Tapu ve imar kanunları ile ilgili değişiklik yapıldı!

Tapu ve imar kanunları ile ilgili değişiklik teklifinin TBMM Genel Kurulunda kabul edilmesiyle birlikte tapuda yeni dönem başlıyor.

Tapu ve imar kanunları ile ilgili yapılan değişiklikle artık tapu işlemlerinde bürokrasi azaltılacak. İşlemler yurt dışından bile yapılabilecek. Kentsel dönüşümde mağduriyetler giderilecek.

Konut, arsa, tarla alıp satmak kolaylaşacak, tapuda işlemler daha hızlı olacak, alım satımlarda bürokratik süreçler azaltılacak, alıcı ve satıcının aynı müdürlüğe gitmesine gerek kalmayacak, işlemler farklı şehirlerden hatta yurtdışından dahi yapılabilecek.

Tapu işlemlerinde yeni dönemi başlatacak düzenlemeyi içeren Tapu ve İmar Kanunları hakkında değişiklik teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

2B arazilerinde başvuru ve ödeme süreleri uzatıldı

Yasayla, 2B arazilerinin satışı için geçen yıl kasım ayında sona eren başvuru ve ödeme süreleri de uzatılıyor. Bu arazileri kullananlar, satış başvurusunu 16 Aralık 2019’a kadar yapabilecek. Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı için de aynı tarih geçerli olacak.

Teklif, kentsel dönüşümde yaşanan sorunlara da neşter vuracak. Kentsel dönüşüm projelerinde, müteahhitlerle sorun yaşayan maliklere sözleşmeyi feshetme hakkı getirilecek.

Tapu ve imar kanunları değişikliği ile Müteahhide %80 sınırlaması geliyor

Yasada kentsel dönüşüm mağduriyetlerini önlemeye yönelik düzenlemeler de yer alıyor. Artık müteahhitler, yapının yüzde 80’ini tamamlamadan satış yapamayacak.

Riskli yapılara sıkı denetim

Yasa ile metruk binaların yıkımı da kolaylaşacak. Çevreyi rahatsız eden terk edilmiş riskli binalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yıkılabilecek. Ayrıca yıkılma riski olan yapıların envanteri çıkarılacak. Bu binalar muhtarlıklarda ilan edilecek.

QR uygulaması ile Tapuda Yeni Dönem başlamıştı

30 Aralık 2018 tarihinde Karekod uygulaması ile birlikte tapuda yeni dönem başlamıştı.

Bu uygulama sayesinde bir yandan yeni tapularda QR kod ile dijitalleşme sağlanırken, diğer taraftan da eski tapularda bulunmayan ‘proje metrekaresi’ bilgisi eklenmişti.

2019 yılı başından beri yeni tapularda ‘mahalle, ada, parsel’ bilgileri yer almıyordu.

Tapularda yer alan bilgilerin varlığı nedeniyle şeffaflık sağlanmış oldu.

Tapuda yeni döneme geçiliyor başlıklı yazı Emre YÜNCÜ tarafından trthaber.com internet sayfasında 04 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney @mithatgny

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Enflasyona Endeksli Konut Kredisi kullanımda!

Ziraat Bankası, konut sahibi olmak isteyen vatandaşlar için “Enflasyona Endeksli Konut Kredisi” uygulamasını 17 Haziran 2019 itibarı ile kullanıma sundu. VakıfBank da akşam üzeri “Enflasyona Endeksli SarıPanjur Konut Kredisi” projesini başlattığını duyurdu. Kampanyaya Halkbank da dahil oldu.

Ziraat Bankası “Enflasyona Endeksli Konut Kredisi” ürününü kullanıma sundu

Ziraat Bankası‘ndan 17 Haziran’da yapılan açıklamaya göre, “Enflasyona Endeksli Konut Kredisi” ürününü kullanıma sundu. 

Bu proje sayesinde, gelecek dönemde faiz oranlarının düşmesini bekleyen müşterilerin bugünden en uygun maliyetle konut sahibi olmaları hedefleniyor.  Bu ürüne ilişkin faiz oranı ilan edilen Enflasyon Oranı (TÜFE) + Banka Tarafından Belirlenecek Marj Oranı toplamından oluşacak ve kredi faiz oranı müşteriler tarafından kredi kullandırım aşamasında seçilecek periyotlarda (6 veya 12 aylık), enflasyon oranına (TÜFE) göre dönemsel olarak güncellenecek.

Bu ürün ile satın alınacak evin rayiç bedelinin yüzde 80’ine kadar kredi kullandırılabiliyor. Vade 120 aya kadar olabiliyor. Ücretsiz erken kapama/ödeme imkanı sağlanıyor. Kredi vade süresi içerisinde herhangi bir zamanda “Sabit Faizli Konut Kredisi” ürününe geçiş yapılabiliyor.

Enflasyona Bağlı Konut Kredisi işlemlerinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) TÜFE Endeksi baz alınacak.

Kredi kullandırım işlemlerinde TÜİK tarafından açıklanan en güncel TÜFE yıllık yüzde değişim oranı esas alınacak. Bu kapsamda Enflasyona Endeksli Konut Kredisinde faiz oranını, en son açıklanan TÜFE yıllık yüzde değişim oranına bankaca belirlenen marj oranının eklenmesi ile hesaplanacak. 

Ziraat Bankası tarafından bu kapsamdaki Konut Kredisi faiz oranı şu şekilde belirlendi; 1-120 aya kadar vadede TÜFE+0,19 (aylık) marj oranı.

VakıfBank da “Enflasyona Endeksli SarıPanjur Konut Kredisi” ürününü sundu

Ardından TRTHaber‘den dün akşam saatlerinde gelen duyuruda; VakıfBank’ın da konut taleplerini erteleyen bireysel müşterilerine çözüm sunduğu aktarıldı. VakıfBank bu uygulama ile, gelecekte enflasyon ve faizlerde düşüş bekleyen müşterileri bugünden ev sahibi yapmayı hedefliyor.

VakıfBank, “Enflasyona Endeksli SarıPanjur Konut Kredisi” ile enflasyondaki aşağı yönlü hareketlerde faizi azalan özelliğiyle müşterilerine kazanç vaat ediyor.

VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih yaptığı açıklamada; “Tüm paydaşların yanındaki güç olma hedefiyle talep ve ihtiyaçlara yönelik özel ürünler geliştirmeye devam ediyoruz.” dedi.

Üstünsalih, şunları kaydetti: “Bu ürün sayesinde satın alma kararlarının ertelenmemesini temin ediyoruz. Enflasyona Endeksli SarıPanjur Konut Kredisi ile ev sahibi olmak isteyen vatandaşlar, ürün kapsamında iki farklı faiz uygulamasından yararlanabiliyor. Bunlardan ilkinde, önce sabit sonrasında değişken faiz oranı uygulanırken; ikinci seçenekte ise Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) değişim oranına Bankanın sözleşmede belirlenen marj oranını eklemesiyle belirlenecek olan ‘değişken faiz oranıyla‘ kredi kullanılabilecek.

İstendiği anda güncel oranlardan sabit faizli konut kredisine dönüş yapılabilecek. Kredilerin faiz oranları, 3, 6 ya da 12 ayda bir güncellenecek. Güncelleme için Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından referans kabul edilip ilam edilen TÜFE yıllık yüzde değişim oranı baz alınacak.”

Ürünün Avantajları 

VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, ürünün avantajlarını şu şekilde sıraladı;

  • İstendiği an sabit faizli krediye dönüş yapılabilecek.
  • Tüketiciyi koruyacak şekilde bir tavan faiz oranı olacak.
  • Faiz oranları otomatik olarak güncellenecek.
  • Erken kapatmak isteyenler için herhangi bir ceza bedeli olmaksızın imkan olacak.

Üstünsalih, “Müşteri tarafından seçilen periyoda göre faiz oranları otomatik olarak güncellenecek ve yeni ödeme planı, değişiklik gerçekleşmeden e-posta ile bildirilecek.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Halkbank da Enflasyona Endeksli Konut Kredisi kampanyasına dahil oldu.

Konut sahibi olmak isteyen müşterilerine özel çözümler üretmeyi sürdüren Halkbank, Enflasyona Endeksli Konut Kredisi’ni duyurdu.

Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, bankacılık faaliyetleri kapsamında müşterilerinin lehine her türlü özel ürünü geliştirmeye devam ettiklerini ifade etti. Arslan sözlerine şöyle devam etti:

“Doğru zamanda attığımız adımlarla ekonomik piyasaları rahatlatırken, enflasyon oranlarındaki düşüş beklentileri doğrultusunda geliştirdiğimiz ürünlerle de müşterilerimize kolaylıklar sunuyoruz. Müşterilerimizin faiz oranlarından etkilenerek satın alma kararlarını ertelemelerini istemiyoruz. Uygun koşullarıyla konut taleplerini öne çekmesini amaçladığımız Enflasyona Endeksli Konut Kredisi ürünümüzle müşterilerimize ve ekonomimize destek olmaya devam etmekteyiz. Elbirliği ile ekonomimiz daha da iyiye gidecek, doğru yatırımları doğru zamanda yapanlar ekonomimiz güçlendikçe daha fazla kazanacaktır.”

Ziraat Bankası ‘Enflasyona Endeksli Konut Kredisi’ni kullanıma sundu başlıklı haber Murat BİRİNCİ tarafından derlenip AA Haber Sitesinde yayınlanmıştır.

Düzenleyen;

İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları Nelerdir?

Tekrar merhaba. Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusuna geçmeden önce, bundan bir önceki makalem olan, Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları Nelerdir? isimli paylaşımımı okumanızı tavsiye ederim.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları

(Orada bardağın boş tarafından bakmıştık, Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusunda ise dolu kısmına değinmeye çalışacağım.)

Ülkemizde şu dönemde işsizlik giderek artmakta. Bu da bir çoğumuzu yeni arayışlara sevketmekte. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan daralma, çok sayıda meslektaşımızı yurtdışı projelere sevketmekte.

Birçok mimar, mühendis, tekniker, idari personel ve işçimiz sözkonusu referans projelerde görev almak suretiyle ülkemizi yurt dışında gururla temsil etmekteler. Elbette bu göründüğü kadar da kolay olmamakta. Ancak her şeye rağmen projemizi başarılı bir şekilde teslim edip ülkemize döndüğümüzde, maddi kazanımı yanında bize farklı birçok meziyet katmış olduğunu görüyoruz. Yurtdışında çalışırken zaman zaman zorlandığımızda, hatırımıza bu kazanımları getirip, yetki ve sorumluluğumuza odaklanmaya çalışırız.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları

Zorlukları yanında, Yurtdışında Çalışmanın Avantajları şu şekilde sıralanabilir;

Maddi Kazanç;

Genelde ülkemizdeki Türk Lirası maaş tutarının rakamsal bazda karşılığı (Euro veya Dolar) döviz cinsinden aylık ücret almaktayız. Yurtdışında genelde temel maaş (basic salary) ve buna ilave olarak da barınma harcırahı (accommodation allowance) ve ulaşım harcırahı (transportation allowance) uygulaması vardır. Bunların toplamı tutarında bir ücret aylık olarak banka hesabımıza yatar.

Yıllık İzin;

Yıllık ücretli izin uygulaması ülkeye göre değişmekle birlikte, genelde dini ve resmi tatil günlerine ilave olarak 30 takvim günü şeklindedir. İznimizi bu dini veya resmi tatil günleri ile birleştirip uzunca bir tatil yapma veya bölmek suretiyle yıl içerisinde birkaç kez izin yapma imkanımız olur. Türkiye’de yıllık iznin ortalama 2 hafta olduğunu düşünürsek, dinlenmek ve ailemize ayırmak için bu süre oldukça yeterlidir.

Bilgi, Hizmet ve Know-How ihracı;

Türk vatandaşları olarak, yer aldığımız nitelikli ve nicelikli projeler yoluyla yurt dışına teknik ve mesleki bilgi, hizmet ve know-how ihracı yapmış oluyoruz. Temel amacımız para biriktirmek olduğu için, asgari harcamalarımız dışındaki parayı Türkiye’ye göndeririz. Bu sayede, ülkemiz ekonomisine ciddi manada olumlu katkımız olur.

Türkiye’yi Yurtdışında temsil etme;

Çalışkanlık, dürüstlük, gelenek ve göreneklere bağlılık, yardımseverlik, kollektif iş yapabilme becerisi gibi iş ahlakı ve karakter değerlerimiz ile yurtdışında ülkemizi ve milletimizi onur ve gururla temsil etmekteyiz.

Farklı bir Coğrafyayı görme;

Bulunduğumuz ortamdan farklı bir coğrafi konuma gitmek suretiyle yeni yerleri ve yöreleri görme imkanı buluyoruz. Tabii özellikleri yanında farklı iklim ortamlarında ve zaman dilimlerinde bulunmak suretiyle değişik doğa koşullarına uyum sağlama imkanımız oluyor.

Farklı bir Kültürü tanıma;

O ana kadar yaşadığımızdan farklı bir kültüre dahil oluyoruz. Bu sayede başka kültürlerin yemeklerini, adetlerini, geleneklerini ve göreneklerini tanıma fırsatı buluyoruz. Proje şartları gereği kamp, lojman veya şantiye ortamı içerisinde olmamız durumunda dahi, farklı milletlerden mesai arkadaşlarımız ile diyaloğumuz sayesinde karşılıklı kültürel alış-verişlerimiz olmakta.

Farklı bir Dil öğrenme;

Büyük olasılıkla farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye gidiyoruz. O ülkede anadil olarak Türkçe konuşuluyor olsa bile, lehçe ve kelime farklılıkları illaki oluyor. Anadil olarak İngilizce konuşulan ülkeler dışındaki diğer memleketlerde farklı bir yerel dil kullanılmakta. Bu yüzden, sosyal hayatta ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek kadar yerel kelime bilmemiz gerekmekte. Bu iletişim sayesinde yeni bir dil öğrenme veya bildiğimiz bir yabancı dili pekiştirme imkanımız oluyor. Bu konudaki gelişim düzeyi kişinin kendi gayreti ile doğru orantılı olarak artmaktadır.

Farklı İş Yapma Yöntemi;

Her ülkenin ve kültürün farklı bir iş yapma yöntemi oluyor. Bu teknik ve yöntemleri gözlemleyip, kendimizi ona göre geliştirme fırsatımız olabiliyor.

(Olabildiğince yalın ve abartısız bir üslupla aktarmaya çalıştığım Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusu ile ilgili sizlerin de ilaveleri olabilir. Lütfen, sizce önemli olan hususları mithat.gueney@gmail.com ‘a yazın. Teşekkür eder, iyi günler dilerim.)

Saygı ve sevgilerimle

Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Bu makalem, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları Nelerdir?

Merhaba değerli kardeşlerim ve kıymetli dostlarım. Bu yazımda sizlere, yurtdışında çalışmanın zorlukları hakkında kısa başlıklar halinde bilgi vermek istiyorum.

Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları

Ülkemizde işsizliğin arttığı şu dönemde bir çoğumuz yeni arayışlar içerisindeyiz. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan daralma, çok sayıda meslektaşımızı yurtdışı projelere sevketmekte. Dünya genelinde 2018’de Türk Müteahhitlerimiz 261 proje üstlendi. Bunun da yurtdışında Proje Yönetimi konusunda faaliyet göstermek istememizde hatırı sayılır bir etkisi var. Ancak yurtdışında çalışmanın zorlukları da var elbette.

Çok sayıda mimar, mühendis, tekniker idareci ve işçi vatandaşımız sözkonusu referans projelerde görev almak suretiyle ülkemizi yurt dışında gururla temsil etmekteler. Türkiye vatandaşlarının bu tarz nitelikli ve nicelikli projelerde yer alması, bir bakıma yurt dışına teknik ve mesleki bilgi ve tecrübe ihracatı anlamına gelmektedir. Bunun yanında maddi birikimlerini ana vatanlarına göndermek suretiyle, ülke ekonomisine ciddi manada olumlu katkı da sağlamaktalar.

Bu girişten sonra gelelim, asıl konumuz olan, yurtdışında çalışmanın zorlukları konusuna;

Farklı bir Coğrafya;

Her şeyden önce bulunduğunuz yerden farklı bir coğrafi konuma gidiyorsunuz. Ne ile karşılaşacağını bilmeden çıkılan yolda bu bilinmezlik psikolojisi, insanı hep tedirgin etmiştir.

Farklı bir Kültür;

Kendi kültürünüzden farklı bir ortama giriyorsunuz. Adetleri, gelenekleri ve görenekleri farklı bir topluma dahil oluyorsunuz. Her ne kadar çoğu projede kamp, lojman veya şantiye ortamı olsa da, sonuçta sosyal hayatta diğer kültürden insanlarla karşılaşıyorsunuz. Zor durumda kalmama adına, o kültürün yaşam biçimini hızlıca tanıyıp, adapte olmanız faydanıza olacaktır.

Farklı bir Dil;

Büyük olasılıkla farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye gidiyorsunuz. O ülkede köken olarak aynı dil konuşuluyor olsa bile, lehçe ve kelime farklılıklarından dolayı, illaki iletişim güçlüğü çekeceksiniz. İngilizce’niz çok iyi olabilir. Fakat, bulunduğunuz ortamda, ana dili İngilizce olan ülkeler dışında, farklı bir yerel dil kullanılıyor olacak. En basitinden marketten ekmek alırken, onun o dildeki karşılığını biliyor olmanız gerekecek. Ne de olsa ekmek parası için gitmiyor muyuz yurt dışına?

Farklı bir İklim;

Gittiğiniz ülkenin uzaklığına ve konumuna bağlı olmakla birlikte, elbette az veya çok bir iklim farkı olacaktır. Gideceğiniz ülkenin iklim koşullarına uyum sağlamak bazen tahmininizden daha güç olabilmektedir. Bu, günlük çalışma saatlerini dahi etkileyecek boyutta olabiliyor. Gitmeden önce o konuda ön bilgi alıp, ona göre önlem almak yararınıza olacaktır.

İş Yapma Yöntemindeki Farklılık;

Her ülkenin ve kültürün farklı bir iş yapma yöntemi vardır. Bu yöntemleri gözlemleyip, kendinizi ona göre uyarlamanız gerekebilecektir. Resmi daire, market ve iş yerlerinin gün içi çalışma ve istirahat saatleri, haftalık tatil günleri, ülkeler arası saat farkı gibi konular büyük önem arzetmektedir.

Yüksek miktarda Barınma Gideri;

Anavatanınızdakine ilave olarak ikinci bir barınma gideriniz daha olacaktır. Genellikle aynı mekanda tek başınıza veya bir kaç arkadaş birlikte kalacağınız için, bu maliyet yüksek olabilmektedir. Dinlenebileceğiniz ve kafa dinleyebileceğiniz özel zaman dilimi yalnızca ev ortamında olacağı için, ev arkadaşı seçiminiz çok önemlidir. Bazen çok iyi iki dostun, aynı ev ortamını paylaştıktan kısa bir süre sonra son derece kötü bir şekilde ayrıldıklarına şahit olduk veya duyduk.

Yüksek miktarda Yeme İçme Gideri;

Genellikle tek başınıza veya bir kaç arkadaş birlikte kalacağınız için, alacağınız erzak ve pişireceğiniz yemek miktarı az olmak durumunda olacaktır. Elinizin ayarı da yoksa eğer, çoğu pişirdiğiniz yiyecek henüz bitmeden çöpe gitmek durumunda kalacak. Az miktarlar halinde tedarik edeceğiniz için, aldığınız erzağın size maliyeti yüksek olacak. Veya son kullanma tarihi geleceği için, tükenmeden atmak durumunda kalacaksınız.

Ne derler bilirsiniz; “Yemeklerinizi ailenizle birlikte yiyin, toplu yemekte bereket vardır.” [1] Normal aile ortamında 2-3 kişinin doyabileceği miktarda bir yemeği siz tek başınıza pişirmek durumunda kalacaksınız. Kamp ortamında kalıyor olsanız da normal öğünlere ilave olarak illaki bir zulanız olacaktır. Hele hele yemek yapma beceriniz yok ve; “Ne uğraşacağım, ben dışarıda yerim.” diyorsanız, sizin durumunuz daha da vahim.

Yüksek miktarda İletişim Gideri;

Sosyal çevrenizden ve dostlarınızdan uzakta olacaksınız. Ailenizi beraberinizde getirmediğiniz sürece onlarla olan iletişiminiz telefon ve internet üzerinden olacaktır. Çoğu ülkede internet ücretleri hala yüksek düzeyde seyrediyor. Dolayısıyla iletişim gideri aylık harcamalarınızda önemli bir paya sahip olacak. Evli iseniz ve üstüne çocuğunuz da varsa, bu miktar daha da artacaktır.

Yüksek miktarda Seyahat Gideri;

Ülkenizden ve sevdiklerinizden uzakta olacağınız için, doğal olarak, yıllık izinlerinizi vatanınızda onlarla birlikte geçirmek isteyeceksiniz. Çoğu firma yılda bir defa olmak üzere gidiş-dönüş uçak bileti alıyor veya buna karşılık belli bir sabit ücret ödüyor.

Ancak, yılda bir sefer görüşmek yeterli gelmeyeceği için veya bayramlarda da vatanınızda, ailenizle ve dostlarınızla bir arada olmak isteyeceğiniz için ekstra seyahat harcamalarınız olacaktır.  

İklim Değişiklikleri;

İklim değişikliği, daha ziyade uluslar arası seyahate bağlı olarak i sizi ciddi manada etkileyebilir. Mevsim şartlarına uygun kıyafet ve eşya seçimi yapmalısınız.

Gurbette Yaşama Psikolojisi;

Her şeyden önce ana vatanınız dışında bulunacaksınız. Bulunduğunuz ülke ne kadar modern, özgür, lüks dahi olsa, sonuçta sizin memleketiniz değil. Bu psikoloji yurt dışında bulunduğunuz sürece sizin üzerinizdeki bir kıyafet gibi olacaktır. Çoğu zaman haklı olmaktan ziyade, “problem olmasın yeter”i amaçlamak durumunda kalacaksınız. Ne demiş altın kafesteki bülbül; ”Vatanım.” [2]

(Bugün bardağın boş tarafından baktık. Olabildiğince yalın ve abartısız bir şekilde yurtdışında çalışmanın zorlukları hakkındaki önemli hususları aktarabilmeye çalıştım. Genelleme yaptığım için, elbette sizlerin bulunduğu ortamlara göre ilaveler veya eksiltmeler yapılabilir.  Lütfen siz de benim değinmediğim, sizce önemli olan hususları yazın. Bir sonraki yazımda Yurdışında Çalışmanın Avantajları’ndan bahsedeceğim. Tekrar görüşmek dileğiyle.)

[1] Hz. Muhammed (SAV) [2] Atasözü

Saygı ve sevgilerimle

Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Türkiye’de Proje Yönetimi Hangi Seviyede?

Türkiye’de Proje Yönetimi

Gayrimenkul Türkiye’de Kemal OKUMUŞ, “Türkiye’de Proje Yönetimi sektörü hangi seviyede” konusunu kapsamlı bir şekilde ele almış.

Türkiye’de Proje Yönetimi sektörü, 1980’li yıllardan beri ülkemizde önemli mesafeler katetti. Geldiğimiz noktada öğrenilmiş derslerimiz neler, çalışılması gereken konular hangileridir?

1960 yılından itibaren yapılmaya başlayan Kalkınma Planları, Türkiye’de kaynakların optimum kullanımını temin eden makro düzeyde birer toplumsal anlaşma olarak, gerçekleştirilmesi istenen toplumsal ve ekonomik yapının esas yönlerini ve bu yapıya erişmek için devletin yapacağı müdahalenin esaslarını belirlemeye çalışmaktadır.

Bu planlar daha ziyade, ihtiyaç ve gereklilikler çerçevesinde, hangi konulara yatırım yapılacağının belirlenmesi ile ilgili stratejik çalışmaları kapsamak suretiyle, büyük ölçekli devlet projelerinin gerçekleştirilmesi sürecindeki Proje Yönetimi tekniklerinin gelişmesinde rol oynamışlardır.

1980 öncesinde kullanılan PY metodolojisi, proje özelinde detaylı düzeyde bir planlama ve yönetim sistemi içermiyordu. Kaynak Planlaması ve CPM (Kritik Yörünge Metodu) gibi uygulamalar, ağırlıklı olarak, o zamanki mevcut teknolojiler ve özellikle insan gücü şeklinde kullanılıyordu. 

Proje Yönetiminin Bir İhtiyaca Dönüşmesi

1980 yılları takiben, özel sektör yatırımlarının da başlamasıyla, proje yönetiminin önemi ve proje yönetimine gereksinim arttı.

Özellikle tasarım / mühendislik ağırlıklı olarak çalışan müşavirlik / kontrolörlük dediğimiz grupların ortaya çıkması ile birlikte Türkiye’de proje yönetiminin temelleri atıldı.

Tasarım ve mühendislik hizmetleri belirli bir tecrübe gerektirdiğinden, bazı büyük ölçekli projeleri yabancı menşeli olan bu firmalar üstlenmekteydi. Yatırımcı proje sahipleri proje organizasyonlarını ve uygulamaları kendi bünyelerinde çözme yolunu tercih etmekteydi.

Müşavirlik hizmetlerinin geliştirilmesi ve uluslararası uygulamaların ülkemize getirilmesine öncülük etme amaçlı olarak 1980 yılında (TMMMB) Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği kuruldu. Proje Yönetimi ve Müşavirlik hizmetlerinde en yüksek uluslararası teknolojik ve organizasyonel seviyeye ulaşma amaçlı kurulan TMMMB yanında birçok yerli firma da bu doğrultuda önemli projeleri başarı ile yürüttüler.

1980 yılında bu husustaki ihtiyaçlar çerçevesinde kurulmuş olan (PMI) Project Management Institute metodoljisini ülkemize getirme ve yaygınlaştırma amacıyla 1995 senesinde (APY) Ankara Proje Yönetim Derneği kuruldu. Hemen akabinde İstanbul’da kurulan (İPYD) İstanbul Proje Yönetim Derneği ile birlikte APY, PMI Metodolojisi çerçevesinde Türkiye’de Proje Yönetimi kavramının ve uygulamalarının yaygınlaşmasını sağladılar.

İhtiyaçlar çerçevesinde sürekli değişim ve gelişim içerisinde olan PMI ve buna benzer metodolojilerin projelerde uygulanması yaygınlaşarak devam etti. Üniversiteler de bu hususta akademik çalışmalar çerçevesinde uzman yetiştirmeye başladılar.

Küresel ve Yerel Sermaye Beklentileri Entegre Etme

2000’li yılların başında ülkemize uluslararası yatırımcılar ile birlikte küresel sermayenin girmesiyle birlikte Türkiye’de Proje Yönetimi kavramı boyut değiştirdi.

Türk firmaları da proje yönetimi piyasasında yer almaya başlamasının en önemli sebebi, büyümek suretiyle birden fazla projede yer almak durumunda olan organizasyonlarda uygulama ve kontrol proseslerinin eşzamanlı takibinin zorluğuydu.

Bir diğer sebep de organizasyonel yapının büyümesine paralel olarak gelişmemiş olan kurum kültürü sebebiyle yeterli tecrübeye sahip yönetici kadrosunun oluşamamasıdır.

Ancak en önemli gerekçe; küresel sermaye beklentilerine yerel organizasyonlarının hızlı bir şekilde entegrasyonu çerçevesinde, ‘Proje Yönetimi Uzmanlığı’, ‘Risk Yönetimi’ ve ‘Risk Transferi’ konularının gördüğü önem ve değerdir.

Bütçe ve Zaman Yönetimi Uzmanlığı

Yaygınlaşmaya başladığı ilk yıllarda Türkiye’de Proje Yönetiminin hedefi; işi öngörülen zaman ve maliyetle kaliteli bir şekilde teslime etmek oldu. Zaman içerisinde bu kısıtların birbiri ile entegrasyonu ve hedefe ulaşmak için öngörülen diğer kısıtların varlığı ve önemi yılları içerisinde değişmiş ve gelişim göstermiştir.

Kapsamlarının genişlemesi ve karmaşıklaşması ile birlikte günümüz projelerinde; Tasarım Yönetimi, Risk Yönetimi, İhale Yönetimi, Saha Yönetimi, Değer Mühendisliği gibi uzmanlık alanları gelişmiştir.

2005 ila 2015 yılları arasına geldiğimizde yabancı yatırımcıların ağırlıklı olarak AVM, otel, ofis tarzı projelere ilgi göstermesiyle birlikte uzman Proje Yönetim firmalarının sektördeki payı arttı ve bu sayede çok sayıda uzman yetişmiş oldu.

Zamanla büyük ölçekli ve karma projelerin ortaya çıkması ile gelişen sektörde, projelerde proje yönetim firması tercihi son 10 yılda arttı. Günümüzde Türkiye’de Proje Yönetimi firmalarının;

  • Çabuk karar vermeleri
  • Daha donanımlı yapıları
  • Analiz ve süreç yönetimindeki becerileri
  • Çabuk karar verme avantajları
  • Daha duyarlı ve sonuç odaklı oluşları
  • Kısıtlı kaynaklar ile sonuca gidebilmeleri
  • Projelere bütünsel bakış açısı ile yaklaşmaları
  • Dinamik ve Proaktif oluşları
  • Paydaşlar arası iletişimi etkin ve verimli kullanmaları
  • Değişime hızlı ve olumlu yanıt vermeleri

gibi etkenler sebebiyle Proje Yönetiminin pazardaki payı büyük oranda artmıştır.

Günümüz Teknolojisi ile BIM Uygulamaları

Tüm bunlar neticesinde, küresel anlamda ve Türkiye’de Proje Yönetimi değeri bariz bir artış göstermiştir. Gelişen yazılım ve donanım teknolojileri sayesinde BIM ve benzeri uygulamalar yaygınlaşmıştır. Dijital teknolojilerin sektöre entegresi, proje sürelerinin ve maliyetlerinin öneminin artması ile birlikte sektör daha da gelişecek ve büyüyecektir. 

Sektörel bazda; Bilgiye Ulaşma ve Bilgi Yönetimi, Uzman Kadro yetiştirilmesi gibi konulara yatırım yapan kurumlar zaman içerisinde oluşturdukları Kurum Kültürü ile ön planda olacaklardır. Zira planlanan hedef doğrultusunda düzeltici değil, önleyici faaliyet gösterebilen, riskleri öngörüp, etkili ve verimli şekilde Risk Yönetimi yapabilen, proaktif, sonuca yönelik çevik karar alabilen; derin bilgi, beceri ve tecrübeye sahip, sorumluluğunun bilincinde teknik kadrolara ihtiyaç vardır.

Proje Yönetiminde uzman olarak bizler, içerisinde bulunduğumuz organizasyonların yönettiği projelere bütünsel bakış açısı kazandırma, kısıtlar doğrultusunda etkin karar alma, bireysel sorumluluk kazanma gibi kavramları geliştirmek suretiyle kurum kültürüne katkı sağlamalıyız.

Bu tarz dev bütçeli büyük ölçekli işlerin gerçekleştirildiği organizasyonlarda; PMI Metodolojisi perspektifinden Organizasyonel Proje Yönetimi yaklaşımını geliştirebildiğimiz oranda sektörümüzün proses iyileştirmesine etki edebiliriz.

Kurumumuzun stratejik hedefleri, işin boyutu, konumu ve kısıtları çerçevesinde; Proje, Program, gerekiyorsa Portfolyo Yönetimi anlayışını yerleştirebildiğimiz ölçüde süreçleri etkili ve verimli bir şekilde yönetebilirsek, içerisinde bulunduğumuz sektörle birlikte ülkemizin kalkınmasında da pay sahibi olabileceğimizi gösterme imkanı buluruz.

Ülkemizin sınırlı kaynaklarının en optimumda kullanılmasına ve kurumların uluslararası düzeyde gelişmesine katkı sağlamasına yönelik, proje yönetim sektörünün sorunlarının tartışılması, genel kuralların belirlenmesi, etik kurallarının yerleştirilmesi ve sektör ihtiyaçları çerçevesinde sağlam temelli uzman kadroların yetiştirilmesinde büyük fayda görüyorum.

Kurumsallaşmanın geliştirilmesi için düzenli olarak çalıştaylar yoluyla bir araya gelinmesini öneriyorum.

Katar’ın En Büyüğünden TEKZEN’e Ortaklık!

Türkiye‘nin ev güzelleştirme merkezi Tekzen ile Katar‘ın en büyük perakendecisi Al Meera Holding arasında Tekzen Al Meera Stratejik İş Birliği anlaşması imzalandı.

Tekzen Al Meera Stratejik İş Birliği

Tekzen Al Meera Stratejik İş Birliği Anlaşması

Türk Tekzen ile Katarlı Al Meera Holding arasındaki Tekzen Al Meera Stratejik İş Birliği anlaşması her iki kurum yetkililerinin katılımı ile İstanbul’da gerçekleşti.

Yüzde 100 yerli sermayeli Tekzen ile Al Meera arasındaki anlaşma çerçevesinde Katarlı şirket ilk yıl 100 milyon Amerikan doları kadar alım yapacak.

Tekzen Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Girgin, Tekzen Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Onur Mertoğlu, Tekzen Pazarlama Müdürü Mehmet Cem Kızılkaya, Tekzen Finans ve Raporlama Müdürü Ayça Yıldız, Al Meera Holding İcra Kurulu Başkan Vekili Salah Al-Hammadi ve Al Meera Holding Ticari Direktörü Alouani Adil imza töreninde hazır bulundular. 

Tekzen Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Girgin, imza töreninde iş birliğine ilişkin bilgi verdi. Girgin; “Tekzen, Türkiye‘nin ilk ve en yaygın ev güzelleştirme merkezidir. Tekzen olarak Türkiye’de 59 şehirde 138 mağazamız bulunuyor. 23 sene oldu. Bünyesinde olduğumuz Tekfen’in Katar dahil yurt dışında birçok ülkede faaliyet göstermekte. 13 yıldır çalıştığımız Katar ile bugüne kadar 3,5 milyar dolarlık iş bitirdik. Halen 3 milyar dolarlık daha ilave işimiz var.

Bu ilişki geçmişi sayesinde bugün bir aradayız. Katar gıda pazarının yüzde 30’unu kontrol eden, Al Meera Holding, 1 milyar doların üzerinde cirosu olan bir firma. Yaklaşık yüzde 74’ü halka açık olan gıda şirketi Al Meera’nın; Katar’da 52, Umman’da 4 mağazası var. Al Meera sektörel olarak gıda dışındaki ticaretini de geliştirmek istiyor. Bugün imzaladığımız anlaşma çerçevesinde önümüzdeki bir yıllık süre içinde gıda dışı ürün kategorilerinin tedariğini Tekzen‘den yapacak. Tekzen Al Meera Stratejik İş Birliği kapsamının artarak devam edeceğini düşünüyoruz.” dedi.

İlk Yıl 100 Milyon Amerikan Doları 

Tekzen CEO’su Girgin, ilk yıl için 100 milyon dolarlık bir ticari hacim hedeflediklerini belirtti. Girgin, “Ticaret hacmimiz kalite ve fiyat uygunluğuna göre şekillenecek. Sürekli yatırım yapan bir firma olan Al Meera, Katar’da her geçen yıl büyüyor. Bugün imzalanan bu protokol ile Al Meera bu büyümesinde Tekzen’in dinamiğinden ve know-how’ından da istifade edecek.” dedi.

Türkiye ile Ticaretimizin Artması Ekonomik Açıdan Önemli

Katar’ın en büyük hipermarket zinciri olduklarını dile getiren Al Meera Holding İcra Kurulu Başkan Vekili Salah Al-Hammadi, Katar’da ve Katar dışındaki pazarlarda büyüme hedeflerinin bulunduğunu ifade etti. Al-Hammadi; 

“Ciromuzun yüzde 5’ini Umman oluşturuyor. Umman’daki ticari varlığımızı önümüzdeki yıllarda ikiye katlamayı hedefliyoruz. Türkiye ile ticareti artırmamız ve iş birliğinin gelişmesi çok önemli. Durum ne olursa olsun Türk ekonomisi çok sağlam ve biz Türk ekonomisinin kuvvetine inanıyoruz. Bu ay başında her iki ülke bakanlarının ortaklaşa parafladığı Türkiye-Katar Ticaret ve Ekonomik Ortaklık Anlaşması (TEOA)‘na katkıda bulunabilmekten memnunuz. Bu stratejik adımımızla Tekzen gibi itibarlı ve güvenilir bir partnerle iş birliği yapmış olduk.

Gıda dışı perakende ticareti, şu anki işimizin yüzde 5’ini oluşturuyor. Biz bu payı 3 katına çıkartmak suretiyle yüzde 15’e ulaşmayı hedefledik. 2019 yılı için yaklaşık 100 milyon dolarlık bir alım planladık Pazarın tepkisine göre aşama aşama ilerleyeceğiz. Katar halkı Türk ürünlerinden çok memnun. Ambargo sonrası Türk markalarının marketlerdeki satış oranı yüzde 80 arttı.” dedi. 

Katar halkının Türk ürünlerinin lezzeti ve kalitesine teveccühü olduğunu vurgulayan Al Hammadi, Türkiye’nin ve Tekzen’in gelecekte de kendileri için güçlü bir stratejik ortak olacağını ifade etti.

Muhabir: Eda Fatma Topçu

Müdür mü, Lider Ruhlu Yönetici mi?

Müdür mü, Lider Ruhlu Yönetici mi

Müdür mü, yoksa Lider ruhlu Yönetici mi?

(Merhaba. Kaldığımız yerden devam etmeden önce, ilk bölümle ilgili beklediğimden fazla geri bildirim aldığımı, bundan ötürü teşekkürü bir borç bildiğimi belirtmeliyim. Henüz okuyamamış olanlarınız için, konuyu daha iyi kavrama adına, ilk bölümü gözden geçirmeniz daha faydalı olacaktır.)

… Şaka bir yana, benim sözüm esas mevkidaşlarıma ve genç kuşak yönetici adayı kardeşlerime. Zira, kötü örnek, örnek değildir.

Bir Yönetici birtakım Yönetim Gücü’ne sahiptir. Bunlar içerisinde Cezalandırma veya tehdit yöntemi, kazan-kaybet ilişkisi olarak bilinir ve en istenilmeyen yönetme şeklidir. Yani biri (müdür) hep kazanırken, diğeri (ekip üyesi) sürekli kaybeder.

Toparlayacak olursak;

Öyle bir ortamda korku ve endişe hakim olur, saygı ve bağlılık kaybolur. Bağlılığın olmadığı yerde verimlilik kavramından söz edemeyiz.

Aksine, iyi bir yönetici olarak siz, sahip olduğunuz bilgi ve tecrübeniz ve bunu ekibinize yansıtma üslubunuz sayesinde bir saygınlık kazanırsınız.

Ekip üyelerinizi takdir etmek ve onları ödüllendirmek suretiyle kurum içerisinde hem onların, hem de diğer mesai arkadaşlarınızın nazarında itibar kazanırsınız. İtibarınız sayesinde paydaşlarınız size referans olurlar.

Esasen; saygınlık, itibar ve referans güçleriniz sayesinde, etkili ve verimli bir ekip yönetimi sergileyebilirsiniz. Lider ruhlu Yöneticiler bu şekilde davranırlar. Katılımcı veya hizmetçi liderler takım çalışmasına önem ve değer verirler.

Saygınlık ile korkuyu (veya endişeyi) karıştırıyor bazen arkadaşlar. Sizin yüzünüze karşı hangi süslü kelimeleri kullandıkları veya size karşı nasıl hürmetkar davrandıkları değildir önemli olan.

“İnsanlar kıyafetlerine göre karşılanır, kişiliklerine göre uğurlanır.” [1]

Organizasyon içindeki itibarınızı ölçecek ufak bir tüyo vermek isterim;

Siz arkanızı döndüğünüzde paydaşlarınız size nasıl bakıyor, veya sizin olmadığınız bir ortamda ekibiniz aralarında sizinle ilgili neler söylüyorlar? Bu sorgulama yöntemi aslında o kadar kolay, ama uygulaması da bir o kadar zordur. Çünkü bu bahsettiğim kritiği yapabilmek için empati kurabilmeniz gerekir.

“Genellikle büyük yanlışların altında gurur yatar.” [2]

“Bilgi ile EGO ters orantılıdır.” [3]

Empatik düşünebilmek için de alçak gönüllü, yani mütevazi olmak icap ediyor. Onur ile gururu da birbirine karıştırıyor bazılarımız. Elbette ki herkes onuru için yaşar. Ancak gurur, yani EGO, yani benlik apayrı birşeydir.

Demem o ki; “Ne münasebet canım? Onlar ne bilirler? Onlar benim baktığım pencereden bakamıyorlar ki. Siz işinize bakın, benim işime karışmayın.” şeklindeki söylemler içerisinde olduğunuz için size geçmiş ola. Bir o kadar da zordurdan kastettiğim buydu.

(2.bölüme de burada ara verelim dilerseniz. Devamında ‘İdeal Lider ne yapmalı, nasıl olmalı’ konusunu kapsamlıca ele almaya çalışalım. Tekrar görüşmek dileğiyle.)

[1] Anonim, [2] John Ruskin, [3] Einstein

Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Ünlü İşadamının Oteli Banka Tarafından Alındı!

Kredi borcu nedeniyle icra müdürlüğünce satışa çıkarılan Kuşadası ‘ndaki ünlü işadamının oteli banka tarafından alındı.

Ünlü İşadamı’nın Kuşadası Oteli

Bir dönem Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığı da yapan ünlü işadamının oteli, Aydın ili Kuşadası ilçesinde bulunuyor. Denize sıfır olan 5 yıldızlı otel, icradan satıldı.

Ulusoy Holding’in enerji şirketinin bankaya olan kredi borcu nedeniyle, Kuşadası İcra Müdürlüğü 5 yıldızlı otelin satışına karar vermişti.

Haluk Ulusoy‘a ait otelin satış ihalesi, Kuşadası İcra Müdürlüğü tarafından, Kuşadası Adliyesi‘nde dün gerçekleştirildi.

Üzerinde bankaca haciz ve ipotek şerhleri konulan 5 yıldızlı otel102 milyon 787 bin 478 TL muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Banka dışında teklif verenin olmadığı otel, 75 milyon liraya Ulusoy Holding’den alacaklı olan bankaya satıldı.

BANKAYLA OLAN TİCARİ ANLAŞMA GEREĞİ

Otelin Genel Müdürü Haluk İlker İldiri, “Ticari anlaşma gereği oteli bankanın aldığı doğrudur. Fakat 5 yıldızlı otel yine bizim şirketimiz tarafından işletilmeye devam edecek. Herhangi bir sıkıntı yok. Önümüzdeki süreçte sorunlar çözülecek” dedi.

DENİZE SIFIR 5 YILDIZLI OTEL 

Toplam 22 bin 417 metrekare alan üzerinde yer alan denize sıfır 5 yıldızlı otelde, 292 standart oda, 14 suit oda, 15 aile odası olmak üzere toplam 321 oda ve 2 kral dairesi bulunuyor. Ala carte restoran, açık restoran, kapalı restoran, açık ve kapalı yüzme havuzları ile eğlenme ve dinlenme imkanı, banana, deniz bisikleti, jet-ski, katamaran, yelkenli faaliyetleri, paraşüt, dalgıçlık okulu gibi aktiviteler, jakuzi, masaj hizmetleri, doktor, fotoğrafçı, güzellik salonu, kuaför, market hizmetleri, disco, bar, TV, küvet, kablosuz internet ve oda kasası ile oda hizmeti bulunan tesis 8 kattan oluşuyor.

6 bin metrekarelik yeşil alana sahip işletme, Sürdürülebilir Çevre ve Verimlilik Sertifikası ile mavi bayrak sahibi.

Kaynak; https://www.dha.com.tr/yurt/unlu-is-adaminin-kusadasindaki-5-yildizli-oteli-icradan-satildi/haber-1598413

Almanya’dan 35 milyar Euro

Demir İpek Yolu Projesi dahilinde, Almanya’dan 35 milyar Euro finansal destek gelecek. Bu yatırım, hızlı tren setlerinin alımı ve yeni hatların inşası ile birlikte, mevcut hatların yenilenmesi ve sinyalizasyon teknolojisinin modernizasyonunu da kapsıyor. 

Yeni Yüksek Hızlı Tren (YHT) alımını, yeni rotalar belirlenmesini, demiryolu inşasını, mevcut hatların ve

Bakan Türkiye’ye Geliyor 

Eylül ayı sonunda Alman bakanın Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirileceği belirtilen haberde, finansman konusunun karşılıklı görüşüleceği ifade edildi. Bu konuda Türkiye’nin düşük faizli kredi ve üretilen ürünlere ihracat garantisi istediği iddialar arasında.

Hicaz Demiryolu

Türkiye ile Almanya arasında demir yolu konusunda süregelen iş birliği Sultan Abdülhamid Han dönemine kadar uzanıyor.

Türkiye, Almanya ile olan görüşmelerin 3 aydır sürdürdüğü proje ile ilgili bir taraftan Çin ile de müzakere halindeydi. Ancak, Çin ile somut ilerleme kaydedilememesi üzerine rota Almanya’ya çevrildi. Son dönemde her iki hükümet arasındaki diyalogta başlayan iyileşme sürecinde bu projeye fırsat gözüyle bakıldığı ifade edildi.

Hicaz Demiryolu, Sultan II. Abdülhamid Han tarafından 1900-1908 yıllarında Şam ile Medine arasında inşa ettirilen, Osmanlı İmparatorluğu‘nun İstanbul’dan başlayan demiryollarının bir bölümüdür. Demiryolunun teknik işlerinin başında Alman mühendis Meissner bulunuyordu.

Hicaz Demiryolu‘nda özellikle; İstanbul ile Kutsal Topraklar arasındaki ulaşımı güçlendirmek, bu bölgelere taşınacak askerlerin ulaşımının kolaylaşması, hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelmesi ve Arap ülkelerinin ekonomik gücünü yükseltmek hedeflenmişti.

Alman mühendisler ise, Almanya’nın Berlin şehrinden başlayıp İstanbul üzerinden geçerek Hicaz bölgesine ulaşmak istiyorlardı. Mısır‘ın İngilizler tarafından işgal altında tuttukları o dönemde Süveyş kanalını da kontrolleri altında almışlardı. Almanların esas planlarının bu hicaz hattı sayesinde Osmanlı topraklarına ulaşmak ve İngilizlerle birlikte Mısır’dan pay almak olduğu iddia edilmektedir.

1900 yılında başlayan demiryolunun inşasının yapımında, Almanların teknik tavsiyeleri ve destekleri ile çoğunlukla Türkler ve bölge işçileri çalışmıştır. Türk mühendisleri de Alman meslektaşları ile birlikte çalışma imkanı bulmuştur. Demiryolunun finansmanı için Osmanlı konsoloslukları aracılığıyla yurtdışından yardım toplanmıştır. Aynı yıllarda yapılan bir diğer demiryolu hattının da Berlin-Bağdat demiryolu olduğu Hicaz demiryolu, açılışından sonra bazı sıkıntılar yaşamıştır. Özellikle soygunculukla ve Hacı kafilelerini yağmalamakla geçinen yerel kabileler bu sefer demiryolunu hedef almış, bölgedeki halk ise çokça traversleri söküp kendi işlerinde kullanma girişiminde bulunmuştur. Hicaz Demiryolu, asıl hedefteki ulaşım noktası olan Mekke’ye kadar uzatılamamıştır.

Türkiye Gazetesi

Kaynak| http://www.iha.com.tr/haber-demir-ipek-yoluna-35-milyar-avro-741486/

Müdür mü Daha Güçlüdür, Yönetici mi?

Müdür mü Yönetici mi

Müdür mü daha güçlüdür, Yönetici mi?

Bazı arkadaşlarımız bir makam sahibi olduklarında, artık tüm güç ellerinde sanıyorlar.

Ekip üyeleriyle aralarındaki diyaloğu, sözlü olarak veya beden diliyle, “Ben senin müdürünüm” noktasına getirdikleri anda, aslında karşı tarafa şu mesajı veriyorlar; “Benim seni etkileyecek ve sana nüfuz edecek yeterli altyapım yok. Seninle fikir alışverişinde bulunmayı göze alamam. O yüzden, ben senin müdürünüm, ben ne dersem o olur.” Bu söylem beraberinde, gizli bir tehdit de iletiyor karşı tarafa; “Eğer benim talimatlarıma uymazsan….“ Burada ne tür bir fiziki veya psikolojik cezalandırma olduğu konusa girmeyeceğiz.

Böyle bir itham, ekip üyesinin size karşı duyduğu olanca saygısını ve güvenini anında bitirir ve o personel artık gelecek kaygısı duymaya başlar. Bu psikoloji bile takım üyesinin verimini düşürmeye yeter. Birey, sorumluluk almaktan kaçınır ve ofansif olmak yerine, pasif ve savunmacı bir tutum içerisine girer. Artık bir emir eri olmuştur ve, inisiyatif kullanmak istemez. Siz talimat verirsiniz, o da uygular. Hata yapmamak için sağlamcı hareket eder.

Böylelikle o müdür, ekibinde bulunan potansiyel yönetici adayını, öncelikle küstürür. Sonrasında zihnen kaybeder ve nihayetinde de onu kurumdan koparır. Bilirsiniz, “Çalışanlar kurumları değil, (kötü) yöneticilerini terkeder” derler.

PMI’e göre Yönetim Gücü, üçlü sacayaktan oluşur; [1]

Mesleki bilginiz olacak, proje yönetim kabiliyetiniz olacak ve liderlik vasıflarına sahip olacaksınız.

Verim alabilmek için ekip üyenizi etkileyebilmelisiniz. Bunun için onunla iletişim kurup ona güven vereceksiniz. Bilginizle konuları müzakere edeceksiniz. Bilgi alışverişi esnasında karşınızdakini aktif bir şekilde dinleyeceksiniz. Doğruları (onun veya sizin) kabullenecek, nihai kararı yine siz vereceksiniz. Kendisine geri bildirimde bulunmak suretiyle onu ikna edeceksiniz. Böylelikle, o paydaşın  sizin için önemli ve değerli olduğunu kendisine hissettireceksiniz. Nihai hedef olarak; ona nüfuz edecek ve kendisini yüreklendireceksiniz.

Yüreklendirilmiş bir birey, mevkisini  savunur ve sorumluluk alanı ile ilgili azami çaba sarfeder. Cesaretlendirilmiş bir takım üyesi sorgular, soru sorar, aldığı cevaplarla kişisel gelişimine eklemeler yapar ve yakın gelecekte ideal bir yönetici olma yolunda ilerler.

‘Hizmetçi Lider’ vasıflı yönetici, bu potansiyel yönetici adayını kendisine rakip veya altenatif görmek yerine, ona rehberlik etmek suretiyle onu geleceğe hazırlamalıdır.

Amaan, ben ne diyorum ya, kime ne söylüyorum? Nasılsa o tarz müdürler bildiklerini okumaya devam edecekler. Onlar her şeyi çok iyi biliyorlar ya, bu taraklarda bezleri olmaz.

Hiç kavak dalında balık olur mu? Ego dalgasına bindirdikleri yüzgeçleriyle, engin okyanuslarda yol almakla meşguller kendileri.

“21.yüzyılın cahilleri, okuma-yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştirmeyenler ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır. [2]

(Yazı fazla uzadı. Sıkıcı olmaması adına burada ara vermenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Devamında görüşmek dileğiyle.)

[1] PMI, Project Management Institute

[2] Alwin Toffler

 Saygı ve sevgilerimle
Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com