Marmara Üniversitesi RTE Külliyesi temeli törenle atıldı!

Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi temeli, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımı ile gerçekleştirilen Temel Atma Töreni’nde atıldı.

“Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi ülkeye, kente ve üniversiteye hayırlı olsun”

Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi Temel Atma Töreni’nde konuşma yapan Sn. Erdoğan, külliyenin ülkeye, kente ve üniversiteye hayırlı olmasını diledi. Erdoğan, ülkenin en köklü yükseköğretim kurumlarından olan, kökleri 1983’e kadar giden Marmara Üniversitesi’nin yeni külliyesiyle çok daha güçlü hale geleceğine inandığını belirtti.

İnşa edilecek külliyenin üniversiteyi hedeflerine bir adım daha yaklaştıracağını dile getiren Erdoğan; “İnşallah bu üniversitemiz yanında ilkokul, ortaokul, lisesiyle birlikte çok daha anlamlı hale gelecektir. Konumu ve mimarisiyle tarihimize, kültürümüze, medeniyetimize yakışır bu eserin üniversitemize kazandırılmasında emeği geçen ve geçecek olan herkese şimdiden teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu külliyenin yapılacağı alanda Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geçmişinin bulunduğuna değindi.

“Üniversitelere külliyeler kazandırma gayreti içerisindeyiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden beri İstanbul’da yetersiz şartlarda faaliyet yürüten üniversitelere, verdikleri hizmetle mütenasip külliyeler kazandırmanın gayreti içerisinde olduklarını, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde de aynı anlayışla ülkedeki tüm üniversitelere bu desteği verdiklerini ifade etti.

“Asıl görev, asıl sorumluluk hocalarımıza düşüyor”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki üniversitelerin dünya çapında birer yükseköğrenim kurumu haline gelmesinin hocaların akademik çalışmalarına ve öğrencilerin göstereceği gayrete bağlı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: 

“Çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan ilk 500, ilk 100 listelerinde ülkemizden öyle bir elin parmağı kadar değil, göğsümüzü kabartacak düzeyde üniversitelerin yer almasını bekliyoruz. Bunun için öncelikle köklü bir anlayış değişikliğine ihtiyacımız bulunuyor. Cumhurbaşkanı olarak bu konuda üzerimize düşen her görevi yerine getireceğimizin bilinmesini istiyorum. Ama bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum ki, asıl görev, asıl sorumluluk, asıl iş, hocalarımıza düşüyor.

Erdoğan; “Üzerinde yaşadığımız coğrafya kadim Yunan, Roma, İslam ve Türk medeniyetlerinin mirasıyla zenginleşerek bugünlere gelmiştir. Biz kendi inancına ve kültürüne uygun olması şartıyla iyi olan, estetik olan, faydalı olan, hayırlı olan her değeri bünyesine katmaktan asla imtina etmeyen bir milletiz. Marmara Üniversitesi’nin fiziki mekan olarak inşa edileceği, temelini atacağımız bu mekan, gerçekten ismiyle müsemma Marmara Denizi’ne nazır ve kendi mimari üslubumuzla inşa edilecek. Bu eser hakikaten sadece ülkemizin değil, dünyanın da müstesna eserlerinden bir tanesi olacak.” diye konuştu.

“Arnavutluk’ta 500 konut inşa edeceğiz”

Erdoğan, Türkiye’nin, dünyada parmakla gösterilen bir ülke haline geldiğini anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü; 

“Arnavutluk’ta deprem oldu. Arnavutluk’a, İnşallah Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, TOKİ olarak en uygun yerde ekiplerimiz çalışmalarını yapacak ve 500 konutu Türk kardeşleri olarak inşa etmiş olacağız. Bizim kardeşlik hukukumuz var. Konutlarımızın inşaatlarını bir an önce yapacak ve kısa zamanda kış mevsiminde zorda kalanlara, darda kalanlara, yardım elimizi uzatacağız.”

İkmal Maliye Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığını ziyaret etti 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’nin temel atma töreninin ardından Maltepe’deki İkmal Maliye Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığına gitti. 

Burada vatani görevini yapan askerlerle bir süre sohbet eden Erdoğan, Lojistik Destek Taburunda tezkeresine 10 gün kalan bir askere de kalemini hediye etti.

Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’nin ihalesi iptal edildi

Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’nin birinci etabının inşaatı için açılan ihalede bütün teklifler reddedilmiş, ihale iptal edilmişti. İhale; 8 adet mühendislik fakültesi binası, 9 adet teknoloji fakültesi binası, 2 adet ısı ve trafo merkezi ve 1 adet kafeterya inşaatı yapmak üzere açılmıştı.

Marmara Üniversitesi’nin tüm birimlerinin toplanacağı Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi, Maltepe’deki eski Orgeneral Kenan Evren Kışlası’nın 2.5 milyon metrekarelik arazisi üzerinde yapılacaktı. “Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi 1.Etap Mühendislik ve Teknoloji Fakülteleri İnşaatı ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İşi” için TOKİ 3 Eylül 2019 tarihinde ihaleye çıkacağını duyurmuştu. İhale, belli istekliler arasında yapılacak ve ön yeterlik değerlendirilmesi sonucu yeterliği tespit edilenler arasından belirtilen kriterlere göre sıralanarak listeye alınan 10 aday teklif vermeye davet edilecekti.

Ancak TOKİ, 4 Ekim tarihindeki duyurusunda ihalenin, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “Bütün tekliflerin reddedilmesi ve ihalenin iptali” başlıklı düzenlemesi uyarınca iptal edildiğini bildirdi.

Maltepe’deki Kenan Evren Kışlasının arazisi Marmara Üniversitesi’ne tahsis edildi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planına göre Marmara Üniversitesi’nin Küçükçekmece’deki arazisi 17 Ağustos günü askıya çıkarıldı. Buna göre, Çevre Düzeni Planında üniversite alanı olarak belirlenen Küçükçekmece Halkalıdaki yaklaşık 1 milyon metrekarelik arazinin imar durumu “konut+ticaret” olarak değiştirildi.

TOKİ, Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Marmara Üniversitesi arasında 11.04.2016 tarihinde imzalanan protokol ile üniversite alanı TOKİ’nin tasarrufuna geçerken, Marmara Üniversitesi’ne de Maltepe’de bulunan Orgeneral Kenan Evren Kışlası’nın arazisi tahsis edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak-çıkarmamak… Bu senin (Macron) haddine mi? başlıklı haber, aa.com.tr internet sayfasında 29 Kasım 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Enerji Kimlik Belgesi sahibi bina sayısı 1 milyona yaklaştı!

En çok Enerji Kimlik Belgesi sahibi bina İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunuyor. EKB’li binalar, sera gazı salınımını daha önceki yıllarda yapılan binalara oranla yüzde 60 oranında azalttı.

Binalarda Enerji Kimlik Belgesi (EKB) zorunlu

Enerji Kimlik Belgesi (EKB), enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması, israfın önlenmesi ve çevrenin korunmasını sağlamak için asgari olarak binanın enerji ihtiyacı, enerji tüketim sınıflandırması, sera gazı salımı seviyesi, yalıtım özellikleri ve ısıtma/soğutma sistemlerinin verimiyle ilgili bilgileri içeren bir belgedir. Türkiye‘de EKB, bu şartları haiz binalara verilir.

Enerji Kimlik Belgesi (EKB) sahibi bina sayısı Ekim 2019 itibarı ile 920 bine ulaştı. Bunların 150 bini eski, 770 bini ise 2011 sonrası yapılan binalardan oluşuyor.

EKB, 2011 yılından beri yapı ruhsatı alan tüm binalara, EKB uzmanlık eğitimi almış, yetkilendirilmiş mühendis ve mimarlar tarafından veriliyor. Ülke genelinde EKB oluşturmaya yetkili firma sayısı 5 bin 100 olup, bu firmalarda görev alan yetkili uzman sayısı 6 bin 400’dür.

EKB uzmanlığı eğitimini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın yetkilendirdiği kuruluşlar veriyor.

1 Kasım 2017’den sonra düzenlenen EKB’ler, e-Devlet üzerinden görülebiliyor.

En çok EKB’li bina İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunuyor

En çok EKB belgesine sahip iller şöyle:

  • İstanbul 165 bin 983,
  • Ankara 87 bin 806,
  • İzmir 71 bin 278,
  • Bursa 40 bin 805,
  • Antalya 38 bin 135,
  • Kocaeli 35 bin 709,
  • Muğla 31 bin 502,
  • Konya 27 bin 182,
  • Eskişehir 25 bin 487 ve
  • Balıkesir 23 bin 968.

Bakanlık tarafından zorunlu hale getirilen EKB, ülke genelinde çevreci binaların sayısının artmasını, sera gazı salınımının azaltılmasını sağladı.

Bu kapsamda ülke genelinde 2011 yılından sonra inşa edilen 770 bin bina, sera gazı salınımını daha önceki yıllarda yapılan binalara oranla yüzde 60 azalttı.

Enerji Kimlik Belgesi (EKB) nedir?

5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu ve buna bağlı çıkartılan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’ne göre EKB, binalarda enerjinin ve enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasını, enerji israfının önlenmesini ve çevrenin korunmasını sağlamak için asgari olarak binanın enerji ihtiyacı ve enerji tüketim sınıflandırması, sera gazı salımı seviyesi, yalıtım özellikleri ve ısıtma ve/veya soğutma sistemlerinin verimi ile ilgili bilgileri içeriyor.

Buzdolabı, çamaşır makinesi gibi beyaz eşyalardaki ya da klimalardaki enerji performans sınıflandırmaları artık binalar için de geçerli kabul ediliyor. A sınıfı en verimli, G sınıfı en düşük verimli seviyeyi belirtiyor.

Binalarda bu sınıflandırmayı gösteren belgeye de Enerji Kimlik Belgesi deniliyor.

Yeni yapılacak ya da inşa edilen binaların enerji kimlik belgesi sınıfının ise en düşük C olacak şekilde tasarlanıp inşa edilmesi gerekiyor. C sınıfından daha düşük seviyede olan binalara, kanunen Yapı Kullanım Belgesi yani iskan verilmiyor.

Mevcut binalar için EKB asgari sınıflandırma seviyesi koşulu yok.  

Enerji kimlik belgeli bina sayısı 1 milyona yaklaştı başlıklı haber, trthaber.com internet sayfasında 24 Kasım 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İstanbul Havalimanı’ndan günde ortalama 1.204 sefer yapıldı!

Tam kapasite hizmet vermeye başladığı Nisan ayından Kasıma kadar İstanbul Havalimanı’ndan, iç ve dış hat uçuşu olmak üzere günde ortalama 1.204 sefer yapıldı. Oysa günde ortalama 3 bin uçuş hedeflenmişti.

Toplam 257 bin 752 sefer yapıldı

Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü verilerinden derlenen bilgiye göre, İstanbul Havalimanı‘nda 10 aylık dönemde, iç hatta 65 bin 401, dış hatta 194 bin 981 olmak üzere toplam 257 bin 752 sefer yapıldı. Bu seferlerde iç hatta 10 milyon 157 bin 579, dış hatta 31 milyon 635 bin 100 kişi olmak üzere toplam 41 milyon 474 bin 497 yolcu seyahat etti. 

İstanbul Havalimanı’ndan on aylık dönemde icra edilen toplam 560 bin 872 ton yükün;

  • İç hat seferleriyle 79 bin 229 ton bagaj, kargo ve postadan oluşan yük nakledildi.
  • Dış hatta ise 481 bin 643 ton yük taşındı.

7 aylık dönemde günde ortalama 1.204 sefer yapıldı

Atatürk Havalimanı‘ndan yapılan büyük taşınmanın ardından tam kapasite hizmet vermeye başlayan İstanbul Havalimanı, nisan-ekim döneminde;

  • iç hatta 10 milyon 157 bin 579,
  • dış hatta 31 milyon 635 bin 100 kişi

olmak üzere toplam 41 milyon 474 bin 497 yolcu seyahat etti. 

Uçuş trafiği açısından yoğun dönemi geride bırakan İstanbul Havalimanı’ndan bu dönemde;

  • iç hatta 63 bin 925,
  • dış hatta ise 193 bin 827

sefer olmak üzere toplam 257 bin 752 sefer düzenlendi.

İstanbul Havalimanı’ndan, 2019 yılı Nisan ile Ekim ayları arasını kapsayan 214 günde günde geliş-gidiş olmak üzere ortalama 1.204 sefer yapıldı.

Günde ortalama 3 bin uçuş hedeflenmişti

Öte yandan Sözcü’de 20 Kasımda yapılan Havadaki labirent THY’yi vurdu başlıklı paylaşımda Yusuf DEMİR, Fransızların, deneme aşamasındaki hava trafik sistemi “Merge Point”i Türkiye’ye sattığını ifade etti. Demir, Merge Point Sisteminden amaçlananın, uçuş sürelerini kısaltacak olması olduğunu aktardı. Ancak İstanbul Havalimanı’nda günde ortalama 3 bin olarak hedeflenen uçuş sayısının, bin 200’lerde kalması, istenen verimin alınamadığını göstermekte. Tüm uçuşların süresinin uzadığı, 10-15 dakika fazladan yakıt tüketen THY’nin tüm işletme maliyetlerinin katlandığı vurgulandı.

Ankara – İstanbul arası 1 saat 30 dakika oldu

THY, Atatürk Havalimanı’ndan Ankara’ya 45 dakika olan uçuş süresini, İstanbul Havalimanı’ndan 1 saat 30 dakika olarak planladı. Eskisine nazaran iki katını bulan bu değişimle beraber, Türk Hava Yolları’nın internet sayfasında, uçuş bilgi ekranlarında ve biletlerde de açıkça görüldüğü üzere, sadece Ankara uçuşlarında değil, İstanbul Havalimanı bağlantılı tüm iniş ve kalkışlarda uçuş süresinin uzadığı görülüyor.

Bu gecikmenin sebebi ne

Bu gecikmenin ana sebebi olarak; İstanbul Havalimanı konumu ve fiziki şartlarından kaynaklanan sıkıntıların yanında, Fransızlardan büyük hayallerle satın alınan yeni ‘Merge Point’ (Birleştirme Noktası) adlı hava trafik kontrol sistemi gösterilmekte.

‘Merge Point’ sistemi dünyada çoğu Asya ve Afrika’da, iki tanesi de Seul ve Norveç’te bulunan küçük havaalanlarında denenmişti. Sistem, ilk defa bu boyutta bir hava sahasında ve 3 havalimanında (İstanbul, Atatürk ve Sabiha Gökçen) birden uygulanmaya başlandı.

SÖZCÜ’ye bilgi veren havacılık uzmanları, yeni sistemin teorik olarak doğru bir sistem olduğunu, ancak Türkiye’ye uymadığını ifade ettiler.

Bu sistemden geri dönüş yok

Sivil Havacılık Eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı konu ile ilgili açıklamalarda bulundu; “Böyle bir sistem alındıysa, uçuş süresinin kısalması, uçuş güvenliğinin ve uçuş trafiğinin artması beklenir. Fakat veriler gösteriyor ki böyle bir şey yok. O zaman bu kadar para neden harcandı? Başta THY olmak üzere tüm havayolu şirketleri her gün zarar ediyor. Bize uygun olmadığı ortada, ancak maalesef geri dönüşü yok.”

Hava yolu adeta bir Labirent

Fransızların geliştirdiği sistem pasaport kontrolü yapılan salonlardaki labirent sistemini andırıyor. Polise ulaşmak için labirentte sıraya girip önünüzdekilerle birlikte ‘s’ çizerek ilerlemek gerekiyor. Yani Ankara’dan kalkan bir uçak, bu labirentte en az 10-15 dakika kaybediyor. Hem daha çok yakıt harcıyor, hem personel kaynağı verimsiz kullanılmış oluyor, hem işletme maliyetleri katlanıyor. 45 dakikalık uçuş süresi 90 dakikaya çıkıyor.

Pilotlar ‘Short Cut’ talep ediyor

Yoğun hava trafik akışı olan havalimanlarında düzenin sağlanmasında büyük katkı sağlaması beklenen bu sistem, Türkiye’ye uymadı. Başta yakıt olmak üzere, havayollarının işletme maliyetleri yükseldi ve ciddi bir külfete dönüştü. Pilotların anlayamadıkları husus; Atatürk Havalimanı’na denizden yaklaşıp doğrudan inebilirken, sadece 16-17 kilometre ilerdeki yeni limana neden dolana dolana yaklaşmak zorunda olduklarıdır.

İstanbul’a yaklaşan pilotlar, sık sık ‘short cut’ yani kestirme yol istiyor. Diğer bir deyişle; “Önümde kimse yoksa, direkt ineyim, dolandırmayın beni.” diyorlar.

En ağır fatura THY’ye çıkıyor

Uçuş süresindeki uzama, en çok Türkiye hava sahasını yüzde 65 oranında kullanan ve İstanbul Havalimanı’nı üs olarak kullanan Türk Hava Yolları’nı etkiliyor. En kısa uçuşlarda bile 10-15 dakika geciken, bu nedenle daha çok yakıt tüketen, dolayısıyla tüm işletme maliyetleri katlanan THY, sistemin en ağır mağduru durumunda.

İstanbul Havalimanı’nda günde ortalama 1.204 sefer yapıldı başlıklı haber, aa.com.tr internet sayfasında İzzet TAŞKIRAN tarafından 23 Kasım 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Türkiye’nin onardığı Ermeni Kilisesi ibadete açıldı!

Tel Abyad’da teröristlerin mevzi haline getirdiği ve zarar verdiği Ermeni Kilisesi, Türkiye tarafından temizlenerek onarılmak suretiyle yıllar sonra tekrar ibadete açıldı.

Ermeni Kilisesi Türkiye tarafından temizlenerek onarıldı

Tel Abyad’da teröristlerin mevzi haline getirdiği ve zarar verdiği Ermeni Kilisesi, Türkiye tarafından temizlenerek onarılmak suretiyle yıllar sonra tekrar ibadete açıldı.

Barış Pınarı Harekatı ile Türk askerleri tarafından terör örgütü YPG/PKK’dan temizlen Tel Abyad’da hayat normale dönüyor. Halkın ihtiyaçlarının giderilmesi için hemen her alanda onarım ve yenileme çalışmaları sürüyor. Ermeni Kilisesi de teröristler tarafından mevzi haline getirilmiş ve zarar görmüştü.

Kilise, Milli Savunma Bakanlığı tarafından onarıldı

Teröristlerin mevzi haline getirdiği ve zarar verdiği Tel Abyad’daki Ermeni Kilisesi’nin temizliği Milli Savunma Bakanlığı tarafından yaptırıldı. Bakanlık, daha önceden kırılmış olan camları değiştirip, ihtiyaç duyulan alanları yeniledi.

Yeniden kullanılabilir hale dönüştürülen Ermeni Kilisesi’ndeki ilk ibadet 10 Kasım Pazar günü (dün) yapıldı. Tel Abyad’da yaşayan Ermeniler kiliseye gelerek mum yakıp dua ettiler.

Ermeni cemaatinden Um İlyas, yıllar sonra yeniden kiliseye gelerek ibadet yapabildiği için mutlu olduğunu ifade etti. Um İlyas, inançlarını özgürce yaşayabilmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Um İlyas sözlerine şöyle devam etti; “Uzun süredir burada ayin yapamamıştık, Türkiye sayesinde yeniden özgürce buraya gelerek ibadetimizi yapabildik. Şimdi burada herkes huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşıyor, herkes çoluk çocuğuyla işinde gücünde. Memleketimize katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederiz, hepimiz kardeşiz.”

Çocuklarının Fransa’da yaşadığını aktaran Um İlyas, oradaki akrabalarına seslenerek, “Bizim burada hiç bir sıkıntımız yok, her şeyimiz var. Biz burada iyi bir şekilde yaşıyoruz.” mesajı verdi.

Türkiye’ye teşekkür ederiz

Dördüncü sınıfta okuyan Maria Kadmus da annesiyle kiliseye gelerek ibadetini yaptığını belirtti. Maria, kilisenin yeniden ibadete açılmasında emeği geçen herkese, özellikle Türkiye‘ye teşekkür etti.

Türkiye’nin onardığı Tel Abyad’daki Ermeni Kilisesi ibadete açıldı başlıklı haber, Eşber Ayaydın tarafından aa.com.tr internet sayfasında 10 Kasım 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Yurt dışına göç bir yılda yüzde 20 arttı! Neden?

Resmi Gazete’de yayımlanan 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı verilerinde; 2018 yılında yurt dışına göç edenlerin sayısının yüzde 20 arttığı ifade edildi.

Resmi rakamlara göre 2018 yılında yurt dışına göç edenlerin sayısı yüzde 20 artışla 137 bine ulaştı. 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı 4/11/2019 tarihli ve 30938 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Yurt dışında kayıtlı 6.5 milyon Türk vatandaşı yaşıyor

Programda Türkiye‘nin göç sorunuyla ilgili yaşadığı başlıklar özetlenirken, resmi kayıtlara göre yurt dışında 6.5 milyon Türk vatandaşının yaşadığının tahmin edildiği belirtildi.

Raporda, bu rakamın önemli bir kısmının 1960’lı yıllardan itibaren Avrupa ülkelerine göçen vatandaş ve aile fertleri olduğu belirtildi. Yine aynı raporda, 2018 yılında yurt dışına göçen Türk vatandaşı sayısının bir önceki yıla göre yüzde 20 artarak 137 bine ulaştığı kaydedildi.

2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda, yurt dışında yaşayan Türkiye kökenli vatandaşlarla ülkenin bağının artırılması için bir dizi tedbir de yer aldı.

2017 yılı yurt dışına göçte artış yüzde 63

2017 yılında yurt dışına göçen vatandaşların sayısı yüzde 63’lük bir artışla 113 bin 326 olmuştu. 2017 yılında daha ziyade genç ve üretken nüfusta kayıp yaşanırken, yurt dışına giden vatandaşların kayda değer bir bölümünün eğitimli ve büyük bölümünün ise kentli olduğu aktarıldı.

2016 yılında 69 bin kişi yurt dışına göçtü

2016 yılında yurt dışına göç en vatandaşların sayısı 69 bin 326 olmuştu.

Bir yılda yurt dışına göç yüzde 20 arttı başlıklı haber, independentturkish.com internet sayfasında 06 Kasım 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

2019’un ilk 9 ayında hava yolu ile 161,5 milyon yolcu taşındı!

Türkiye’de hava yolu ile seyahat edenlerin sayısı, 2019 yılının ilk 9 ayında 161 milyon 482 bin 868 oldu. İşte il il havalimanı yolcu bilgileri…

Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, 2019 yılı Eylül ayı ve yılın ilk 9 ayına ilişkin hava yolu, uçak yolcu ve yük istatistiklerini açıkladı.

Buna göre;

  • 2019 yılında Türkiye’de hava yolu ile seyahat edenlerin sayısı, Ocak-Eylül döneminde 161 milyon 482 bin 868’i buldu. 
  • Eylülde direkt transit yolcularla birlikte toplam hava yolu yolcu sayısı 20 milyon 929 bin 426 olarak gerçekleşti.

Eylülde, Türkiye genelinde hizmet veren havalimanlarında iç hat yolcu sayısı 8 milyon 668 bin 89 olurken, dış hat yolcu sayısı da 12 milyon 240 bin 602 oldu.

2019 ilk 9 ayı Hava Yolu Uçak, Yolcu, Yük Trafiği verileri

2019 yılı ilk 9 aylık dönemde havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiği üst geçişlerle birlikte 1 milyon 550 bin 588’e ulaştı;

  • iç hatlarda 636 bin 771,
  • dış hatlarda 554 bin 646 oldu.

Bu 9 aylık dönemde direkt transitle birlikte toplam yolcu sayısı 161 milyon 482 bin 868 olarak gerçekleşti.

  • İç hat yolcu sayısı 76 milyon 431 bin 401,
  • Dış hat yolcu sayısı 84 milyon 828 bin 52 oldu.

Havalimanları yük (kargo, posta ve bagaj) trafiği ise toplam 2 milyon 491 bin 872 tona ulaştı;

  • İç hatlarda 626 bin 460 ton,
  • dış hatlarda 1 milyon 865 bin 412 ton oldu.

İstanbul Havalimanı verileri

İstanbul Havalimanı‘nda 2019 eylül ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiği toplam 38 bin 329 oldu;

  • İç hatlarda 9 bin 369,
  • Dış hatlarda 28 bin 960.

Bu aydaki yolcu sayısı toplam 6 milyon 267 bin 661 oldu;

  • İç hatlarda 1 milyon 483 bin 994 yolcu,
  • Dış hatlarda 4 milyon 783 bin 667 yolcu.

9 aylık dönemde ise İstanbul Havalimanı’nda 222 bin 435 uçak ve 35 milyon 574 bin 890 yolcu trafiği kayıtlara geçti.

Atatürk Havalimanı’ndaki yolcu taşımacılığını kapsayan uçak trafiği nisanda İstanbul Havalimanı’na kaydırılmıştı. Bu döneme kadar geçen 3 ayı aşkın sürede Atatürk Havalimanı’nda hizmet verilen yolcu sayısı 16 milyon 72 bin 534 oldu.

Böylece İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki iki havalimanında 9 ayda toplam 352 bin 664 uçak trafiğiyle 51 milyon 647 bin 424 yolcu trafiği gerçekleşti.

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı

AA‘dan elde edilen veriye göre; İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı‘ndan yılın ilk 9 ayında 26 milyon 650 bin yolcu geçiş yaptı;

  • Dış hat yolcusu 10 milyon 449 bin,
  • İç hat yolcusu ise 16 milyon 203 bin oldu.

Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan 2019 yılının ilk 9 ayında 172 bin 3 uçak iniş ve kalkışı gerçekleşti.

Açıklamaya göre, Eylül ayında 3 milyon 149 bin yolcu, Sabiha Gökçen Havalimanı’nı kullandı;

  • Dış hat yolcusu 1 milyon 292 bin,
  • İç hat yolcusu ise 1 milyon 856 milyon oldu.

Ankara Esenboğa Havalimanı

Ankara Esenboğa Havalimanı

DHMİ Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan istatistiklere göre, Eylül ayında Esenboğa Havalimanı toplam yolcu sayısı ise 1 milyon 130 bin 594 oldu;

  • İç hat yolcu sayısı 914 bin 823,
  • Dış hat yolcu trafiği 215 bin 771 oldu.

2019 yılı ilk 9 ayında hizmet verilen yolcu sayısı toplamda 10,5 milyon olarak gerçekleşti.

Turizm Merkezi Havalimanları hava yolu verileri

Turizm merkezlerindeki havalimanlarının 2019 yılı ilk 9 aylık verileri incelendiğinde;

İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan toplamda 9 milyon 562 bin 486 yolcunun hizmet aldığı belirlendi;

  • İç hatlarda 6 milyon 875 bin 544,
  • Dış hatlarda 2 milyon 686 bin 942.

Antalya Havalimanı’nda toplam 29 milyon 328 bin 835 yolcuya hizmet verildi;

  • iç hatlarda 5 milyon 399 bin 599,
  • dış hatlarda 23 milyon 929 bin 236 olmak üzere,

Muğla Dalaman Havalimanı’nda toplamda 3 milyon 991 bin 645 yolcu trafiği gerçekleşti;

  • iç hatlarda 1 milyon 280 bin 104,
  • dış hatlarda 2 milyon 711 bin 541.

Muğla Milas-Bodrum Havalimanı’nda toplamda 3 milyon 792 bin 94 yolcuya hizmet sağlandı;

  • iç hat yolcu sayısı 2 milyon 89 bin 603,
  • dış hat yolcu sayısı 1 milyon 702 bin 491 oldu.

Gazipaşa Alanya Havalimanı’nda ise toplam yolcu sayısı 916 bin 946’ya ulaştı;

  • iç hat yolcu sayısı 390 bin 642,
  • dış hat yolcu sayısı 526 bin 304.

Hava yoluyla 9 ayda 161,5 milyon yolcu taşındı başlıklı haber, www.milliyet.com.tr internet sayfasında 30 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İnşaatı biz yaptık, parayı Almanya kazandı!

Son dönemde yaşanan döviz kuru artışına, kredi ve mevduattaki faiz artışına ve ekonomide yaşanan tıkanmaya gerekçe olarak, 16 yıldır inşaatı ön planda tutmamız gösteriliyor.

Bu dönemdeki ekonomik canlılığın, borçlanma ile konut ağırlıklı inşaatı ön planda tutarak sağlandığını hepimiz gördük ve ekonomiyi ayakta tuttuğu için de pek sesimizi çıkartmadık. Hep, “inşaat sektörü 150-200 yan ve alt sektörü besliyor, dolayısıyla doğru yoldayız” şeklinde düşündük.

Bu düşüncenin arkasında;

  • milli ekonomimizi harekete geçiren,
  • inşaatın lokomotifi olduğu 150-200 sektöre iş, aş sağlayan

bir strateji uyguladığımız düşüncesi var. Meseleye; inşaat canlı olduğu sürece, bağlı olan 150-200 sektörde de üretim, istihdam devam edecek, sonuçta Türkiye kazanacak olarak baktık.

Peki durum gerçekten öyle mi?

Konuya biraz daha yakından, detaylı ve dikkatlice bakmaya çalışalım. Bulduğumuz her yere, borçlanmak suretiyle, konut, işyeri, AVM inşaatı yaparken, harcadığımız paralar gerçekten de Türkiye’de inşaata bağlı üretim yapan diğer sektörlere mi gidiyor? Eğer böyleyse gerçekten, çektiğimiz çileye, ödediğimiz faize değer.

Ama durum eğer sandığımız gibi değilse, parayı betona toprağa yatırmanın ötesinde daha büyük bir yanlışın da içindeyiz demektir. İnşaat sektörünü yakından ele aldığımızda şöyle bir resimle karşı karşıya kalıyoruz;

  • Hafriyat çalışmalarında kullanılan iş makinaları ya Amerikan Caterpillar, ya Japon Komatsu veya İngiliz JCB marka,
  • Hafriyattan çıkan taşı, toprağı taşıyan kamyonlar Alman MAN veya Mercedes marka,
  • Hazır betonu inşaata getiren kamyonların üzerindeki beton mikserleri Alman, bu mikserleri taşıyan kamyonlar Alman Mercedes veya MAN marka, hazır betonu beton mikserinden inşaata aktaran kamyon üzerindeki beton pompası Alman Putzmeister
  • İşçilerin kullandığı el aletleri ya Alman Bosch, ya Japon Makita veya Hitachi marka,
  • Binalara kurulan asansörler Amerikan Otis, Finlandiyalı Kone, İsviçreli Schindler veya Alman Thyssenkrupp,
  • Kombiler Alman Vaillant, Buderus veya Bosch, merkezi ısıtma sistemlerinin nerdeyse tamamı Alman Buderus,
  • Merkezi klima sistemleri Japon Mitsubishi, Toshiba, Panasonic, Daikin yada Koreli LG veya Samsung,
  • Kaliteli duvar kağıtları Alman veya İtalyan markalar,
  • Kaliteli lamine veya laminant parkeler Alman markalar,
  • Mutfak evyesi Alman Teka veya İsviçreli Franke,
  • Yapı kimyasallarının hemen hemen tamamı Alman Sista, Henkel
  • Elektrik sigortaları Alman Siemens,
  • Kapı menteşeleri, kapı kolları, çekmece rayları ve bilimum mobilya aksesuarları Alman Hafele,
  • Pencere ve kapı sistemlerinin tamamı Alman markalar,
  • Elektrik priz ve düğmeleri Japon ViKo ( Yerli bir marka idi. Japonlar satın aldı).

Peki inşaat sektöründe hiç mi Türk ürünü yok?

Var elbette, ancak orta gelir tuzağı sebebiyle Türk tüketicisinin yüksek beklentisine cevap veremiyor. Bu durum da inşaatlarda kullanılan ithal malzemelerin oranının her geçen gün yükselmesine sebep olmakta. İnşaatı devam eden konut projelerine dönüp baktığımızda, kullanınal herşeyin ithal olduğunu kolayca görebiliriz.

İnsanlar farkında olmadan “Orta gelir tuzağı” içine düşmüş, gelirleri yerinde sayarken, harcamaları sınır tanımaz hale gelmiş. Vatandaş olarak memlekette üretileni beğenmezsen, herşey ithal olmaya başlar. Sonuç ise cari açık ve şu anda yaşadığımıza benzer ekonomik facia olur.

Örnek olarak bir konut inşaatı projesini ele alalım;

1.000.000 lira satış bedelli bir konutun müteahhide, finansman gideri hariç, maliyetinin 800.000 TL olduğunu var sayalım. Bu maliyetin yarısının da arsa olduğunu düşünelim. Dolayısıyla 1.000.000 TL satış bedeli olan dairenin imalat maliyeti 400.000 TL olarak kabul edilebilir.

Bu 400.000 liranın yaklaşık olarak 100.000 – 150.0000 lirası, projede Alman markaları kullanılması sebebiyle sadece Almanya’ya gitmektedir. İnşaatı biz yapıyoruz, parayı Alman fabrikaları kazanıyor.

“İnşaat sektörü açısından Türkiye bir montaj ülkesi”

İnşaat sektörüne yakından baktığımızda gördüğümüz şey, Türkiye’nin bir montaj ülkesi olduğudur. Aslında biz yalnızca, diğer ülkelerin ürettiği makinalar ve malzemeler ile, taşı, toprağı ve inşaat işçiliği bizden olmak üzere bina montajı yapıyoruz. Böylece her yaptığımız inşaat ile, sandığımızın aksine, cari açığın biraz daha artmasına sebep oluyoruz.

İthalat yapan ülke profilinden, inşaat yapan ülkelere ihracat yapan bir ülke profiline geçmemiz gerekiyor.

Bu konudaki çözüm; Almanya ve diğer ülkelerden ithal edilen inşaat malzemesi, makinası, ekipmanı fabrikaları kurma görevinin, devlet eliyle, Türkiye’deki ilk 50 inşaat firmasına verilmesidir. Üretimlerinin en az yüzde 70’ni ihraç etme zorunluluğu da koymalıyız. Böylelikle inşaat yapmak için ithalat yapan ülkeden, Almanya gibi inşaat yapan ülkelere ihracat yapan bir ülke profiline geçmemiz sağlanmalıdır.

Ülkemiz inşaat sektörünün içinde bulunması sebebiyle, inşaat malzemelerini üretip dünyaya satabilme konusunda yeterli bilgi ve birikime sahiptir.

Geçmişte tekstilde kaçırdığımız bu fırsat, şu anda inşaat sektöründe önümüzde duruyor.

İnşaat sektöründeki bu yapısal değişimi gerçekleştirebilirsek;

  • ithalatın azalması,
  • ihracatın artması,
  • ve asıl önemlisi inşaat sektöründe asıl paranın kazanıldığı, katma değeri yüksek malzeme, makine üretimi ile
  • hem cari açığın azalması,
  • hem de kişi başına milli gelirimizin artması sağlanacaktır.

Böylece inşaat sektörünün hedef kitlesi yalnızca yurtiçi projeleri olmayacak, ülkemiz pazarının belki de 100 katı büyüklükteki dünya pazarı olacaktır. İnşaat sektörünü biraz zorlayacak olan bu yapısal değişime firmaların bireysel olarak karar vermesi mümkün değildir. Benzer durum tekstil sektöründe de yaşandı. Başarıya ulaşmadaki temel şart, konunun devlet stratejisi olarak karara bağlanması ve özel sektörün uyumunun sağlanmasıdır. Bu anlamda fasonculuktan makine, ekipman ve teknoloji üretmeye geçişi başaran Çin, bu konudaki devlet stratejisini açıkça ilan etmekte ve uygulamaktadır.

1978 yılının sonunda düzenlenen Çin Komünist Partisi 11. Kongresinde bugün gördüğümüz dünyanın üretim üssü olan Çin’in yol haritası belirlenip, 1979 yılından itibaren Deng Xiaoping’in ortaya koyduğu reform ve dışa açılma politikasını uygulamaya başlamıştır. 1978 yılında Çin Komünist Partisinin aldığı değişim ve dönüşüm kararının uygulanabilirliğine çok fazla kişi inanmamıştı. Fakat muazzam dönüşümü gerçekleştiren devin” fason üretim modelinden, hammaddeye dayanmayan nitelikli ve teknolojik temelli üretim modeline geçiş” hedefine başarı ile ulaşacağında bugün herkes hemfikir.

Çin Komünist Partisi Ekim 2017’de yapılan 19’uncu kongresinde, son 30 yıla damgasını vuran fason üretim modelinden, “hammaddeye dayanmayan nitelikli ve teknolojik temelli üretim” modeline geçişin yol haritasını belirledi ve uygulamaya geçti.

Yukarıda bahsettiğimiz çözüm yolunun hayata geçirilmesi imkansız değildir. Bu sayede, önce inşaat sektörü, devamında da tüm ekonomimiz için krizden çıkış ve bir daha cari açık, döviz problemi yaşamama imkanı doğacaktır.

Zordur, ancak imkansız değildir

Önerdiğimiz yol zor ve meşakkatli olabilir; ancak ülkemizin başka çaresi yoktur. Örnek olarak Türk asansör sektörünü verebiliriz.

İnşaat sektörünün tedarikçi bir kolu olan Asansör üretimi, tam da yukarıda çözüm olarak sunduğumuz yapıda gelişmektedir. İthal edilen asansörlerin montaj ve bakımını yaparak başlayan sektörün emektarları, ellerinden tutan hiç kimse olmamasına rağmen, ithal edilen tüm ürünlerin yerli üretimini başarmış durumdadır.

Made in Türkiye

Ülke içinde yapılan yeni konut, işyeri ve AVM’lerde dünya devi firmalarla rekabet etmenin yanında, Türk asansör sektörü dünyanın 100 ülkesine asansör ve asansör parçaları ihraç etmektedir. Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Afrika Ülkeleri ile Balkan ülkelerinde “Made in Türkiye” damgalı asansörler çalışmaktadır.

İnşaat sektörüne bağlı ve malzeme tedarik eden 150- 200 civarındaki sektörün ve yüzlerce firmanın Türk asansör sektöründen öğreneceği çok şey var.

Bunların en başında; tüm dünya pazarını hedef almak gelir. Yalnızca yurtiçi piyasaya satış yapma kolaycılığına kapılmayıp, her türlü zorluğa rağmen, dünyanın dört bir tarafına ihracat yapma azmi de bir diğeri.

Biz İnşaat Yaptık Almanya Para Kazandı başlıklı haber, www.monerymm.com internet sayfasında 09 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Deprem tehlikesi İstanbul’un denize yakın ilçelerinde arttı!

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özmen; “Deprem tehlikesi, İstanbul’un Marmara Denizi’ne yakın veya kıyısı bulunan ilçelerinde arttı” dedi. Yeni Deprem Tehlike Haritası’na göre hangi ilçe ne kadar riskli?

Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özmen, Türkiye’nin Yeni Deprem Tehlike Haritası eşliğinde İstanbul ve Ankara’ya ilişkin deprem tehlikesi ile ilgili açıklama yaptı.

Özmen, Türkiye’nin Yeni Deprem Tehlike Haritası’nın 1 Ocak’ta yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Doç. Dr. Özmen, 23 yıl aradan sonra yeniden düzenlenen bu haritaya göre İstanbul ve Ankara gibi birçok ilin deprem tehlikesinde önemli değişiklikler olduğunu vurguladı.

Özmen; “Yeni haritanın yürürlüğe girmesiyle, 1996 tarihli eski haritada yer alan ‘birinci-ikinci derece deprem bölgesi’ ifadeleri ortadan kalktı. Artık e-Devlet şifresiyle Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının web sayfasından her yerleşim biriminin, mahallenin hatta binanın deprem tehlikesi koordinat bazında öğreniliyor. Bu sayede sözkonusu yerin veya bölgenin deprem tehlikesiyle ilgili farklı sorgulamalar yapılabiliyor. İstendiği taktirde bu veriler harita üzerinde gösterilerek rapor halinde çıktısı alınabiliyor” dedi.

Eski harita ile Yeni Deprem Tehlike Haritası arasındaki fark ne?

Özmen, eski harita ile ilgili bilgi verdi. “g” sağlam zemindeki maksimum yer ivmesi değeri; 50 yılda yüzde 90 ihtimalle aşılmayacak yer ivmesi değeri olarak varsayılmakta. Özmen, eski haritanın Türkiye’yi, deprem tehlike parametresi değeri olan “g”ye göre 5 dereceye ayırdığını ifade etti.

Özmen sözlerini şöyle sürdürdü; “Yeni haritanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, 1996 tarihli haritayla depreme maruz bölgelerde önemli değişiklikler oldu.

Deprem tehlikesi Marmara Denizi‘ne yakın ilçelerde arttı. Eski haritaya göre İstanbul’un Adalar, Avcılar, Bakırköy, Eminönü, Kadıköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sultanbeyli, Tuzla, Üsküdar ve Zeytinburnu ilçeleri birinci derece deprem bölgesi altında olduğu için yer ivmesi değeri 0,40 g olarak alınmakta ve bu değerin ilçe sınırları içinde her yerde aynı olduğu kabul edilmekteydi.

Ancak yeni harita ile artık her mahallenin veya binanın deprem tehlike parametresi, faya uzaklığına ve zemin sınıfına bağlı olarak değişebiliyor. Yapılan gözlemlerimizde, bu ilçelerin Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde beklenen maksimum yer ivmesi değerlerinin önemli ölçüde arttığını görüyoruz. En çok artış yüzde 50 ile Adalar’da meydana gelmiş. Avcılar, Bakırköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Tuzla ve Zeytinburnu’nun Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde ise artış yaklaşık yüzde 5-25 oranında gerçekleşmiş. Sultanbeyli ve Üsküdar’da ise yüzde 5-10 oranında bir azalma sözkonusu.”

“En fazla artış yüzde 70 ile Büyükçekmece’de”

Özmen, eski haritada ikinci derece deprem bölgesinde gösterilen Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Esenler, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Silivri, Şile, Şişli ve Ümraniye’nin Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde yer ivmesi değerlerinde önemli artışların görüldüğünü belirtti. Bu artışın yüzde 70 ile en fazla Büyükçekmece’de meydana geldiğini aktaran Özmen, diğer ilçelerdeki artışları şu şekilde ifade etti;

  • Bağcılar, Bahçelievler, Esenler, Fatih, Güngören’in Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde yaklaşık yüzde 35-45 oranında,
  • Bayrampaşa, Beşiktaş, Beyoğlu, Çatalca, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Silivri, Şişli ve Ümraniye’de yüzde 15-30 oranında,
  • Beykoz ve Şile’de ise yüzde 5 oranında.

Özmen, eski haritada üçüncü derece deprem bölgesinde gösterilen;

  • Eyüp ilçesi için yüzde 80,
  • Sarıyer ilçesi için de yüzde 50 gibi yer ivmesi değerlerinde artışlar olduğu aktardı.

“Deprem tehlikesi açısından Ankara önemli değişikliklere uğradı”

Ankara, 1996 deprem bölgeleri haritasında 4’üncü derece deprem bölgesi içinde gösterilmekteydi. Özmen, yeni haritanın yürürlüğe girmesiyle Ankara’nın deprem tehlikesi açısından önemli değişikliklere uğradığını ifade etti. Özmen, şu bilgileri verdi:

“Ankara’da bazı ilçelerinin deprem tehlikesi yükselirken, bazı ilçelerinin deprem tehlikesi düştü. Ankara Merkez, Çankaya, Altındağ, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Gölbaşı, Keçiören, gibi merkezde olan ilçeler eskiden dördüncü derece deprem bölgesinde yer almaktaydı. Yeni haritada bu ilçelerin deprem tehlikesi değeri yüzde 50 kadar artmıştır. Eskiden birinci derece deprem bölgesinde gösterilen Evren ilçesinin deprem tehlikesi yüzde 75 kadar düşmüştür. Şereflikoçhisar ilçesinde ise deprem tehlikesi yüzde 50 kadar düşmüştür. Ayrıca Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Elmadağ, Güdül, Kahramankazan, Kızılcahamam gibi ilçelerde deprem tehlikesi önemli oranda azalmıştır.”

Özmen, Türkiye’de artık binaların deprem yükü hesaplamaları, güçlendirme çalışmaları, riskli yapıların belirlenmesi ve kentsel dönüşüm çalışmalarının yeni haritaya göre yapılacağını, bu haritanın kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında riskli yapıların belirlenmesinde ciddi rolü olacağını sözlerine ekledi.

“İstanbul’un denize yakın ilçelerinde deprem tehlikesi arttı” başlıklı haber, trthaber.com internet sayfasında 15 Eylül 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Şirketler birer birer kapanıyor!

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre, 2019 yılı Temmuz ayında kapanan Şirketler yüzde 56.07 artmak suretiyle bin 119 oldu. Tasfiye edilen Şirket sayısı da bin 231.

Temmuz ayında Kurulan, Tasfiye edilen, Kapanan Şirketler

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), 2019 yılı Temmuz ayına ait Kurulan-Kapanan Şirketler ile ilgili istatistik verilerini açıkladı.

Kurulan Şirketler yüzde 57 arttı

TOBB’a göre, 2019 yılı Temmuz ayında kurulan şirket sayısı, Haziran ayına göre yüzde 57 artmak suretiyle 4 bin 584’ten 7 bin 197’ye yükseldi.

2019 Temmuz ayında kurulan şirket ve kooperatiflerin;

  • 2.635’i ticaret sektöründe, 
  • 1.062’si imalat sektöründe ve
  • 638’i inşaat sektöründe

olmuştur.

2019 yılı Temmuz ayında kurulan şirket sayısı, 2018 yılı Temmuz ayına göre yüzde 5.88 oranında arttı. Ocak-Temmuz döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.9 azalmak suretiyle bin 173 oldu.

Tasfiye edilen Şirketlerde artış yüzde 29,04

2019 yılı Temmuz ayında tasfiye edilen şirket sayısı yüzde 29,04 artmak suretiyle bin 231 oldu. Bir önceki ayda tasfiyesi yapılan şirket sayısı 954 idi.

Kapanan Şirketler yüzde 56,07 arttı

2019 yılı Temmuz ayında kapanan şirket sayısı yüzde 56.07 artmak suretiyle bin 119 oldu. Bir önceki ayda kapanan şirket sayısı 717 idi.

2019 yılı Temmuz ayında kapanan şirket sayısı, 2018 yılı Temmuz ayına yüzde 22.7 arttı. Ocak-Temmuz döneminde kapanan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4.79 artmak suretiyle 6 bin 632 oldu.

2019 Temmuz ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin;

  • 399’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı,
  • 221’i inşaat sektörü,
  • 111’i imalat sektöründen olmuştur.

1.204 adet Yabancı Ortak Sermayeli şirket kurulmuş

2019 yılı Temmuz ayında 1.204 Yabancı Ortak Sermayeli şirket kurulmuştur. Bunların;

  • 692’si Türkiye,
  • 92’si Suriye,
  • 72’si İran ortaklı olarak kurulmuştur.

2019 yılı Temmuz ayında kurulan şirketlerin;

  • 911’i Belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalardaki toptan ticaret,
  • 498’i Gayrimenkul acenteleri,
  • 394’ü Lokantalar ve seyyar yemek hizmeti faaliyetleri

sektöründe kurulmuştur.

Yabancı Ortak Sermayeli olarak kurulan şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 82,46’sı yabancı sermayeli ortak payından oluşmaktadır.

Kurulan/Kapanan Şirketler

31/03/2009 tarihinde yapılan IV. İstatistik Konseyi’nde alınan karar gereğince, TÜİK tarafından açıklanan şirket, kooperatif ve gerçek kişilere ait işletmeler ile ilgili Kurulan/Kapanan Şirket İstatistiklerinin 5429 sayılı kanun uyarınca Resmi İstatistik kapsamında yayımlanma sorumluluğu 2010 yılı başından itibaren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne devredilmiştir.

Şirketler tek tek kapanıyor! başlıklı haber, www.sozcu.com.tr internet sayfasında 23 Ağustos 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

IMF Raporuna göre Konut Fiyatları en fazla Türkiye’de düştü!

Uluslararası Para Fonu IMF, dünya genelindeki 1 yıllık Konut Fiyatları bazında hazırladığı raporunu açıkladı. IMF raporuna göre Konut Fiyatları en fazla Türkiye’de düştü.

Konut Fiyatları en çok Türkiye’de değer kaybetti

Konut Fiyatları en çok Türkiye’de düştü

IMF raporu çerçevesine açıklanan rakamlara göre Türkiye, geçen yıla oranla konut fiyatları en fazla düşen ülke oldu. 

Türkiye’yi izleyen ülkeler sırası ile Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar oldu. Yıllık bazda konut fiyalarının düştüğü diğer ülkeler arasında ise; İsveç, Avustralya, Brezilya, İsrail ve İtalya yer alıyor.

Konut Fiyatları en çok Slovenya’da arttı

Konut fiyatlarının en çok artış gösterdiği ülkeler sıralamasında ilk sırayı Slovenya aldı. 

Slovenya’yı takip eden ülkeler ise; Lüksemburg, İrlanda, Hollanda ve Portekiz oldu.

Yabancı yatırımcı IMF Raporunu dikkate alıyor

IMF tarafından açıklanan veriler, yabancı gayrimenkul yatırımcıları tarafından büyük bir dikkatle takip ediliyor. 

Yabancı yatırımcılar konut fiyatlarının arttığı ve amortisman süresinin düşük olduğu ülkeleri tercih ediyorlar. Açıklanan veriler sonrasında değer kaybı yaşaması nedeni ile Türkiye maalesef eksi puan almış oldu. 

Editörün Değerlendirmesi

Son yıllarda yoğun bir seçim gündemi ile yoğrulan ve yorulan piyasa, yatırım açısından ciddi bir güven kaybı yaşadı.

Üretime yönelik rasyonel projelerin uygulamaya konması ile enflasyondaki artış durdurulabilecektir. Enflasyondaki olumlu gelişmeye paralel olarak yıllık faizlerin düşmesi ile konut kredisi kullanımı cazip hale gelebilecektir.

Özellikle İnşaat Sektöründeki Güven Endeksinin
artış göstermesi ile birlikte, yerli vatandaşları bekle-gör anlayışından ihtiyaçları doğrultusunda konut alımına yöneleceklerdir.

Onun için ülkemizde güven ortamının tesis edilmesi, kısa vadede konut ihtiyacı olan vatandaşları alım yönünde cesaretlendirecektir. Ekonomide güven ortamının tesis edildiğine ikna olan yabancı yatırımcı da orta ve uzun vadeli yatırım için Türkiye’yi takibe alacaktır.

Enflasyona Endeksli Konut Kredisi kullanımı

Haziran ayı ortalarında kamu bankaları Enflasyona Endeksli Konut Kredisi isimli bir uygulama başlatmışlardı. Bu proje sayesinde, gelecek dönemde faiz oranlarının düşmesini bekleyen müşterilerin bugünden en uygun maliyetle konut sahibi olmaları hedeflenmekte. Diğer bankaların da benzer uygulamalar sunması, yıllık kredi faizlerinin makul seviyelere inmesi ile birlikte vatandaşlar tarafından gayrimenkul alımı yönünde değerlendirilecektir.

İMF Raporu Açıklandı: Konut Fiyatları En Fazla Türkiye’de Düştü başlıklı yazı, insaatderyasi.com internet sayfasında 07 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.