turapoğlu’nun aktardığı bilgiye göre, en büyüğü 26 Eylül’de Marmara Denizi‘nin Silivri açıklarında meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki deprem olmak üzere son dönemde art arda yaşanan sarsıntılardan sonra, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerince İstanbul ili genelinde hasarlı ve Riskli Bina tespiti çalışmaları yürütülmeye devam ediyor.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne bağlı 360 görevli 180 ekip halinde, binaların ve kritik tesislerin hasar tespitini yapmak, acil yıktırılması gereken binaları belirlemek amacıyla sahada incelemelerini sürdürüyor.

Çalışmalar kapsamında bugüne kadar ekipler tarafından kamu yapıları, konutlar ve iş yerlerinde incelemelerde bulunuldu.

4 bin 972’si vatandaşlardan, 221’i okullardan, 12’si hastanelerden ve 48’i diğer kamu kurumlarından olmak üzere İstanbul Valiliği’ne şu ana kadar 5 bin 253 riskli bina ihbarında bulunuldu.

15 Okul ağır hasarlı

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hasarlı olduğu bildirilen 179 eğitim binasındaki incelemeler tamamlandı. Çalışmalarda;

  • 134 okulun hasarsız,
  • 30 okulun az hasarlı,
  • 15 okulun ise ağır hasarlı olduğu tespit edildi.

42 eğitim binasında Riskli Bina incelemesi sürüyor. 2 Hastane ve 4 Kamu Binası Ağır Hasarlı

Hastanelerde yapılan hasar tespit çalışmasında;

  • 8 hastane hasarsız,
  • 2 hastane az hasarlı,
  • 2 hastane de ağır hasarlı olarak belirlendi.

Diğer kamu kurumu binalarından;

  • 35 bina hasarsız,
  • 7 bina az hasarlı,
  • 4 bina ağır hasarlı olarak tespit edildi. 2 binada ise inceleme sürüyor.

189 Özel Bina ağır hasarlı

Vatandaşlar tarafından iletilen ihbarlardan;

  • 2 bin 179 binanın hasarsız,
  • 739 binanın az hasarlı,
  • 189 binanın ise ağır hasarlı olduğu tespit edildi.

Bunun yanında deprem kaynaklı olmayan 651 bina da hasarlı olarak kaydedildi. Bakanlık ekiplerince, vatandaşların ihbar ettiği diğer riskli binalarla ilgili incemeler devam ediyor. Peki, konutumuz veya işyerimiz ile ilgili Riskli Yapı Tespiti nasıl yaptırabiliriz?

İstanbul’da 5 bin 253 riskli bina ihbar edildi başlıklı haber, www.aa.com.tr internet sayfasında 03 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Romalı Mühendisler depreme karşı kemerli yapılar inşa etmişler!

Denizli’nin Pamukkale ilçesindeki Hierapolis Antik Kenti’nde devam eden kazı çalışmalarında, Romalı Mühendisler tarafından depremin etkisini azaltmak için 1800 yıl önce kemerli yapılar inşa edildiği saptandı.

Romalı Mühendisler, Apollon kutsal alanındaki anıtsal çeşmede, yapıları depremlere karşı korumak için mimari teknikler kullanmışlar

Denizli’nin Pamukkale ilçesinde bulunan Hierapolis Antik Kenti’nde, kazı çalışmaları devam ediyor. Yapılan kazı çalışmalarında Romalı Mühendisler tarafından, günümüzden 1800 yıl önce yapıları depremlerin etkisinden korumak için mimari teknikler kullanıldığı ortaya çıktı.

Marmara Bölgesinde başta 4,6 ve 5,8 büyüklüğündekiler olmak üzere son günlerde peş peşe yaşanan sarsıntılar, özellikle İstanbullulara deprem gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Vatandaşlar bir taraftan yakın gelecekte gerçekleşmesi kaçınılmaz olarak görülen Büyük İstanbul Depremi‘ne karşı önlem almaya çalışırken, diğer yandan da akıllara tarihi yapıların günümüze kadar nasıl ayakta kalabildiği ile ilgili soru gelmektedir.

Romalı Mühendisler, Apollon kutsal alanındaki anıtsal çeşmede, yapıları depremlere karşı korumak için kemerler kullanmışlar.

Günümüz uygarlığının, başta dil olmak üzere bir çok alanda Roma kültüründen etkilendiği varsayılmaktadır. Zaman içerisinde ortaya çıkan yeni bulgular, bu varsayımı güçlendirmekte.

Bergama Kralı 2. Eumenes tarafından kurulan Hierapolis Antik Kenti’ndeki kazı çalışmaları, İtalya’nın Lecce kentinde bulunan Del Salento Üniversitesi tarafından 1957 yılından bu yana devam ediyor.

Depremin etkisine karşı Kemerli Yapılar inşa etmişler

Kutsal çeşmede yapılan kazı çalışmalarında, 1800 yıl önce dönemin Romalı mühendislerinin, depremden korunmak ve depremin etkisini azaltmak için yapılarda kemerler inşa ettikleri saptandı.

Kemerli Yapılar günümüze kadar ayatka kalmış

Hierapolis Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Grazia Semeraro, dönemin Romalı mühendislerinin kutsal alanda fay hatları üzerindeki yapıları depremden korumak için kemerler yaptıklarını belirtti. Semeraro, “Kutsal çeşme alanındaki kazı çalışmalarını sürdürüyoruz. Gün yüzüne çıkardığımız taşları, tek tek restore edip yerlerine koyuyoruz. 1800 yıl önce Romalı mühendisler, fay hattı üzerine yaptıkları yapıları depremden korumak ve depremin etkisini azaltmak için, kendi tekniklerine göre, kemerli şekilde inşa etmişler. Bu nedenle bazı bölümler günümüze dek ayakta kalabilmiş” dedi.

Romalı mühendisler 1800 yıl önce depremin etkisini azaltmak için kemerli yapılar inşa etmiş başlıklı haber, www.sondakika.com internet sayfasında 30 Eylül 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.