Sultan Abdülhamid Mirası Hastanede Temizlik Başladı!

Hadımköy’de bulunan ve bakımsızlıktan harabeye dönen Sultan Abdülhamid mirası hastanede temizlik çalışmaları başladı.

Sultan Abdülhamid Han mirası Hadımköy Askeri Hastanesi

DHA dünkü haberinde tarihi Hadımköy Askeri Hastanesi’ndeki sözkonusu ilgisizliğe dikkat çekmişti.

Bugün bir grup asker, hastaneye gelerek çevrede güvenlik önlemi aldı. Ardından hastane içinde ve çevresinde temizlik çalışmaları başladı. Habere göre 127 yıllık tarihi yapının içinde elektrik kablosundan kalorifer peteğine kadar birçok eşya hırsızlar tarafından çalınmıştı. 1891 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından, Hadımköy Hastane Mahallesi’ne yaptırılan Hadımköy Askeri Hastanesi, Balkan Savaşı ve Çanakkale Savaşı sırasında önemli bir rol üstlenmiş ve 1985 yılına kadar askeri hastane olarak hizmet vermişti.

2012’den sonra kaderine terk edilen tarihi hastane binası bir dönem evsizlerin ve madde bağımlılarının meskeni olmuştu.

DHA‘nın dün haber yapmasıyla harekete geçen yetkililer, tarihi ve kültürel anlamda çok şey ifade eden Sultan Abdülhamid’in mirası Hadımköy Askeri Hastanesi’nde temizlik çalışmalarına başladılar.

‘Hadımköy Askeri Hastanesi Koruma Projesi’ konulu tez

Bu konuda 2015 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi  (İTÜ), Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Lisansüstü Programı çerçevesinde Gülsüm Tanyeli ve Melis Sabuncuoğlu tarafından bir Yüksek Lisans tezi hazırlanmıştır; 

Bu tez kapsamında İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, Hadımköy Mahallesi, 1058 parselde yer alan Hadımköy Askeri Hastanesi konu alınmıştır. Çalışma kapsamında yapının tarihi ve mimari özellikleri araştırılarak, günümüzdeki durumu ayrıntılı olarak belgelenmiş, çeşitli kaynak araştırmaları yapılarak restitüsyon çizimleri hazırlanmış ve yapının korunup, günümüz koşullarına uyum sağlayarak varlığını sürdürebilmesi için gerekli müdahale ve öneriler geliştirilmiştir. 19. Yüzyıl askeri mimari örneklerinden olan Hadımköy Askeri Hastanesi’nin yapımına 1887 yılında başlanmış, 1891 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından kullanıma açılmıştır. Yapının içinde yer aldığı Hadımköy, Osmanlı döneminde İstanbul dışı yerleşim bölgesidir. Tescilli ağaçların bulunduğu parsellerle bir bütün olan hastane, farklı dönemlerde tahliye hastanesi, kışla ve revir gibi olarak kullanılmıştır. Cepheleri özgün niteliğini genel anlamda korumasına rağmen plan şeması oldukça müdahale görmüş, ek mekânlar yapılmıştır. Kat döşemeleri betonarmeye çevirilmiş, ihtiyaçlar doğrultusunda ısıtma ve tesisat sistemi döşenmiştir. Kullanıldığı dönemde düzenli olarak bakım ve tadilat görmüş olan yapının özgün plan şemasına ait izleri okumak oldukça zordur.

Hadımköy Askeri Hastanesi korunuyor

Günümüzde kullanılmamakta olan yapı ve bahçesi Hadımköy Kışla Komutanlığı tarafından korunmaktadır. İstanbul’da az sayıda örneği kalan askeri hastane mimarisinin araştırılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından da önem taşıması sebebiyle, söz konusu yapı tez konusu olarak seçilmiştir. Tez çalışması yedi ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, kapsamı ve kullanılan çalışma yöntemleri anlatılmıştır. İkinci bölümde yapının bulunduğu Hadımköy’ün konumu, tarihsel, sosyal ve ekonomik gelişimi ile mimari özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde Osmanlılarda sağlık kurumlarının gelişimi, askeri tıp tarihi ve askeri hastanelere değinilmiş, günümüzde İstanbul’da mevcut olan askeri hastane örnekleri ile askeri hastanelerin genel mimari özellikleri incelenmiştir.

Dördüncü bölümde Hadımköy Askeri Hastanesi’nin konumu ve tarihçesi incelenmiş, mevcut durumu detaylıca anlatılarak, strüktür, malzeme ve bozulma tespitleri yapılmıştır. Beşinci bölümde, çeşitli bilgiler ışığında restitüsyon çizimleri geliştirilmiş, altıncı bölümde de yapının restorasyon projesine yer verilmiştir. Restorasyon projesi ile birlikte yapının onarımına ilişkin müdahaleler tanımlanmıştır. Restorasyon kararları doğrultusunda yapının sağlık hizmeti işlevinin korunması önerilmiştir.

Tahtakale’ye ismini Veren Kalenin Burcu Gün Yüzüne Çıktı

İstanbul’un en bilinen ticaret merkezleri arasında yer alan tarihi Tahtakale’nin isminin bölgedeki Bizans kalesinden geldiği bildirildi.

tarihi Tahtakale

İstanbul‘un önemli ticaret merkezlerinden olan Tahtakale semtinin, ismini bölgedeki tarihi Bizans Kalesi’nden aldığı öğrenildi. O dönem gözetleme kulesi olarak kullanılan kalenin burcu günümüzde atölye olarak kullanıldığı görülmektedir.

Tahtakale ve çevresi, İstanbul’un fethedilmesiyle geçmiş asırlarda dünyanın önemli ticaret merkezleri arasına girmiş ve günümüzde de ticaret yoğunluğunun yaşandığı bölgelerin başında gelmektedir. Ticaret erbaplarının yanı sıra tarihi yapılarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Tahtakale’nin adı ülke genelinde birçok şehirde semt ismi olarak da kullanılıyor.

Semtin adı Arapça “Taht-al Kal’a” kelimesinden geliyor

Şehir ve Kültür Dergisi Genel Yayın Yönetmeni araştırmacı-yazar Mehmet Kamil Berse, şehirler, kültürler ve medeniyetler üzerine yaptığı araştırmalarla Tahtakale’ye adını veren kaleyi tespit etti. Bizans döneminde yaptırıldığı öne sürülen kalenin sadece gözetleme kulesi olarak kullanılan burcunun günümüze taşınabildiğini belirleyen Berse, Tahtakale semtinin adını, Arapça kale altı-kale çevresi anlamına “Taht-al Kal’a” kelimesinden aldığını tespit etti.

Burcun Büyük Valide Han’ın mütemmim yapılarından, günümüzde Sağır Han olarak bilinen Sagir Han’ın (küçük han) kuzeydoğu iç duvarına yakın yerde bulunduğunu belirten Berse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu burcun bazı tarihi kayıtlarda Eiren kulesi olarak adlandırıldığını söyledi.

Valide Han’ın altında kale kalıntılarının da olabileceğine işaret eden Berse, doğma büyüme İstanbullu olarak kendisi gibi birçok insanın merak ettiği konuya açıklık getirdiğini vurguladı.

“Kalenin ayakta kalması bizim için çok değerli”

Tahtakale adının söz konusu burçtan geldiği konusunda araştırmalarla kesin kanaat getirdiğini aktaran Berse, şöyle konuştu:

“Bir Osmanlı eserinin içinde bir Bizans yapısının olması ve bağımsızlığını koruyor gibi olması oranın bir kale olduğunu gösteriyor. Zaten görünümü de bir kale burcu gibi. O beni çok heyecanlandırdı. Bunu araştırmam gerektiğini düşündüm.

Semavi Eyice bu ülkede önemli bir Bizantologtur. O zaman hayattaydı, geçen sene Aralık ayıydı. Kendisini ziyaret ettim, durumdan bahsettim. O kaleyle ilgili bütün malumatı biliyor. Hatta ‘ben bununla ilgili bir maddeyi İslam Ansiklopedisi‘ne yazdım. Tahtakale olarak yazmadım ama senin dediğin doğrudur, ben o taraftan düşünmedim’ dedi. ‘O kale aslında Bizans‘tan kalma bir Eiren Kalesi’dir.

Eiren Kalesi‘ni de Sultanahmet‘teki Bizans Sarayı‘nın bir koruma karakolu gibi, muhafız karakolu gibi düşünebilirsiniz’ dedi. Orası aslında bir kale karakoldur, orada ucu görünen de artık üstü tıraşlanmış burçlarından biridir. Ayakta kalması da bizim için çok değerlidir.”

“Bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var”

Osmanlı İmparatorluğu‘nda semt isimlerinin muhakkak bir yere dayandırıldığını dile getiren Berse, şunları kaydetti:

“Osmanlı şehirlerinde şunu görürsünüz, bir yere, bir semte isim verilmişse mutlaka onun dayandığı bir şey var. Eskiden gelen semt, sokak ya da mahalle adlarına baktığınızda ‘ne alaka’ diyebilirsiniz ama araştırdığında sizi bir yere götürür.

Mesala Ayvansaray‘da bir sokaktan geçiyorum adı Külhan Sokak. Hamamların külhanları olur. Etrafa baktım bir hamam göremedim. Sokağın adı külhan ise o çevrede mutlaka bir hamam vardır. Sonra orada yaşlı birine rastladık. ‘Buralarda hamam var mı?’ diye sorduk, ‘Evet, burada hamam vardı. Eskimişti yerine bina yapıldı’ dedi. O isim orada olmasa orada tarihi bir hamamın varlığından haberimiz olmayacak. Buraya bu isim konulunca Tahtakale ismi ki Osmanlı’nın fethinden sonra bu semtler kurulurken buralara mutlaka bir özelliğinden dolayı bu isimler verilmiş. O tarihte buradaki kale büyük bir ihtimalle ayaktaydı.

Yani belki tahrip de olmuş olabilir ama o devrin insanları aşağıda bir yerleşim yeri olunca, Bizans devrinde adı belki farklı olabilir ama bizim dönemimizde buraya bir isim verilecekse ne demişlerdir, ‘kale var burada, altında da iş yeri var. Buranın adı Tahtakale‘dir.’ Buradan yola çıktığımızda bu kaleye ulaşabilirsiniz. Yoksa tahtadan bir kale ararsanız bulamazsınız.”

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tahtakaleye-ismini-veren-kalenin-burcu-gun-yuzune-cikti/1239846

Nef YKB Erden Timur ‘dan Sosyal Medya Açıklaması Geldi!

Nef Yönetim Kurulu Başkanı Erden Timur, sarı-kırmızılı takımla adı geçen Anthony Modeste ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Nef YKB Erden Timur

Nef YKB Erden Timur, sosyal medya hesabı kullanmadığını ve Galatasaray’a her zaman hizmet etmeye hazır olduklarını dile getirdi. 

Nef YKB Erden Timur, Emre Akbaba‘nın Galatasaray‘a gelişinde büyük rol üstlenmişti. Timur, sosyal medyada yazılanların kendisi ile ilgisi olmadığını ve şahsi hesabı bulunmadığını kaydederek, “Şirketim adına açılan kurumsal hesap haricinde sosyal medyada şahsıma ait bir hesabım yoktur. Transferde gündemde olan isimleri bende görüyorum. Gerekli görüldüğü zaman ana sponsoru olduğumuz Galatasaray‘a her zaman hizmet etmeye hazırız.” dedi.

Kaynak; DHA

Selimiye Camisi Bayram Boyunca Doldu Taştı

Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camisi, Kurban Bayramı tatilinde ilgi odağı oldu.

Edirne Selimiye Camisi

Kurban Bayramı tatilinde Edirne’ye gelen yerli ve yabancı turistler, Selimiye Camisi‘ne yoğun ilgi gösterdi.

Mimar Sinan’ın ustalık eseri ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camisi, bayram tatilinde ilgi odağı oldu. Çeşitli illerden gelen vatandaşlar, yurt dışında yaşayan Türkler ve yabancı turistler mimari şaheseri ziyaret etti.

Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bayram tatilinde kentteki ve Saros Körfezi’ndeki otellerin dolduğunu söyledi.

Ege ve Akdeniz kıyılarına gitmeyenlerin tatilini kısa turlar yaparak Edirne ve Trakya’daki tatil yörelerinde geçirdiği belirten Hacıoğlu, “Kısa turlarla Edirne’ye gelenler UNESCO Kültür Mirası Selimiye’yi görmeden gitmediler. Bayramdan önce 150 bin ziyaretçi beklediğimizi belirtmiştik ancak gördüğümüz kadarıyla ziyaretçi sayısı bizim beklentimizin iki katına çıktı.” diye konuştu.

Selimiye Camisi önemli bir kültür ve ibadet merkezi

Selimiye Camisi’nin önemli bir kültür ve ibadet merkezi olduğunu ifade eden Hacıoğlu, şunları kaydetti:

“Selimiye Camimizi 300 bin kişi ziyaret etti. Çok şükür bu yıl hem anavatana gelirken hem de giderken gurbetçilerimiz camimize uğradılar. Dolayısıyla bu da ayrı bir memnuniyet oluşturdu. Bu hem kentimizin ekonomisine hemde turizmine büyük katkı sağladı. Selimiye ile tarihi camilerimiz de çok sayıda ziyaretçi aldı. Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü Turizm Enformasyon Büromuz bayramın birinci gününden itibaren açıktı ve görevlilerimiz Edirne’ye gelen tarihi ve turistik yerleri görmek isteyenleri bilgilendirdi.”

“Selimiye inanç turizminin merkezi”

Selimiye Camisi İmam Hatibi ve müezzini Yusuf Serenli de Selimiye Camisi’nin hem ibadet hem de kültürel anlamda çok önemli bir cami olduğunu söyledi.

Selimiye’nin inanç turizminin merkezi olduğunu belirten Serenli, “Camimiz hem yurt içi hem de yurt dışından çok sayıda ziyaretçi alıyor ancak bayram dolayısıyla bu sayı daha da arttı. Bu dönemde gurbetçilerimiz yaşadıkları ülkeye dönerken camimizi ziyaret edip memlekete veda ettiler. 24 saat bu yoğunluk devam ediyor. Her yaş grubundan ziyaretçimiz var. Çocuklar, büyükler, orta yaşlılar herkes Selimiye’de. Selimiye’deki turizm hareketliliği kente de ekonomi anlamında katkı sağlıyor.” diye konuştu.

“Müthiş güzellikte ve mimaride”

İstanbul’dan gelen Aziz Yurt da Selimiye Camisi’ni yıllardır merak ettiğini, ziyaret etmenin bu yıl nasip olduğunu ifade etti.

Kars’tan gelen Serhat Ekinci ise bayram tatili dolayısıyla Edirne’de bulunduğunu belirterek, “Selimiye çok güzel bir cami, tarihi güzellikleri açıkça gösteriyor.” diye konuştu.

Selimiye Camisi’ni “müthiş güzellikte ve mimaride” diye tanımlayan Kasım Sezer de “Daha önce gelmiştim ama her geldiğimde Selimiye’yi görmeden, burada ibadet etmeden Edirne’den ayrılmam. Rabb’im burayı yapanlardan ve yaptıranlardan razı olsun.” şeklinde konuştu.

Ahmet Tezcan da yıllık iznini Türkiye’de geçirdiğini ve Almanya‘ya dönmeden önce Selimiye Camisi’ni ziyaret ettiğini kaydetti.

EDİRNE – CİHAN DEMİRCİ

Başkentin Kültür Hazinesi: Roma Hamamı

Roma Hamamı Açık Hava Müzesi, içerisinde barındırdığı mezar stelleri, kitabeler ve mimari parçalardan oluşan bölümleriyle Ankara’nın tarihine ışık tutuyor.

Roma Hamamı

TRT Haber Kültür Sanat kategorisinde değinilen habere göre; Roma Hamamı Açık Hava Müzesi, içerisinde barındırdığı mezar stelleri, kitabeler ve mimari parçalardan oluşan bölümleriyle Ankara‘nın tarihine ışık tutuyor.

Ankara Roma Hamamı
Başkent Roma Hamamı
.

Kaynak; https://www.trthaber.com/foto-galeri/baskentin-kultur-hazinesi-roma-hamami/19243/sayfa-1.html

Dünyanın Meşhur Camileri

Dünyada kendine has tasarımıyla öne çıkan birçok görkemli cami bulunmaktadır. Bu camiler sahip oldukları ihtişamları ile görenlerin gözlerini kamaştırmaktadır. İşte Dünyanın Meşhur Camileri ‘nden bazıları;

1-ŞAH ÇERAĞ CAMİİ

İran‘ın Şiraz kentinde bulunan Şah Çerağ Camii, dünyadaki en ihtişamlı camilerden birisidir. Bu kutsal mekan. Farsça’da ‘Işıkların kralı- Işık şahı’ anlamına gelen Şah Çerağ ismini almıştır. Şah Çerağ, 14. yüzyılda yapılan bir yapı olmakla birlikte bugünkü halini 20. yüzyılda almıştır. Zaman içerisinde eskiyen bölümler tekrar elden geçirilmek surtiyle günümüzdeki görkemli haline dönüştürülmüştür. İhtişamındaki en önemli pay ise, adını almasında etkili olan ışığıdır.

2- LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ

Şimdiki ismiyle Lala Mustafa Paşa Camii olarak bilinen bu mimari eser, Kıbrıs‘ın Gazimağusa kentinde Luzinyan döneminde gotik mimariyle yapılmış “St Nicholas Katedrali” olup, Osmanlı İmparatorluğu‘nun 1571 yılında Kıbrıs’ı ele geçirmesiyle beraber camiye çevrilmiştir. Daha sonra gotik mimarisi kullanılarak minare eklenmiş olan Lala Mustafa Paşa Camii, geçmişte bir çok kral ve kraliçenin taç giydiği şehrin en önemli anıtı ve simgesidir. Lala Mustafa Paşa Camii, gerek mimari yapısı, gerekse de şehirle olan uyumu ile bu tarz yapılara verilecek en önemli örneklerdendir.

3- MESCİD-İ HARAM

Dünya üzerinde inşa edilen ilk mescit olan Mescid-i Haram,  dünyadaki tüm müslümanların hac ve umre vazifelerini yerine getirmek için gittikleri Kâbe-i Muazzama‘yı da kapsayan mekanın adıdır. Mescid-i Haram’ın içerisinde bulunan Kâbe, Hz. İbrahim tarafından inşa edilmiş olup, müslümanların kıblesidir. Müslümanların kıblesi Mescid-i Haram’dan önce Kudüs’teki Mescid-i Aksa idi. Kabe, zaman içerisinde birçok defa değişikliğe uğramış, günümüzde ilaveler ile birlikte 361.000 metrekarelik bir alanyla en son halini almıştır.

4- PEMBE CAMİ

İran‘ın bir başka dünyaca ünlü camisi Şiraz kentindeki Nasır El-Mülk Camii‘dir. Çoğunlukla “Pembe Cami” olarak bilinmekle birlikte; “Renkli Camii”, “Gökkuşağı Camii” veya “Kaleidoscope (sürekli değişen manzaralı) Camii” şeklinde de isimlendirilir. Bu alanda, ışık ve ibadet iç içe girer. Gün doğumu ile cami hayat bulur ve renkler, dönen dervişler gibi gün boyu dans ederek dolaşır; zemin, duvarlar, kemerler ve yükselen kuleler üzerinde yansır. 5- SULTAN AHMET CAMİİ
Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında Osmanlı Padişahı Sultan I. Ahmed tarafından, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya yaptırılan camidir. İstanbul’daki tarihî yarımadada bulunan Sultan Ahmed Camii; mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve ana kubbe ve yarım kubbelerinin içi de yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1934 yılında müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul‘un ana camii konumuna ulaşmıştır.

6- WILAYAH PERSEKUTUAN CAMİİ

Malezya‘nın başkenti Kuala Lumpur’da bulunan Wilayah Persekutuan Camii, mimarisinin güzelliğiyle görenleri büyüler.

7- PUTRA CAMİİ

Yine Malezya‘da bulunan görkemli camilerden biri de Putra Camii olup, en belirgin özelliği, işlemeleriyle kendine hayran bırakan büyük ve küçük pembe kubbeleridir. Bu özelliğinden dolayı Pembe Cami olarak ta bilinir. Putra Camii’nin duvarlarında ağırlıklı olarak cam malzemelerin yanı sıra, büyüleyici bir güzelliğe sahip gül işlemeleri ve mermer oymalar dikkat çeker. Kubbesinde pembe granitin kullanıldığı Putra Camii’nin avlusu, birbirinden güzel süslemeli havuz ve sütunlardan oluşturulmuştur.

8- PETERSBURG MERKEZ CAMİ

Petersburg Merkez Camii, Rusya‘nın St. Petersburg kentinde bulunur. Dönemin Buhara Emiri Sayid Abd-al Ahad Han, cami arazisi ve yapımı için büyük mali destek sağlamıştır. Caminin temeli 1909 yılında, Rusya İmparatorluğu döneminde, 2. Nikolay’ın izni ile atılmıştır. 49 metre yüksekliğinde iki minaresi ve 39 metre yüksekliğinde kubbesi olan caminin inşası, mimar Nikolay Vasilev ve mühendis Stepan Kriçinski tarafından gerçekleştirildi. İnşaatın mimarisinde Türkistan sanatından esinlenildiği görülür. Cami 1920 yılında tam olarak ibadete açıldı.

9- KUL ŞERİF CAMİİ

Kul Şerif Camisi, Rusya’ya bağlı olan Tataristan Cumhuriyeti‘nin başkenti Kazan’da bulunur ve alışık olduğumuz cami mimarisinden farklı bir bakış açısıyla kendisinden oldukça söz ettirir. Cami iki platformdan oluşmakta, üst platform camii olarak, alt platform ise müze ziyaretleri için hazırlanmaktadır. Bayram namazları ve cuma namazları için altı bin kişilik ilave kapasiteli avlusu bulunur.

10- MOSKOVA MERKEZ CAMİİ

5000 kişilik Moskova Merkez Camii, Rusya Müslümanları Dini İdaresi tarafından Rusya‘nın başkenti Moskova’da inşa ettirilmiştir. Caminin iç dekorasyonu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından, klasik Osmanlı sanatı üslubuyla yaptırıldı. Toplam kapalı alanı yaklaşık 19 bin metrekare olan Moskova Merkez Camisi’nde aynı anda 10 bin kişi namaz kılabilecek. Caminin kubbe yüksekliği 46, kubbe çapı 22 metre, iki büyük minaresinin uzunluğu ise 81 metredir.

11- PEMBE CAMİ

Pembe Cami, Filipinler‘in Maguindanao eyaletindeki Datu Suudi Ampatuan kasabasında bulunur. Sevgi, barış ve karşılıklı anlayışı sembolize ettiğine inanıldığı için masalsı pembe renkte inşa edilen cami, 2014 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır.

12- SULTAN QABOOS BÜYÜK CAMİİ

Etkileyici bir mimari eser olan Sultan Qaboos Büyük Camii, Umman Sultanlığı’nın başkenti Maskat‘ta bulunur. İç görünümüyle göz kamaştıran caminin cephesi de Hint kumtaşı ile inşa edilmiş olup, doğal çevre ile mükemmel bir renk uyumu sağlamaktadır.

13- ŞEYH ZAYED CAMİİ

Şeyh Zayed Camii, Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi‘dedir ve 2007 yılında halka açılmıştır. Kullanılan bir çok malzemenin Türkiye, Yeni Zelanda, Almanya gibi dünyanın birçok farklı ülkesinden getirildiği Şeyh Zayed Camii, İslam kültürünü sergilemenin yanında diğer dinlerle karşılıklı etkileşimi de desteklemeyi amaçlamaktadır.

Kaynak; https://www.sondakika.com/fotogaleri/dunyanin-en-gorkemli-camileri/

Rize’de ilkel teleferik can aldı!

Rize’de ilkel teleferik, çelik halatının kopması sonucu hızla hareket edip, varış noktasında zemine çarptı.

Rize’de ilkel teleferik

Kazada, başına isabet eden odunla ağır yaralanan İbrahim Kabil (60), yaşamını yitirdi.

Olay, dün Yiğitler köyünde meydana geldi. İbrahim Kabil, bölgede ‘varangel’ olarak bilinen ilkel teleferiğe yüklediği odunlarla karşıya geçmek için hareket etti. Ancak bu sırada teleferiğin çelik halatı koptu. Aşağıya doğru hızla hareket eden odun yüklü vagon, varış noktasında zemine çarptı. Bu sırada odun parçasının başına isabet ettiği Kabil, ağır yaralandı.

Çevredekilerin yardımıyla Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Kabil, yapılan tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı.

Rize‘de, 12 Ağustos günü, ilkel teleferikte elektrik akımına kapılan Ayşe Kork (19) yaşamını yitirmişti.

MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI TEHLİKEYE DİKKAT ÇEKMİŞTİ

Rize Makine Mühendisleri Odası Başkanı Metin Bıçakçı, il genelinde 15 bine ulaşan ilkel teleferiklerin ölümlü ve yaralamalı çok sayıda kazaya neden olduğunu belirtmişti. Teleferiklerin herhangi bir sahibi olmaması ve gelişi güzel herkes tarafından kullanılmasının kazalara davetiye çıkardığını ifade eden Bıçakçı, “Teleferiklerin kabinlerinin mutlaka kapalı alanlara alınması, elektrik tesisatlarının yalıtılması ve çarpmaya karşı topraklanmasının yapılması lazım.

Yük taşıma platformlarının korumalı olması, altlarından geçerken kişilere zarar vermemesi lazım. Yükün, bir yerden bir yere taşınması aşamasında, mutlaka iletişime geçilmesi lazım. Teller teknik olarak hesaplanmadığı için, istenilen yükleri taşımaya elverişli değil. Taşıma aşamasında, elektrik motorlarını ve kayış kasnak sistemlerinin olduğu noktalarda koruyucular koyulmuyor. Kullanılan elektrik tesisatı yalıtımlı değil, topraklaması yapılmamış.

Teleferiklerin yüzde 95‘i standarda uygun değil” demişti.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/rizede-ilkel-teleferik-can-aldi/haber-1595459

Yeni Nükleer Santraller güvenlik garantisi alacak!

Nükleer enerjide oluşabilecek hasarın en aza indirilmesi için müdahale kapasitesi üst düzeye çıkarılacak. Yeni Nükleer Santraller için KBRNN yönetim modeli oluşturulacak.

Yeni Nükleer Santraller güvenlik garantili

Yeni Nükleer Santraller güvenlik garantisi alacak

Türkiye‘nin kalkınmasında itici güç olacak nükleer santraller kaynaklı enerjiye yönelik yatırımlar tüm hızıyla sürerken insan ve çevre güvenliği için de gerekli önlemler alınıyor. Kimyasal, Biyolojik, Radyoaktif ve Nükleer Kapasite Geliştirme Projesi kapsamında sivil halkı etkileyebilecek bir duruma etkin bir şekilde müdahale edilmesi ve oluşabilecek hasarın en aza indirilmesi için müdahale kapasitesi üst düzeye çıkarılacak.

Bu projeyle Türkiye’nin standart kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer (KBRN) yönetim modeli oluşturulacak. Risk azaltma planı, iyileştirme planı ve ulusal radyasyon acil durum planı gibi planlarla bakanlık, kurumlarla koordinasyonunun ve yerele ulusal desteğin verilmesi sağlanacak.

3. Nükleer Santral Yapılacak

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasının yanı sıra yerli üretimi teşvik edecek nükleer enerjide önemli adımlar atıldı. Mersin ve Akkuyu’da 4.800 MW gücünde ve Sinop‘ta 4.480 MW gücünde olmak üzere 2 adet nükleer santralın yapılması için anlaşma imzalandı. Bu yılın başında Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin inşasına başlandı. Bu iki santrale ek olarak Çinlilerle yapılması planlanan 3. santral için çalışmalar sürüyor. Bu çalışmalara paralel olarak nükleerde insan ve çevre güvenliğine ilişkin tedbirler de şimdiden alınıyor.

8 Farklı Teknoloji Var

Hükümet 8 farklı teknolojik afeti kapsayan, 2023 hedeflerini de dikkate alan “Teknolojik Afetler Yol Haritası” kapsamında tüm teknik ve çevre güvenlik standartlarının uygulanması için gerekli tedbirleri alıyor. Türkiye Afet Yönetimi Strateji Belgesi ile afet yönetimi çerçevesi belirlenirken ulusal radyasyon acil durum planı da hazırlanıyor. İki yıl önce başlatılan KBRN Kapasite Geliştirme Projesi ile Türkiye genelinde meydana gelebilecek olaylara karşı müdahale planları da hazırlanıyor.

4 Üniteden Müteşekkil

Türkiye’nin 3 nükleer enerji santrali projesi bulunuyor. Akkuyu’nun ardından Türkiye biri Sinop diğeri de Trakya bölgesi olmak üzere iki nükleer güç santrali daha yapacak. Bunlardan ilki 2010 yılında ilk imzaların atıldığı Akkuyu Santrali. Santralin ilk ünitesinin 2023 yılına kadar elektrik üretimine başlaması hedefleniyor. Santralde her biri bin 200 megavat olan 4 ünite bulunacak. Yani Türkiye’nin ilk nükleer santrali 4 bin 800 megavat güce sahip olacak. Akkuyu Nükleer Santrali’nin işletme ömrü 60 yıl olarak belirlenmişti. Akkuyu NGS Projesi‘nin teknik referans santralinin, Rusya‘da inşaatı devam eden AES-2006 projeli Novovoronejskaya- 2 Nükleer Santrali olduğu ifade ediliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, üçüncü nükleer santralinin Trakya‘da yapılmasını düşündüklerini belirterek, burada Çinlilerle ilerleneceğini açıkladı.

Nükleer Bilinç Geliştiriliyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da milyonlarca vatandaşı nükleer enerji konusunda bilinçlendiriyor. Bakanlık nükleer bilinci artırmak için sosyal medya hesapları açarken, nükleer projeler kapsamında tüm teknik, çevre güvenlik standartları uygulanacak. Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından nükleer enerji ve Akkuyu NGS projesi kapsamında halkın bilinçlendirilmesi amacıyla Mersin Toplum Bilgilendirme Merkezi kuruldu. Merkeze çeşitli kurumlar davet edilirken, isteyen vatandaşların konunun uzmanlarından nükleer enerji ve Akkuyu Nükleer Santrali hakkında bilgi alması sağlanıyor.

Kaynak; https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2018/08/24/nukleer-enerjiye-guvenlik-garantisi

Bakanlıktan Belediyelere “Bisiklet Yolu” Desteği

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bisiklet kullanımının yaygınlaştırılmasını ve gürültü kirliliğinin yarattığı tahribatın önlenmesini hedefliyor. Bu amaçla belediyelere “Bisiklet Yolu” için maddi destek sağlayacak.

bisiklet yolu


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, daha yeşil ve yaşanabilir şehirler hedefi kapsamında projelerine hız verdi.

Bu kapsamda Bakanlık, ilgili kuruluşu İLBANK AŞ ile iş birliğiyle ‘100 günlük eylem planı‘ında yer alan eylemlerini hayata geçirmek için çalışmalara başladı.

Çevrenin korunması ve ekonomiye katkı amaçlanıyor

Program içerisinde yer alan “bisiklet yollarının desteklenmesi” ve “gürültü bariyerleri yapımı” konularında da çalışmalarını hızlandıran Bakanlık, belediyelere destek sağlayacak.

Trafikten kaynaklanan hava kirliliğinin azaltılması, gürültü kirliliğinin önlenmesi, küresel ısınmanın olumsuz etkilerini en aza indirerek çevrenin korunması ve ekonomiye olumlu katkı sağlanmasını amaçlıyor. Bunun için 3 bin kilometrelik “bisiklet yolu” yapımı için belediyelere maddi destek verilecek.

Gürültü kirliliğine bariyerli önlem

Belediyelere ayrıca, ulaşımdan kaynaklanan gürültüye maruz kalanların beden ve ruh sağlığını koruyabilmek amacıyla da 5 yılda 60 bin kilometre “gürültü bariyeri” yapımı konusunda destekte bulunulacak.

Birincil amaç sağlıklı ve çevreci yaşam hedefiyle halkın daha rahat yürüyüş yapabileceği 3 bin kilometre yürüyüş yolunun yapılmasıdır. Bunun yanı sıra Çevre Dostu Sokak Projesi ile de vatandaşların günlük stresini atabileceği, sportif araçların da yer alacağı yaşam alanları oluşturulacak.

Söz konusu eylemleri hayata geçirmek üzere destek verilecek projeler için “tip proje” hazırlık çalışmalarına başlayan Bakanlık, protokol hazırlıklarını da sürdürüyor.

Kaynak: AA https://www.trthaber.com/haber/turkiye/bakanliktan-belediyelere-bisiklet-yolu-destegi-381484.html

Topkapı Sarayının Müze Alanı 5 katına Çıkıyor!

Yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğu Hanedanına ev sahipliği yapmış Topkapı Sarayı tarihinin en büyük restorasyonuyla yenileniyor. 80 bin metrekare olan Topkapı Sarayının müze alanı çalışmalar sonunda 400 bin metrekareye ulaşacak. 

Osmanlı


Restorasyonu tamamlanan yapılar ve yenilenen sergi salonları ziyaretçilerle buluşmaya başladı. Son olarak III. Ahmed Kütüphanesi, Altın Yol ve Matbah-ı Amire/Saray Mutfaklarının ziyarete açıldığı sarayda önümüzdeki günlerde ise Saray Mutfakları’nın Koğuşları, Hamamı, Mescidi ve Kalayhanesi; Padişah, şehzade ve sultanların kıyafetleri ile aksesuarlarının sergileneceği Seferli Koğuşu açılacak.

“TOPKAPI SARAYININ MÜZE ALANI 400 BİN METREKARE OLACAK”

Çalışmaları yürüten Topkapı Sarayı Müze Müdürü Ayşe Erdoğdu, İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürü Dr. Olcay Aydemir ve Topkapı Sarayı Kontrol Amiri restorasyon uzmanı Yüksek Mimar Nevhiz Koyukan çalışmanın detaylarını ve bugüne kadar nelerle karşılaştıklarını DHA’ya anlattı.

Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nce yürütülen 71  uygulama işi bulunduğunu söyleyen Olcay Aydemir, bunlardan 17’sinin Topkapı Sarayı’nda olduğunu dile getirdi. Gerçekleşen kapsamlı onarımla 80 bin metrekarelik Topkapı Sarayının müze alanı restorasyonla 400 bin metrekareye çıkacağına dikkat çeken Aydemir, “Bu çalışmalar bilimsel özellik taşıyor ve büyük bir ekiple gerçekleşiyor. Müze alanının 400 bin metrekareye çıkacak olması çok önemli. daha paylaşımcı, mekanla ilişki kuran bir yaklaşım içinde olmak, böylece değer bilmeyi artırmak ve yaptıklarımızı,  yayınlarımızla, sempozyumlarla, bilim dünyasıyla paylaşmak” dedi.

“DOKUNDUĞUMUZ HER YERDE YÜZYILLIK İZLER GÖRÜYORUZ”

Topkapı Sarayı’nın aslında bir tasarım merkezi olduğunu söyleyen Aydemir, “Burada dokunduğumuz her yerde yüzyıllık katmanları, izleri görüyoruz. Bu, restorasyon sürecini de doğrudan etkileyen bir faktör. Burada geçmişten gelen bu izleri müdürlük olarak koruyarak sürdürüyoruz.  Saray yapılarında çok ciddi bir bilgi birikimi var. Bu bilgileri okumak, paylaşmak duygusal anlamda da bir mimar için çok onur verici bir duygu.  Saray yapıları, uygarlığın en önemli katmanlarının izlerini, eserlerini taşıyor.” diye konuştu.

“İŞİN ZAMANINA DEĞİL, BİLİMSEL OLMASINA ODAKLANMAK ÖNEMLİ”

Aydemir, restorasyon sürecinde zaman sınırlaması yapılmaması gerektiğini ve bir süre vermenin kolay olmadığını ifade etti. Ziyarete açık mekanda restorasyon çalışması yapmanın zor bir süreç olduğunu dile getiren Aydemir, “Biz burada ciddi planlamalar ve stratejilerle bu işi yürütüyoruz. Ziyaretçilere engel olmamaya çalışarak, bazı işleri sadece sarayın kapalı olduğu zamanlarda yapıyoruz. Biz bir süreci yönetmeye ve bunu da bilimsel bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Süreyi esas uzatan şey, bilimsel bir restorasyonda gördüğünüz izlerin belgelenmesi, sergilenmesi ve bunların ziyaretçi ile buluşmasının tasarlanmasıdır. Bu nedenle işin iyi ve bilimsel olmasına konsantre olmamız, zamanına konsantre olmamızdan daha büyük önem taşıyor” dedi.

“ESKİ YAPILAR SARAYA GERİ DÖNÜYOR”

Mustafa Kemal Atatürk‘ün emriyle 1924’te müzeye dönüştürülen Topkapı Sarayı’nın son yıllarda kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçtiğini ifade eden Topkapı Sarayı Müze Müdürü Ayşe Erdoğdu da  700 bin metrekare bir alanı kapsayan Sur-i Sultani içinde geçmişte saraya ait olan ancak başka kurumlara tahsis edilmiş yapıların 2000’li yıllardan itibaren tekrar saraya kazandırıldığını belirtti. Buna örnek olarak Gülhane Hastaneleri‘ni, Matbaa-i Amire yapılarını, Darphane-i Amire‘nin bir kısmını ve askeri depoları veren Erdoğdu, yakın bir gelecekte Topkapı Sarayı’nın hem avlu ve bahçeleri ile mimarisinin, hem de koleksiyonlarının sergileneceğini söyledi.

MEKANLAR ASLINA UYGUN YAPILIYOR

Sarayda yakın zamanda ziyarete açılan ve açılacak yerler hakkında da bilgi veren Erdoğdu, “Saray yapıları ve Harem’de kapsamlı bir restorasyon çalışması sürüyor. Harem’de hizmete mahsus yapılar taşınarak restorasyon çalışmaları başlatıldı. İlk olarak Hünkar Sofası’nın restorasyonu tamamlanarak ziyarete açıldı. Zülüflü Baltacılar Dairesi, Altın Yol ve Karaağalar Taşlığı bu açılışı takip etti. Son olarak Haziran ayında III. Ahmed Kütüphanesi ziyarete açıldı. Restorasyonları tamamlanan yapıların teşhir-tanzim ve tefrişleri yapılarak ziyarete açılmaya devam edecek” dedi.

PADİŞAH VE SULTAN KIYAFETLERİ DE GÖRÜLEBİLECEK

Yakın zamanda Saray Mutfakları’nın ziyarete açıldığını ifade eden Erdoğdu, “Önümüzdeki 3 ay içinde mutfak koğuşlarını ziyarete açacağız. Saray Mutfağı konseptine uygun olarak Sarayda kahve, Kiler-i Amire’ye atfen saklama ve depolama kapları ile mutfak araç gereçleri sergilenecek. Yine Seferli Koğuşu’nda padişah elbiseleri, aksesuarları, şehzade ve sultan kıyafetleri sergilenecek, Osmanlı kumaşlarına da ışık tutulacak. Bunlar sergilenirken Seferli Koğuşu’nun restorasyonu esnasında çıkan mimari kalıntılar da sergilenmiş olacak” diye konuştu.

“YENİ ESERLER GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR”

Ana saray yapılarında tematik, yeni tahsis edilen mekanlarda ise daha çok kronolojik-tematik sergilemeler planladıklarını söyleyen Erdoğdu, “Hazine koğuşu, geçmişte de Yazma Eserler Kütüphanesi’nin sergi salonu olarak kullanılmıştı. Yine aynı şekilde hem mekanı anlatan, mimariyi gösteren hem de yazma eserler koleksiyonunu tanıtan bir düzenlemeyle ziyarete açılmış olacak. Sadece mekânlar değil, avlu ve bahçelerin de aslına uygun peyzajları yapılarak açık sergileme alanları oluşturulacak” dedi.

“HER NOKTADA UMULMADIK DETAYLAR”

22 yıldır Topkapı Sarayı’nda Kontrol Amiri olarak görev yapan Nevhiz Koyukan da , hem tezyinat hem de yapım tekniği ve malzeme kullanımı açısından umulmadık detaylarla karşılaştıklarını söyledi. Dört yüzyılın mimari katmanlarının Topkapı Sarayı’nda gizlendiğini belirten Koyukan, “Yemiş Odası olarak bilinen III. Ahmed Hasodası’nda farklı dönemden izlere rastladık. Oda 16 metrekarelik küçük bir mekan olmasına rağmen 4.5 yıldır detaylı ve özenli çalışmalarla onarımına devam etmekteyiz. Her bir ahşap tezyinatlı panonun arkasından 16. , 17. ve 18. yüzyıla ait mimari detaylar ortaya çıkarttık. Gerekli konservasyon çalışmaları yapılarak koruma altına alınan bu detaylar, sarayın önceki yüzyıllardaki kullanımına ait izler olup belge niteliği taşımaktadırlar. Sultan İbrahim Odası’nda da 17. yüzyıla tarihlenen zengin malakari detayları sıva altından gün ışığına çıkardık” ifadelerini kullandı.

Koyukan, III. Selim Dua Odası‘nda karşılaştıkları 18. yüzyıla ait ‘sgrafitto tekniği’nde altın varak uygulamasını, yine şimdiye kadar Topkapı Sarayı’nda yalnızca bu mekânda tespit ettiklerini açıkladı.

Altın Yol ve Hamamlarda çatılarından toplanan suyun kanal ve sarnıçlara iletildiği künkler (su yolları) tespit ettiklerini ve bunları cam muhafazalar arkasında koruyarak ziyaretçiye gösterdiklerini söyleyen Koyukan, “Bu çalışmalar biz mimarlar için ve Topkapı Sarayı‘nın tarihi gelişiminin izlenmesi açısından yeni kazanımlardır” dedi.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/istanbul/topkapi-sarayinin-muze-alani-5-katina-cikiyor/haber-1595354