İnşaatı biz yaptık, parayı Almanya kazandı!

Son dönemde yaşanan döviz kuru artışına, kredi ve mevduattaki faiz artışına ve ekonomide yaşanan tıkanmaya gerekçe olarak, 16 yıldır inşaatı ön planda tutmamız gösteriliyor.

Bu dönemdeki ekonomik canlılığın, borçlanma ile konut ağırlıklı inşaatı ön planda tutarak sağlandığını hepimiz gördük ve ekonomiyi ayakta tuttuğu için de pek sesimizi çıkartmadık. Hep, “inşaat sektörü 150-200 yan ve alt sektörü besliyor, dolayısıyla doğru yoldayız” şeklinde düşündük.

Bu düşüncenin arkasında;

  • milli ekonomimizi harekete geçiren,
  • inşaatın lokomotifi olduğu 150-200 sektöre iş, aş sağlayan

bir strateji uyguladığımız düşüncesi var. Meseleye; inşaat canlı olduğu sürece, bağlı olan 150-200 sektörde de üretim, istihdam devam edecek, sonuçta Türkiye kazanacak olarak baktık.

Peki durum gerçekten öyle mi?

Konuya biraz daha yakından, detaylı ve dikkatlice bakmaya çalışalım. Bulduğumuz her yere, borçlanmak suretiyle, konut, işyeri, AVM inşaatı yaparken, harcadığımız paralar gerçekten de Türkiye’de inşaata bağlı üretim yapan diğer sektörlere mi gidiyor? Eğer böyleyse gerçekten, çektiğimiz çileye, ödediğimiz faize değer.

Ama durum eğer sandığımız gibi değilse, parayı betona toprağa yatırmanın ötesinde daha büyük bir yanlışın da içindeyiz demektir. İnşaat sektörünü yakından ele aldığımızda şöyle bir resimle karşı karşıya kalıyoruz;

  • Hafriyat çalışmalarında kullanılan iş makinaları ya Amerikan Caterpillar, ya Japon Komatsu veya İngiliz JCB marka,
  • Hafriyattan çıkan taşı, toprağı taşıyan kamyonlar Alman MAN veya Mercedes marka,
  • Hazır betonu inşaata getiren kamyonların üzerindeki beton mikserleri Alman, bu mikserleri taşıyan kamyonlar Alman Mercedes veya MAN marka, hazır betonu beton mikserinden inşaata aktaran kamyon üzerindeki beton pompası Alman Putzmeister
  • İşçilerin kullandığı el aletleri ya Alman Bosch, ya Japon Makita veya Hitachi marka,
  • Binalara kurulan asansörler Amerikan Otis, Finlandiyalı Kone, İsviçreli Schindler veya Alman Thyssenkrupp,
  • Kombiler Alman Vaillant, Buderus veya Bosch, merkezi ısıtma sistemlerinin nerdeyse tamamı Alman Buderus,
  • Merkezi klima sistemleri Japon Mitsubishi, Toshiba, Panasonic, Daikin yada Koreli LG veya Samsung,
  • Kaliteli duvar kağıtları Alman veya İtalyan markalar,
  • Kaliteli lamine veya laminant parkeler Alman markalar,
  • Mutfak evyesi Alman Teka veya İsviçreli Franke,
  • Yapı kimyasallarının hemen hemen tamamı Alman Sista, Henkel
  • Elektrik sigortaları Alman Siemens,
  • Kapı menteşeleri, kapı kolları, çekmece rayları ve bilimum mobilya aksesuarları Alman Hafele,
  • Pencere ve kapı sistemlerinin tamamı Alman markalar,
  • Elektrik priz ve düğmeleri Japon ViKo ( Yerli bir marka idi. Japonlar satın aldı).

Peki inşaat sektöründe hiç mi Türk ürünü yok?

Var elbette, ancak orta gelir tuzağı sebebiyle Türk tüketicisinin yüksek beklentisine cevap veremiyor. Bu durum da inşaatlarda kullanılan ithal malzemelerin oranının her geçen gün yükselmesine sebep olmakta. İnşaatı devam eden konut projelerine dönüp baktığımızda, kullanınal herşeyin ithal olduğunu kolayca görebiliriz.

İnsanlar farkında olmadan “Orta gelir tuzağı” içine düşmüş, gelirleri yerinde sayarken, harcamaları sınır tanımaz hale gelmiş. Vatandaş olarak memlekette üretileni beğenmezsen, herşey ithal olmaya başlar. Sonuç ise cari açık ve şu anda yaşadığımıza benzer ekonomik facia olur.

Örnek olarak bir konut inşaatı projesini ele alalım;

1.000.000 lira satış bedelli bir konutun müteahhide, finansman gideri hariç, maliyetinin 800.000 TL olduğunu var sayalım. Bu maliyetin yarısının da arsa olduğunu düşünelim. Dolayısıyla 1.000.000 TL satış bedeli olan dairenin imalat maliyeti 400.000 TL olarak kabul edilebilir.

Bu 400.000 liranın yaklaşık olarak 100.000 – 150.0000 lirası, projede Alman markaları kullanılması sebebiyle sadece Almanya’ya gitmektedir. İnşaatı biz yapıyoruz, parayı Alman fabrikaları kazanıyor.

“İnşaat sektörü açısından Türkiye bir montaj ülkesi”

İnşaat sektörüne yakından baktığımızda gördüğümüz şey, Türkiye’nin bir montaj ülkesi olduğudur. Aslında biz yalnızca, diğer ülkelerin ürettiği makinalar ve malzemeler ile, taşı, toprağı ve inşaat işçiliği bizden olmak üzere bina montajı yapıyoruz. Böylece her yaptığımız inşaat ile, sandığımızın aksine, cari açığın biraz daha artmasına sebep oluyoruz.

İthalat yapan ülke profilinden, inşaat yapan ülkelere ihracat yapan bir ülke profiline geçmemiz gerekiyor.

Bu konudaki çözüm; Almanya ve diğer ülkelerden ithal edilen inşaat malzemesi, makinası, ekipmanı fabrikaları kurma görevinin, devlet eliyle, Türkiye’deki ilk 50 inşaat firmasına verilmesidir. Üretimlerinin en az yüzde 70’ni ihraç etme zorunluluğu da koymalıyız. Böylelikle inşaat yapmak için ithalat yapan ülkeden, Almanya gibi inşaat yapan ülkelere ihracat yapan bir ülke profiline geçmemiz sağlanmalıdır.

Ülkemiz inşaat sektörünün içinde bulunması sebebiyle, inşaat malzemelerini üretip dünyaya satabilme konusunda yeterli bilgi ve birikime sahiptir.

Geçmişte tekstilde kaçırdığımız bu fırsat, şu anda inşaat sektöründe önümüzde duruyor.

İnşaat sektöründeki bu yapısal değişimi gerçekleştirebilirsek;

  • ithalatın azalması,
  • ihracatın artması,
  • ve asıl önemlisi inşaat sektöründe asıl paranın kazanıldığı, katma değeri yüksek malzeme, makine üretimi ile
  • hem cari açığın azalması,
  • hem de kişi başına milli gelirimizin artması sağlanacaktır.

Böylece inşaat sektörünün hedef kitlesi yalnızca yurtiçi projeleri olmayacak, ülkemiz pazarının belki de 100 katı büyüklükteki dünya pazarı olacaktır. İnşaat sektörünü biraz zorlayacak olan bu yapısal değişime firmaların bireysel olarak karar vermesi mümkün değildir. Benzer durum tekstil sektöründe de yaşandı. Başarıya ulaşmadaki temel şart, konunun devlet stratejisi olarak karara bağlanması ve özel sektörün uyumunun sağlanmasıdır. Bu anlamda fasonculuktan makine, ekipman ve teknoloji üretmeye geçişi başaran Çin, bu konudaki devlet stratejisini açıkça ilan etmekte ve uygulamaktadır.

1978 yılının sonunda düzenlenen Çin Komünist Partisi 11. Kongresinde bugün gördüğümüz dünyanın üretim üssü olan Çin’in yol haritası belirlenip, 1979 yılından itibaren Deng Xiaoping’in ortaya koyduğu reform ve dışa açılma politikasını uygulamaya başlamıştır. 1978 yılında Çin Komünist Partisinin aldığı değişim ve dönüşüm kararının uygulanabilirliğine çok fazla kişi inanmamıştı. Fakat muazzam dönüşümü gerçekleştiren devin” fason üretim modelinden, hammaddeye dayanmayan nitelikli ve teknolojik temelli üretim modeline geçiş” hedefine başarı ile ulaşacağında bugün herkes hemfikir.

Çin Komünist Partisi Ekim 2017’de yapılan 19’uncu kongresinde, son 30 yıla damgasını vuran fason üretim modelinden, “hammaddeye dayanmayan nitelikli ve teknolojik temelli üretim” modeline geçişin yol haritasını belirledi ve uygulamaya geçti.

Yukarıda bahsettiğimiz çözüm yolunun hayata geçirilmesi imkansız değildir. Bu sayede, önce inşaat sektörü, devamında da tüm ekonomimiz için krizden çıkış ve bir daha cari açık, döviz problemi yaşamama imkanı doğacaktır.

Zordur, ancak imkansız değildir

Önerdiğimiz yol zor ve meşakkatli olabilir; ancak ülkemizin başka çaresi yoktur. Örnek olarak Türk asansör sektörünü verebiliriz.

İnşaat sektörünün tedarikçi bir kolu olan Asansör üretimi, tam da yukarıda çözüm olarak sunduğumuz yapıda gelişmektedir. İthal edilen asansörlerin montaj ve bakımını yaparak başlayan sektörün emektarları, ellerinden tutan hiç kimse olmamasına rağmen, ithal edilen tüm ürünlerin yerli üretimini başarmış durumdadır.

Made in Türkiye

Ülke içinde yapılan yeni konut, işyeri ve AVM’lerde dünya devi firmalarla rekabet etmenin yanında, Türk asansör sektörü dünyanın 100 ülkesine asansör ve asansör parçaları ihraç etmektedir. Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Afrika Ülkeleri ile Balkan ülkelerinde “Made in Türkiye” damgalı asansörler çalışmaktadır.

İnşaat sektörüne bağlı ve malzeme tedarik eden 150- 200 civarındaki sektörün ve yüzlerce firmanın Türk asansör sektöründen öğreneceği çok şey var.

Bunların en başında; tüm dünya pazarını hedef almak gelir. Yalnızca yurtiçi piyasaya satış yapma kolaycılığına kapılmayıp, her türlü zorluğa rağmen, dünyanın dört bir tarafına ihracat yapma azmi de bir diğeri.

Biz İnşaat Yaptık Almanya Para Kazandı başlıklı haber, www.monerymm.com internet sayfasında 09 Ekim 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Deprem tehlikesi İstanbul’un denize yakın ilçelerinde arttı!

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özmen; “Deprem tehlikesi, İstanbul’un Marmara Denizi’ne yakın veya kıyısı bulunan ilçelerinde arttı” dedi. Yeni Deprem Tehlike Haritası’na göre hangi ilçe ne kadar riskli?

Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özmen, Türkiye’nin Yeni Deprem Tehlike Haritası eşliğinde İstanbul ve Ankara’ya ilişkin deprem tehlikesi ile ilgili açıklama yaptı.

Özmen, Türkiye’nin Yeni Deprem Tehlike Haritası’nın 1 Ocak’ta yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Doç. Dr. Özmen, 23 yıl aradan sonra yeniden düzenlenen bu haritaya göre İstanbul ve Ankara gibi birçok ilin deprem tehlikesinde önemli değişiklikler olduğunu vurguladı.

Özmen; “Yeni haritanın yürürlüğe girmesiyle, 1996 tarihli eski haritada yer alan ‘birinci-ikinci derece deprem bölgesi’ ifadeleri ortadan kalktı. Artık e-Devlet şifresiyle Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının web sayfasından her yerleşim biriminin, mahallenin hatta binanın deprem tehlikesi koordinat bazında öğreniliyor. Bu sayede sözkonusu yerin veya bölgenin deprem tehlikesiyle ilgili farklı sorgulamalar yapılabiliyor. İstendiği taktirde bu veriler harita üzerinde gösterilerek rapor halinde çıktısı alınabiliyor” dedi.

Eski harita ile Yeni Deprem Tehlike Haritası arasındaki fark ne?

Özmen, eski harita ile ilgili bilgi verdi. “g” sağlam zemindeki maksimum yer ivmesi değeri; 50 yılda yüzde 90 ihtimalle aşılmayacak yer ivmesi değeri olarak varsayılmakta. Özmen, eski haritanın Türkiye’yi, deprem tehlike parametresi değeri olan “g”ye göre 5 dereceye ayırdığını ifade etti.

Özmen sözlerini şöyle sürdürdü; “Yeni haritanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, 1996 tarihli haritayla depreme maruz bölgelerde önemli değişiklikler oldu.

Deprem tehlikesi Marmara Denizi‘ne yakın ilçelerde arttı. Eski haritaya göre İstanbul’un Adalar, Avcılar, Bakırköy, Eminönü, Kadıköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sultanbeyli, Tuzla, Üsküdar ve Zeytinburnu ilçeleri birinci derece deprem bölgesi altında olduğu için yer ivmesi değeri 0,40 g olarak alınmakta ve bu değerin ilçe sınırları içinde her yerde aynı olduğu kabul edilmekteydi.

Ancak yeni harita ile artık her mahallenin veya binanın deprem tehlike parametresi, faya uzaklığına ve zemin sınıfına bağlı olarak değişebiliyor. Yapılan gözlemlerimizde, bu ilçelerin Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde beklenen maksimum yer ivmesi değerlerinin önemli ölçüde arttığını görüyoruz. En çok artış yüzde 50 ile Adalar’da meydana gelmiş. Avcılar, Bakırköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Tuzla ve Zeytinburnu’nun Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde ise artış yaklaşık yüzde 5-25 oranında gerçekleşmiş. Sultanbeyli ve Üsküdar’da ise yüzde 5-10 oranında bir azalma sözkonusu.”

“En fazla artış yüzde 70 ile Büyükçekmece’de”

Özmen, eski haritada ikinci derece deprem bölgesinde gösterilen Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Esenler, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Silivri, Şile, Şişli ve Ümraniye’nin Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde yer ivmesi değerlerinde önemli artışların görüldüğünü belirtti. Bu artışın yüzde 70 ile en fazla Büyükçekmece’de meydana geldiğini aktaran Özmen, diğer ilçelerdeki artışları şu şekilde ifade etti;

  • Bağcılar, Bahçelievler, Esenler, Fatih, Güngören’in Marmara Denizi’ne yakın olan bölgelerinde yaklaşık yüzde 35-45 oranında,
  • Bayrampaşa, Beşiktaş, Beyoğlu, Çatalca, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Silivri, Şişli ve Ümraniye’de yüzde 15-30 oranında,
  • Beykoz ve Şile’de ise yüzde 5 oranında.

Özmen, eski haritada üçüncü derece deprem bölgesinde gösterilen;

  • Eyüp ilçesi için yüzde 80,
  • Sarıyer ilçesi için de yüzde 50 gibi yer ivmesi değerlerinde artışlar olduğu aktardı.

“Deprem tehlikesi açısından Ankara önemli değişikliklere uğradı”

Ankara, 1996 deprem bölgeleri haritasında 4’üncü derece deprem bölgesi içinde gösterilmekteydi. Özmen, yeni haritanın yürürlüğe girmesiyle Ankara’nın deprem tehlikesi açısından önemli değişikliklere uğradığını ifade etti. Özmen, şu bilgileri verdi:

“Ankara’da bazı ilçelerinin deprem tehlikesi yükselirken, bazı ilçelerinin deprem tehlikesi düştü. Ankara Merkez, Çankaya, Altındağ, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Gölbaşı, Keçiören, gibi merkezde olan ilçeler eskiden dördüncü derece deprem bölgesinde yer almaktaydı. Yeni haritada bu ilçelerin deprem tehlikesi değeri yüzde 50 kadar artmıştır. Eskiden birinci derece deprem bölgesinde gösterilen Evren ilçesinin deprem tehlikesi yüzde 75 kadar düşmüştür. Şereflikoçhisar ilçesinde ise deprem tehlikesi yüzde 50 kadar düşmüştür. Ayrıca Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Elmadağ, Güdül, Kahramankazan, Kızılcahamam gibi ilçelerde deprem tehlikesi önemli oranda azalmıştır.”

Özmen, Türkiye’de artık binaların deprem yükü hesaplamaları, güçlendirme çalışmaları, riskli yapıların belirlenmesi ve kentsel dönüşüm çalışmalarının yeni haritaya göre yapılacağını, bu haritanın kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında riskli yapıların belirlenmesinde ciddi rolü olacağını sözlerine ekledi.

“İstanbul’un denize yakın ilçelerinde deprem tehlikesi arttı” başlıklı haber, trthaber.com internet sayfasında 15 Eylül 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Şirketler birer birer kapanıyor!

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre, 2019 yılı Temmuz ayında kapanan Şirketler yüzde 56.07 artmak suretiyle bin 119 oldu. Tasfiye edilen Şirket sayısı da bin 231.

Temmuz ayında Kurulan, Tasfiye edilen, Kapanan Şirketler

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), 2019 yılı Temmuz ayına ait Kurulan-Kapanan Şirketler ile ilgili istatistik verilerini açıkladı.

Kurulan Şirketler yüzde 57 arttı

TOBB’a göre, 2019 yılı Temmuz ayında kurulan şirket sayısı, Haziran ayına göre yüzde 57 artmak suretiyle 4 bin 584’ten 7 bin 197’ye yükseldi.

2019 Temmuz ayında kurulan şirket ve kooperatiflerin;

  • 2.635’i ticaret sektöründe, 
  • 1.062’si imalat sektöründe ve
  • 638’i inşaat sektöründe

olmuştur.

2019 yılı Temmuz ayında kurulan şirket sayısı, 2018 yılı Temmuz ayına göre yüzde 5.88 oranında arttı. Ocak-Temmuz döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.9 azalmak suretiyle bin 173 oldu.

Tasfiye edilen Şirketlerde artış yüzde 29,04

2019 yılı Temmuz ayında tasfiye edilen şirket sayısı yüzde 29,04 artmak suretiyle bin 231 oldu. Bir önceki ayda tasfiyesi yapılan şirket sayısı 954 idi.

Kapanan Şirketler yüzde 56,07 arttı

2019 yılı Temmuz ayında kapanan şirket sayısı yüzde 56.07 artmak suretiyle bin 119 oldu. Bir önceki ayda kapanan şirket sayısı 717 idi.

2019 yılı Temmuz ayında kapanan şirket sayısı, 2018 yılı Temmuz ayına yüzde 22.7 arttı. Ocak-Temmuz döneminde kapanan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4.79 artmak suretiyle 6 bin 632 oldu.

2019 Temmuz ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin;

  • 399’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı,
  • 221’i inşaat sektörü,
  • 111’i imalat sektöründen olmuştur.

1.204 adet Yabancı Ortak Sermayeli şirket kurulmuş

2019 yılı Temmuz ayında 1.204 Yabancı Ortak Sermayeli şirket kurulmuştur. Bunların;

  • 692’si Türkiye,
  • 92’si Suriye,
  • 72’si İran ortaklı olarak kurulmuştur.

2019 yılı Temmuz ayında kurulan şirketlerin;

  • 911’i Belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalardaki toptan ticaret,
  • 498’i Gayrimenkul acenteleri,
  • 394’ü Lokantalar ve seyyar yemek hizmeti faaliyetleri

sektöründe kurulmuştur.

Yabancı Ortak Sermayeli olarak kurulan şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 82,46’sı yabancı sermayeli ortak payından oluşmaktadır.

Kurulan/Kapanan Şirketler

31/03/2009 tarihinde yapılan IV. İstatistik Konseyi’nde alınan karar gereğince, TÜİK tarafından açıklanan şirket, kooperatif ve gerçek kişilere ait işletmeler ile ilgili Kurulan/Kapanan Şirket İstatistiklerinin 5429 sayılı kanun uyarınca Resmi İstatistik kapsamında yayımlanma sorumluluğu 2010 yılı başından itibaren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne devredilmiştir.

Şirketler tek tek kapanıyor! başlıklı haber, www.sozcu.com.tr internet sayfasında 23 Ağustos 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney / @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

IMF Raporuna göre Konut Fiyatları en fazla Türkiye’de düştü!

Uluslararası Para Fonu IMF, dünya genelindeki 1 yıllık Konut Fiyatları bazında hazırladığı raporunu açıkladı. IMF raporuna göre Konut Fiyatları en fazla Türkiye’de düştü.

Konut Fiyatları en çok Türkiye’de değer kaybetti

Konut Fiyatları en çok Türkiye’de düştü

IMF raporu çerçevesine açıklanan rakamlara göre Türkiye, geçen yıla oranla konut fiyatları en fazla düşen ülke oldu. 

Türkiye’yi izleyen ülkeler sırası ile Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar oldu. Yıllık bazda konut fiyalarının düştüğü diğer ülkeler arasında ise; İsveç, Avustralya, Brezilya, İsrail ve İtalya yer alıyor.

Konut Fiyatları en çok Slovenya’da arttı

Konut fiyatlarının en çok artış gösterdiği ülkeler sıralamasında ilk sırayı Slovenya aldı. 

Slovenya’yı takip eden ülkeler ise; Lüksemburg, İrlanda, Hollanda ve Portekiz oldu.

Yabancı yatırımcı IMF Raporunu dikkate alıyor

IMF tarafından açıklanan veriler, yabancı gayrimenkul yatırımcıları tarafından büyük bir dikkatle takip ediliyor. 

Yabancı yatırımcılar konut fiyatlarının arttığı ve amortisman süresinin düşük olduğu ülkeleri tercih ediyorlar. Açıklanan veriler sonrasında değer kaybı yaşaması nedeni ile Türkiye maalesef eksi puan almış oldu. 

Editörün Değerlendirmesi

Son yıllarda yoğun bir seçim gündemi ile yoğrulan ve yorulan piyasa, yatırım açısından ciddi bir güven kaybı yaşadı.

Üretime yönelik rasyonel projelerin uygulamaya konması ile enflasyondaki artış durdurulabilecektir. Enflasyondaki olumlu gelişmeye paralel olarak yıllık faizlerin düşmesi ile konut kredisi kullanımı cazip hale gelebilecektir.

Özellikle İnşaat Sektöründeki Güven Endeksinin
artış göstermesi ile birlikte, yerli vatandaşları bekle-gör anlayışından ihtiyaçları doğrultusunda konut alımına yöneleceklerdir.

Onun için ülkemizde güven ortamının tesis edilmesi, kısa vadede konut ihtiyacı olan vatandaşları alım yönünde cesaretlendirecektir. Ekonomide güven ortamının tesis edildiğine ikna olan yabancı yatırımcı da orta ve uzun vadeli yatırım için Türkiye’yi takibe alacaktır.

Enflasyona Endeksli Konut Kredisi kullanımı

Haziran ayı ortalarında kamu bankaları Enflasyona Endeksli Konut Kredisi isimli bir uygulama başlatmışlardı. Bu proje sayesinde, gelecek dönemde faiz oranlarının düşmesini bekleyen müşterilerin bugünden en uygun maliyetle konut sahibi olmaları hedeflenmekte. Diğer bankaların da benzer uygulamalar sunması, yıllık kredi faizlerinin makul seviyelere inmesi ile birlikte vatandaşlar tarafından gayrimenkul alımı yönünde değerlendirilecektir.

İMF Raporu Açıklandı: Konut Fiyatları En Fazla Türkiye’de Düştü başlıklı yazı, insaatderyasi.com internet sayfasında 07 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Düzenleyen; İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

İspanyollara Türkiye’deki Fırsatlar tanıtıldı!

EUREKA programı kapsamında İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen toplantıda, İspanyollara Türkiye’deki Fırsatlar tanıtıldı.

İspanyollara Türkiye’deki Fırsatlar tanıtıldı

Katılımcılara Türkiye ve İspanya arasındaki ortak projeler ve Türkiye’deki fırsatlar aktarıldı.

İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen toplantıda, İspanyollara
yatırım ve ticari iş birliği alanında Türkiye’deki fırsatlar tanıtıldı. Çalışma toplantısı, Türk-İspanyol Sanayi ve Ticaret Odası ile İspanya Sanayi ve Teknolojik Geliştirme Merkezi (CDTI) kurumlarının öncülüğünde, İspanya’nın başkenti Madrid’de gerçekleşti. Çalışma toplantısında, Türkiye’deki iş birliği fırsatları ele alındı.

Toplantıda, CDTI ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından beraber yürütülen EUREKA programı kapsamında Türkiye ve İspanya arasındaki ortak projeler ve yeni fırsatlarla ilgili çalışmalar aktarıldı.

Finansman 2020 başlarında gerçekleşecek

Yapılan konuşmalarda, EUREKA projesi kapsamında kabul gören projelerin finansmanının 2020 yılının başlarında gerçekleşmesinin öngörüldüğü belirtildi.

İspanyol firma yetkililerin ilgi gösterdiği çalışma toplantısında bir sunum yapan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi İspanya Ülke Danışmanı Yasemen Korukçu da, İspanyolları Türkiye’deki yatırımlarını artırmaya davet etti.

İspanya’dan Türkiye’ye son 8 yılda yapılan yatırım 10 milyar avroyu buldu. Hali hazırda 600’ü aşkın İspanyol şirketi Türkiye’de faaliyet göstermekte.

Türkiye’deki yatırım ve ticari iş birliği fırsatları İspanyollara tanıtıldı başlıklı haber bigpara.hurriyet.com.tr internet sayfasında 25 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Düzenleyen;

İnş. Müh. Mithat GÜNEY, PMP

www.mithatguney.com

#mithatgüney @mithatgny

Bu haber, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

Bu haber, www.turkinsa.org.tr internet sayfasında da tarafımdan paylaşılmıştır.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları Nelerdir?

Tekrar merhaba. Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusuna geçmeden önce, bundan bir önceki makalem olan, Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları Nelerdir? isimli paylaşımımı okumanızı tavsiye ederim.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları

(Orada bardağın boş tarafından bakmıştık, Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusunda ise dolu kısmına değinmeye çalışacağım.)

Ülkemizde şu dönemde işsizlik giderek artmakta. Bu da bir çoğumuzu yeni arayışlara sevketmekte. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan daralma, çok sayıda meslektaşımızı yurtdışı projelere sevketmekte.

Birçok mimar, mühendis, tekniker, idari personel ve işçimiz sözkonusu referans projelerde görev almak suretiyle ülkemizi yurt dışında gururla temsil etmekteler. Elbette bu göründüğü kadar da kolay olmamakta. Ancak her şeye rağmen projemizi başarılı bir şekilde teslim edip ülkemize döndüğümüzde, maddi kazanımı yanında bize farklı birçok meziyet katmış olduğunu görüyoruz. Yurtdışında çalışırken zaman zaman zorlandığımızda, hatırımıza bu kazanımları getirip, yetki ve sorumluluğumuza odaklanmaya çalışırız.

Yurtdışında Çalışmanın Avantajları

Zorlukları yanında, Yurtdışında Çalışmanın Avantajları şu şekilde sıralanabilir;

Maddi Kazanç;

Genelde ülkemizdeki Türk Lirası maaş tutarının rakamsal bazda karşılığı (Euro veya Dolar) döviz cinsinden aylık ücret almaktayız. Yurtdışında genelde temel maaş (basic salary) ve buna ilave olarak da barınma harcırahı (accommodation allowance) ve ulaşım harcırahı (transportation allowance) uygulaması vardır. Bunların toplamı tutarında bir ücret aylık olarak banka hesabımıza yatar.

Yıllık İzin;

Yıllık ücretli izin uygulaması ülkeye göre değişmekle birlikte, genelde dini ve resmi tatil günlerine ilave olarak 30 takvim günü şeklindedir. İznimizi bu dini veya resmi tatil günleri ile birleştirip uzunca bir tatil yapma veya bölmek suretiyle yıl içerisinde birkaç kez izin yapma imkanımız olur. Türkiye’de yıllık iznin ortalama 2 hafta olduğunu düşünürsek, dinlenmek ve ailemize ayırmak için bu süre oldukça yeterlidir.

Bilgi, Hizmet ve Know-How ihracı;

Türk vatandaşları olarak, yer aldığımız nitelikli ve nicelikli projeler yoluyla yurt dışına teknik ve mesleki bilgi, hizmet ve know-how ihracı yapmış oluyoruz. Temel amacımız para biriktirmek olduğu için, asgari harcamalarımız dışındaki parayı Türkiye’ye göndeririz. Bu sayede, ülkemiz ekonomisine ciddi manada olumlu katkımız olur.

Türkiye’yi Yurtdışında temsil etme;

Çalışkanlık, dürüstlük, gelenek ve göreneklere bağlılık, yardımseverlik, kollektif iş yapabilme becerisi gibi iş ahlakı ve karakter değerlerimiz ile yurtdışında ülkemizi ve milletimizi onur ve gururla temsil etmekteyiz.

Farklı bir Coğrafyayı görme;

Bulunduğumuz ortamdan farklı bir coğrafi konuma gitmek suretiyle yeni yerleri ve yöreleri görme imkanı buluyoruz. Tabii özellikleri yanında farklı iklim ortamlarında ve zaman dilimlerinde bulunmak suretiyle değişik doğa koşullarına uyum sağlama imkanımız oluyor.

Farklı bir Kültürü tanıma;

O ana kadar yaşadığımızdan farklı bir kültüre dahil oluyoruz. Bu sayede başka kültürlerin yemeklerini, adetlerini, geleneklerini ve göreneklerini tanıma fırsatı buluyoruz. Proje şartları gereği kamp, lojman veya şantiye ortamı içerisinde olmamız durumunda dahi, farklı milletlerden mesai arkadaşlarımız ile diyaloğumuz sayesinde karşılıklı kültürel alış-verişlerimiz olmakta.

Farklı bir Dil öğrenme;

Büyük olasılıkla farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye gidiyoruz. O ülkede anadil olarak Türkçe konuşuluyor olsa bile, lehçe ve kelime farklılıkları illaki oluyor. Anadil olarak İngilizce konuşulan ülkeler dışındaki diğer memleketlerde farklı bir yerel dil kullanılmakta. Bu yüzden, sosyal hayatta ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek kadar yerel kelime bilmemiz gerekmekte. Bu iletişim sayesinde yeni bir dil öğrenme veya bildiğimiz bir yabancı dili pekiştirme imkanımız oluyor. Bu konudaki gelişim düzeyi kişinin kendi gayreti ile doğru orantılı olarak artmaktadır.

Farklı İş Yapma Yöntemi;

Her ülkenin ve kültürün farklı bir iş yapma yöntemi oluyor. Bu teknik ve yöntemleri gözlemleyip, kendimizi ona göre geliştirme fırsatımız olabiliyor.

(Olabildiğince yalın ve abartısız bir üslupla aktarmaya çalıştığım Yurtdışında Çalışmanın Avantajları konusu ile ilgili sizlerin de ilaveleri olabilir. Lütfen, sizce önemli olan hususları mithat.gueney@gmail.com ‘a yazın. Teşekkür eder, iyi günler dilerim.)

Saygı ve sevgilerimle

Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Bu makalem, www.insaport.com internet sayfasında da tarafımdan
paylaşılmıştır.

Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları Nelerdir?

Merhaba değerli kardeşlerim ve kıymetli dostlarım. Bu yazımda sizlere, yurtdışında çalışmanın zorlukları hakkında kısa başlıklar halinde bilgi vermek istiyorum.

Yurtdışında Çalışmanın Zorlukları

Ülkemizde işsizliğin arttığı şu dönemde bir çoğumuz yeni arayışlar içerisindeyiz. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan daralma, çok sayıda meslektaşımızı yurtdışı projelere sevketmekte. Dünya genelinde 2018’de Türk Müteahhitlerimiz 261 proje üstlendi. Bunun da yurtdışında Proje Yönetimi konusunda faaliyet göstermek istememizde hatırı sayılır bir etkisi var. Ancak yurtdışında çalışmanın zorlukları da var elbette.

Çok sayıda mimar, mühendis, tekniker idareci ve işçi vatandaşımız sözkonusu referans projelerde görev almak suretiyle ülkemizi yurt dışında gururla temsil etmekteler. Türkiye vatandaşlarının bu tarz nitelikli ve nicelikli projelerde yer alması, bir bakıma yurt dışına teknik ve mesleki bilgi ve tecrübe ihracatı anlamına gelmektedir. Bunun yanında maddi birikimlerini ana vatanlarına göndermek suretiyle, ülke ekonomisine ciddi manada olumlu katkı da sağlamaktalar.

Bu girişten sonra gelelim, asıl konumuz olan, yurtdışında çalışmanın zorlukları konusuna;

Farklı bir Coğrafya;

Her şeyden önce bulunduğunuz yerden farklı bir coğrafi konuma gidiyorsunuz. Ne ile karşılaşacağını bilmeden çıkılan yolda bu bilinmezlik psikolojisi, insanı hep tedirgin etmiştir.

Farklı bir Kültür;

Kendi kültürünüzden farklı bir ortama giriyorsunuz. Adetleri, gelenekleri ve görenekleri farklı bir topluma dahil oluyorsunuz. Her ne kadar çoğu projede kamp, lojman veya şantiye ortamı olsa da, sonuçta sosyal hayatta diğer kültürden insanlarla karşılaşıyorsunuz. Zor durumda kalmama adına, o kültürün yaşam biçimini hızlıca tanıyıp, adapte olmanız faydanıza olacaktır.

Farklı bir Dil;

Büyük olasılıkla farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye gidiyorsunuz. O ülkede köken olarak aynı dil konuşuluyor olsa bile, lehçe ve kelime farklılıklarından dolayı, illaki iletişim güçlüğü çekeceksiniz. İngilizce’niz çok iyi olabilir. Fakat, bulunduğunuz ortamda, ana dili İngilizce olan ülkeler dışında, farklı bir yerel dil kullanılıyor olacak. En basitinden marketten ekmek alırken, onun o dildeki karşılığını biliyor olmanız gerekecek. Ne de olsa ekmek parası için gitmiyor muyuz yurt dışına?

Farklı bir İklim;

Gittiğiniz ülkenin uzaklığına ve konumuna bağlı olmakla birlikte, elbette az veya çok bir iklim farkı olacaktır. Gideceğiniz ülkenin iklim koşullarına uyum sağlamak bazen tahmininizden daha güç olabilmektedir. Bu, günlük çalışma saatlerini dahi etkileyecek boyutta olabiliyor. Gitmeden önce o konuda ön bilgi alıp, ona göre önlem almak yararınıza olacaktır.

İş Yapma Yöntemindeki Farklılık;

Her ülkenin ve kültürün farklı bir iş yapma yöntemi vardır. Bu yöntemleri gözlemleyip, kendinizi ona göre uyarlamanız gerekebilecektir. Resmi daire, market ve iş yerlerinin gün içi çalışma ve istirahat saatleri, haftalık tatil günleri, ülkeler arası saat farkı gibi konular büyük önem arzetmektedir.

Yüksek miktarda Barınma Gideri;

Anavatanınızdakine ilave olarak ikinci bir barınma gideriniz daha olacaktır. Genellikle aynı mekanda tek başınıza veya bir kaç arkadaş birlikte kalacağınız için, bu maliyet yüksek olabilmektedir. Dinlenebileceğiniz ve kafa dinleyebileceğiniz özel zaman dilimi yalnızca ev ortamında olacağı için, ev arkadaşı seçiminiz çok önemlidir. Bazen çok iyi iki dostun, aynı ev ortamını paylaştıktan kısa bir süre sonra son derece kötü bir şekilde ayrıldıklarına şahit olduk veya duyduk.

Yüksek miktarda Yeme İçme Gideri;

Genellikle tek başınıza veya bir kaç arkadaş birlikte kalacağınız için, alacağınız erzak ve pişireceğiniz yemek miktarı az olmak durumunda olacaktır. Elinizin ayarı da yoksa eğer, çoğu pişirdiğiniz yiyecek henüz bitmeden çöpe gitmek durumunda kalacak. Az miktarlar halinde tedarik edeceğiniz için, aldığınız erzağın size maliyeti yüksek olacak. Veya son kullanma tarihi geleceği için, tükenmeden atmak durumunda kalacaksınız.

Ne derler bilirsiniz; “Yemeklerinizi ailenizle birlikte yiyin, toplu yemekte bereket vardır.” [1] Normal aile ortamında 2-3 kişinin doyabileceği miktarda bir yemeği siz tek başınıza pişirmek durumunda kalacaksınız. Kamp ortamında kalıyor olsanız da normal öğünlere ilave olarak illaki bir zulanız olacaktır. Hele hele yemek yapma beceriniz yok ve; “Ne uğraşacağım, ben dışarıda yerim.” diyorsanız, sizin durumunuz daha da vahim.

Yüksek miktarda İletişim Gideri;

Sosyal çevrenizden ve dostlarınızdan uzakta olacaksınız. Ailenizi beraberinizde getirmediğiniz sürece onlarla olan iletişiminiz telefon ve internet üzerinden olacaktır. Çoğu ülkede internet ücretleri hala yüksek düzeyde seyrediyor. Dolayısıyla iletişim gideri aylık harcamalarınızda önemli bir paya sahip olacak. Evli iseniz ve üstüne çocuğunuz da varsa, bu miktar daha da artacaktır.

Yüksek miktarda Seyahat Gideri;

Ülkenizden ve sevdiklerinizden uzakta olacağınız için, doğal olarak, yıllık izinlerinizi vatanınızda onlarla birlikte geçirmek isteyeceksiniz. Çoğu firma yılda bir defa olmak üzere gidiş-dönüş uçak bileti alıyor veya buna karşılık belli bir sabit ücret ödüyor.

Ancak, yılda bir sefer görüşmek yeterli gelmeyeceği için veya bayramlarda da vatanınızda, ailenizle ve dostlarınızla bir arada olmak isteyeceğiniz için ekstra seyahat harcamalarınız olacaktır.  

İklim Değişiklikleri;

İklim değişikliği, daha ziyade uluslar arası seyahate bağlı olarak i sizi ciddi manada etkileyebilir. Mevsim şartlarına uygun kıyafet ve eşya seçimi yapmalısınız.

Gurbette Yaşama Psikolojisi;

Her şeyden önce ana vatanınız dışında bulunacaksınız. Bulunduğunuz ülke ne kadar modern, özgür, lüks dahi olsa, sonuçta sizin memleketiniz değil. Bu psikoloji yurt dışında bulunduğunuz sürece sizin üzerinizdeki bir kıyafet gibi olacaktır. Çoğu zaman haklı olmaktan ziyade, “problem olmasın yeter”i amaçlamak durumunda kalacaksınız. Ne demiş altın kafesteki bülbül; ”Vatanım.” [2]

(Bugün bardağın boş tarafından baktık. Olabildiğince yalın ve abartısız bir şekilde yurtdışında çalışmanın zorlukları hakkındaki önemli hususları aktarabilmeye çalıştım. Genelleme yaptığım için, elbette sizlerin bulunduğu ortamlara göre ilaveler veya eksiltmeler yapılabilir.  Lütfen siz de benim değinmediğim, sizce önemli olan hususları yazın. Bir sonraki yazımda Yurdışında Çalışmanın Avantajları’ndan bahsedeceğim. Tekrar görüşmek dileğiyle.)

[1] Hz. Muhammed (SAV) [2] Atasözü

Saygı ve sevgilerimle

Mithat GÜNEY, PMP
www.mithatguney.com

Türkiye Emlak Katılım Bankası tekrar faaliyete başlayacak!

Bakan Kurum; “93 yıllık tarihi olan Türkiye Emlak Katılım Bankası ‘nın tekrar faaliyete başlaması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz.” dedi.

Türkiye Emlak Katılım Bankası

“Türkiye Emlak Katılım Bankası ‘nın tekrar faaliyete başlaması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz.”

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Türkiye Emlak Katılım Bankası ‘nın tekrar faaliyete başlaması için yoğun çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.


AA Muhabiri Ayşe Şensoy Boztepe’nin haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Antalya’da bir otelde
“2023’e Doğru Türkiye’de Çevre ve Şehirciliğin Geleceği İstişare Toplantısı” düzenlendi. Toplantının açılışında Bakan Kurum bir dizi açıklamalarda bulundu. Kurum, Bakanlık olarak 2023’te ekonomide ve ihracatta öncü, şehircilikte dünya markası ve çevre duyarlılığında örnek bir Türkiye hedeflediklerini belirtti.

Kurum, Bakanlık olarak kültüre ve medeniyete uygun, yaşanabilir şehirlerin inşası için atılan küçük veya büyük tüm adımları her zaman desteklediklerini vurguladı.

Bugün dünyada ülkelerin değil, şehirlerin yarıştığını vurgulayan Kurum, dolayısıyla şehirlerin yaşam kalitesini bugünkü seviyeden daha yukarıya çıkarmanın öncelikli hedefleri olduğunu ifade etti.

Kurum sözlerine şu şekilde devam etti;

“Önümüzdeki 5 yıllık dönemi doğru planlarsak, bu planlama çalışmalarını daha uzun vadeye yayarsak, şehirlerimizin geleceği adına çarpık kentleşmeye ‘Dur’ diyebiliriz.

Türkiye Emlak Katılım Bankası yeniden hizmete girecek

Türkiye Emlak Katılım Bankası nın 93 yıllık mirası ve tarihi olduğuna işaret eden Kurum, bankanın kurulmasıyla sektörün ithalatını azaltmayı hedeflediklerini vurguladı. Bakan devamında şu bilgileri verdi;

“Bankanın tekrar faaliyetlerine başlaması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Bankanın temel stratejilerini, müşteriye ulaşacağı kanalları ve sunacağı hizmet gruplarını belirledik. Nihai noktaya geldik.

BDDK’ye faaliyet izni için başvurumuzu yaptık. Çok yakın zamanda faaliyet iznini alarak Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Türkiye Emlak Katılım Bankası’nı hizmete açmayı hedefliyoruz. 93 yıllık Emlak Bankası’nı yeniden hayata geçirerek sektörümüze katkı sağlayacağız. Bu vesileyle hem kentsel dönüşüm projelerinde uygun kredi imkanı sağlayacak, hem de ülkemizde ithal edilen malların yerli üretimine katkı sağlayacak süreci başlatmış olacağız.”

Bakan Kurum, TOKİ‘nin özellikle son yıllardaki ürettiği konutlardan yaklaşık yüzde 95’inin sosyal konut niteliğinde olduğunu ifade etti. Kurum, Türkiye’deki birinci el konut satışında TOKİ’nin payının 2018’de yüzde 7,7 olduğunu vurguladı.

Kurum, “Hedefimiz yıl bazında 50 bin konutu ihale etmek ve bu 50 bin konutun satışını gerçekleştirmektir. TOKİ tarafından inşası bitirilen 138 projede toplam 52 bin konutun 2019 yılının ilk üç ayında teslim etmeyi planlıyoruz.

Emlak Konut ile daha önce yaptığımız “Türkiye için Kazanç Vakti” kampanyasına benzer yeni kampanyalar yapacağız. 2023 yılına kadar 250 bin bağımsız bölümün üretimini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum, 2023’te Türkiye’deki tüm hava, su ve deniz kirliliğinin kaynağında engellendiği, tüm atıkların geri dönüştürüldüğü veya arıtıldığı, kirliliğe karşı mücadelede “tam dijitalleşmeye geçmiş, her sorunun tek noktadan hızlıca çözüldüğü” tertemiz bir Türkiye hedeflediklerini sözlerine ekledi.

TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesinde Bitişe Bir Kaldı!

TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesi Sözcüsü Aslı Esen, Doğal gaz akışının planlandığı gibi gelecek yılın sonunda başlayacağını söyledi.

TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesi (TurkStream)

TürkAkım Gaz Boru Hattı 2019 yılı sonunda hizmete girecek

Kıyıköy’deki alım terminali inşaatının devam ettiğini belirten TürkAkım Gaz Boru Hattı Proje Sözcüsü Aslı Esen, Onun da 2019 içinde tamamlanacağını belirtti. Esen; “Doğal gaz akışı planlandığı gibi gelecek yılın sonunda başlayacak.” dedi.

AA muhabirinin yaptığı habere göre Esen, Rusya‘nın Anapa kentinde bulunan ve proje için inşa edilen Russkaya Kompresör İstasyonu ve TürkAkım Kara Çıkışı Tesislerinde açıklamada bulundu.

Esen, Rus gazını Türkiye‘ye ve Türkiye üzerinden de Avrupa‘ya taşıyacak hattın inşaatının tamamlanmasına yaklaşık bir yıl kaldığını ifade ederek; “Planlanan takvime uygun olarak ilerliyoruz. Rusya kıyısındaki tesislerin inşaatı tamamlandı. Deniz kesimindeki iki boru hattında yüzde 95 eşiğini aşmış bulunuyoruz.” dedi.

Russkaya Kompresör İstasyonu, 285 bar basınç sağlayacak

Kompresör istasyonunun başlıca işlevinin doğal gazın Karadeniz boyunca 930 kilometre gidebilmesini sağlayacak basıncı üretmek olduğunu söyleyen Russkaya Kompresör İstasyonu Tesis Müdürü Anatoly Koltakov, istasyonun amacının yılda 31,5 milyar metreküp doğal gazı Türkiye’ye aktarmak olduğunu kaydetti.

İstasyonun, TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesi için özel olarak inşa edildiğini belirten Koltakov, “İstasyon, her biri 32 megavat kapasitede 7 üniteden oluşmakta. İstasyon, doğal gazın uzun bir yol kat edebilmesi için gerekli 285 bar basıncı sağlayacak. Burada yer alan bir ölçüm istasyonu da Türkiye’ye ne kadar doğal gaz aktarıldığını kaydedecek.” şeklinde konuştu.

TürkAkım için Rusya kıyısında inşa edilen tesislerden ilki olan Russkaya Kompresör İstasyonu, Gazprom’un 172 bin kilometre doğal gaz boru hattı ve 254 kompresör istasyonundan oluşan dev şebekesinin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Doğal Gaz Sibirya’dan binlerce kilometre yol katederek gelecek, Russkaya istasyonunu aracılığıyla TürkAkım hattı üzerinden Türkiye’ye ulaştırılacak.

Şu an için iki hattan oluşan TürkAkım’ın, üçüncü ve dördüncü hatlarının yapımının gündeme gelmesi durumunda, yeni bir kompresör istasyonun daha inşa edilmesi öngörülüyor.

TürkAkım Gaz Boru Hattı en az 50 yıl faaliyet gösterecek

TürkAkım Kara Çıkışı Tesisi Yöneticisi Anton Barişev, Russkaya Kompresör İstasyonu’ndan tesise gönderilen gazın buradan boru hattıyla Karadeniz‘e sevk edileceğini söyledi.

Tesiste Russkaya’dan gelen gazın içerik, hacim, sıcak ve basınç değerlerinin izleneceğini belirten Barişev; “Russkaya Kompresör İstasyonu’nun ardından TürkAkım Kara Çıkışı Tesisi‘nin de tamamlanmasıyla TürkAkım’ın Rusya kıyısındaki inşaatı bitmiş bulunuyor.

Buradaki özel düzenekten, TürkAkım’ın deniz altı kesiminin yıllık denetim ve bakımını sağlayacak robotlar boru hattına girecek.” dedi.

TürkAkım Kara Çıkışı Tesisi, Russkaya Kompresör İstasyonu’na 3,5 kilometre mesafede yer alıyor. Boru hattı, tesisten sonra 2,5 kilometre daha ilerlemek suretiyle kıyıya ulaşıp, Karadeniz’deki uzun yolculuğuna başlayacak.

Anapa’dan Kıyıköy’e doğal gazın 52 saat sürede ulaşması planlanıyor. Doğal gaz akışının izleneceği kumanda odası, TürkAkım Gaz Hattı proje firmasının Hollanda’nın Amsterdam kentinde bulunan genel merkezinde yer alacak.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre, TürkAkım projesi en az 50 yıl boyunca faaliyet gösterebilecek şekilde tasarlandı.

Karmod Prefabrik Şili’de!

Karmod Prefabrik Şili altın madeninde şantiye binaları kurdu.

Karmod Prefabrik Yapı

Prefabrik Şantiye Binaları

AA muhabirinin yaptığı habere göre, Karmod Prefabrik, Güney Amerika ülkelerinden Şili’de bir altın madeninde şantiye binaları kurulumu gerçekleştirdi.

Karmod Prefabrik’ten yetkililerin yaptığı açıklamaya göre; Karmod, Şili’nin doğusunda faaliyet gösteren altın madeni işletmesince kullanılmak üzere prefabrik şantiye binaları kurdu. And Dağları’nın eteğinde faaliyet gösteren işletmede toplam 6 adet binanın kurulumunu 2 ay gibi kısa bir sürede tamamlayıp teslim etti.

Karmod Dış Ticaret Müdürü Taner Öztürk yaptığı açıklamada, Güney Amerika ülkelerinde maden işletmeciliği yapan çok sayıda Avrupa merkezli firmaların bulunduğunu ifade etti. Öztürk, işletmecilerin prefabrik şantiye yapılarında Karmod’u tercih ettiklerini söyledi.

Öztürk, Karmod olarak yakaladıkları inşaat kalitesi, üretim hızı ve deniz aşırı ülkelere dahi sağladıkları zamanında teslim anlayışının, müşterilerin tercihlerinde önemli etken olduğunu vurguladı. Yarı mamul malzemenin montaj yerine sevkinden sonra şantiyede hazır kurulum operasyonundaki başarılarının da çok etkili olduğunu vurgulayan Öztürk;

“Fransa, İspanya, Rusya gibi maden işletmeciliğinde öne çıkan ülkelerin dünya genelindeki projelerine prefabrik şantiye yapıları üretip yerinde kurulum yapıyoruz. Amerika Kıtası’nda Peru, Arjantin, Guyana, Kolombiya ve Venezuela maden kampı kurduğumuz ülkeler arasında yer alıyor. Son olarak Şili projemizdeki işçi kampını bölgede altın madeni çıkarma faaliyetinde bulunacak İspanyol firması için kurulum yaparak kullanıma hazır hale getirdik. Toplam proje büyüklüğü 866 metrekaredir. Bir adet yönetim binası, iki adet ofis binası, 2 adet yemekhane ve 1 adet de WC’li Soyunma Odaları binası olmak üzere toplamda 6 adet yapıyı iki ay gibi kısa bir sürede kurulum yaparak teslim ettik.” dedi.

Karmod Prefabrik

Karmod Prefabrik, 1986 yılından bugüne üretim tecrübesiyle Türkiye dahil 90’a yakın ülkede projeler gerçekleştiren hazır yapı sektörünün öncü markalarındandır.

Karmod, iyi organize olmuş sekronize çalışan ekipleriyle, sektörel bazda, aynı anda dünyanın farklı ülkelerinde projeler gerçekleştirme gücüne sahiptir.

Karmod, İstanbul Tuzla’da 21 bin metrekare kapalı alanı bulunan modern tesislere sahiptir. Dünya genelinde öne çıkan projelerin şantiye yapıları ile beraber; toplu konutlar, acil yerleşim üniteleri gibi farklı yapıların üretimini gerçekleştirmektedir.

Uluslararası camidaki Türk firmaları içerisinde önemli bir konuma sahip olan Karmod’un gerçekleştirdiği projeler arasında; tüm Avrupa’ya enerji sağlayacak, dünyanın en yüksek rezervli doğalgaz projesi Şahdeniz 2’nin şantiye yapıları, Irak’ın Başkenti Bağdat ve Kut şehirlerinde 7 ay gibi kısa sürede tamamlanan 10 bin kişinin yaşadığı 1884 konutla beraber sosyal tesis yapıları, Nijerya’da BM askeri kamp yapıları yer almaktadır.

Kaynak; https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/gayrimenkul/karmod-silide-santiye-binalari-kurdu/646582