Yurt dışına göç bir yılda yüzde 20 arttı! Neden?

Resmi Gazete’de yayımlanan 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı verilerinde; 2018 yılında yurt dışına göç edenlerin sayısının yüzde 20 arttığı ifade edildi.

Resmi rakamlara göre 2018 yılında yurt dışına göç edenlerin sayısı yüzde 20 artışla 137 bine ulaştı. 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı 4/11/2019 tarihli ve 30938 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Yurt dışında kayıtlı 6.5 milyon Türk vatandaşı yaşıyor

Programda Türkiye‘nin göç sorunuyla ilgili yaşadığı başlıklar özetlenirken, resmi kayıtlara göre yurt dışında 6.5 milyon Türk vatandaşının yaşadığının tahmin edildiği belirtildi.

Raporda, bu rakamın önemli bir kısmının 1960’lı yıllardan itibaren Avrupa ülkelerine göçen vatandaş ve aile fertleri olduğu belirtildi. Yine aynı raporda, 2018 yılında yurt dışına göçen Türk vatandaşı sayısının bir önceki yıla göre yüzde 20 artarak 137 bine ulaştığı kaydedildi.

2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda, yurt dışında yaşayan Türkiye kökenli vatandaşlarla ülkenin bağının artırılması için bir dizi tedbir de yer aldı.

2017 yılı yurt dışına göçte artış yüzde 63

2017 yılında yurt dışına göçen vatandaşların sayısı yüzde 63’lük bir artışla 113 bin 326 olmuştu. 2017 yılında daha ziyade genç ve üretken nüfusta kayıp yaşanırken, yurt dışına giden vatandaşların kayda değer bir bölümünün eğitimli ve büyük bölümünün ise kentli olduğu aktarıldı.

2016 yılında 69 bin kişi yurt dışına göçtü

2016 yılında yurt dışına göç en vatandaşların sayısı 69 bin 326 olmuştu.

Bir yılda yurt dışına göç yüzde 20 arttı başlıklı haber, independentturkish.com internet sayfasında 06 Kasım 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları Nelerdir?

Tekrar merhaba. Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusuna geçmeden önce, bundan bir önceki makalem olan, Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları Nelerdir? isimli paylaşımımı okumanızı tavsiye ederim.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları

(Orada bardağın boş tarafından bakmıştık, Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusunda ise dolu kısmına değinmeye çalışacağım.)

Ülkemizde şu dönemde işsizlik giderek artmakta. Bu da bir çoğumuzu yeni arayışlara sevketmekte. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan daralma, çok sayıda meslektaşımızı yurtdışı projelere sevketmekte.

Birçok mimar, mühendis, tekniker, idari personel ve işçimiz sözkonusu referans projelerde görev almak suretiyle ülkemizi yurt dışında gururla temsil etmekteler. Elbette bu göründüğü kadar da kolay olmamakta. Ancak her şeye rağmen projemizi başarılı bir şekilde teslim edip ülkemize döndüğümüzde, maddi kazanımı yanında bize farklı birçok meziyet katmış olduğunu görüyoruz. Yurtdışında çalışırken zaman zaman zorlandığımızda, hatırımıza bu kazanımları getirip, yetki ve sorumluluğumuza odaklanmaya çalışırız.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları

Zorlukları yanında, Yurtdışında Çalışmanın Avantajları şu şekilde sıralanabilir;

Maddi Kazanç;

Genelde ülkemizdeki Türk Lirası maaş tutarının rakamsal bazda karşılığı (Euro veya Dolar) döviz cinsinden aylık ücret almaktayız. Yurtdışında genelde temel maaş (basic salary) ve buna ilave olarak da barınma harcırahı (accommodation allowance) ve ulaşım harcırahı (transportation allowance) uygulaması vardır. Bunların toplamı tutarında bir ücret aylık olarak banka hesabımıza yatar.

Yıllık İzin;

Yıllık ücretli izin uygulaması ülkeye göre değişmekle birlikte, genelde dini ve resmi tatil günlerine ilave olarak 30 takvim günü şeklindedir. İznimizi bu dini veya resmi tatil günleri ile birleştirip uzunca bir tatil yapma veya bölmek suretiyle yıl içerisinde birkaç kez izin yapma imkanımız olur. Türkiye’de yıllık iznin ortalama 2 hafta olduğunu düşünürsek, dinlenmek ve ailemize ayırmak için bu süre oldukça yeterlidir.

Bilgi, Hizmet ve Know-How ihracı;

Türk vatandaşları olarak, yer aldığımız nitelikli ve nicelikli projeler yoluyla yurt dışına teknik ve mesleki bilgi, hizmet ve know-how ihracı yapmış oluyoruz. Temel amacımız para biriktirmek olduğu için, asgari harcamalarımız dışındaki parayı Türkiye’ye göndeririz. Bu sayede, ülkemiz ekonomisine ciddi manada olumlu katkımız olur.

Türkiye’yi Yurtdışında temsil etme;

Çalışkanlık, dürüstlük, gelenek ve göreneklere bağlılık, yardımseverlik, kollektif iş yapabilme becerisi gibi iş ahlakı ve karakter değerlerimiz ile yurtdışında ülkemizi ve milletimizi onur ve gururla temsil etmekteyiz.

Farklı bir Coğrafyayı görme;

Bulunduğumuz ortamdan farklı bir coğrafi konuma gitmek suretiyle yeni yerleri ve yöreleri görme imkanı buluyoruz. Tabii özellikleri yanında farklı iklim ortamlarında ve zaman dilimlerinde bulunmak suretiyle değişik doğa koşullarına uyum sağlama imkanımız oluyor.

Farklı bir Kültürü tanıma;

O ana kadar yaşadığımızdan farklı bir kültüre dahil oluyoruz. Bu sayede başka kültürlerin yemeklerini, adetlerini, geleneklerini ve göreneklerini tanıma fırsatı buluyoruz. Proje şartları gereği kamp, lojman veya şantiye ortamı içerisinde olmamız durumunda dahi, farklı milletlerden mesai arkadaşlarımız ile diyaloğumuz sayesinde karşılıklı kültürel alış-verişlerimiz olmakta.

Farklı bir Dil öğrenme;

Büyük olasılıkla farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye gidiyoruz. O ülkede anadil olarak Türkçe konuşuluyor olsa bile, lehçe ve kelime farklılıkları illaki oluyor. Anadil olarak İngilizce konuşulan ülkeler dışındaki diğer memleketlerde farklı bir yerel dil kullanılmakta. Bu yüzden, sosyal hayatta ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek kadar yerel kelime bilmemiz gerekmekte. Bu iletişim sayesinde yeni bir dil öğrenme veya bildiğimiz bir yabancı dili pekiştirme imkanımız oluyor. Bu konudaki gelişim düzeyi kişinin kendi gayreti ile doğru orantılı olarak artmaktadır.

Farklı İş Yapma Yöntemi;

Her ülkenin ve kültürün farklı bir iş yapma yöntemi oluyor. Bu teknik ve yöntemleri gözlemleyip, kendimizi ona göre geliştirme fırsatımız olabiliyor.

(Olabildiğince yalın ve abartısız bir üslupla aktarmaya çalıştığım Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusu ile ilgili sizlerin de ilaveleri olabilir. Lütfen, sizce önemli olan hususları mithat.gueney@gmail.com ‘a yazın. Teşekkür eder, iyi günler dilerim.)

Saygı ve sevgilerimle

Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Bu makalem, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları Nelerdir?

Merhaba değerli kardeşlerim ve kıymetli dostlarım. Bu yazımda sizlere, yurtdışında çalışmanın zorlukları hakkında kısa başlıklar halinde bilgi vermek istiyorum.

Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları

Ülkemizde işsizliğin arttığı şu dönemde bir çoğumuz yeni arayışlar içerisindeyiz. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan daralma, çok sayıda meslektaşımızı yurtdışı projelere sevketmekte. Dünya genelinde 2018’de Türk Müteahhitlerimiz 261 proje üstlendi. Bunun da yurtdışında Proje Yönetimi konusunda faaliyet göstermek istememizde hatırı sayılır bir etkisi var. Ancak yurtdışında çalışmanın zorlukları da var elbette.

Çok sayıda mimar, mühendis, tekniker idareci ve işçi vatandaşımız sözkonusu referans projelerde görev almak suretiyle ülkemizi yurt dışında gururla temsil etmekteler. Türkiye vatandaşlarının bu tarz nitelikli ve nicelikli projelerde yer alması, bir bakıma yurt dışına teknik ve mesleki bilgi ve tecrübe ihracatı anlamına gelmektedir. Bunun yanında maddi birikimlerini ana vatanlarına göndermek suretiyle, ülke ekonomisine ciddi manada olumlu katkı da sağlamaktalar.

Bu girişten sonra gelelim, asıl konumuz olan, yurtdışında çalışmanın zorlukları konusuna;

Farklı bir Coğrafya;

Her şeyden önce bulunduğunuz yerden farklı bir coğrafi konuma gidiyorsunuz. Ne ile karşılaşacağını bilmeden çıkılan yolda bu bilinmezlik psikolojisi, insanı hep tedirgin etmiştir.

Farklı bir Kültür;

Kendi kültürünüzden farklı bir ortama giriyorsunuz. Adetleri, gelenekleri ve görenekleri farklı bir topluma dahil oluyorsunuz. Her ne kadar çoğu projede kamp, lojman veya şantiye ortamı olsa da, sonuçta sosyal hayatta diğer kültürden insanlarla karşılaşıyorsunuz. Zor durumda kalmama adına, o kültürün yaşam biçimini hızlıca tanıyıp, adapte olmanız faydanıza olacaktır.

Farklı bir Dil;

Büyük olasılıkla farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye gidiyorsunuz. O ülkede köken olarak aynı dil konuşuluyor olsa bile, lehçe ve kelime farklılıklarından dolayı, illaki iletişim güçlüğü çekeceksiniz. İngilizce’niz çok iyi olabilir. Fakat, bulunduğunuz ortamda, ana dili İngilizce olan ülkeler dışında, farklı bir yerel dil kullanılıyor olacak. En basitinden marketten ekmek alırken, onun o dildeki karşılığını biliyor olmanız gerekecek. Ne de olsa ekmek parası için gitmiyor muyuz yurt dışına?

Farklı bir İklim;

Gittiğiniz ülkenin uzaklığına ve konumuna bağlı olmakla birlikte, elbette az veya çok bir iklim farkı olacaktır. Gideceğiniz ülkenin iklim koşullarına uyum sağlamak bazen tahmininizden daha güç olabilmektedir. Bu, günlük çalışma saatlerini dahi etkileyecek boyutta olabiliyor. Gitmeden önce o konuda ön bilgi alıp, ona göre önlem almak yararınıza olacaktır.

İş Yapma Yöntemindeki Farklılık;

Her ülkenin ve kültürün farklı bir iş yapma yöntemi vardır. Bu yöntemleri gözlemleyip, kendinizi ona göre uyarlamanız gerekebilecektir. Resmi daire, market ve iş yerlerinin gün içi çalışma ve istirahat saatleri, haftalık tatil günleri, ülkeler arası saat farkı gibi konular büyük önem arzetmektedir.

Yüksek miktarda Barınma Gideri;

Anavatanınızdakine ilave olarak ikinci bir barınma gideriniz daha olacaktır. Genellikle aynı mekanda tek başınıza veya bir kaç arkadaş birlikte kalacağınız için, bu maliyet yüksek olabilmektedir. Dinlenebileceğiniz ve kafa dinleyebileceğiniz özel zaman dilimi yalnızca ev ortamında olacağı için, ev arkadaşı seçiminiz çok önemlidir. Bazen çok iyi iki dostun, aynı ev ortamını paylaştıktan kısa bir süre sonra son derece kötü bir şekilde ayrıldıklarına şahit olduk veya duyduk.

Yüksek miktarda Yeme İçme Gideri;

Genellikle tek başınıza veya bir kaç arkadaş birlikte kalacağınız için, alacağınız erzak ve pişireceğiniz yemek miktarı az olmak durumunda olacaktır. Elinizin ayarı da yoksa eğer, çoğu pişirdiğiniz yiyecek henüz bitmeden çöpe gitmek durumunda kalacak. Az miktarlar halinde tedarik edeceğiniz için, aldığınız erzağın size maliyeti yüksek olacak. Veya son kullanma tarihi geleceği için, tükenmeden atmak durumunda kalacaksınız.

Ne derler bilirsiniz; “Yemeklerinizi ailenizle birlikte yiyin, toplu yemekte bereket vardır.” [1] Normal aile ortamında 2-3 kişinin doyabileceği miktarda bir yemeği siz tek başınıza pişirmek durumunda kalacaksınız. Kamp ortamında kalıyor olsanız da normal öğünlere ilave olarak illaki bir zulanız olacaktır. Hele hele yemek yapma beceriniz yok ve; “Ne uğraşacağım, ben dışarıda yerim.” diyorsanız, sizin durumunuz daha da vahim.

Yüksek miktarda İletişim Gideri;

Sosyal çevrenizden ve dostlarınızdan uzakta olacaksınız. Ailenizi beraberinizde getirmediğiniz sürece onlarla olan iletişiminiz telefon ve internet üzerinden olacaktır. Çoğu ülkede internet ücretleri hala yüksek düzeyde seyrediyor. Dolayısıyla iletişim gideri aylık harcamalarınızda önemli bir paya sahip olacak. Evli iseniz ve üstüne çocuğunuz da varsa, bu miktar daha da artacaktır.

Yüksek miktarda Seyahat Gideri;

Ülkenizden ve sevdiklerinizden uzakta olacağınız için, doğal olarak, yıllık izinlerinizi vatanınızda onlarla birlikte geçirmek isteyeceksiniz. Çoğu firma yılda bir defa olmak üzere gidiş-dönüş uçak bileti alıyor veya buna karşılık belli bir sabit ücret ödüyor.

Ancak, yılda bir sefer görüşmek yeterli gelmeyeceği için veya bayramlarda da vatanınızda, ailenizle ve dostlarınızla bir arada olmak isteyeceğiniz için ekstra seyahat harcamalarınız olacaktır.  

İklim Değişiklikleri;

İklim değişikliği, daha ziyade uluslar arası seyahate bağlı olarak i sizi ciddi manada etkileyebilir. Mevsim şartlarına uygun kıyafet ve eşya seçimi yapmalısınız.

Gurbette Yaşama Psikolojisi;

Her şeyden önce ana vatanınız dışında bulunacaksınız. Bulunduğunuz ülke ne kadar modern, özgür, lüks dahi olsa, sonuçta sizin memleketiniz değil. Bu psikoloji yurt dışında bulunduğunuz sürece sizin üzerinizdeki bir kıyafet gibi olacaktır. Çoğu zaman haklı olmaktan ziyade, “problem olmasın yeter”i amaçlamak durumunda kalacaksınız. Ne demiş altın kafesteki bülbül; ”Vatanım.” [2]

(Bugün bardağın boş tarafından baktık. Olabildiğince yalın ve abartısız bir şekilde yurtdışında çalışmanın zorlukları hakkındaki önemli hususları aktarabilmeye çalıştım. Genelleme yaptığım için, elbette sizlerin bulunduğu ortamlara göre ilaveler veya eksiltmeler yapılabilir.  Lütfen siz de benim değinmediğim, sizce önemli olan hususları yazın. Bir sonraki yazımda Yurdışında Çalışmanın Avantajları’ndan bahsedeceğim. Tekrar görüşmek dileğiyle.)

[1] Hz. Muhammed (SAV) [2] Atasözü

Saygı ve sevgilerimle

Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Bu makalem, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

İstanbul’un Fethi’ni Hazırlayan Zafer; II. Kosova Savaşı!

Prof. Dr. Emecen; “II. Kosova Savaşı, Macarların Balkanlar’daki etkisinin sonunu oluşturdu ve Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi. Bu başarı ‘İstanbul’un Fethi’ni hazırladı.” dedi.

II. Kosova Savaşı

II. Kosova Savaşı, savaşın nedenleri ve sonuçları  

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Emecen, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığını pekiştiren ve 570 yıl önce gerçekleşen II. Kosova Savaşı ile ilgili AA muhabirine bilgi verdi. Emecen, savaşın nedenlerini ve taraflar açısından doğurduğu sonuçları şu şekilde ifade etti;

“Güçlü bir devlet olarak Orta Avrupa ile Balkanlar arasında bir kalkan durumunda bulunan Macar Krallığı‘nı, Osmanlı‘nın Balkanlar’a doğru yayılması yakından ilgilendiriyordu. Osmanlı ve Macar orduları arasında ilk ciddi hesaplaşma 1442-1443’te gerçekleşti ve bu mücadelede Osmanlıları, Macarlar tarafından geriletildi.” dedi.

Emecen, bir yıl sonra aradaki anlaşmanın tek taraflı bozulması üzerine, 1444 yılında Varna‘da gerçekleşen büyük meydan savaşında Macarların yenilgiye uğradığını ifade etti. Bu yenilginin Macarların Balkan siyasetini sona erdirmediğini ifade eden Emecen, bilakis Mohaç‘a kadar devam edecek yeni bir süreci başlattığını vurguladı.

Hunyadi Papa’ya başvurdu

Emecen; “Macarların büyük kumandanı ve kral vekili Janos Hunyadi, Varna’daki yenilginin rövanşı için hazırlıklara başladı ve kendisine yakın olan Tuna boyundaki prensliklerle ittifak oluşturmaya çalıştı. Janos Hunyadi, daha önceki savaşta olduğu gibi Türkleri Balkanlar’dan atmak amacıyla yeni girişeceği mücadeleye bir Haçlı Seferi görüntüsü vermek istedi. Bunun için Papa‘ya, Venedik’e, Aragon ve Napoli krallıklarına başvurmuş, ancak bunlardan olumlu bir cevap alamamıştı.” dedi.

Bu sırada II.Murad’ın, iç problemlerini halledip Varna Savaşı‘ndan elde ettiği başarının rüzgarıyla muhalif kesimi sindirdiğini ifade eden Emecen, Sultan II.Murad’ın Arnavutluk’ta baş gösteren İskender Bey’in isyanı ile ilgilenmekte olduğunu söyledi.

Emecen, 1448 Temmuz ayında Osmanlı ordusunun Arnavutluk’ta bulunduğunu ve Kocacık Hisarı‘nın zaptından sonra Akçahisar kuşatmasıyla meşgul olduğu sırada, Hunyadi’nin İskender Bey ile de birleşmek üzere temas kurduğunu belirtti.

Hunyadi’nin büyük kısmını Macarların oluşturduğu toplam 30-35 bin kişilik ordusu ile Balkanlar’a indiğini ifade eden Emecen, ilave olarak 8 bin Eflak gücü ile Alman ve Çekler’den oluşan paralı askerlerin de Macar ordusuna katıldığını dile getirdi.

Hunyadi’nin aynı anda Sırp despotu Djuradj Brankovic ile de ittifak kurmak istediğini aktaran Emecen, ancak Sırp despotunun aralarında eskiye dayanan bir gerginlik ve Osmanlı baskısı nedeniyle buna yanaşmayıp topraklarından geçmesini de istemediğini kaydetti.

Emecen devamında; “Ancak Hunyadi Eylül ayı sonlarında Sırp topraklarına girip Morava vadisine yöneldi. II. Murad, Arnavutluk seferindeyken onun hareketini öğrenip kuvvetlerini Sofya‘da toplayarak Macarları karşılamak üzere Kosova Ovası‘na doğru ilerledi. Osmanlı ordusunun asker sayısı en iyimser tahminle 50 bin dolayındaydı. Hunyadi’nin ordusu çok iyi donanmış ve son derece düzenli birliklerden oluşuyordu. Osmanlılar ise öncekinden farklı olarak sağ kanatta Anadolu, sol kanatta Rumeli süvarileri ve ortada azeb ve yeniçerilerin koruması altında padişahın bulunduğu merkez güçlerden oluşan bir düzende sıralanmıştı. Yine merkezde süvari hücumlarına karşı kalkanlı ve mızraklı askerlerden oluşmuş bir müdafaa hattı hendek çevresine kurulmuş ve bunun etrafına develer konulmuş, toplar dizilmişti.” dedi.

Savaşın üçüncü günü Macar ordusu yok oldu

Emecen, 17 Ekim Perşembe günü Macar süvarilerinin hücumu ile başlayan II. Kosova Savaşı‘nın, önce her iki tarafın birbirinin gücünü anlamaya yönelik çarpışmalarda bulunduğunu kaydetti. Emecen; “Osmanlılar, Anadolu askerinin yer aldığı kolu savaşa sokmayıp dinlendirdi. Ertesi günü sabah süvari saldırısı tekrar başladı. Süvariler, yeniçerilerin tuttuğu orta hatta kadar geldiler ve burada durduruldular. Macarlar hattı yardılarsa da yeniçeriler çekilmeyip bunların etrafını çevirdiler ve arkadan destek almalarını önleyip imha ettiler. Dinlenmiş Osmanlı kuvvetleri de Macar ordusunun sol kolunu çembere alarak bozguna uğrattı. Eflak kuvvetleri ise savaş meydanını terk etti. Savaşın üçüncü günü Macar ordusu tamamen yok olmuştu.” dedi.

Emecen, muharebede Macar ordusunun önemli kumandanlarının çoğunun esir alındığını ve Hunyadi’nin kaçtığını belirtti. Yardım için gelen İskender Bey’in ancak savaşın sonuna yetiştiğini ve mağlubiyet haberi üzerine geri çekildiğini bildiren Emecen, Hunyadi’nin ise savaş arabalarının koruması altında savaş meydanından kaçıp, kuzeydeki topraklarına dönerken Sırplar tarafından esir alındığını, sonra serbest bırakıldığını aktardı.

II. Kosova Savaşı’nın Osmanlılar ve Macarlar açısından sonuçları

II. Kosova Savaşı ‘nın Osmanlılar ve Macarlar açısından sonuçlarını değerlendiren Emecen; “II. Kosova Meydan Muharebesi, Macarların Balkanlar’daki etkisinin bir bakıma sonunu oluşturdu. Buna karşılık Osmanlı hakimiyetinin sarsılmazlığını pekiştirdi. Eflak üzerindeki Macar nüfuzu sarsıldı ve bu kesimde Osmanlılar öne çıkmaya başladı.

Ayrıca Varna Savaşı ile burada kazanılan başarı, ileride Balkanlar’da oluşması muhtemel yeni bir ittifak ve askeri yardımı engelleyici bir etki yaparak İstanbul‘un Fethi‘ni daha yakın hale getirdi.” şeklinde ifade etti.

Akdamar Kilisesi’nde İlk Ayin

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın özel izniyle yılda bir kez ibadete açılan Akdamar Kilisesi’nde ilk ayin 3 yıl aradan sonra yapıldı.

Kilise, Van ili Gevaş ilçesindeki Akdamar Adası’nda bulunmaktadır.

Van Akdamar Adasına, Akdamar İskelesi‘nden teknelerle yaklaşık 20 dakika süren yolculuğun ardından ulaşılmaktadır.  3 yılın ardından gerçekleştirilen Akdamar Kilisesi’nde ilk ayin esnasında İl Kültür Turizm Müdürlüğü, Van Ticaret ve Sanayi Odası ile bazı sivil toplum kuruluşları da misafirlere şehri tanıtan broşürler dağıttı.

Türkiye Ermenileri Patrik Vekili Aram Ateşyan, beraberindeki din adamlarıyla birlikte gittiği adada vatandaşlarla birlikte mum yaktı, dua etti. Türkiye Ermenileri Patrikliği tarafından düzenlenen törene Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı.

Ayin 2 saat sürdü

Yurt içinden ve dışından çok sayıda kişinin katıldığı 2 saat süren ayine, vatandaşlar yer darlığı nedeniyle içeriye gruplar halinde alındılar.

Ayinden sonra Ateşyan ve beraberindeki din adamları, kilisenin önünde bekleyen vatandaşlara ilahiler eşliğinde “kutsal ekmek” ikram etti.

Ermenistan‘dan gelen müzik grubu da ayinde Ermenice ilahiler seslendirdi.

Gerekli Güvenlik Ortamı Sağlandı

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, iştirak ettiği, tarihi Akdamar Surp Haç Kilisesi‘nde düzenlenen törende; “Bugün ortak değeri beraber yaşadık. Dün olduğu gibi bugün de birlikte, Türk milleti olarak Ermenilerin dini özgürlüklerine yaşam kültürlerine saygı duymaya, desteklemeye sahip çıkmaya devam ediyoruz. Bundan sonra da böyle olacak” dedi.

Van Huzur İçinde

Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan, Van’ın huzur içinde olduğunu anlattı.

Ateşyan, elindeki güvercini göstererek, “Güvencinler elimizdeyken Nuh Peygamber‘in olayı aklıma geldi. Nuh Peygamber gemideyken geminin kapılarını açamadı çünkü dalgalarla mücadele ediyordu. Gemi Ağrı Dağı‘nın tepesine indiğinde bile kapıyı açamadı. Ufak bir pencereden haber alabilmek için güvercin gönderdi. Güvercin ağzında zeytin dalıyla döndü” dedi.

Türkiye‘nin de dalgalı bir dönemden geçtiğini ifade eden Ateşyan, şunları söyledi:

“O dalgalı 3 yıl içinde biz de Akdamar’ın kapılarını açamadık. Dualarımızı Tanrı’ya yükseltemedik. Ancak güvercin bize haber getirdi. Van şehri huzur içinde. Barış, kardeşlik bakidir artık bu şehirde.”

Ateşyan, güvercinlerin her zaman bu ülkenin tepesinde barışı sağlamasını, ülkeyi kötülüklerden korumasını diledi.

Akdamar Kilisesi’nde ilk ayin 2010’da Yapılmıştı

Kültür ve Turizm Bakanlığı, tarihi Akdamar Kilisesi’nde,  restorasyon çalışmalarını 2005’te başlatmıştı. Kilise, 2007 yılında “Anıt Müze” vasfıyla ziyarete açılmıştı. Daha sonra kiliseye yılda 1 gün ayin izni verilmesiyle, 95 yıl aradan sonra, 19 Eylül 2010’da Akdamar Kilisesi’nde ilk ayin yapılmıştı.

Son ayinin 2015’te gerçekleştirildiği Akdamar’a yurt içinden ve yurt dışından binlerce turist gelmişti. Sonraki yıllarda güvenlik gerekçesiyle ayinler iptal edilmişti.

Kaynak: AA

https://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/akdamar-surp-hac-kilisesinde-3-yil-aradan-sonra-ilk-ayin-383869.html

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR…

image

Sivillerin GÖREV dediği, askerlerimizin ve eskilerin VAZİFE dediği bir şey var.

Vazife: Yapmakla yükümlü olunan işler. Tabii yapmamamız gereken işler de vazife değil mi? Ahlâk veya iş icabı yapılması gerekenler, geçmişten gelen yükümlülükler ve beklentiler. İşlerin ve bulunulan konumun kendine has tabiî faaliyetleri ve yüklenilen fonksiyonlar.

Peki, vazife nasıl belirlenir? Birincisi üst ve amirler emreder. İkincisi ise; vazife durumdan çıkartılır.

Bir ülke düşünün. Bu ülkenin vazifeleri var mıdır? Elbette vardır. Kime karşı vardır peki? Bu vazifeler genel anlamda tıpkı bir fertte olduğu gibi, İlahi ve İnsani vazifelerdir. İlahi vazifeler, vahiyle ve sünnetle ifadesini bulan yükümlülüklerdir ki, Rabbimizin fertlere yüklediği sorumlulukların sosyal ve topluma şamil yönü de vardır. Örnekleri Medine dönemi ve önceki peygamberlerin kıssalarında net olarak beyan edilmiştir. Emredilmiş vazifelerin birinci kısmıdır İlahi Emirlerdir. Başka kim emreder devlete? Devletin Vatandaşları emreder. Evet, devlet vatandaşlarının emrindedir. İşte kavga da tam burada başlıyor. Hangi vatandaşlar? Seçkinler mi? Sermaye sahipleri mi? Askerler mi? Bürokratlar mı?

Devlet için durumdan nasıl vazife çıkar mı peki?

Milletimizin değer yargıları, geçmişte yaşadıkları, Milli tecrübeleri, karşılıklı bağımlılıkları, dostlukları, vefa duyguları.. Bunların tamamının sonucunda durumdan da vazife çıkar.

“İYİ Kİ TÜRKİYE VAR..” Bu başlıkla VAZİFE tanımının ne alakası var demeyin. İç içe çünkü..

Osmanlı ve İslam Medeniyeti hep birlikte değil miydi? Türk Milleti 1000 yıldır İslam Ordularının sancaktarı değil miydi? En az 800 yıldır Komutanı değil mi? 500 yıldır halife değil mi? 1000 yıldır Haçlı Batı Medeniyeti barbarca tüm Asya’ya saldırırken karşısında İslam Ordularını Türk Milleti nezdinde bulmadı mı? Hala ABD’nde Kuzey Afrika’lı Müslümanlara bile TÜRK demiyorlar mı? Malum, Uzun yıllardır ABD’inde yaşayan Mardin’li bir Bilim Adamı’mız Nobel Ödülü aldı. Türkiye’de Kürt mü, Arap mı vb. diye tartışırlarken, buna İngilizler’in meşhur BBC kanalı da katıldı. Kendini bilmez bir sözde Türk Yazar “O ne Türk, ne de Arap.. Amerikalı” dedi. Ama Profesörümüz “Ben Türküm.” dedi. Evet işte tarihi sorumluluğunun sonucu.. O’na ırkını ya da nesebini soran yok ki! Aidiyetini soruyorlar. Ne güzel şey kendini bilmek..

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk bölümünde Anadolu’ya hapsolduk. Medeniyet Topraklarımız paramparça edildi. İnsanlarımız, Balkanlar başta olmak üzere, Kafkasya, Ortadoğu ve Afrika’da öldürüldü, tecavüze uğradı, topraklarından sürüldüler. Peki, bu insanlar yaklaşık 250 yıldır nereye geliyorlar? Anadolu’ya.. Gelenlerin hepsi de Müslüman…

Önce Tatarlar geldiler Moskof zulmünden kaçıp. Sonra Kafkasya ve Balkanlar’dan geldi insanlar. İlk gelenler Tatar Türkleri’ydi. Sonra, Çeçenler, Çerkezler, Abazalar, Gürcüler, Azeriler, Karapapaklar, Karaçaylar geldiler. Balkanlar’dan, Türkler, Pomaklar, Arnavutlar, Boşnaklar, Makedonlar geldiler.

Afrika ve Ortadoğu’dan, Araplar, Kürtler, Sudan’dan, Yemen’den diğer topluluklardan gelenler oldu.

Asya’dan mı? Çin’den ve Afganistan’dan Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar geldi. Rus Zulmünden Özbekler, Türkmenler geldi. Hindistan İngiliz Zulmü ve işgalinden kaçanlardan dahi gelenler oldu.

Hatırlayın 1980’li yıllarda Afganistan’dan Kırgızlar’ı devlet uçaklarla getirdi. Halepçe Katliamında Kürtler geldi Anadolu’ya..

Şimdi Suriye.. Araplar, Kürtler, Türkmenler.. 2-3 milyon insan. Kobani denen yerden gelen insanların sadece kendileri değil, hayvanları bile alındı Türkiye’ye. Hayvanlarına bile baktı Büyük Türkiye..

Doğu Türkistan’da Çin Zulmü var. Beklenen ülke Türkiye. Sığınılan ülke Türkiye.

Çeçenistan mıdır? Orada Türkiye’den giden Mücahitler vardır.

Balkanlar’da Sırp Zulmü var. Türkiye’li Mücahitler, Türk, Kürt, Arap fark etmez dirilirler orada. Beklenen ülke Türkiye’dir, sığınılan ülke de..

Libya mı, Mısır mı? Afrika’da Asya da bir İslam Beldesi mi? Beklenen ülkedir Türkiye..

Ülkemizin Bayrağı ayrıca Müslümanların sembolüdür birçok yerde…

Geçenlerde Kazakistan’dan gelmiş birkaç akademisyenle birlikteydik. Sordum; “Kazakistan’da bir sıkıntı olsa, nereye gidersiniz?” hepsi birden anlaşmış gibi; “Türkiye’ye tabii ki.” dediler. Akabinde de; “İyi ki Türkiye var.” dediler. “Büyük Türkiye’nin varlığı bize rahat nefes aldırıyor.”

Ülkem sıkıştırılıyor. O her zaman gönlü büyük olan insanların kurduğu Türkiye’mde sorun var. İyi olduğunu zannedenler bile emperyalizmin bölme ve ihanet projelerine su taşıyor. Düşünün; HDP ve PKK’ya “Kürt siyasal hareketi!!!!” diyenler bile ihanetin tanım ve dayatmalarına alet olmuyorlar mı?

“Neden Suriye’lileri kabul ettik?” diyor MHP İstanbul İl Başkanı katıldığı bir Tv. Programında.. Biz bu Milletin Değerler Sisteminin sevdalısı değilsek neyin Milliyetçisiyiz acaba?

Bir TC. Vatandaşı büyük düşünceli, idraki büyük, yüreği büyük, fedakârlığı büyük olmak zorundadır. Gelinen noktada tüm İslam Âlemi için adeta can simidi vazifesi yapan bu devlet Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Sünni’si, Arap’ı, Çerkez’i, Boşnak’ı vb. ile bizim devletimizdir. Ecdadımızın kanı canı pahasına nasırlı ellerimizle, binbir fedakârlıkla kurulmuştur.

Türkiye’de herhangi bir etnik ve ya mezhebi gurupla özdeşleştirilerek tanımlanan her şey sakattır. O mantık ihanettir. “Kürt Siyasal Hareketi”, “Alevi İnancı” vs. yerine “Türkiye’deki siyasal Hareketler”, “İslam İnancındaki Uygulamalar” daha doğru ifadelerdir. Ya da Türkler şöyle, Kürtler böyle, Boşnaklar şöyle ifadeleri. Ya da Trakyalılar şöyle, Doğulular böyle tabirleri. “Hayır, kardeşim” biz bize benzeyen bir toplumuz. Askerlik günlerinizi hatırlayınız. Kucak kucağa, omuz omuza ve tek yürek değil miydiniz?

Ey Halkım. İslam Âlemi için ümitsin, öncüsün. Sen Anadolu’yu dünyanın tüm mazlumları için Ana rahmine dönüştürmüş merhametli Ataların evladısın. “İyi ki Türkiye var.” Türkiye’miz kıyamete kadar da var olsun. Senden insanlığın, ümmetin ve medeniyet Coğrafyanın beklediği her şey vazifendir. Kimseye “kıyak” çekmiyorsun. Vazifeni ifa ediyorsun. Etmek zorundasın. Müslüman Milletimizin ortak vicdanı da bunu istiyor. Her Milletin yazılmamış hedefleri ve idealleri vardır. Davaları, sevdaları vardır. Dağda bunca şehidi olan bu millet neden evladını askere davullarla, dualarla ve severek gönderir, Kına yakar* Düşünüyor musun ey her şeyi bildiğini zannedip, medyada maymunluk yapan adam?…

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR.
Olmasaydı, insanlar Halepçe’de Saddam’ın kimyasal zehirinden, Suriye’de bombardımanlardan, Afganistan’da Rus Zulmünden, İngiliz’lerin fitne ve pisliklerinden nereye kaçarlardı, sığınırlardı? Davos’ta kim “One minute!” derdi mazlumların adına İsrail’li katillere.. Türkiye olmasaydı kimler koşardı dünyanın dört bir yanına yardım etmeye. Su kuyusu açmaya, kurban götürmeye.

İYİ Kİ TÜRKİYE VAR.
Ordusu ile ekonomisi ile dünyadaki konumu ile ferasetli insanları ile. İyi ki Türkiye var.

(E) Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı

http://www.habervaktim.com/halil-mert-410y.htm